(765 S. K. m. 2, 40, 72, 81, 95, 308, 495, 496, 497) (647 S. K. m. 4) (2253 S. K. m. 12, 38) (4421 S. K. m. 8)
Dava: Kendiliğinden hak almak suçundan sanıklar Suat, Mustafa ve Metin'in TCY'nın 308/3, 647 Sayılı Yasa'nın 4 ve TCY'nın 72. maddeleri uyarınca 2.120.000. TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına, sanık Suat hakkında Denizli 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 14.07.1994 gün ve 741/582 sayılı, sanık Mustafa hakkında Denizli 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce verilen 31.10.1994 gün ve 638/899 sayılı kararlardaki erteli mahkumiyetlerin TCY'nın 95/2. maddesi uyarınca aynen infazına,
Sanık Ramazan'ın TCY'nın 308/3, 81/1 ve 647 Sayılı Yasa'nın 4 ve TCY'nın 72. maddeleri uyarınca 2.473.333. TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına,
Sanık Şükrü'nün TCY'nın 308/3, 2253 Sayılı Yasa'nın 12/2, 647 Sayılı Yasa'nın 4, TCY'nın 72 ve 2253 Sayılı Yasa'nın 38. maddeleri uyarınca 1.060.000 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine,
Tutuklulukta geçen sürelerin TCY'nın 40. maddesi uyarınca cezalarından mahsubuna, 52.500.000. TL. Vekalet ücretinin sanıklardan dayanışmalı olarak tahsiline, katılanın şahsi haklarının saklı tutulmasına ilişkin, Denizli 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nce verilen 10.11.1998 gün ve 175/240 sayılı hüküm, katılan vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce 02.11.1999 gün ve 6319/6315 sayı ile;
1. Oluşa, kabule, toplanan kanıtlara ve ibra belgesi içeriğine göre TCK'nun 496. maddesinin yollamasıyla aynı yasanın 497/2. maddesine uygun zorla yağma suçu oluştuğu halde, yazılı şekilde 308/3. maddesiyle uygulama yapılması,
2. Kabule göre de;
a) Sanık Ramazan'ın önceki hükümlülüklerinden hangisinin tekerrüre esas alındığının denetime olanak sağlanması bakımından karar yerinde açıklanıp gösterilmemesi,
b) Sanık Ramazan'ın tekerrüre esas alınması gereken hükümlülüğünün 560.000 lira ağır para cezasından ibaret olup, hüküm tarihinden sonra 1.8.1999 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren 4421 Sayılı Yasa'nın 8. maddesine göre, TCK'nun 2. maddesinin sanık yararına uygulanması lüzumu,
c) Suça konu belgenin dosyada delil olarak saklanmasına karar verilmemesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Kabule göre yapılan (2) nolu bozma nedenlerine uyan yerel mahkeme suç vasfına yönelik bozmaya karşı 23.05.2000 gün ve 10/104 sayı ile;
Müdahil hazırlık soruşturması sırasında sanık Suat'tan sadece 10.000 Mark alacağının olduğunu, bu alacağına karşılık sanık Suat'ın olay öncesi 10.000 Mark bedelli bono senedi verdiğini söylemesine ve aynı ifadesinde sanık Suat'tan başka alacağının olduğuna ilişkin herhangi bir beyanda bulunmamasına rağmen, duruşmada sanık Suat'tan 10.000 Mark alacağının dışında 3.400.000.000 lira daha alacağının bulunduğunu, olay öncesi sanık Suat tarafından kendisine verilen 8 adet çekin ise 10.000 Mark alacağına ilişkin olmadığını iddia etmiş, ancak herhangi bir belge ibraz etmemiştir. HMUK'a göre 3.400.000.000. TL alacağın miktarı itibarıyla ancak yazılı belge ile kanıtlanması gerekmektedir.
Müdahil, söz konusu çekleri de 3.400.000.000. TL alacağa karşılık sanık Suat'tan aldığına ilişkin herhangi bir belge ibraz edememiştir.
Sanık Suat tüm aşamalarda dosyadaki örnekleri bulunan çekleri müdahile olan 10.000 Mark borcuna karşılık verdiğini savunmuştur. Müdahilin sanık Suat'tan 10.000 Mark alacağımdan başka diğer alacağıma karşılık dosyadaki çekleri aldım şeklindeki iddiası samimi olmadığı gibi bu iddiayı doğrulayan yazılı belge de ibraz edilememiştir. Müdahilin sanık Suat'tan ne miktarda alacağının bulunduğunun tespiti Hukuk Mahkemesi'ne aittir. Önemli olan müdahil ile sanık Suat arasında alacak-borç ilişkisinin bulunması, suça konu belgenin de bu alacak-borç ilişkisinden dolayı müdahile imzalattırılmasıdır. Sanıklar Metin, Mustafa, Şükrü ve Ramazan'ın müdahilden herhangi bir alacaklarının bulunmamış olması bu sanıkların eylemlerinin kendiliğinden hak almak suçunu oluşturmadığı anlamına gelmez. Sanıklar yakın akrabalık ilişkisi nedeniyle müdahile karşı birlikte eylemde bulunduklarından tüm sanıkların eylemleri gasp suçunu oluşturmayıp kendiliğinden hak almak suçunu oluşturmaktadır.
Sanıklardan Şükrü'nün Adli Tıp uzmanı tarafından yapılan muayenesi sonucu düzenlenen 25.6.1998 gün ve 3319 sayılı raporda sanığın üzerine atılı gasp suçunun farik ve mümeyyizi olduğu belirtilmiş, gasp suçu, kendiliğinden hak almak suçuna göre çok daha ağır bir cezayı öngörmekte ve kendiliğinden hak almak suçuna göre daha vahim bir suç olduğundan, ağır bir cezayı öngören bir suçun farik ve mümeyyizi olan sanık Şükrü'nün şikayete bağlı olan ve gasp suçuna göre daha az bir ceza öngörülen kendiliğinden hak almak suçunun farik ve mümeyyizi de olacağından, iddianamede sanık Şükrü'nün ayrıca kendiliğinden hak almak suçunu da işlediğinden söz edilmediğinden, sanık Şükrü'nün müdahile yönelik açıklanan eylemi Mahkememizce gasp suçunu oluşturmayıp kendiliğinden hak almak suçunu oluşturduğu kabul edildiğinden, sanık Şükrü lehine değişen suçun vasfı sonucu Adli Tıp uzmanı tarafından düzenlenen söz konusu rapora itibar edilerek ayrıca sanık Şükrü hakkında kendiliğinden hak almak suçunun da farik ve mümeyyizi olup olmadığı konusunda rapor alınmasına gerek görülmemiştir. gerekçesiyle oyçokluğuyla direnmiştir.
Bu hükmün de o yer C. Savcısı ve katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığı'nın bozma istekli 8.4.2002 gün ve 117289 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanıkların kendiliğinden hak alma suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda, özel daire ile yerel mahkeme arasındaki ana uyuşmazlık sanıkların eylemlerinin TCY'nın 308/3. maddesinde düzenlenen kendiliğinden hak alma suçunu mu, yoksa TCY'nın 496. maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 497/2. maddesinde belirtilen gasp suçunu mu oluşturduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Katılan Mesut kollukta; sanık Suat'ı tanıdığını, kendisine 10.000 DM borç verdiğini ve karşılığında senet aldığını, birçok kez alacağını istemesine rağmen ödenmediğini, en son 23.6.1998 günü sanığın işyerini aradığında, sanık tarafından saat 19.30 sıralarında işyerine gelmesi, paranın ödeneceğinin kendisine söylendiğini, işyerine gittiğinde sanığın oğlu ve kayınbiraderleri ile birlikte kepenkleri kapatarak senedi istediğini, yanında olmadığını söyleyince kendisini darp ederek silah ve bıçak tehdidi ile zorla alacağın ödendiğine dair belge düzenletip imzalatıldığını,
Duruşmada ise sanık Suat'tan 10.000 DM dışında ayrıca 3 milyar 400 milyon TL. daha alacağının bulunduğunu, çeklerin 3.400.000.0000. TL. alacak karşılığı verildiğini, DM. alacağına karşılık çek değil senet verildiğini, tüm sanıklardan şikayetçi olduğunu söylemiştir.
Sanık Suat kollukta şikayetçiden 10.000 DM. borç aldığını, karşılığında 2.800.000.000. TL. bedelli müşteri çeki verdiğini, 10.000 DM. lik senedi geri alacağını, ancak şikayetçinin kendisini oyalayarak senedi iade etmediğini, çeklerden 452 milyon bedelli olanın şikayetçi tarafından tahsil olunduğunu, diğerlerinin ise henüz gününün gelmediğini, 23.06.1998 günü Avukat N.Ç.'yle görüştüğünü, aynı gün şikayetçinin kendisini arayıp senedi vereceğini söylediğini, saat 20.30'da gelen şikayetçiden senedi istediğini, ancak katılanın senedin yanında olmadığını söylemesi üzerine, imzalı bir belge vermesini istediğini, bunun üzerine şikayetçi Mesut'un, işyeri amblemini taşıyan bir kağıda, 10.000 DM. aldığını belirten bir belge imzalayıp verdiğini, daha sonra aralarında tartışma çıktığını, birbirlerini itelediklerini, kolunun çizildiğini, büro içindeki dolaba çarpan şikayetçinin ise burnunun kanadığını, zorla senet imzalatmadığını,
Sulh Ceza Mahkemesi ve duruşmada ise benzer anlatımda bulunarak, aldığı borç karşılığı 10.000 DM. lik teminat senedi ile 2.800.000.000. TL. bedelli müşteri çeki verdiğini, şikayetçinin çek bedellerini tahsile koyması üzerine teminat senedinin onda kalmasını istemediğini, görüştüğü avukatın, 10.000 DM. aldım şeklinde bir belge alması gerektiğini söylediğini, dükkanına gelen şikayetçiden senedi istediğini, üzerinde olmadığını söyleyince, 10 bin markımı aldım, senedi Suat'a iade edeceğim şeklinde bir belge yazarak vermesini istediğini, şikayetçinin belgeyi yazdıktan sonra neden avukata gittin diyerek kendisi ile tartıştığını, itişip kakıştıklarını savunmuştur.
Sanık Şükrü aşamalarda; babasının isteği üzerine, alacağını aldığına ilişkin belge veren şikayetçi ile babası arasında daha sonra tartışma çıktığını, şikayetçinin kafasını dolabın köşesine çarpması üzerine burnunun kanadığını, dayısı Ramazan ile birlikte ayırmaya çalıştıklarını, belge imzalanırken diğer sanıkların yanlarında bulunmadıklarını, zorla belge imzalatılmadığını söylemiş, sanık Ramazan da benzer şekilde savunma yapmıştır.
Sanık Mustafa kollukta, senet imzalandığını görmediğini, büro içerisinden sesler gelmesi üzerine, büroya gittiklerini, Suat ve Mesut'u ayırdıklarını, Mesut'un burnunun kanadığını, Suat'ın ise kolunun çizildiğini, Sulh Ceza Mahkemesi ve duruşmada ise; yazıhaneye girdiklerinde kavganın bittiğini, kavga ve belge imzalanmasını görmediklerini söylemiştir.
Sanık Metin, aşamalarda büroya çıktığında Suat ile Mesut'un itişip kakıştığını gördüğünü, Ramazan ile birlikte ayırdıklarını, yanında herhangi bir belge imzalanmadığını, kendisinden sonra da kardeşi Mustafa'nın büroya geldiğini beyan etmiştir.
Tanık Nihat duruşmada; Büromda otururken Suat yanıma geldi, Mesut'a 10 bin DM. lik borcuna karşılık senet ve 2 milyar 800 milyon civarında müşteri çeki verdiğini, çeklerden birkaç tanesinin Mesut tarafından tahsil edildiğini, bir kısmının ise henüz gününün gelmediğini, çeklerin hepsinin tahsili halinde senedi iade etmeyebileceğinden korktuğunu, bu durumu tespit etmek için dava açmamı istedi, kendisine, bu çekleri 10 bin DM. lik borca karşılık verdiğini belgeleyip belgeleyemeyeceğini sordum, olumsuz cevap verdi, bu durumda dava açsak bile kazanamayacağımızı, en iyisinin şikayetçi ile konuşup halletmek olduğunu söyledim. Mesut'u büroma çağırdım, geldi durumu kendisine anlattım, bana; bu olayı avukata vermelerine üzüldüğünü, devamlı görüşüp konuşan dost insanlar olduğunu söyledi. O zaman aralarında görüşüp halletmelerini söyledim, bunun dışında bir bilgim yoktur. şeklinde beyanda bulunmuştur.
Şikayetçinin zorla senet imzalatıldığı iddiası üzerine olay yerine gidilerek, düzenlenen olay yeri tutanağında; büro içinde yerde bulunan halıfleks, sehpa ve kül tablasında kan lekeleri saptanmış, başkaca bir suç aleti ve unsuruna rastlanılmamıştır.
Sanık tarafından ibraz edilen çek fotokopilerinin incelenmesinde; 14.07.1998, 25.08.1998, 25.07.1998, 20.06.1998, 17.07.1998 ve 25.06.1998 keşide tarihli, 240, 435, 619, 452, 340 ve 220 milyon bedelli oldukları, katılana sanık Suat tarafından ciro edildikleri, 452 milyon bedelli çekin 22.06.1998 tarihinde şikayetçi Mesut'a ödendiği saptanmış, ayrıca katılan vekili tarafından alacağın 2 milyar 800 milyon olmayıp 3 milyar 400 milyon olduğuna ilişkin 25.07.1998 keşide tarihli 600 milyon bedelli hamiline düzenlenmiş bir çek fotokopisi daha dosyaya sunulmuştur.
Katılana ait raporlarda; yüzde ve saçlı deride muhtelif çapta ve ebatta künt travmaya bağlı ekimozlar bulunduğu, şahsın hayati tehlikeye maruz kalmayıp, 5 gün iş ve güçten kalacağı,
Sanık Suat'a ait raporda ise sağ kol, sağ omuz ve göğüste ağrı şikayeti ve sıyrıklar saptandığı belirtilmiştir.
Uyuşmazlık konusu somut olayda sağlıklı bir çözüme ulaşabilmek için bu konudaki yasal düzenlemeleri de incelemekte yarar bulunmaktadır.
Türk Ceza Yasası'nın 2. kitabında, Mal Aleyhinde Cürümler başlığını taşıyan onuncu bap 495 vd. maddelerinde düzenlenen yağma suçu; TCY'nın 496. maddesine göre, cebir, şiddet (maddi cebir) veya tehdit (manevi cebir) kullanmak suretiyle, o kişinin veya başkasının zararına hukukça hükmü haiz bir senet vermeye veya imzalamaya yahut koparıp mahvetmeye zorunlu bırakılması ile oluşur, yağma suçlarının ortak ağırlaştırıcı nedenleri ise TCY'nın 497. maddesinde gösterilmiş olup, TCY'nın 497/1. maddesine göre, fiilin geceleyin veya silahla işlenmesi, 497/2. maddesinde ise, belirtilen fiillerin, yol kesmek suretiyle veya içlerinden birisi görünür şekilde silahlı bulunan ikiden fazla kişi tarafından veya kıyafetini değiştirmiş kişiler tarafından işlenmesi ağırlaştırıcı neden olarak belirtilmiştir.
Türk Ceza Yasası'nın 2. kitabında, Adliye Aleyhinde Cürümler başlığını taşıyan dördüncü babında yer alan kendiliğinden hak alma cürmü ise 308. maddede düzenlenmiş olup;
Bir kimse hükümete müracaata muktedir olduğu ahvalde iddia eylediği bir hakkı istihsal maksadıyla eşya üzerinde kuvvet sarfıyla kendiliğinden hakkını ihkak ederse.... mahkum olur.
Eğer fail eşya üzerinde değil de eşhasa karşı tehdit veya şiddet istimal etmiş olursa..... mahkum olur.
Şiddet silah ile veya dövmek veyahut yaralamak ile vukua gelirse işbu dövmek veya yaralamaktan dolayı 456'ncı maddenin birinci fıkrasında beyan olunan ahvalden daha ağır bir netice husule gelmediği takdirde ... aşağı olamaz.
Cürmün faili hakkını ispat ederse göreceği cezanın dörtte üçü kadarı indirilebilir... hükmü yer almaktadır.
Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş yargısal kararlarda da kabul edildiği üzere, bu suçu diğer suçlardan ayıran en önemli unsur, failin kendisini haklı sayması ve bu niyetle hareket etmesinin yeterli olmasıdır. Bir başka deyişle failin, iddia ettiği hakkın gerçekten sahibi olup olmadığının önemi yoktur. Yeter ki böyle bir hakka sahip olduğuna inanmış olsun. Kaldı ki, hak sahibi olduğunu kanıtlarsa 308. maddesinin 4. fıkrasına göre cezası zaten indirilecektir. Ancak, iddia edilen hakkın faile ait bulunması, en azından sanığın bu konudaki iradesini haklı gösterecek objektif kanıtların varlığı gerekir.
Bu bilgiler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; katılandan 10.000 DM. borç para alan sanık Suat'ın bu borcuna karşılık katılan Mesut'a borç senedi ve 7 adet müşteri çekini ciro ederek verdiği, çek bedellerini tahsile başlayan katılanın senedi kendisine iade etmeyeceği kuşkusuna kapılan sanığın, bu durumu tanık olarak beyanı saptanan Avukat Nihat'a anlattığı, tanığın çeklerin 10.000 DM. lik borca karşılık verildiğine ilişkin bir belge alınmadığı takdirde, dava açılsa dahi kazanma olasılığının bulunmadığını beyan etmesi üzerine, katılanın, tanık avukatın yazıhanesine çağrılarak konunun görüşüldüğü, katılanın dost olduklarını söyleyerek, bu konunun avukata verilmesine üzüldüğünü ifade ettiği, aynı gün katılanın sanık Suat'ı arayarak senedi vereceğini bildirdiği, sanık Suat'ın yazıhanesine giden katılan Mesut'un senet iade edildiği takdirde çek bedellerinin ödenmeyeceği endişesiyle senedin üzerinde olmadığını söylediği, bunun üzerine aralarında tartışma çıktığı, katılanın, sanıklar tarafından darp edilerek suça konu ibra belgesinin alındığı, sanık Suat'ın iddia ettiği hakkın varlığına ilişkin iradesini haklı gösterecek kanıtların bulunduğu, diğer sanıkların da aynı irade ile hareket ettikleri, eylemlerinin gasp suçunu değil, kendiliğinden hak alma suçunu oluşturduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, suç vasfına yönelik direnme isabetli olup, hükmün sair yönlerinin incelenmesi için dosyanın özel dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan 7 kurul üyesi, özel daire ilamında belirtilen nedenlerle direnme hükmünün bozulması yönünde oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkemenin suç vasfına ilişkin direnme hükmünün isabetli olduğuna, uyulan bozma nedenleri ve 4616 Sayılı Yasa hükümleri uyarınca inceleme ve değerlendirme yapılmak üzere dosyanın Yargıtay 6. Ceza Dairesi'ne gönderilmesi için, Yargıtay C.Başsavcılığı'na tevdiine, 14.05.2002 günü yasal oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy