(765 S. K. m. 345) (1219 S. K. m. 75)
Dava: Özel evrakta sahtecilik suçundan sanık N. G. S'in TCY.nın 345. maddesi uyarınca 1 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Ankara 22. Asliye Ceza Mahkemesince 16.11.1998 gün ve 452/1270 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 22.06.2000 gün ve 4698/4770 sayı ile; "1- Suça konu belgede adı geçen K.P.'dan, anılan sağlık kuruluşuna herhangi bir başvurusu olup olmadığı ve hakkında ne gibi işlem yapıldığı sorulup saptandıktan sonra, mağdurun konu hakkında bilgilenmesini sağlayan K. K. da dinlenip, 1219 sayılı Yasanın 75. maddesine göre Yüksek Sağlık Şurasının da görüşü alındıktan sonra sonucuna göre hukuki durumun tayini gerektiğinin gözetilmemesi,
2- Kabule göre;
Yasal ve yeterli olmayan gerekçeyle 647 sayılı Yasanın 6. maddesinin uygulanmaması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 07.12.2000 gün ve 889-1110 sayı ile; "Suça konu belgenin sanığın sahibi olduğu sağlık merkezinde düzenlendiği ve anılan belgedeki imzanın da ona ait olduğu saptanmıştır. Bu durum karşısında, suça konu belgede adı geçen K.P. ile mağdurun bilgilenmesini sağlayan K. K'nın dinlenmeleri sonuca etkili değildir.
Öte yandan, sanığa yüklenen suç tebabet ve şuabatı sanatlarının icrasına ilişkin bir suç değil, özel belgede sahtecilik suçudur. Bu suç yönünden Yüksek Sağlık şurasından görüş alınmasına gerek bulunmamaktadır. Kaldı ki, suç kastının var olup olmadığının tayini olaysal olarak delilleri değerlendiren Hakime aittir.
Bozulan önceki kararda sanığın geçmişteki hali ve suç işleme hususundaki eğilimi, dosyaya yansıyan kişiliği, işlediği suçtan pişmanlık duyduğunun anlaşılamaması ve tekerrüre esas olmayacak biçimde sabıkasının bulunduğu gerekçe gösterilip 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uygulanmamıştır.
Oluş ve dosyada varolan deliller sanığın olumsuz kişiliğini ve suç işleme eğilimini açıkça ortaya koyduğuna göre gösterilen bu gerekçe yeterli ve yasaldır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "onama" istekli 10.05.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Sanığın özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, yakınan ve sanığın ifadelerinde adı geçen kişilerin tanık olarak dinlenilmesi, sanık hakkında Yüksek Sağlık Şurasından karar alınması suretiyle soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği ve sanık hakkındaki cezanın ertelenmesine yer olmadığına karar verilirken gösterilen gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Özel Dairenin birinci bozması, öncelikle çözümlenmesi gereken önsoruna ilişkin bulunduğundan bu husus ele alınarak incelenmiştir.
Uyuşmazlık konusuyla ilgili 1219 sayılı Yasanın 75. maddesi, "Tababet ve şuabatı sanatlarının icrasından mütevellit ceraimde mahkemelerin muvafık görecekleri muhtebirin rey ve mütalaasına müracaat hakkındaki serbestileri baki kalmak şartıyla meclisi alii sıhhinin mütalaası istifzar edilir" hükmünü taşımaktadır.
Bu yasa hükmüne göre, doktorların tedavi görevlerini yerine getirirken, bu görevin yerine getirilmesinden doğan suçlarının kovuşturulmasında Yüksek Sağlık Şurasından görüş sorulması gerekmektedir. Yoksa, bu hüküm doktorların bütün işledikleri suçlarda bu kurumun görüşünün alınması gibi bir yasal zorunluluk getirmemektedir.
Öte yandan, yerleşmiş yargısal kararlarda vurgulandığı üzere, TCY.nın 345. maddesi ile hüküm kurulabilmesi için özel evrakta sahtecilik yapılması yeterli değildir. Suçun oluşması için, maddede belirtildiği üzere sahte olarak düzenlenen özel evrakın kullanılması gerekmektedir. Bir başka anlatımla "kullanma", bu suçun unsurlarındandır. Bu suçta fail, çıkar sağlamak bilinci ile hareket etmekte, gerçekleştirmek istediği netice, karşı tarafa zarar verip kendisine çıkar sağlamak olduğu için de sahte olarak düzenlenen özel evrakın kullanılması şarttır.
İncelenen dosya içeriğine göre; Yakınan A. M.; Ağıldere C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde; sanık Dr. N.G.S.'in, dahiliye uzmanı olduğunu ve özel poliklinik işlettiğini, sanıkla 1992 yılında tanıştıklarını, ancak aynı yıl kendisinin yurt dışına gidip 1994 yılında geri döndüğünü ve 1995 yılında da B... Üniversitesinde göreve başladığını, sanığın işlettiği hastanede çalışan Dr. K.K.'nın, ameliyatlarını kendisinin çalıştığı hastanede yaptığını ve bir ultrasonografi raporunda kendisinin imzasını görüp, kendisine hastayı bir daha değerlendirip değerlendiremeyeceğini sorduğunda raporu görmek istediğini, söz konusu raporun kendi adı kullanılarak düzenlendiğini anlayıp sanığı telefonla arayarak görüştüğünde, yanında bir radyolog çalıştığını, bu kişi işten ayrılınca kendisinin kaşesini kullandığını söylediğini, halbuki kaşe bırakmadığını, zaten sahte olan bu kaşede diploma numarasının da bulunmadığını, sanığa ait poliklinikte hiç bir zaman çalışmadığını, yalnızca iş görüşmesi için gitmiş olduğunu, söz konusu raporun sahte olduğunu anlayınca sorumluluğunun doğacağını düşünerek il sağlık müdürlüğüne baş vurduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ancak 1992 yılında sanığa ait poliklinikte birkaç hasta muayene ettiğini, o tarihlerde uzman olmadığını, hiç bir surette kaşe bırakmasının söz konusu olmadığını, sanıktan şikayetçi olduğunu söylemiştir.
Sanık N.G.S. ; C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Check-Up C
.. Doktorlar Grubu Tıp Merkezinin sahibi ve sorumlu hekimi olduğunu, yakınan doktorun 1991 yılında yanında yaklaşık 9 ay radyolog olarak çalıştığını, daha sonra Amerika'ya gittiğini, o zamandan kalma kaşesinin olduğunu, 04.12.1996 tarihinde yanında çalışan uzman radyolog Dr. Özlem'in kaşesi henüz yapılmadığı için sekreter Ebru D'in, söz konusu ultrasonografi raporunun altına yakınana ait kaşeyi bastığını ve doktor tarafından imzalandığını, yakınan telefonla kendisini arayana kadar bundan haberi olmadığını, durumu öğrenince sekreteri çağırıp sorduğunda, o günlük bir olay olduğunu söylediğini, sahte evrak düzenlemediğini, böyle bir kastının olmadığını, asıl raporu yazan ve hastayı muayene edenin bevliye uzmanı Dr. Zorlu P. olduğunu, sonucu sekretere dikte ettirdiğini ve hasta dosyasına da yazdığını, aslında bu doktorun kaşesinin basılıp raporun imzalanması gerekirken sekreterin bunu bilmemesinden dolayı bu aksaklığın meydana geldiğini, bu raporun, inceleme sonucunun yazılı olarak hastaya bildirilmesinden ibaret olup bunun başka bir yerde kullanılmasının ve bir zarar doğmasının söz konusu olmadığını beyan etmiştir.
Duruşmada ise. yakınanın kedi tıp merkezlerinde 2 ay kadar çalıştığını, daha sonra ayrıldığında kaşesini unuttuğundan sekreterinin yanlışlıkla söz konusu rapora basıp kendisine getirdiğini, kendisinin de iş yoğunluğu nedeniyle okumadan imzalamış olduğunu, rapordaki imzanın kendisine ait olduğunu, ancak suç kastının bulunmadığını söylemiştir.
Tanık Ebru D. ise C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde; 1995 yılı Haziran ayından beri sanığa ait tıp merkezinde sekreter olarak çalıştığını ve yoğun bir iş ortamı olduğunu, doktorlar tarafından müsvedde olarak yazılan raporları kendilerinin daktilo ettiklerini, ancak söz konusu rapora yakınanın kaşesini kimin bastığını ve yerine kimin imza attığını bilemediğini, aslında ayrılan doktorların kaşelerinin iptal edildiğini, yakınanınkinin neden iptal edilmediğini ve raporun düzenlendiği tarihte tıp merkezinde radyoloji uzmanı olup olmadığını da bilemediğini beyan etmiştir.
Duruşmada ise, işten ayrıldığını, kendisinin çalıştığı iki buçuk yıllık dönemde yakınanın aynı tıp merkezinde çalışmadığını, yakınana ait kaşeyi bir hasta için düzenlenen rapora yanlışlıkla basıp sanığa imzalattığını hatırlamadığını, öte yandan çalıştığı dönemde yakınandan kalma bir kaşe bulunup bulunmadığını da bilmediğini söylemiştir.
Suça konu raporun incelenmesinde; Check-Up C
., Dr. G.S. Doktorlar Grubu antetli bir kağıda. K.P. adlı hasta için düzenlenmiş 04.12.1996 tarihli ultrasonografi raporu olduğu, altında, "Dr. M.A., Radiologist, H... Cad. No: 193/1-2, Çankaya Ankara" ibaresi yazılı kaşenin basılı ve üzerinin imzalı olduğu anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp somut olay değerlendirildiğinde; sanığın, işlettiği ve doktor olarak yöneticiliğini yaptığı özel tıp merkezinde, K.P. adlı hasta hakkında düzenlenen ultrasonografi raporunu, yakınan doktor adına kaşe basıldığı halde yerine imzaladığı duruşmadaki anlatımlarıyla da sabittir. Yukarıda da ayrıntılı olarak açıklandığı üzere tedavi işlemi ile ilgili olmayan bu konuda artık Yüksek Sağlık Şurasından görüş sorulmasına gerek yoktur. Ancak, sanığa yüklenen özel evrakta sahtecilik suçunun kullanma unsurunun olayda ne şekilde gerçekleştiği hususunda bir açıklık bulunmamaktadır. Suça konu ultrasonografi raporunun çıkar sağlayacak şekilde kullanılıp kullanılmadığının belirlenmesi için, hasta K.P'a ait Check-Up C
. Doktorlar Grubu Tıp Merkezince düzenlenmiş hasta dosyası getirtilip, bu hastanın ve tedavisini üstlendiği söylenen Dr. K.K. ile yine hastanın muayenesini yaptığı bildirilen Dr. Zorlu P'un tanık olarak dinlenmeleri suretiyle soruşturmanın genişletilmesi gerekmektedir. Böylece, suça konu raporun çıkar sağlamak için sahte olarak düzenlenip, kullanılıp kullanılmadığı konusu açıklığa kavuşturularak sonucuna göre sanığın hukuki durumu tayin edilmelidir.
Bu itibarla noksan soruşturmaya dayalı olarak sanığın cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olduğundan bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 04.06.2002 tarihinde tebliğnamadeki isteme aykırı olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy