(765 S. K. m. 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112) (6831 S. K. m. 93) (647 S. K. m. 4, 6) (403 S. K. m. 41) (1412 S. K. m. 255) (YCGK. 02.02.1981 T. 1980/3-417 E. 1981/17 K.)
Dava: Devlet ormanından açma yapmak suçundan sanık hakkında açılan kamu davasının zamanaşımı nedeniyle TCYnın 102/4 ve 104/2. maddeleri uyarınca ortadan kaldırılmasına, işgal ve faydalanma suçundan ise sanık Mehmet Alinin 6831 Sayılı Yasanın 93/2, 647 Sayılı Yasanın 4 ve 6ncı maddeleri uyarınca 1.732.114.800 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine, taşınmaz üzerindeki ağaçların zoralımına ilişkin, Kuyucak Sulh Ceza Mahkemesince verilen 1.6.2001 gün ve 51/93 sayılı hüküm, sanık vekili ve katılan vekili tarafından temyiz olunmakla; dosyayı inceleyen Yargıtay 3. Ceza Dairesince 03.04.2002 gün ve 2546/3668 sayı ile;
12.10.1994 tarihli celsede tarafları aynı dava konusu yerle ilgili olduğu tespit edilen Kuyucak Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/221 esas sayılı dava dosyasının ön mesele kabul edilerek sonucunun beklenmesine karar verildiğine ve bu karardan da vazgeçilmediğine göre söz konusu dosya sonuçlanıp kararın kesinleşmesine kadar geçen sürede TCKnun 107. maddesi gereğince zamanaşımının durduğu ve TCKnun 102/4, ve 104/2. maddelerinde öngörülen zamanaşımı süresinin gerçekleşmediği dikkate alınarak yargılamaya devamla suç konusu sahanın açma ve işgal tarihleri bilirkişiye kesin olarak açıklattırılıp sonucuna göre ceza ve ağaçlandırma gideri tayini gerektiği gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkeme ise 28.6.2002 gün ve 66/102 sayı ile;
Kuyucak Asliye Hukuk Mahkemesinin 1992/221 esas sayılı dava dosyası ön mesele kabul edilerek sonucunun beklenmesine karar verilmişse de; suç konusu yerin 1953 yılında kesinleşmiş orman kadastrosu sınırları içinde kaldığı ve orman sayılan yerlerden olduğunun saptandığı, ormanların zilyetlikle tesciline ilişkin tescil davasının sonucunun beklenmesinin TCKnun 107. maddesi kapsamındaki ön meselelerden sayılamayacağı, gereksiz olarak verilen bekleme kararının sanık aleyhine hukuki sonuç doğurmayacağı, sanığın sorgusunun yapıldığı tarih ile hüküm tarihi arasında TCKnun 102/4. maddesinde öngörülen zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Basavcılığının bozma istekli 18.9.2002 gün ve 142994 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup, düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık hakkında kesinleşmiş orman tahdit sınırları içinde açma yapmak suçundan açılan kamu davasının, zamanaşımı nedeniyle ortadan kaldırılmasına karar verilen somut olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, Asliye Hukuk Mahkemesine açılan ve yerel mahkemece sonucu beklenen tescil davasının TCYnın 107. maddesi uyarınca zamanaşımını durduran bir neden olarak kabul edilip edilemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Zamanaşımı yasada yazılı sürelerin geçmesi ile devletin cezalandırma hakkını düşüren, kamu davası açılmamış ise açılmasına, açılmış ise takibine, mahkûmiyet hükmü verilmiş ise cezanın infazına engel olan bir haldir.
TCYnın 102 ila 111. maddelerinde; belli bir sürenin geçmesi nedeniyle kamu davasının açılmaması veya açılmışsa devam olunmayarak düşürülmesi sonucunu doğuran dava zamanaşımı, 112 vd. maddelerinde ise cezanın infazına engel olan ceza zamanaşımı ile ilgili hükümlere yer verilmiştir.
TCYnın 103. maddesine göre tamamen icra olunmuş suçlarda fiilin, teşebbüs olunan veya icra ve ikmal olunamayan cürümler hakkında son fiilin işlendiği tarihten, mütemadi ve müteselsil cürümlerde ise temadi ve teselsülün bittiği günden itibaren başlayan dava zamanaşımı süresi, hiçbir engelle karşılaşmadığı takdirde, suçun gerektirdiği cezaya göre değişen sürelerin dolması ile tamamlanarak, sonuç ve etkilerini doğurur. Bununla birlikte, bazı suçlarda fiile veya faile bağlı nedenlerden dolayı kovuşturmaya başlanamaması, soruşturmanın uzaması, yargılamanın sonuçlandırılamaması hallerinde zamanaşımının dolması ve ceza davasının zamanaşımına uğraması mümkündür. Ceza davasının görülebilmesi olanağı bulunmayan bu hallerde zamanaşımının sürdüğünü kabul etmek haksız sonuçlar doğurur. Bu nedenle ceza yasaları dava zamanaşımının bazı nedenlerle hiç işlemeye başlamayacağı veya işlemeye başladıktan sonra devam etmeyerek duracağı halleri hükme bağlamıştır.
Dava zamanaşımının durması konusu Ceza Yasamızın 107. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir. Hukuku amme davasının ikamesi mezuniyet veya karar alınmasına, yahut diğer bir mercide halli lâzım gelen bir meselenin neticesine bağlı bulunduğu takdirde mezuniyet ve kararın alınmasına yahut meselenin halline kadar müruru zaman durur
Maddede belirtildiği üzere, birinci durma nedeni, kamu davasının görülmesi için izin veya karar alınmasının gerekli olması, ikincisi ise bekletici sorunun çıkmasıdır.
Durma nedenlerinden olan bekletici sorunun bulunduğu hallerde; kanunun emri veya hâkimin takdiri sonucunda ceza davasındaki uyuşmazlığın çözümü her şeyden önce başka bir mercide belirli bir sorunun çözümüne bağlıdır. Böyle bir durumda, sözü geçen sorun çözümlenmedikçe ceza davasına devam etmeye imkan bulunmadığı için, ceza davasının olduğu yerde durması ve sorun çözümleninceye kadar dava zamanaşımının işlememesi gerekir. Bekletici sorunun dava açıldıktan sonra ortaya çıkması da mümkündür. Bu hallerde de 107. maddenin uygulanması gerektiğinden zamanaşımı durur.
Bekletici sorun bazen yasa tarafından zorunlu kılınabilir. Örneğin; Anayasanın 152. maddesinde, bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulayacağı hükümleri Anayasaya aykırı görürse veya taraflarca ileri sürülen aykırılık iddiasının ciddi olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakarak uyuşmazlığın Anayasa Mahkemesince çözümlenmesini bekleyecektir, yine aynı şekilde, 403 sayılı Türk Vatandaşlığı Yasasının 41. maddesi uyarınca, yargılama sırasında Türk vatandaşlığı ile ilgili olarak ortaya çıkan uyuşmazlıklar zorunlu bekletici sorun sayılacak, ceza mahkemesi nisbi muhakeme ile bu sorunu çözemeyecek ve bu uyuşmazlığı Danıştayın çözmesi beklenecektir.
Öte yandan, yine yasalarda bazı hallerin bekletici sorun olarak görülemeyeceği kabul edilmiştir. Örneğin; CYUYnın 255. maddesinin son fıkrasına göre, ceza mahkemesi yaşa itiraz halinde nisbi muhakeme yaparak yaşı düzeltmek zorunda olup, ilgilisinden hukuk mahkemesinde dava açmasını isteyemeyecektir.
Bazen de yargıç serbest bırakılmış, dilerse o sorunun başka bir mercide çözümlenmesine karar verebilmek yetkisi kendisine tanınmıştır. Gerçekten CYUYnın 255. maddesi, medeni hukuka ilişkin bir sorun ile karşılaşan ceza hakimine, bu sorunun yetkili mercide çözümlenmesi için taraflara süre tanımak ya da aynı sorunu bizzat çözümlemek serbestliğini vermiştir.
Bekletici sorun saymanın kendi ihtiyarına bırakıldığı bu gibi hallerde hâkim, bu sorunun kolaylıkla çözülüp çözülemeyeceğini, bekletici sorun olarak kabulünde yarar bulunup bulunmadığını araştırarak sonucuna göre karar vermelidir.
Konuyla ilgili olarak öğretide;
Dönmezer ve Erman, Manziniye atfen; Bir bekletici sorunun bulunması için, açılacak veya açılmış bulunan davanın devamı niteliğinde olmayan bir sorunun çözümlenmesi gerekir; yoksa aynı davada bir sorunun çözümlenmesi bilirkişiye havale edilmişse, yahut bir karara karşı başka bir mercide itiraz olunmuşsa, bunlar aynı davanın birer parçası oldukları için, bekletici sorun sayılmaz ve dava zamanaşımını durdurucu bir etki yapmaz. (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku, İst-1997, 12. bası, Cilt 3, sy. 278)
Prof. Dr. A. Önder ise; Önmeselenin başka bir mercide halledilmesi gerekir; aynı merci bir hadiseyi tespit etmekte ise süre durmaz. Asıl davanın bütünlüğü içinde kalan meseleler, mesela bilirkişi incelemesi süreyi durdurmaz. Halledilmesi halinde önmeselenin mahkemeyi bağlaması gerekir, halledilen mesele hakkında mahkemenin serbestçe değerlendirme yetkisi varsa süre durmaz (Ceza Hukuku Dersleri, sh. 604) şeklinde görüş ileri sürmüşlerdir.
Ceza Genel Kurulunun 02.02.1981 gün ve 417/17 sayılı, 01.10.2002 gün ve 177/326 sayılı kararlarında da; Zilyetlikle bir orman alanının özel mülkiyete geçirilmesinin mümkün olamayacağı, aksi halde, orman sahalarını veya boşluklarını işgal edenlerin zilyetliğe dayanarak buraların maliki olmaları gerekeceği, bu durumun da 6831 Sayılı Yasanın ormanda açma yapmak, işgal ve faydalanmada bulunmak suçları ile ilgili 93. maddesini işlemez hale getireceği belirtilerek, sanıklar tarafından suç tarihinden önce Hazine hasım gösterilmek suretiyle zilyetliğe dayanarak açılan tescil davasının orman suçları ile ilgili bir davada ön sorun teşkil etmeyeceği vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Sanığın kesinleşmiş orman tahdit sınırları içinde 5018 m2lik alanda açma yaptığı iddiasıyla düzenlenen 13.5.1993 tarihli suç tutanağı üzerine, 6831 Sayılı Yasanın 93/2 maddesi uyarınca cezalandırılması istemiyle açılan kamu davasında, 29.6.1993 günü sanığın sorgusu, 13.7.1993 günü ise mahallinde keşif yapılmıştır.
Yapılan keşifte suça konu yerdeki 240 m2lik alanın, kesinleşmiş orman tahdit sınırları içinde kaldığı, orman tahdidinin 1953 yılında yapıldığı, 23.11.1953 gün ve 8564 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak kesinleştiği saptanmıştır.
12.10.1994 tarihli oturumda sanık vekili tarafından suça konu yerle ilgili olarak Asliye Hukuk Mahkemesine 1992/221 esas sayılı dosya ile açılan tescil davasının sanık lehine sonuçlandığı, ancak temyiz edilmesi nedeniyle henüz kesinleşmediğinin ileri sürülmesi üzerine, mahkemece dosya incelenmeksizin sonucunun beklenilmesine karar verildiği, özel dairece iki kez bozulmasına karar verilen dosyada en son 4800 m2lik alanın sanık adına tesciline karar verildiği, bu hükmün Yargıtay 20. Hukuk Dairesince 15.02.2000 gün ve 1167/1366 sayı ile onanarak, 8.4.2000 günü kesinleştiği anlaşılmaktadır.
Sanık Mehmet Ali tarafından 6.9.1992 tarihinde Hazine ve köy tüzel kişiliği aleyhine açılan dava zilyetlik nedeniyle tescil istemine ilişkin olup, Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerin zilyetlikle kazanılması olanağı bulunmamaktadır.
Hukuk mahkemesince yapılan araştırma zilyetlikle kazanılması olanaklı yerlerin miktarının ve zilyetlikle iktisabın diğer koşullarının araştırılmasından ibaret olup, orman olduğu saptanan yerlerin miktarı ile ilgili herhangi bir araştırma yapılmamıştır.
Yerleşik yargısal uygulamalarda da belirtildiği üzere, bir yerin orman olup olmadığı, kadastro yapılmış ise bu haritaya göre, yapılmamış ise bilirkişiler tarafından yöntemine uygun inceleme yapılmak suretiyle saptanacaktır. Taşınmazın kesinleşmiş orman tahdit sınırları içinde kaldığının saptanması halinde, artık orman olup olmadığı yönünde bir araştırma yapılamaz.
Yerel mahkemece yapılacak işlem, suça konu yerde orman tahdidi kesinleşmiş bulunduğundan, tahdit haritasını zemine uygulayarak açma yapılan yerin miktarının saptanmasından ibaret olup, 13.7.1993 günü yapılan keşifte de bu husus yerine getirilmiştir. Bu nedenle, Hukuk Mahkemesine açılan dava sonucunun beklenmesinin gerek suç vasfı, gerekse ağırlaştırıcı nedenlerin uygulanması yönünden herhangi bir etkisi bulunmamaktadır.
Bu itibarla hukuk mahkemesine açılan tescil davasının Devlet ormanından açma yapmak veya işgal ve faydalanma suçlarında, ön sorun olarak kabul edilemeyeceğine, zamanaşımını kesen en son işlem tarihi olan sanığın sorgusunun yapıldığı 29.6.1993 tarihinden itibaren TCYnın 102/4. maddesinde belirtilen 5 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğuna ilişkin direnme kararı isabetlidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri, özel daire ilamındaki gerekçelerle hükmün bozulması yönünde oy kullanmışlardır.
Diğer yönden dosyanın incelenmesinde; 7.5.2001 gün ve 255/78 sayılı iddianame ile işgal ve faydalanma suçundan açılan kamu davasında; sanığın 6831 Sayılı Yasanın 93/2, 647 Sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 1.732.114.800 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği, sanık tarafından temyiz olunan bu hükümle ilgili herhangi bir incelemenin yapılmadığı, özel dairece yapılan incelemenin zamanaşımına uğrayan eylemle sınırlı olarak yapıldığı, yerel mahkemece de bu hükmün kesinleştiği kabul edilerek infaza verildiği saptandığından, mahkûmiyet hükmü ile ilgili temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle;
1. Yerel mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğuna,
2. Mahkûmiyet hükmü ile ilgili temyiz incelemesi yapılmak üzere dosyanın özel dairesine gönderilmesine,
Tebliğnamedeki isteme aykırı olarak 12.11.2002 günü yapılan müzakerede (1) nolu neden yönünden oyçokluğuyla, (2) nolu neden yönünden ise oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy