(765 S. K. m. 59, 64, 240, 339) (1412 S. K. m. 32) (4616 S. K. m. 1)
Dava: Sahte resmi evrak düzenlemek suçundan sanık M. S. ve diğer sanığı bu suça azmettirmekten sanık H.nın ayrı ayrı, TCYnın 64/1-2, 339/1. maddeleri delaletiyle aynı Yasanın 342/1. maddesi uyarınca 2 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin Elmalı Ağır Ceza Mahkemesince 14.9.2000 gün ve 140-163 sayı ile verilen hükmün sanık M. vekili ile sanık H. tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 11.6.2002 gün ve 5299-7961 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 12.7.2002 gün ve 3449 sayı ile;
1. Sanık H. tarafından M. S.e söylendiği kabul edilen ben bu adamın her şeyine kefilim, alkolsüz raporu ver şeklindeki sözler suça azmettirme olarak nitelendirilemez.
Türk Ceza Yasası nispi suçluluk sistemlerini benimsemiştir. Bu sistemde sanıkların sorumluluğu suça ortaklıklarındaki oran ve dereceye göre ayrılmaktadır.
Suça azmettirmede temel öğe, azmettirmenin azmettirilenin iradesi üzerinde suç işleme hususunda icra eylediği kesin tesirdir. (C.G.K. 31.10.1983, 1-81-364)
Azmettirmede kullanılan araçlar çeşitli olabilir. Para vermek, yarar sağlamayı vaat etmek, tehdit etmek gibi. Araçların elverişliliği halinde azmettiren ile azmettirilen arasındaki ilişkinin mahiyeti, her birinin irade kuvvetlerinin farkı, telkin etmek, edilmek kabiliyetleri nazara alınmalıdır.
Sanık H. tarafından söylenen ben bu adamın her şeyine kefilim, alkolsüz raporu ver şeklindeki sözlerin doktor olan sanık M. S.in iradesi üzerinde etkili olduğu, Onu suç işlemeye karar verdirdiği kabul edilemez. Anılan sözler suça azmettirme boyutlarına ulaşmadığından sanık Hacı hakkında TCYnın 65/3. maddesi ile uygulama yapılmalıdır.
2. CYUYnın 32. maddesinde Bütün hâkimlik ve mahkemelerin her türlü kararları muhalefet şerhleri dahil gerekçeli olarak yazılır hükmü yer almaktadır.
Türk Ceza Yasasında cezada bireyselleştirmeyi sağlamak amacıyla takdiri hafifletici sebeplerin uygulanmasına olanak sağlanmıştır.
TCYnın 59. maddesinin uygulanmasını gerektiren hallerin neler olduğu yasa metninde sınırlandırılmamış, hâkime geniş bir takdir yetkisi tanınmış ise de bunu bir atıfet maddesi görmemek ve yargı denetimine tabi tutmak gerekir. Mahkemeler takdir hakkının kullanılmamasında makul ve geçerli sebep göstermeli, hak ve nesafet kurallarını gözetmelidirler.
İtiraza konu olayda her iki sanık da doktordur. Sabıkaları bulunmamaktadır. Gerekçeli kararda olumsuz kişiliklerinden söz edilmediği gibi temel ceza da asgari hadden tayin edilmiştir. Bunlara rağmen yasal ve yeterli gerekçe gösterilmeden haklarında TCYnın 59. maddesinin uygulanmaması yasaya aykırıdır. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire kararının kaldırılmasına, yerel mahkemenin kararının bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıkların resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda, özel daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;
1. Sanıklardan H.nın suça katılma derecesinin belirlenmesi,
2. Sanıklar hakkında TCYnın 59. maddesinin uygulanmasına yer olmadığına karar verilirken dayanılan gerekçenin yasal ve yeterli olup olmadığı noktalarında toplanmaktadır.
Ancak, müzakere sırasında, sanıklara yüklenen eylemlerin sabit olup olmadığı, sabit olduğunun kabulü halinde ise hangi suçları oluşturacağının belirlenmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, bu hususlar öncelikle ele alınarak incelenmiştir.
Dosya içeriğine göre;
Yakınan E. AŞ. vekili 21.8.1997 günlü dilekçe ile; yakınan şirkete ait şoför M. yönetimindeki otomobilin 13.7.1997 tarihinde gece saat 01.00 sıralarında Finike ilçe merkezinde sanıklardan H. yönetimindeki otomobil ile çarpıştığını, sürücülerin görevliler tarafından alkol alıp almadıklarının tespiti için Devlet hastanesine götürüldüklerinde, sanık H. ayakta duramayacak derecede sarhoş olduğu halde, yanında bulunan doktor arkadaşının ricası ve baskısı sonucunda, sanık doktor M. S. tarafından alkolsüzdür diye rapor düzenlendiğini, sanık H.nın kaza öncesinde içki içtiğini gören tanıklar bulunduğunu, o gece görevli olan polis memurlarının da bu durumu şirket yetkililerine söylediklerini, şikâyetçi olduklarını bildirmiştir.
Yakınan M. ise, C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; olay tarihinde çalıştığı şirkete ait otomobil ile Antalyadan Kaş yönüne giderken Finike ilçesinde sanık H. yönetimindeki aracın kendilerine çarptığını, kaza sonrasında sanık H.nın hareketlerinden sarhoş olduğunun belli olduğunu, polis memurlarının da diğer araç sürücüsünün alkollü olduğunu kendisine söylediklerini, bu sırada yanında A. ve E.un bulunduğunu, alkol muayenesi için Devlet hastanesine götürüldüklerinde sanık H. sarhoş olmasına rağmen alkollü değildir diye rapor verilmiş olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada, kaza yaptıktan sonra polis memurları tarafından hastaneye götürüldüklerini, diğer araçta bulunanların da hastaneye getirildiklerini, ancak sanık H.nın hastaneye gelmediğini, hastaneye gitmeden önce polis memurlarının, sanık H.nın alkollü olduğunu, bir astsubayın veda yemeğinden dönmekte olduğunu söylediklerini, sanık doktor M. S.in alkolmetre cihazı ile muayenesini yaparak kendisi hakkında alkolsüzdür diye rapor düzenlediğini, zaten alkolsüz olduğunu, tekrar karakola döndüklerinde de sanık H.nın ortada olmadığını görüp, bu duruma itiraz ettiklerinde, doktor arkadaşı tarafından götürüldüğünün söylendiğini, daha sonra bir polis memuru tarafından sanığın alkollü olmadığına dair raporun getirildiğini ve sanığın yanındaki doktor arkadaşının rica ve baskısıyla bu raporun alındığını öğrendiklerini söylemiştir.
Sanık M. S. C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; olay tarihinde sanık H.nın geldiğini ve yaptığı kontrolde alkolsüz olduğu için söz konusu raporu düzenlediğini, iddia edildiği gibi sahte rapor düzenleyip vermediğini beyan etmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, olay gecesi hastanede nöbetçi olduğunu, önce sanık H. ve ailesinin hastaneye getirildiğini, eşinin ve çocuğunun tedavilerini yaptığını, sonra H.yı muayene ettiğini, herhangi bir patolojiye rastlamadığını, daha sonra alkolmetre cihazı ile alkol muayenesi yaptığını ve raporunu yazdığını, yakınan M.nın ise ondan sonra getirildiğini ve onun da muayenesini yaptığını, rapor içeriğinin doğru ve suçsuz olduğunu söylemiştir.
Sanık H., aşamalardaki tanık sıfatıyla alınan ifadelerinde tutarlı bir şekilde yemekte birlikte oldukları sanık H.nın alkol almadığını söylemiş, sanık sıfatıyla alınan ifadelerinde ise, sanık H. ve ailesinin olay gecesi yemekte misafiri olduklarını, dönüşte kaza yaptıklarını görünce sanık H.nın yaralanan eşine ilk müdahaleyi yapıp hastaneye gönderdiğini, sanığın çocuklarını alıp eve götürdüğünü, çocuklar anne ve babalarını merak ettikleri için hastaneye gittiğini, oraya vardığında raporların düzenlenmiş olduğunu, nöbetçi doktorla görüşüp evde çocukların merak ettiklerini, sanık H.nın eşinin hastanede kalmasına gerek olmadığını, kendisi de doktor olduğu için herhangi bir durumda evde müdahale edebileceğini, sağlık yönünden kefil olduğunu eve götürmek istediğini söylediğini, alıp eve getirdiğini ancak sanık H.nın hastanede kaldığını, nöbetçi doktora, sanık H. için alkolsüz raporu verin diye bir söz söylemediğini, kaldı ki sanık H.nın kesinlikle alkol kullanmadığını, suçsuz olduğunu beyan etmiştir.
Hakkında aynı suçtan kurulan mahkûmiyet hükmü temyiz edilmediğinden kesinleşen sanık H. C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; suçlamaları kabul etmediğini, olay tarihinde yönetimindeki araçla kaza yapması üzerine Devlet hastanesine götürüldüklerinde görevli doktor tarafından alkolsüz olduğuna ilişkin rapor düzenlendiğini, doktoru tanımadığını, ailesi yaralandığı için onlarla uğraştığını, suçlamaların asılsız olduğunu beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak olay gecesi kesinlikle alkollü olmadığını söylemiştir.
Tanık A., yakınan M. ile aynı şirkette çalıştıklarını, kazayı öğrenince E. ile birlikte yakınanın yanına gittiklerinde karakolda bulunan komiser ve polislerin kazaya karışan diğer araç sürücüsünün alkollü olduğunu, hastaneden alkolsüzdür diye rapor verilip gönderildiğini söylediklerini, sanık H.yı gece karakola gittikleri sırada gördüğünde kesinlikle sarhoş olduğunu belirtmiştir.
Tanık E. ise, şirkette müdür olduğunu, kaza haberini alınca Finike ilçesine gittiklerinde yakınan M.nın karakolda ifade vermekte olduğunu, diğer sürücünün ise karakolda olmadığını, nerede olduğunu sorduğunda komiserin, onun gelecek hali yok, ayakta duracak hali yok, çok sarhoş dediğini, yaklaşık bir saat beklediğini ancak gelen olmadığını, tanımadığı bir polisten diğer sürücü H.nın alkolsüz olduğuna dair rapor aldığını duyunca doktorla konuşmak için hastaneye gittiğini, ancak doktorun hastanede olmadığını ve görmek istediğinde raporun kendisine gösterilmediğini, yakınan M. ile konuştuğunda onun da karşı aracın sürücüsünün sarhoş olduğunu belirttiğini beyan etmiştir.
Tanık N. C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde, Ben 12.7.1997 günü hastanede nöbetçi polistim, bir trafik kazası nedeniyle doktor H. ile birlikte iki tane sürücü Devlet hastanesine geldi, yaralı kızın ve kadının babası H. isimli şahıs dışarıdan gördüğüm kadarıyla alkollü idi. Turunçovada doktorluk yapan H. görevli nöbetçi doktorla bir şeyler konuştu, her şeyin kefili benim dedi. O da bunun üzerine alkolsüz raporu yazdı. Ben içeride diğer yaralıların ifadelerini alıyordum, alkolmetre ile ölçüm yapılıp yapılmadığını bilmiyorum, ancak dış görünüşü ile H. alkollü idi.;
Son soruşturma aşamasında talimat yoluyla alınan ifadesinde önceki ifadesinin okunmasını isteyip, o ifademi tekrar ederim, ben olay günü Finike Devlet Hastanesinde nöbetçi idim, hastaneye yaralı şahıslar geldi, görevim gereği yaralıların ifadesini alıyordum, ismini hatırlayamadığım aracın şoförü aşırı derecede alkollü idi, bu arada Turunçovada hastanede doktorluk yaptığını sonradan öğrendiğim bir doktor içeriye gelerek, ben bu şahsa kefilim buna alkolsüzdür diye rapor ver dediğini duydum;
Sanık H. hakkında sonradan açılıp bu dava ile birleştirilen 2000/22 esas sayılı dava dosyasında talimat yoluyla Bilecik C. Savcılığı tarafından alınan ifadesinde ise, Finike Devlet Hastanesinde polis memuru olarak görev yapıyordum, trafik kazası nedeniyle hastaneye yaralılar gelmişti. İfadelerini aldım ve doktor da bunları her olayda olduğu gibi adli rapor için muayene ediyordu. Muayene eden doktor acilde görevli pratisyen doktordu, sonra Devlet hastanesinin doktorlarından H. geldi ve doktora, ben her şeye kefilim diye bir söz söylediğini duydum. Bunun arkasından dış görünüş itibarıyla alkollü gibi duran ve ayakta durmakta zorluk çeken (alkollü olması nedeniyle) bir şahsa doktorun alkollü olmadığına dair rapor verdiğini gördüm, ben raporu okumuştum. Bu şahıs ifadesini aldığım yaralı kızın babası idi. H.nın pratisyen doktora söylediği ben her şeye kefilim sözünü niçin kullandığın bilmiyorum şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmaktadır.
Tanık B., gece acil serviste nöbetçi hemşire olarak tek başına görevli olduğunu, trafik kazasında yaralanan bir ailenin getirildiğini, kendisi yaralı bayanlarla ilgilenirken sanık doktor M.in de sanık H. ile ilgilendiğini, bu sanığın şaşkın bir halde olduğunu ve doktorun alkolmetre cihazını çıkarttığını gördüğünü ancak ölçüp ölçmediğini bilemediğini, serbest doktorluk yapan sanık H.nın da geldiğini, yaralı bayanlarla ilgilendiği için başka bir şey görmediğini beyan etmiştir.
Tanık M. A., P. Restaurant adlı yerde çalıştığını, daha sonra adını öğrendiği sanık H.nın, diğer sanık Dr. H. ile birlikte yanlarında aileleriyle gelerek yemek yediklerini, onlara sonra C. ve eşinin de katıldığını, yemek sırasında alkol de aldıklarını ancak aşırı içilmediğini, hepsinin beraber içtiklerini, bu kişiler kalktıktan bir süre sonra kaza olduğunu duyduklarını belirtmiştir.
Tanık C., olay gecesi P. Restaurantta olduklarını, sanık H. ve yanındakilerin daveti üzerine masalarına uğradıklarını, masada rakı şişesi olduğunu, ancak kimin içtiğini görmediğini ve 10-15 dakika oturup sanık Dr. H. ile birlikte bir duble rakı içtiğini, daha sonra bu kişiler kalktıklarında trafik kazası olduğunu duyduğunu beyan etmiştir. Bu tanığın eşi E. ise, bayanların yanında oturduğu için erkelerden kimin içki içtiğine dikkat etmediğini söylemiştir.
Tanık A., C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; trafik kazasının olduğu yerin yakınında market işlettiğini, kazanın gürültüsü üzerine olay yerine gittiğinde içinde aile bulunan araç sürücüsünün gözle görülecek kadar alkollü olduğunu gördüğünü, bu kişinin karısını kızını araçtan çıkartan tanık Abdullahın da olayları gördüğünü belirtmiş, duruşmada ise benzer şekilde anlatımda bulunmuş ve önceki ifadesinde sanık H.nın alkollü olduğunu söylemediğini, ifadesinin yanlış anlaşılmış olduğunu, yalnızca ayakta sallandığını söylemiş olduğunu beyan etmiştir.
Tanık A., karpuzculuk yaptığını ve olay gecesi aracının içinde uyurken kazanın gürültüsüne uyanıp yardıma gittiğini, yardıma gelen diğer kişilerle birlikte sanık H.nın aracında bulunanları çıkarttığını, alkol kokusu almadığını, sürücülerin alkollü olup olmadıklarını bilmediğini belirtmiştir.
Tanık F., C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde olay gecesi birlikte yemeğe gittikleri sanık H.nın alkol aldığını görmediğini, yemekten kalktıktan sonra trafik kazası olduğunu, kendisinin sanık H.nın kullandığı araçta olduğunu, sanığın bir duble içtiğini kazaya neden olacak derecede içmediğini belirtmiş, duruşmada ise önceki ifadesinin yanlış anlaşıldığını, sanık H.nın değil, kendisinin bir duble içtiğini belirttiğini, sanık H.nın içki içmediğini söylemiştir.
Sanık H.nın eşi olan tanık R. ve kızı F. ise, sanığın olay gecesi alkol almadığını, zaten içki kullanmadığını beyan etmişlerdir. Tanık A. ise, olay tarihinde nöbet listesine göre nöbetçi doktorun kendisi olduğunu, ancak zaman zaman işleri olduğunda başhekime söylemek suretiyle nöbeti bir başka arkadaşları ile değiştirdiklerini belirtmiştir.
Finike Devlet Hastanesi Adli Rapor Formu başlıklı 12.7.1997 gün ve 658 sayılı raporun incelenmesinde; H. adına düzenlendiği, muayeneyi Emniyet Amirliğinin istediği, saat 01.05 itibarıyla Alco-sensor IV alkolmetre ile yapılan ölçümde (0) sıfır promil alkol tespit edildiği, şahsın alkollü olmadığına dair kati hekim raporu olduğu belirtilmiş, raporun (hekim) bölümüne Dr. M. S.T. kaşesi basılarak imzalandığı anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp, sanıkların hukuki durumları ayrı ayrı değerlendirildiğinde;
1. Sanık H.nın, olay gecesi hastanede diğer sanık M. S.e ben her şeye kefilim şeklinde bir söz söylediği, sanıkların savunmaları ve tanık N.in beyanı ile sabittir. Ancak, bu sözlerin diğer sanığı sahtecilik suçunu işlemeye azmettirmeye yeterli olmadığı açıktır.
Azmettirmede temel öğe, azmettirenin azmettirilenin iradesi üzerinde suç işleme hususunda icra eylediği kesin etkidir. Azmettiren, başkasını bir suç işlemeye karar verdiren kişidir. Halbuki sanık H.nın, diğer sanığa söylediği sözler bir ricadan ibaret olup, iradesini suç işlemek için kesin olarak etkileyecek nicelik ve yeterlilikte değildir. Sanığın, meslektaşı olması nedeniyle bu ricayı yaptığı, dosya kapsamında diğer sanığı sahtecilik suçunu işlemeye azmettirme kastı ile hareket ettiğini gösterecek yeterlilikte kesin bir kanıt bulunmamaktadır. Bu nedenle sanığın, yüklenen suçtan beraatı yerine cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizdir. Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının, bu sanık yönünden açıklanan değişik gerekçe ile kabulüne karar verilmelidir.
2. Sanık M. S.in, Finike Devlet Hastanesinde olay gecesi bir başka doktorun yerine nöbet tuttuğu ve trafik kazası yaparak gelen ve alkollü olduğu sabit olan sanık H. hakkında, H.nın ricası sonucunda alkolsüzdür diye rapor düzenlediği dosya kapsamı ile sabittir. Ancak, somut olayda sanığın bu eyleminin sahtecilik suçunu oluşturduğundan söz edilemez. Çünkü, sanığın yaralı olarak getirilen kişilerin tedavileri ile uğraşırken, H.yı muayene etmeden, alkolmetre ile muayene etmiş gibi rapor düzenlediği anlaşılmakta olup, sanık H.nın muayenesi sonucu alkollü olduğunu saptadığı halde, alkolsüzdür şeklinde gerçeğe aykırı olarak rapor düzenlediğine ilişkin dosya kapsamında kanıt bulunmamaktadır.
TCYnın 240. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, aynı Yasanın 279. maddesi uyarınca memur sıfatına haiz olan kimsenin kasten yasada yazılı hallerden başka her ne suretle olursa olsun, görevini yasanın gösterdiği usul ve esaslardan başka surette yapması veya yasanın koyduğu usul ve şekle uymadan yapmasıdır.
İnceleme konusu somut olayda sanık M. S., yukarıda açıklanan şekilde muayene etmeden sanık H. hakkında alkolsüzdür diye rapor düzenlemekle, görevini yasanın koyduğu usul ve şekle uymadan yapmış ve bu suretle görevde yetkisini kötüye kullanmıştır. Bu nedenle sanığın eylemine uyan görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan dolayı TCYnın 240. maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilmesi gerekirken, yazılı şekilde resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Ancak, suç tarihi itibarıyla sanığın hukuki durumunun 22.12.2000 tarihinde yürürlüğe giren 4616 Sayılı Yasa ile bu Yasanın bir kısım hükümlerini iptal eden Anayasa Mahkemesinin, 27.10.2001 günlü Resmi Gazetede yayımlanan 18.7.2001 gün ve 4/332 sayılı kararı kapsamında ele alınarak belirlenmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
4616 Sayılı Yasanın 1. maddesinin 4. bendinde; 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili Yasa maddesinde öngörülen özgürlüğü bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kurallar düzenlenmiş, 5, 6, 7, 8 ve 9. bentlerinde ise bu Yasanın uygulanması olanağı bulunmayan suçlara ve koşullara yer verilmiştir.
Yasadaki bazı düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesince, 18.7.2001 gün ve 4/332 sayılı karar ile; 4616 Sayılı Yasanın 1. maddesi 2nci bendinin kısmen, 5inci bendinin TCYnın 188, 191, 240, 298 ve 383üncü maddeler yönünden, 4, 6, 7 ve 9uncu bentlerindeki düzenlemelerin ise tümüyle Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline, 2, 4 ve 9. bentlerdeki iptal edilen kuralların doğuracağı hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, bu bentlere ilişkin iptal hükmünün kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, iptal hükmünün 27.4.2002 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, iptal edilen 2, 4 ve 9. fıkralar 23.5.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 Sayılı Yasa ile yeniden düzenlenmiştir.
Sanığın 13.7.1997 tarihinde işlediği iddia olunan ve görevde yetkiyi kötüye kullanma olarak nitelendirilen suç TCYnın 240. maddesinde düzenlenmiş olup, bu suç Anayasa Mahkemesinin 18.7.2001 gün ve 4/332 sayılı kararı ile 4616 Sayılı Yasanın 1. maddesinin 5. bendinde onbir alt bent halinde sayılan kapsam dışı suçlar arasından çıkarılmıştır. Bu nedenle sanığa yüklenen suçun vasıf ve niteliğine, yargılamaya konu suçun 23 Nisan 1999 tarihinden önce işlenmiş olmasına, görevde yetkiyi kötüye kullanma suçunun Anayasa Mahkemesince 4616 Sayılı Yasanın 1inci maddesinin 5inci bendinde yazılı kapsam dışı suçlar arasından çıkarılmış bulunmasına göre, aynı maddenin 4758 Sayılı Yasa ile eklenen 4üncü bendi uyarınca, davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yer olup olmadığının yerel mahkemece değerlendirilmesinde zorunluluk bulunduğundan, sanık M. S. hakkındaki hükmün, itirazın bu değişik gerekçeyle kabulü ile bozulmasına ve bozma kararının suçu, memurun görevini kötüye kullanma suçuna katılma olarak belirlenen ve hakkındaki hükmü temyiz etmeyen sanık H.ya teşmiline karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan kurul başkanı ve üyeler ise, Tanık N.in anlatımları, sanıkların kaçamaklı savunmaları ve tüm dosya kapsamı itibarıyla sanık H.nın, meslektaş olmaları nedeniyle ikna ve azmettirdiği sanık M. S.in, alkollü olduğu sabit olan H. hakkında gerçeğe aykırı olarak alkolsüzdür diye rapor düzenlemekten ibaret eylemi, resmi evrakta sahtecilik suçuna uymaktadır. yerel mahkemenin hükmünde ve bu hükmü onayan özel daire kararında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
SONUÇ: Açıklanan nedenlerle; Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının değişik gerekçelerle KABULÜNE, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin 11.6.2002 gün ve 5299-7961 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA;
Elmalı Ağır Ceza Mahkemesinin 14.9.2000 gün ve 140-163 sayılı hükmünün;
1. Sanık H.nın beraatı yerine mahkûmiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden,
2. Sanık M. S.in suçunun niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlik ve saptanan suç niteliğine göre, sair yönleri incelenmeksizin öncelikle 4758 Sayılı Yasa ile değişik 4616 Sayılı Yasa uyarınca değerlendirme yapılmak üzere BOZULMASINA, bozma kararının niteliğine göre bu bozma nedeninin, CYUYnın 325. maddesi gereğince hakkındaki hükmü temyiz etmeyen sanık H.ya TEŞMİLİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 22.10.2002 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 12.11.2002 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy