(765 S. K. m. 308)
Dava: Tehdit suçundan sanık İbrahim'in, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek zorla kendiliğinden hak almaya kalkışmak suçundan dolayı TCY'nin 308/2, 67. ve 647 Sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 121.680.000.-TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Üsküdar 1. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 18.07.2000 gün ve 424/833 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesi'nce 18.2.2002 gün ve 508/2402 sayı ve oyçokluğu ile hükmün onanmasına karar verilmiş, daire üyelerinden N.E. ise; sanığın katılanı tehdit ettiği yolunda katılanın kanıtlarla doğrulanmayan soyut beyanının dışında, kesin ve inandırıcı kanıtlara rastlanamadığından sanık hakkındaki mahkûmiyet kararının bozulması düşüncesiyle çoğunluk görüşüne katılmıyorum. şeklinde karşı oy kullanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 29.04.2002 gün ve 152455 sayı ile;
Yapılan yargılama sonunda sanığın, katılanın samimi iddiası, kaçamaklı savunma ve tüm dosya içeriği gerekçe gösterilerek cezalandırılması yoluna gidilmiştir.
Katılan sanığa başlangıçta 400.000.000.- TL borcu olduğunu kabul etmekle beraber, borcunu kısmi ödemeler şeklinde ödediğini, ancak iflas etmesi nedeniyle senedi alamadığını, buna rağmen sanığın alacaklı olduğunu iddia ile kendisinden faiziyle birlikte 7.000.000.000.-TL istediğini, vermediği takdirde kendisini öldüreceğini söyleyerek tehdit ettiğini ileri sürmektedir.
Buna karşın sanık ise, alacağını istemek için katılanın adresini öğrendiği işyerine gittiğini kabul etmekte, ancak borcunun faizin de eklenmesiyle 7.554.000.000.-TL olduğunu söylemesi üzerine katılanın sinirlenerek kendisinden işyerinden çıkmasını istediğini, bunun üzerine yasal yollara başvuracağını belirterek ayrıldığını belirtmektedir. Sanığın eylemine katıldıkları iddiasıyla haklarında delil yetersizliği nedeniyle beraat kararı verilen sanıklar Şerafettin ve Faruk da sanık İbrahim'in savunmasının aksine bir beyanda bulunmamışlardır.
Sonuç olarak, katılan ve sanık arasındaki alacak-borç ilişkisinden doğan, 1994 yılında 400.000.000.-TL olan alacağın 2000 yılında 7.000.000.000.-TL olarak istendiği hususu sabittir. Sorun sanığın bahsi geçen parayı katılandan isterken, belirtilen şekilde tehdit edip etmediğinde, delil bulunup bulunmadığında odaklanmaktadır. Açıklandığı üzere sanığın, aşamalar boyunca kaçamaklı sayılabilecek bir savunması bulunmamaktadır. İfade ettiği gibi, alacağını istemek için katılan ile görüşmek için gittiğini kabul etmesinin de bu anlamda değerlendirilemeyeceği kuşkusuzdur. Olayın görgü tanığı yoktur.
Maddi gerçeğe ulaşılmasını amaçlayan ceza yargılaması sonunda ancak, elde edilen delillerin, sanığın suçu işlediğinin kesin olarak kanıtlandığı kanısını oluşturacak yeterlikte olması durumunda hükümlülük kararı verilebileceği tartışmasız bir husustur. Somut olayda başkaca delille desteklenmeyen, mahkemece inandırıcı bulunan katılanın iddiası, sanık savunması ve dosya kapsamı karşısında duraksama yaratacak niteliktedir. Nitekim Ceza Genel Kurulu'nun 19.04.1993 gün ve 79-108 sayılı kararında da bu ilke vurgulanmıştır. Tüm bu açıklamalar ışığında, sanık hakkında kurulan mahkûmiyet hükmü, cezalandırmaya yeterli, her türlü kuşkudan arınmış, kesin ve inandırıcı delillere dayanmadığından usul ve yasaya uygun düşmemektedir. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Özel daire çoğunluk görüşü ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun sübuta erip ermediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Katılan Fikri kolluktaki ifadesinde; şeker imalatçılığı yaptığını, işyerine gelen tanımadığı iki kişinin pastane açacaklarını, mal verip veremeyeceğini sorduklarını, kabul edince kartını alıp gittikten bir saat sonra bu kişilerden bir tanesinin ticari bir taksiyle tekrar geldiğini, iki yer bulduklarından hangisini seçeceklerini kendisinin söylemesini istediklerini, bu kişinin durumundan şüphelendiğinden ısrar etmesine rağmen gitmediğini ve telefonla İbrahim adlı bir kişiyle konuşarak acele gelmesini söylediğini, bir süre sonra yedi yıldır tanıdığı ve 1994 yılında faizle para almış olduğu sanık İbrahim'in geldiğini, bu sanığa 1994 yılından 400.000.000.- TL borcu olduğunu, o zaman karşılığında bir müşteri senedi verip sonra bu parayı parça parça ödediğini, fakat iflas ettiği için söz konusu senedi alamadığını, ancak borcunun bulunmamasına rağmen sanık İbrahim'in bu senedi göstererek, yedi milyar lira borcun var, bana öde dediğini, borcu olmadığını belirttiğinde ise, kendini ölü bilirsin, sana üç gün müsaade diyerek gittiklerini, sanık İbrahim'in telefonla arayıp tehditlerini sürdürdüğünü, şikâyetçi olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada ise 1994 yılında sanık İbrahim'den 200 milyon lira borç aldığını, bu kişinin tefecilik yaptığını, borcun katlanarak büyük miktara ulaşmasına rağmen azar azar borcunu ödediğini, ancak aralarında sanık İbrahim'in de bulunduğu tefecilerin, 5 katlı işhanını, arabalarını ve bütün mal varlığını elinden aldıklarını yine de para istemeye devam ettiklerini belirtmiş ve olayların gelişimini kolluk ifadesine uygun anlatarak işyerine ilk gelen iki kişiden birinin sanık Faruk, diğerinin ise saçı dökük bir kişi olduğunu söylemiştir.
Sanık İbrahim, kolluk görevlilerince düzenlenen tutanak başlıklı belge içeriğine göre, Osman adlı kişiyi bir haftadır, yakınanı ise 1994 yılından beri tanıdığını, 1995 yılında yakınanın, kendisine olan borcuna karşılık aldığı 426 milyon liralık senedin ödeme gününe bir ay kala iflas ettiğinden dolayı dükkânını kapattığını öğrendiğini, alacağını tahsil edemediğini, olaydan yaklaşık 15 gün önce yakınanın Ümraniye'de bir şeker imalathanesi açtığını öğrenmesi üzerine, eski tanıdığı olan Şerafettin'den yakınanın adresini tespit etmesini istediğini, olay günü bu kişinin bildirdiği adrese gidip yakınana borcunu ödeyip ödemeyeceğini sorduğunda bir ay sonra ödeyeceğini söylediğini, bunun üzerine faiziyle hesapladığı çizelgeyi göstererek borcunun 7.554.000.000.- TL olduğunu söylediğinde yakınanın sinirlenerek dükkandan çıkmasını istediğini, yasal yollara başvurarak alacağını tahsil edeceğini söyleyerek çıktığını beyan etmiştir.
Aynı gün kolluk tarafından alınan ifadesinde; berber olduğunu, yaklaşık sekiz yıldır tanıdığı ve müşterisi olan yakınanın şekerlemecilik yaptığını, 1995 yılı Haziran ayında kayın biraderinin getirdiği toz şekeri yakınana 426 milyon liraya satıp karşılığında 17 Ekim 1995 tarihli senedi aldıklarını, daha sonra yakınanın işlerinin bozulduğunu ve borcu ödemediğini, bu işe aracı olduğu ve senet bedelini kendisinin ödediğini, yakınanın ise ödeme yapmamak için her fırsatta kendisini atlattığını, bu durumu yakın arkadaşı olan Şerafettin'e anlattığı sırada onun yanında bulunan arkadaşı Osman'ın, tanıdıkları iyi bir avukat olduğunu, senedi vermesi halinde tahsil ettireceklerini söylediğini, ancak Osman adlı kişinin hareketlerinden ve konuşmalarından hoşlanmadığını, çünkü tahsilatçılık havası sezdiğini, bu işi bitirmek için işyerine gittiği yakınanın, bir ay sonra gel 400 milyon liranı vereyim dediğini, yakınana paranın değer kaybettiğini, banka faizine atarsa 7.554.000.000.-TL olacağını, kendisini vicdanı ile başbaşa bıraktığını belirterek işyerinden çıktığı esnada Şerafettin ve Osman'ın da yakınanın işyerine geldiklerini ve ne olduğunu sorduklarında olanları anlattığını, yakınanın, borcunu ödememek için arkadaşlarının geldiğini görerek bunu fırsat bilip kendilerine iftira attığını, yüklenen suçu kabul etmediğini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak, yakınanın iddia ettiği gibi tefecilik yapmasının söz konusu olmadığını söylemiştir.
Aynı olay nedeniyle hakkında dava açılan ve beraat kararı verilen sanık Şerafettin aşamalardaki ifadelerinde tutarlı bir şekilde, önceden arkadaşı olan sanık İbrahim ile olaydan 20-25 gün önce kahvede buluştuklarında sohbet ederlerken Osman'ın da yanlarına geldiğini, sanık İbrahim'in yakınandan 1995 yılından beri alacağı olduğunu, yakınanın sürekli oyaladığını ve belirli bir adresinin olmadığını belirtip bu parayı nasıl alabileceğini sorduğunda Osman'ın, tanıdığı iyi bir avukat olduğunu, söz konusu senedi verirse bu avukatın bu parayı alabileceğini söylediğini, bunun üzerine İbrahim'in senedi Osman'a verdiğini ve ayrıldıklarını, olay günü kahvehanede buluştuklarında diğerlerinin yakınanın dükkânına gidip konuşmak istediklerini söylediklerinde, tatsızlık olabileceğini, gitmemeleri gerektiğini belirtmesine rağmen İbrahim, Osman ve Faruk'un birlikte gittiklerini, belki tatsızlık olur diye kendisinin de yakınanın adresine gittiğinde Faruk'un dışarıda arabada oturmakta olduğunu, tam yakınanın işyerine gireceği sırada İbrahim ve Osman'ın dışarı çıktıklarını, içeride ne olduğunu bilemediğini, ama diğerlerinin bir olay olmadığını, yakınanın bir ay sonra gelin paranızı alın diye söylediğini belirttiklerini beyan etmiştir.
Yine aynı olay nedeniyle hakkında verilen beraat kararı kesinleşen sanık Faruk da sanık Şerafettin'in, Osman'ı bir yere bırakması için arabasını kendisine verdiğini, bunun üzerine Osman'ı, o zamana kadar tanımadığı yakınanın işyerine götürdüğünü, yakınan ve Osman'ın konuştuklarını, dışarıda olduğu için duymadığı bir telefon görüşmesi yapılmasından sonra sanık İbrahim ve Şerafettin'in geldiklerini ve arabanın anahtarlarını vererek ayrıldığını söylemiştir.
Dosyada mevcut senet fotokopisinin incelenmesinde, alacaklının Ahmet, borçlunun Süleyman, ödeme gününün 17.10.1995 ve 426 milyon lira bedelli bono olduğu, arka yüzde sırasıyla Halil, yakınan Fikri, sanık İbrahim ve üzeri karalanmış halde Osman adlarına tarihsiz ciroların bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık aşamalardaki ifadelerinde yakınanın dükkânına gittiğini ve alacağını tahsil edebilmek için yakınanla görüştüğünü ve tartıştığını kabul etmiştir. Her ne kadar yakınanı tehdit etmediğini savunsa da, olay yerine yanında birkaç kişinin daha gitmesi, tahsilatçı olduğunu tahmin ettiğini bildirdiği ve yakalanamadığı için hakkındaki soruşturma evrakı tefrik edilen Osman adlı kişiye yakınandan alacağını kanıtlayan senedi ciro etmiş olması karşısında bu savunmaya itibar edilemez. Nitekim beraat eden sanık Şerafettin'in anlatımları da yakınanın iddialarını doğrular niteliktedir. Bu nedenle yerel mahkemenin sanığın cezalandırılmasına ilişkin hükmü ve özel daire'nin onama kararı isabetlidir. Öte yandan sanığın eyleminin eksik kalkışma aşamasında kaldığının kabul edilmiş olmasına rağmen TCY'nin 61. maddesi yerine 67. maddesinin uygulama maddesi olarak gösterilmesi yerel mahkemece düzeltilebilecek bir daktilo yazım yanılgısı olarak görülmekle bozma nedeni yapılmamıştır.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 14.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy