(765 S. K. m. 59, 71, 80, 339, 342)
Dava: Sahte resmi evrak düzenlemek suçundan sanık P.'nin TCY'nın 339/1, 80, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 11 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanıklar Aydın ve İbrahim'in beraatlarına ilişkin Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 09.12.1994 gün ve 71-183 sayı ile verilen hükmün katılan SSK vekili ve sanık P. vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce 22.6.1995 gün ve 6812-7196 sayı ile;
Suça konu belgeleri diğer sanığa düzenletmek ve kullanmak suretiyle sanıklar İbrahim ve Aydın'ın suçlarının sabit olduğunun gözetilmemesi,
Sanık P. hakkındaki temyize gelince;
Ayrı ayrı ve uzun sayılacak sürelerle sahte evrak düzenleyen sanık P. hakkında TCY'nın 71. maddesi yerine 80. madde ile uygulama yapılması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkemece bozma kararına uyulmuş olup, sanıklar P., Güllü ve Bayram haklarında yerel mahkemenin 1995/49 esasında kayıtlı ve Bağ-Kur Genel Müdürlüğü'ne karşı benzer şekilde resmi evrakta sahtecilik suçu işledikleri iddiasıyla açılan dava ile daha önce anılan dava ile birleştirilen Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1995/93 esasında kayıtlı ve sanıklar P., Güllü, Bayram, M., Veysel ve Hüseyin haklarında SSK Genel Müdürlüğü'ne yönelik sahtecilik suçu işlediklerine ilişkin kamu davaları ile ayrıca yerel mahkemenin 1995/83 esasında kayıtlı olan ve sanıklar P., İshak, Ferruh, Aydın, Melahat, Zöhre, Hatice, Atlas, Cemal, Behiye ve Ata haklarında SSK Genel Müdürlüğü'ne yönelik sahtecilik suçu işledikleri iddiasıyla açılan kamu davası da birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda 27.3.2001 gün ve 170-134 sayı ile sanıklar Melahat ve Atlas haklarındaki davaların tefrikine, sanıklar Hüseyin, Veysel, M., İshak, Aydın ve Ferruh'un beraatlarına, sanık P.'nin TCY'nın 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 339/1, 59, 71. maddeleri uyarınca sonuç olarak 28 yıl 84 ay ağır hapis cezasıyla; sanıklar İbrahim, Behiye, Zöhre, Hatice, Cemal, Ata ve Aydın'ın ayrı ayrı TCY'nın 339/1, 59. maddeleri uyarınca 2 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla; sanıklar Güllü ve Bayram'ın ise ayrı ayrı TCY'nın 339/1, 59, 339/1, 59, 71. maddeleri uyarınca 4 yıl 12 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına karar verilmiştir. Bu kararın katılan SSK ve Bağ-Kur vekilleri, sanıklar Cemal, Aydın, Behiye ve Hatice vekili, sanık Zöhre vekili, sanıklar Güllü ve Bayram vekili ile sanık Ata vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce 22.5.2002 gün ve 16300-6746 sayı ile;
1. a) Sanıklar Veysel, M., Hüseyin, İshak, Emiraslan ve Ferruh'un beraatlarına,
b) Sanıklar İbrahim, Aydın, Behiye, Cemal, Ata, Hatice ve Zöhre'nin sahtecilik suçundan mahkûmiyetlerine,
c) Sanıklar P., Bayram ve Güllü'nün, Sosyal Sigortalar Kurumu'na karşı sahtecilik eylemlerinden mahkûmiyetlerine ilişkin hükümlerin onanmasına;
2. Sanıklar P., Bayram ve Güllü hakkında Bağ-Kur'a karşı sahtecilik eyleminden kurulan hükme yönelen temyize gelince;
Sanık P., Bağ-Kur Genel Müdürlüğü'nde görevli olmadığından bu sanık ile diğer sanıklar Bayram ve Güllü'nün katılan Bağ-Kur Genel Müdürlüğü'ne karşı sahte vergi dairesi bildirimlerini içeren işe giriş ve iş bırakma formlarını düzenleyip kullanmaları eylemlerinin TCK'nun 342/1, 80. maddelerine uygun nitelikte bulunduğu gözetilmeden yazılı şekilde uygulama yapılması isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 1.7.2002 gün ve 151475 sayı ile;
1. TCK'nun 339. maddesindeki suçun oluşabilmesi için bir memurun, memuriyetini icrada sahte bir resmi belge düzenlemesi gerekir. Yani, sahte resmi belgeyi düzenleyen memur olması, hem de memurun sahte resmi belgeyi düzenlemeye yetkili olması gerekir. TCK'nun 339. maddesindeki memuriyetini icradadan maksat, memurun görevi sırasında ve kanuni yetkisine dayanarak bir belgeyi sahte olarak düzenlemesi gerekmektedir. Sahte resmi belge düzenleyen kişinin memur olmasına rağmen memurun görevi ile düzenlenen belge arasında nedensellik bağı yoksa bu tür sahtekarlık suçu işleyenlerin TCK'nun 342. maddesine göre cezalandırılmaları gerekmektedir. P.'nin SSK'na bağlı Ankara Sigorta Müdürlüğü'nde çalıştığı ve SSK'nın 7. maddesine göre ceza uygulaması bakımından memur sayıldığı konusunda ihtilaf yoktur. Ancak düzenlediği sahte resmi belgeleri düzenlemeye yetkili olmadığı düşüncesindeyiz. Sanık P.'nin diğer sanıklar veya akrabalarının SSK'dan aylık alabilmeleri veya gün kazanmaları için sahte SSK 4 aylık sigorta primleri bildirgesi, işe giriş ve işi bırakma bildirgesi, isteğe bağlı sigortalılık dilekçesi, tahsis öncesi talep dilekçelerini düzenleyerek imzalayıp kurumuna verdiği anlaşılmıştır.
Sahte belgelerin düzenlendiği işyerleri sanık P.'nin yakın ilişki içinde olduğu yerler olup, örneğin birçok kişi için düzenlenen SSK 4 aylık işe giriş bildirgelerinin düzenlendiği Kardeşler apartmanının sahibi ve yöneticisi sanık P.'nin kayınpederi İshak'a ait olduğu Hüseyin'e ait 166218.04 sicil numaralı bina inşaatının muhasebe kayıtlarının sanık P. tarafından tutulduğu bilinmektedir.
Sanık P.'nin düzenlediği sahte belgeler gün kazandırıldığı dönemde değil geçmişe yönelik olarak düzenlenip zamanında SSK'na verilmiş gibi tarih ve sayı verildiği, özellikle birleştirilen 1994/174 esas sayılı dosya içinde kurum Baş Müfettişi S.K. tarafından düzenlenen 5.11.1993 tarihli soruşturma raporunun 6. Sayfasında Kurban ile ilgili bölümde açıklanmıştır. Ankara Sigorta Müdürlüğü'nde memur olan sanık P.'nin bahsedilen belgeleri düzenlemeye yetkili olup olmadığının mahkemelerce, birleştirilen yargılama dosyalarında kurumundan sorulmadığı anlaşılmıştır. Ancak P.'nin yargılandığı Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1994/222 esas sayılı dosyasına SSK Genel Müdürlüğü hukuk müşavirliğinin 18.7.1999 tarihli ve Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1995/22 esas sayılı dosyasına Ankara Sigorta Müdürlüğü'nün gönderdiği 16.7.1999 tarih ve 67714 sayılı yazıları dosya içine sanık vekili tarafından konmuştur. Ankara Sigorta Müdürlüğü'nün 16.7.1999 tarihli cevabi yazısında P.'nin Ankara Sigorta Müdürlüğü'ne geldiği 2.8.1983 tarihinden 20.09.1991 tarihine kadar 4. İşverenler servisinde, 20.9.1991-8.2.1993 tarihleri arasında tasarrufu teşvik servisinde, 8.2.1993-24.2.1993 tarihleri arasında hastalık servisinde, 24.2.1993-5.4.1993 tarihleri arasında gün tesbit servisinde 5.4.1993 tarihinden işten ayrıldığı 12.7.1993 tarihine kadar bilgi işlem servisinde çalıştığı bildirilmiş, bahsi geçen yazının devamında ise aynen ...c) SSK Genel Müdürlüğü'nün: SSK işlemleri yönetmeliğinin 34. maddesine istinaden fiilen veya kayden çalıştıkları tesbit edildiği halde sigortalı işe giriş bildirgesi, aylık sigorta primleri bildirgesi, 4 aylık sigorta primleri bordrosu verilmemiş olan veya noksan verilmiş bulunan sigortalılara ait bu belgeler kurumca yapılacak (30 gün süreli) tebligat ile işveren veya aracıdan istenebilir.
Söz konusu belgeler yapılan tebligata rağmen verilmediği takdirde kurumca resen düzenlenir.
Bu durumda adı geçen personel bazı belgeleri düzenlemiş olabilir.
d) Yukarıda anılan belgeleri ilgili servislerdeki her memur işi hazırlamaya veya hazırladığı işi kaşesini basıp imzalamak zorundadır. (Adı geçen yetkili biri değildir)... denilmektedir.
Yukarıdaki 16.7.1999 tarih ve 67714 sayılı yazının girdiği Ankara 6. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1995/22 esas sayılı dosyasında sanık P.'nin Hasan ve Haşim'e sahte sigorta prim bordrosu, tahsis dilekçesi düzenleyip sahte gün kazandırmaktan yargılanıp sanık P.'nin TCK. 342/1, 80. maddelerine göre cezalandırıldığı ve Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 8.12.2000 tarih ve 6914-9358 esas-karar sayılı, ilamıyla onandığı anlaşılmıştır. Yine benzer suçlardan P. hakkında Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 25.1.2000 tarih 1994/187 esas 2000/8 karar sayılı kararında sanık hakkında TCK 339. maddesinden kurulan hüküm Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 29.9.2000 tarihli kararıyla sanığın görevli olmadığından bahisle hükmün bozulduğu dosya içindeki sanık vekilinin dilekçe ekinde sunduğu kararlardan anlaşılmıştır.
Sanık P. incelediğimiz bu dosyada da sahte SSK aylık ve 4 aylık işe giriş bildirgeleri düzenleyerek gün kazandırdığı ve sahte olarak tahsis talep dilekçeleriyle isteğe bağlı sigortalılık dilekçeleri düzenlediği anlaşılmıştır. Yukarıda bahsi geçen Ankara Sigorta Müdürlüğü'nün 16.7.1999 tarih ve 67714 sayılı yazısında ilgili serviste çalışan memurun bu belgeleri düzenleyebileceği ancak P.'nin yetkili biri olmadığını açıkça belirtmiştir. Kaldı ki P. 1989 yılından 1993 yılında işten ayrıldığı tarihe kadar değişik servislerde çalıştığı halde bu belgeleri düzenlemeye devam etmiştir. Birleştirilen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1995/83 esas sayılı dosya içindeki SSK müfettişlerinin hazırladığı 4.8.1994 tarihli raporun 13-14. sayfalarında kurum çalışanları memur Zuhal ile şef Erdal'ın beyanlarına göre, ilgili serviste çalışmadığı halde suça konu belgeleri diğer serviste çalışan fazla mesaiye kalan kötü niyetli memurların sahte olarak düzenleyebileceklerini açıklamışlardır.
Sanık P.'nin de görevi olmadığı, ilgili birimde çalışmadığı halde sahte resmi evrak düzenlediği anlaşıldığından eylemine uyan TCK'nun 342/1. maddesi, lehine sahte evrak tanzim edilen sanıklar Aydın, İbrahim, Bayram, Güllü, Behiye, Zöhre, Hatice, Cemal ve Ata'nın TCK'nun 64. maddesi göndermesiyle 342/1. maddesi uyarınca ayrı ayrı cezalandırılmaları yerine 339/1. maddesinin tatbik edilmesi yasaya aykırıdır.
2. Sanık P.'nin suçlarının gerçek içtima kurallarına (TCK 71. md.) göre mi yoksa müteselsil suç mu (TCK 80. md.) kabul edileceği mahkeme kararında tartışılmayarak, mahkemenin birleştirilen 1994/71 esasına kayıtlı dosyanın Yargıtay Yüksek 6. Ceza Dairesi'nin 22.6.1995 tarih ve 1995/6812-7196 esas-karar sayılı bozma ilamına atıfta bulunmakla yetinmiştir. Bahsi geçen bozma ilamında ise ayrı ayrı ve uzun sayılacak sürelerle sahte evrak düzenleyen sanık P. hakkında TCK'nun 71. maddesi yerine 80. madde ile uygulama yapılması. şeklindeki bozma nedenini gerekçe göstermiştir. Halbuki bu bozmadan sonra 7 kişi hakkında daha sahte resmi evrak düzenleyen sanık P. hakkında açılan davalar birleştirilmiştir. Bu durumda müteselsil suçun unsurlarının incelenmesi gerektiği kanaatindeyiz.
TCK'nun 80. maddesinde ihlal sayısı kadar suç vardır ancak suç işleme kararında birlik nedeniyle fazla suç tek suç sayılmış ve her suç bağımsızlığını korumaktadır. İhlaller farklı zamanlarda gerçekleşebilir. Kanun kronolojik bir limit koymamıştır. Suç işleme kararı bazen uzun bir zaman failin üzerinde etkili olabileceğinden uzun bir zaman aralığıyla ayrılmış bulunan suçların teselsüle dahil olduğunu kabul etmek mümkündür. Yani sorun, suçlar arasında geçen zamanın suç işleme kararındaki birliği kaldırıp kaldırmadığıdır. Müteselsil suçta kanunun aynı hükmünün ihlal edilmesi gerekir. Müteselsil suçun sübjektif şartı olan suç işleme kararındaki birliği belirlemede suçların işleniş şekil, işlenme zamanı, işlendikleri yer ve mağdurun kim olduğu vs. yardımcı olabilecek durumlardır. Suçların işleniş şekillerinin birbirine benzemesi, aynı suç işleme kararının varlığını gösteren bir işaret olarak kabul edilebilir. Suçlar arasında az veya çok zaman aralığının bulunması, bu suçların aynı suç işleme kararıyla işlenmediklerini göstermez. Kanun, farklı zamanlarda olsa dahi demekle, her çeşit zaman faktörünün önemini reddetmiş ve farklı zamanlarda gerçekleşmiş suçlar arasında, sınırsız bir zaman aralığı olabileceğini kabul etmiş gibi görünmektedir. Şüphesiz zamanın uzunluğu kısalığı göz ardı edilebilecek bir husus değildir. Suçların aynı yerde işlenmeleri ve mağdurun aynı olması, suç işleme kararındaki birliğin işaretleri kabul edilebilir.
Somut olayda, birden fazla suçun varlığında ve bunların kanunun aynı hükmünü ihlal ettiğinde tereddüt yoktur. Ancak müteselsil suçun sübjektif şartı da denilen birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasına ilişkin koşulun somut olayda değerlendirilmesi gerekir.
SSK Ankara Sigorta Müdürlüğü'nde memur olan sanık P. önceki bölümlerde tarihleri belirtilen 14 kişiye 1987/1 döneminden başlayıp 1993/2 dönemine kadar işte çalışmadıkları halde sahte SSK 4 aylık sigorta primleri bordrosu, işe giriş ve işten çıkış bildirgeleri düzenlemiş ayrıca sahte tahsis öncesi talep dilekçeleri, isteğe bağlı sigortalılık dilekçeleri, emeklilik tahsis talep dilekçeleri düzenleyerek kuruma vermiştir. Önceki bölümde açıklandığı şekilde SSK 4 aylık işe giriş bordrosu ile aylık işe giriş ve çıkış bildirgelerini düzenlendikleri dönemde değil sahte olarak geçmişe yönelik olarak düzenlediği hatta sigorta müdürlüğü sahte tarih ve sayısı verdiği tesbit edilmiştir. Bu yüzden sanık P.'nin sahte belgeleri tam olarak hangi tarihlerde düzenlediği belli değildir. Ancak Dursun için 5.4.1989 tarihinde düzenlediği sigortalı işe giriş bildirgesinden Melahat'ın ölü eşi Mehmet Ali için düzenlenen 1993/2 döneme ait SSK dört aylık işe giriş bordrosunun verilmesi tarihine kadar devam ettiği, sahte belge sayısı göz önüne alındığında süreler arasında uzun zaman geçmediği kabul edilmelidir. Anlatılan nedenlerle sanık P.'nin eylemleri nedeniyle hakkında TCK'nun 80. maddesi yerine 71. maddesinin uygulanması yasaya aykırıdır kanaatindeyiz.
3. 4103891 sicil numaralı Sadri için sanık P. sahte resmi evrak düzenlediğinden bahisle cezalandırılmış ise de; birleştirilen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 1994/176 esas sayılı dosya içindeki SSK Başmüfettişi S. K. tarafından düzenlenen 5.11.1993 tarihli raporda ve birleştirilen 1995/170 esas sayılı dosya içindeki üç kişilik Sayıştay uzman denetçileri tarafından düzenlenen 5.12.1994 tarihli raporda sanık P.'nin Sadri için sahte belge düzenlediğine dair bir bilgi verilmediği gibi dosya içinde Sadri için sanık tarafından düzenlenmiş bir belge de bulunmadığı anlaşıldığından sanık P. için bu suçtan açılmış davadan beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi yasaya aykırıdır kanaatindeyiz.. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire kararının 1-b ve 1-c bölümlerinin kaldırılmasına, yerel mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle de bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanıkların resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda, özel daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;
1. Sanık P.'nin ve buna bağlı olarak da diğer sanıkların eylemlerinin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi,
2. Sanık P. hakkında TCY'nın 71'inci maddesinin mi yoksa, 80'inci maddesinin mi uygulanmasının gerektiği,
3. Sanık P.'nin, Sadri adlı kişi ile ilgili gerçekleştirdiği eylem yönünden sahtecilik suçunun sabit olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
1. Suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;
Türk Ceza Yasası'nın 6'ncı Bab 3'üncü faslında düzenlenen evrakta sahtecilik suçlarının hukuki konusu kamunun güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek suç sayılıp, yaptırıma bağlanmıştır. Bu nedenle de fiilen bir zararın ortaya çıkması aranmamakta, zarar olasılığı yeterli görülmektedir.
Bunlardan resmi belgenin aslında ya da yiten asıl belgenin yerine geçen onaylı örneği üzerinde sahtecilik; görevli memur tarafından görevi nedeniyle işlenmiş ise TCY'nın 339'uncu maddesi, görevli olmayan kimse ya da görevi dışında bir memur tarafından işlenmiş ise aynı Yasanın 342'nci maddesi uygulanacaktır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Yürütülen idari soruşturma sonucunda SSK müfettişlerince düzenlenen 25.2.1994 gün ve 9 sayılı soruşturma raporunda; emeklilik işlemlerinde bir şebeke tarafından sahtekarlık yapıldığı iddialarıyla ilgili olarak yürütülen idari soruşturmada sonuç olarak, Ankara Sigorta Müdürlüğü memurları olan P. ve 20.8.1991 tarihinde ölmüş olan Haydar'ın birlikte, Hüseyin adlı kişiye ait işyerinde 1989/3. döneminde çalışan asıl sigortalı İsmail'in yerine İbrahim adlı kişiyi sigortalı gösterdikleri, yine Erol adlı kişiye ait işyerinde 1987/3. döneminde çalışan asıl sigortalı Mehmet yerine ve aynı işyeri 1988/1. döneminde hiç sigortalı göstermediği halde bu dönemde İbrahim'i sigortalı olarak gösterdikleri, bu işyerinin 1987/3. dönem asıl bordrosu ile 1987-1988 yıllarına ait bildirge-bordro takip ve mutabakat cetvellerini ciltlerinden yırtarak imha ettikleri, P.'nin, İbrahim'in bilgisi dışında sahte hizmetlerinin beyan edildiği 31.10.1989 tarihli tahsis talep dilekçesini yazıp imzaladığı ve sahte hizmetlerinin dikkate alınması için, Hüseyin'e ait işyerinden düzenlenmiş gibi sahte sigortalı işe giriş bildirgesi ve sigortalı hesap fişi ile Erol'a ait işyerinden düzenlenmiş gibi sahte bordro fotokopilerini Ankara İhtiyarlık Sigorta Müdürlüğü'ne verdiği, böylece İbrahim'in, adına bağlanan ve birikmiş 1.830.675 lira yaşlılık aylığını aldığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
Yine SSK müfettişlerince düzenlenen 22.2.1994 gün ve 8 sayılı soruşturma raporunda; sanık Aydın'a toplam 3658 gün hizmet süresi üzerinden yaşlılık aylığı bağlandığı, bu hizmet süresinden 1989/2 ve 3. dönemlerinde 210 gününün sahte olduğu, zira sanık P.'nin adı geçeni Hüseyin'e ait işyerinden 1989/3. döneminde 5 gün sahte sigortalı gösterip bu işyerinden sahte sigortalı işe giriş bildirgesi düzenlediği, bu işyerinde asıl çalışan İsmail'in yerine el yazısı ile sanık Aydın'ın adını yazdığı, ayrıca sanık P.'nin Cumartesi günleri bürosunda çalıştığı muhasebeci M. tarafından muhasebesi tutulan S. İnşaat Sanayi ve Ticaret Ltd. Şirketinin 1989/2 ve 3. dönem bordrolarını Ankara Sigorta Müdürlüğü'nde değiştirerek, yine asıl çalışan sigortalılarının adlarını çıkartmak suretiyle el yazısıyla yazdığı sahte bordrolara sanık Aydın'ın adını yazıp geriye dönük 210 gün sahte hizmet kazandırdığı, yine sanık Aydın adına yazdığı tahsise hak kazanıp kazanmadığına ilişkin ve tahsis talep dilekçelerinde bu sahte hizmetleri beyan ettiği, isteğe bağlı sigortalılık dilekçesini el yazısıyla yazarak imzaladığı ve dilekçede kendi ev adresini gösterdiği, sanık P.'nin, sanık Aydın'ın tahsis talep dilekçesini 30.10.1990 tarihinde verdiği, 13.11.1990 tarihinde isteğe bağlı sigorta primlerini yatırdığı, yaşlılık aylığının ise sahte hizmetlerle birlikte sonradan yatan bu primlere dayalı olarak 1.11.1990 tarihinde bağlandığı, maaş çekleri ve cüzdanının sanık P.'nin ev adresine gittiği, sanık Aydın'ın 15.5.1991 tarihinde Kars'tan gelerek bunları sanık P.'den alıp birikmiş aylıklarını çekerek tekrar Kars'a gittiği, bilahare sanık P.'nin verdiği dilekçe uyarınca sanık Aydın'ın aylığının Kars'a nakledildiği, soruşturma başladıktan sonra da Kars'a giderek sanık Aydın'a nasıl ifade vereceğini öğrettiği kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Ayrıca, SSK müfettişlerince düzenlenen 7.7.1994 gün ve 27 sayılı soruşturma raporunda; sanık P.'nin ve M.'nin, Yıldırım Beyazıt Vergi Dairesi Müdür Yardımcısının imzasını taklit etmek ve vergi dairesi mührünü kullanmak suretiyle düzenledikleri Bağ-Kur'a giriş bildirgesi ve işi bırakma formu ile kendi adına ve hesabına çalışması bulunmayan İmdat adlı kişiye 20.4.1982-15.10.1986 tarihleri arasında 1615 gün sahte Bağ-Kur hizmeti kazandırdıktan sonra adı geçenin hak sahipleri Güllü, Karabey, Arman, Cafer ve Şahhanım'a ölüm aylığı bağlanmasını sağladıkları, bu işlemler için Güllü'ye, akrabası Bayram ile iş takipçisi Veysel'in yardımcı oldukları ve Güllü'nün sanık P. ile aylık bağlanması işlemleri için 5 milyon lira nakit para ve 5 maaş karşılığında anlaştığı, ancak sanık Bayram'ın, P.'ye 1.5 milyon lira verdiği, ayrıca sanık P.'nin, sanık Hüseyin ile birlikte Hüdaverdi apartmanı işyerinden İmdat'a 1985/2 ve 3. döneminde sahte dört aylık sigorta primleri bordrolarının mutabakatını yapıp 120 gün sahte hizmet süresi kazandırdıkları, ölü olan İ. K.'nın askerlik borçlanması dilekçesindeki adresin sanık P.'nin ev adresi olduğu, yine adı geçene ait isteğe bağlı sigortalılık dilekçesini sanık P.'nin yazıp imzaladığı ve kendi ev adresini bildirdiği, sigorta sicil kartının, 1991 yılı 8. ayına ait isteğe bağlı sigorta primi makbuzunu sanık P. tarafından yazılıp 14.4.1992 tarihinde 94.002 lirayı yatırdığı ve isteğe bağlı sigortalılığın kabul edildiğine ilişkin yazının sanık P.'nin ev adresine gönderildiği belirtilmiştir.
Yine SSK müfettişlerince düzenlenen 4.8.1994 gün ve 32 sayılı soruşturma raporunda sonuç olarak; sanık P.'nin, tahsis şartlarını yerine getirmeyen sanık Cemal'e Kardeşler apartmanı işyerinin 1990/3 ve 1991/1-2 ve 3. dönemlerinden 375 gün, 50. Yıl apartmanı işyerinin 1987/2 ve 3. dönemlerinden 195 gün ve sanık B. A.'ya Kardeşler apartmanı işyerinden sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip bir başka işyerinden de 40 gün sahte sigortalı hizmet süresi kazandırarak yaşlılık aylığı almaya hak kazanmalarını sağladığı, sigortalı sanık Zöhre ile işbirliğine girerek Kardeşler apartmanı işyerinden sahte sigortalı işe giriş bildirgesi düzenleyip 1992/3. döneminden 5 gün sahte hizmet süresi kazandırdığı, ölü sigortalı Mehmet Ali'nin son tabi olduğu kurum Bağ-Kur olduğu halde hak sahibi sanık Melahat'ın ölüm aylığı almasını sağlamak için Kardeşler apartmanı işyerinden 1993/2. dönem bordrosu ile 2 gün sahte hizmet kazandırdığı ve yine ölü sigortalı O. Ş.'nin son hizmeti Bağ-Kur'a tabi olmasına rağmen Kardeşler apartmanı işyerinin 1991/1. döneminden 15 gün sahte sigortalı hizmet kazandırdığı, yine sanık P.'nin, sanık Ata ve emekli sigorta müfettişi Ferruh ile birlikte Dursun'a 50. Yıl apartmanı işyerinden sahte işe giriş bildirgesi düzenleyip 1987/1 ve 2. dönemlerinden 150 gün sahte hizmet süresi kazandırdığı, Aydın ile birlikte sigortalı sanık Hatice'ye Kardeşler apartmanı işyerinin 1992/2. ve 3. dönemlerinden 235 gün sahte sigortalı hizmet kazandırdığı, Kardeşler apartmanı işyerinin yöneticiliğini sanık P.'nin kayınbiraderi olan sanık İshak'ın yaptığı belirtilmiştir.
Bunun dışında yerel mahkemece bozmadan önce yapılan yargılamada, işlemlerde usulsüzlük bulunup bulunmadığı konusunda bilgilerine başvurulan Sayıştay Uzman Denetçilerinden oluşturulan üç kişilik bilirkişi kurulu 5.12.1994 tarihli raporlarında;
"Kurban adlı kişinin hakkında sahte belge düzenlemek suretiyle yaşlılık aylığı almasını temin etme eylemi ile ilgili iddianın incelenmesinde, bu kişinin sigortalı ve Bağ-Kur'a bağlı olarak toplam 4845 gün hizmetinin bulunduğu, bu hizmetlerine ilaveten Ü. Ç. adlı işyerinde 1987-1988 yıllarında 230 gün çalışmış gibi gösterilerek hizmetlerinin 5.000 günün üzerine çıkartılıp 1.3.1993 tarihinden itibaren adı geçene yaşlılık aylığı bağlandığı, şirket yetkililerinin anlatımlarına ve bu şirkete ait 1987-1988 yıllarında verilen 5 adet dört aylık sigorta primleri bordrolarındaki yazı ve rakamların sanık P.'ye ait olduğunun belirlenmesine göre, sanığın, Kurban'ın yaşlılık aylığı alabilmesi için sahte 4 aylık sigorta primleri bordrolarını düzenlemek suretiyle hizmet süresini 5.000 günün üzerine çıkardığı, usulüne uygun olarak düzenlenmiş ve kaşelenmiş olan bu belgelerin sahte olduğunun SSK hesaplarının kendi içinde normal bir kontrol ile anlaşılmasının mümkün olmadığından belgelerin iğfal kabiliyetini haiz olduğu;
Sadri adlı kişi için düzenlenen sahte belgelerle ilgili iddiaların incelenmesinde, adı geçenin ve sanık P.'nin anlatımlarına göre bir görüş belirtmenin mümkün olmadığı;
Mehmet adlı kişinin hakkında sahte belge düzenlemek suretiyle yakınlarının dul ve yetim aylığı almasının sağlandığı iddiasıyla ilgili yapılan incelemede, adı geçenin hizmet süresinin malullük aylığı bağlanmasına yeterli olduğu, dolayısıyla 1990 yılında 5 günlük sahte sigortalılık süresinin ölüm aylığı bağlanmasında bir katkısının olmadığı;
Haydar adlı kişinin hakkında sahte belge düzenlemek suretiyle yaşlılık aylığı almasını sağlama iddiasının incelenmesinde, 1966-1991 yılları arasındaki sigortalı çalışma süresinin yaşlılık aylığı almaya yeterli olmasına rağmen 1.11.1991-30.11.1991 tarihleri arasında Kardeşler Apartmanı işyerinde 10 gün çalışmış gibi bordro düzenlendiği, Haydar ve sanık P.'nin kayınpederi olan Kardeşler apartmanı sahibi İshak'ın ifadeleri karşısında, 11.4.1992 tarihli tahsis öncesi hazırlık dilekçesi ile Kardeşler apartmanına ait 4 aylık sigorta primleri bordrosunun sahte olup bunların sanık P. tarafından düzenlendiği, normal bir inceleme ile sahte olduklarının anlaşılmasının mümkün olmadığı, dolayısıyla iğfal kabiliyetini haiz oldukları, ancak bu 10 günlük sahte hizmetin, prim ödeme gün sayısı bakımından adı geçene yaşlılık aylığı bağlanmasını etkilemediği hususunun göz önünde bulundurulmasının gerektiği;
Sanık Aydın için yapılan sahtecilik iddiasının incelenmesinde, adı geçene askerlik borçlanması ile birlikte 3658 gün sigorta hizmeti üzerinden 1.11.1990 tarihinden itibaren yaşlılık aylığı bağlandığı, bu sürenin 210 gününün S. İnşaat şirketi işyerinde, 5 gününün Hüseyin'e ait işyerinde geçen kısmının sahte olduğu ve zaten 5 günlük sürenin diğer işyerindeki süre ile çakışması nedeniyle 210 günlük kısmının dikkate alındığı, bu sürenin düşülmesi halinde geriye kalan 3448 günlük süre emeklilik için gerekli asgari süre olan 3600 günden az olduğu için adı geçenin emekli olmasına yeterli olmadığı, işyeri sahipleri ve ilgililerin ifadelerinden anlaşıldığı üzere, Hüseyin'e ait işyerinin muhasebe kayıtlarını sanık P.'in tuttuğu ve 1989/3. döneminde bu işyerinde asıl çalışanlardan İsmail'in adının yerine el yazısıyla Aydın'ın adını yazdığı, yine sanık P.'nin arkadaşı olup zaman zaman bürosunu kullandığı muhasebeci M.'nin muhasebesini tuttuğu S. inşaat şirketinin 1989/2 ve 3. dönem bordrolarının sanık P. tarafından düzenlendiği, el yazısıyla düzenlediği bordrolara Aydın'ın adını yazarak geriye dönük olarak 210 gün hizmet süresi kazandırdığı, tahsis dilekçesini 30.10.1990 tarihinde verip 13.11.1990 tarihinde de adı geçen adına isteğe bağlı sigorta primlerini yatırdığı, daha sonra sahte 210 günlük hizmetin eklenmesiyle yaşlılık aylığı bağlanarak kurumun zarara uğratıldığı, usulüne uygun olarak düzenlenmiş ve kaşelenmiş bu belgelerin sahte olduklarının normal bir inceleme ile ortaya çıkartılması mümkün olmadığından iğfal kabiliyetini haiz oldukları;
Sanık İbrahim adlı kişi ile ilgili sahtecilik yapıldığı iddiasıyla ilgili yapılan incelemede, adı geçene toplam 4372 gün üzerinden yaşlılık aylığı bağlanmış olduğu, ancak Hüseyin'e ait işyerindeki 35 gün ile Erol'a ait işyerindeki 240 gün olmak üzere toplam 275 gün sigortalı hizmetinin sahte olduğu, bu sürenin yaşlılık aylığı bağlanmasına engel olmadığı, ancak ödenen aylığın bağlanma oranının ve göstergesinin fazla hesaplanmasına neden olduğunun anlaşıldığı, işyeri sahiplerinin ifadelerinden söz konusu sigorta primleri bordrolarının sahte olarak sanık P. tarafından kaşeleri basılmak suretiyle usulüne uygun olarak düzenlendiği, yine tahsis talep dilekçesi, sigortalı işe giriş bildirgesi ve sigorta hesap fişinin de sanık P. tarafından düzenlenip sanık İbrahim adına imzalandığı, bu kayıtların ve belgelerin sahteliğinin normal bir inceleme ile ortaya çıkarılmasının mümkün olmadığı, iğfal kabiliyetini haiz oldukları, sanık İbrahim'in bu suça iştirak ettiğinin kanıtlanamadığı kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
SSK Genel Müdürlüğü ile bu kuruma bağlı Ankara Sigorta Müdürlüğü'nce, yerel mahkemeye yazılan yazılarda sanık P.'nin, bu müdürlük bünyesinde çeşitli servislerde memur olarak çalıştığı bildirilmiştir.
Bütün bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Ankara Sigorta Müdürlüğü'nde memur olan sanık P.'nin, çeşitli işyerlerine ait sahte işe giriş bildirgeleri, sigortalı hesap fişi, dört aylık sigorta prim bordrolarını sahte olarak düzenlemek ve bu belgelere ait bildirge-bordro takip ve mutabakat cetvellerinin ciltlerinin asıllarını yırtıp imha ederek diğer sanıkların lehine, sahte sigortalılık süreleri kazandırarak onların bu sahte süreler üzerinden emekli olarak yaşlılık veya ölüm aylığı almalarını sağladığı anlaşılmaktadır. Nesnel ölçülere göre, birçok kimseyi aldatabilecek nitelikte olduğu belirlenen bu belgelerin sahte olarak ve memur sıfatını taşıyan sanık tarafından, bu görevi nedeniyle düzenlenmesinden ibaret eylemde TCY'nın 339'uncu maddesinin 1'inci fıkrasında nitelendirilen suçun unsurları oluşmuştur.
Bu itibarla yerel mahkemece sanıkların suçlarının nitelendirilmesinde ve özel dairenin bu hükmü onamasında bir isabetsizlik bulunmadığından, Yargıtay C.Başsavcılığının suç niteliğinin belirlenmesine yönelen itirazının reddine karar verilmelidir.
2. Sanık P.'nin sahtecilik eylemlerinin zincirleme (müteselsil) suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;
Müteselsil suçun varlığından söz edebilmek için şu koşulların gerçekleşmesi gerekir. Bunlardan birisi, birden fazla suçun bulunması, diğeri bu suçların yasanın aynı hükmünü ihlal etmeleri, üçüncüsü ise, birden fazla suçun aynı suç işleme kararına bağlanmasıdır.
Somut olayda sanığın eylemlerinde ilk iki koşulun varlığı sabit olduğuna göre, müteselsil suçun birden fazla suçun, aynı suç işleme kararına bağlanmasına ilişkin üçüncü ve en önemli koşulu üzerinde durmak gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulu'nun yerleşik kararlarında aynı suç işleme kararından, yasanın aynı hükmünü birçok kez ihlal etme hususunda önceden kurulan bir plan, genel bir niyetin anlaşılması gerektiği, bu bağlamda failin suçu işlemeden önce bir plan yapmasının veya bu suça niyet etmesinin, fakat eylemi bir defada yapmak yerine kısımlara bölmeyi ve o surette gerçekleştirmeyi daha uygun görmesinin, bu plan çerçevesinde hareket etmesinin, hareketinin önceki hareketinin devamı olmasının ve tüm bu hareketleri arasında sübjektif bir bağlantı bulunmasının anlaşılması gerektiği kabul edilmiştir.
Aynı suç işleme kararının varlığı, olaysal olarak suçun işlenmesindeki özellikler, suçun işleniş biçimi, eylemlerin işlendikleri yer ve işlenme zamanı, eylemler arasında geçen süre, mağdurların farklı olup olmadıkları, ihlal edilen değer ve yarar ile korunan değer ve yarar, olayların oluşum ve gelişimi ile tüm özellikleri değerlendirilerek belirlenecektir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık P.'nin, diğer sanıkların yaşlılık veya ölüm aylığı almalarını sağlamak için 1989-1993 yılları arasında birçok resmi belgede sahtecilik suçlarını işlediği sabittir. Ancak, bu sanığın, tanıdığı veya yakını olan diğer sanıklar lehine gerçekleştirdiği sahtecilik eylemleri arasında yukarıda açıklanan şekilde sübjektif bir bağlantı bulunmamakta, sanık her defasında bir planın parçası olarak değil, aksine yenilenen kasıtla bu eylemleri gerçekleştirmektedir. Kaldı ki, eylemlerin 4 yıl gibi uzun bir süre içerisine yayıldığı da açıktır. Olayın akışına ve dosya içeriğine göre sanık tarafından önceden yapılmış bir plan ve kendi aralarında bir bağlantı bulunmayan her bir diğer sanık için sahtecilik yapılması konusunda oluşmuş genel bir niyet, dolayısıyla bir suç işleme kararından söz etmek olanaksızdır.
Bu itibarla yerel mahkemenin sanık hakkında TCY'nın 71'inci maddesini uygulaması ve özel dairenin onama kararı isabetli olduğundan, Yargıtay C.Başsavcılığının sanık hakkında teselsül hükümlerinin uygulanması gerektiğine değinen itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul üyesi İ. Malkoç ise, Çoğunluğun görüşlerine aşağıda açıklayacağım iki noktada katılamıyorum. İtirazın 3 numaralı nedeninde özel dairenin de kabulü üzere haklılık olduğu oybirliğiyle kabul edilmiştir.
Birinci husus sanığın görev ve yetki durumunun yeteri kadar açıklığa kavuşturulmaması ve buna dayalı olarak hangi nitelikteki belgeleri sahte olarak gerçekleştirdiği konusunda gereken açıklıkta bilgi ve belgelerin bulunmamasıdır.
1. Sanık P.'nin düzenlediği tüm belgelerin neler oldukları, hangilerini düzenleme bakımından tamamen görevli ve yetkili bulunduğu, hangi belgeler bakımından görev ve yetkisinin yetersiz kaldığı açıkça ortaya konabilmiş değildir.
Bu konuda C.Başsavcılığı görev ve yetkinin bulunmadığını ileri sürerek itiraz ederken özel daire uygulamasında bu konunun açıklanmadığı görülmektedir.
Hükmü veren mahkeme ise, sanık tarafından düzenlenen belgelerin sonuç doğurabilmesi için amirlerinin ve üst makamların onayından söz etmektedir.
TCY'nın 339'ncu maddesine uyar nitelikte bir sahtecilikten söz edebilmek için, düzenlenen belgelerin Bütün resmi şekilleri, imzayı ve onayı içermesi gerekir. Aksi takdirde sahte varakanın tam bir taklidi söz konusu olamaz.
Sanığın kısmen kendi yetkisine bırakılan hususları yazıp belgeyi oluşturması ve amirlerine veya üstlerine ait hususları da sahte olarak yapması halinde 339'ncu madde uygulanamaz. Bu nitelikteki tamamlayıcı evrakın, onay ya da teyitlerin başka görevlilere ait olması halinde 342'nci madde uygulanabilir. Zira sanığa ait bölümler itibarıyla hukuki sonuç doğurma gücü doğmamıştır. Görev ve yetki yanında sanık tarafından hangi belge veya belgelerin oluşturulduğu kesin olarak belirlenmeden hüküm kurulması en azından araştırmayı gerektirdiğinden itiraz bu nedenle kabul edilmeliydi.
2. Sanığın suçları arasında teselsül ilişkisinin bulunduğu halde TCY'nın 80. maddesinin uygulanmaması isabetli değildir.
Sanık, çalıştığı kurumdan sahte belgelerle tanıdıklarına maaş bağlamak konusundaki genel bir kararla (bir suç işleme kararıyla) suçları işlemektedir. Teselsüle bağlı suçlarda zincirin halkalarını oluşturan suçlar maddi ve manevi unsurları bakımından ayrı ve bağımsız suçlardır. Ancak tüm bu ayrı suçları birbirlerine bağlayan, (bir suç işleme kararı denilen) genel karardır. Bu kararı suç kastıyla karıştırmamak gerekir. Bazılarının arasında aylık aralar bulunan bu sahtecilik eylemlerinin her birisinden sanığın suç işleme kararının yenilendiğini gösteren deliller açıklanamamıştır.
Sahtecilik suçlarında hukuki konu kamu güvenidir. Hukuki konusu farklı suçlar bakımından kabul edilebilecek, suç işleme kararının yenilendiği hususu sahtecilik suçları bakımından kolayca kabul edilemez ve varsayılamaz. TCY'nın 80. maddesinin uygulanması gerektiğine dair C.Başsavcılığı itirazının bu bakımdan da yerinde olup kabul edilmesi gerektiği görüşüyle;
Diğer bir kısım üyeler ise, Yargıtay C.Başsavcılığının birinci ve ikinci itiraz konuları haklı nedenlere dayandığından kabulüne karar verilmelidir görüşüyle karşı oy kullanmışlarıdır.
3. Sanık P.'nin, Sadri adlı kişi lehine sahtecilik eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkin uyuşmazlık nedeninin incelenmesinde;
SSK vekili 10.2.1994 havale tarihli dilekçe ile sanık P. hakkında birtakım eylemleri sayarak suç duyurusunda bulunurken, Sadri adlı kişiye malullük aylığı bağlanması sırasında yardım ederek, bağlanan aylığı onun adına almak suretiyle maddi çıkar sağladığını ileri sürmüştür.
Tanık olarak bilgisine başvurulan Sadri, 1965 yılından beri çeşitli işyerlerinde çalıştığını ve 1991 yılında hastalığı nedeniyle malullük aylığı bağlanması talebinde bulunduğunu, bu sırada sanık P. ile tanıştığını ve sanığın Ankara'daki işlemler için kendisine yardımcı olduğunu, emeklilik işlerini takip etmesi için vekaletname vererek Gebze'ye döndüğünü, hatırladığı kadarıyla sanığın 1992 yılında kart ve banka cüzdanını vererek maaşını bankadan alacağını söylediğini, o tarihten beri de maaşını bankadan almakta olduğunu ne sanık P.'nin kendisine elden para verdiğini ne de kendisinin işlemler için sanığa para verdiğini bildirmiştir.
Görüldüğü gibi, gerek suç duyurusu dilekçesinde ve tanık Sadri'nin anlatımlarında gerekse, yukarıda bir numaralı uyuşmazlık nedeni ile ilgili açıklanan müfettiş raporları ile bilirkişi raporunda, sanık P.'nin bu kişi lehine gerçekleştirmiş olduğu her hangi bir sahtecilik eylemi saptanamamış olup, Sadri'nin yasal koşulları taşıması nedeniyle malulen emekliliğe hak kazandığı anlaşılmaktadır. Sanık P.'nin bu kişiye emeklilik işlemlerini hızlandırmak için yardım etmekten ibaret eyleminde her hangi bir suç unsurunun bulunmadığı nazara alınmadan beraatı yerine resmi belgede sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olup, usul ve yasaya aykırıdır.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, sanık P.'nin, Sadri adlı kişi ile ilgili eylemi nedeniyle beraatına karar verilmesi gerektiğine değinen itirazının kabulüne karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığının;
1- Suç niteliğinin belirlenmesine ilişkin itirazının reddine;
2- Sanık P.'nin sahtecilik eylemlerinin zincirleme (müteselsil) suç oluşturup oluşturmadığına ilişkin itirazının REDDİNE;
3- Sanık P.'nin, Sadri adlı kişi lehine sahtecilik eylemi gerçekleştirip gerçekleştirmediğinin belirlenmesine ilişkin itirazının kabulüne, Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nin 22.5.2002 gün ve 16300-6746 sayılı onama kararının, sanığın bu suçtan mahkûmiyetiyle ilgili kısmı ile sınırlı olarak kaldırılmasına;
Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi'nin 27.3.2001 gün ve 170-134 sayılı hükmünün, (A) bendinin 1/b alt bendinde yer alan bölümünün, sanık P.'nin beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 12.11.2002 günü birinci ve ikinci nedenlerde oyçokluğu, üçüncü nedende oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy