(765 S. K. m. 59, 342) (647 S. K. m. 6) (Karayolları Trafik Yönetmeliği m. 30, 43)
Dava: Evrakta sahtekârlık suçundan sanık Aziz'in TCY'nın 342/3 ve 59/2. maddeleri uyarınca 10 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının 647 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi gereğince ertelenmesine ilişkin Kilis Ağır Ceza Mahkemesince verilen 3.3.2000 gün ve 60-36 sayılı hüküm, sanık Aziz vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen;
Yargıtay 6. Ceza Dairesi'nce 22.11.2001 gün ve 14033-14265 sayı ile;
Sanığın, kardeşi adına satın aldığı traktörü, satıcı firma tarafından düzenlenen fatura fotokopisi üzerinde yazılı bulunan T.C. Hilvan Ziraat Bankası kredisi ile satılmış olup, T.C. Hilvan Ziraat Bankasına rehinlidir şerhini silmek ve alıcının adresini değiştirmek suretiyle trafiğe tescil ettirdiği ve bu eylemi sonucu sahtecilik suçunun resmi belge olan trafik kayıtlarında gerçekleştirildiğinin kabulü karşısında; suçun TCK'nun 342/1. maddesine uyduğu gözetilmeden yazılı şekilde hüküm kurulması, karşı temyiz olmadığından bozma nedeni yapılmayarak eleştirilerek onanmıştır.
Yargıtay C. Başsavcılığı 2.1.2002 gün ve 69306 sayı ile;
Sanığın Trafik Tescil ve Denetleme Bürosuna sunmuş olduğu tahrif edilmiş onaylı olmayan fatura fotokopisi, hukuksal değere sahip ve hukuksal sonuç doğurucu bir evrak niteliğinde değildir. O nedenle ortada suçun konusunu teşkil eden bir evrak mevcut değildir.
Yüksek mahkememiz, çeşitli kararlarında onaysız fotokopinin belge, evrak niteliğinde kabul edilemeyeceğine ve fotokopiye itibar etmemesi gereken görevlilerin işlem yapmalarının belgeye geçerlilik kazandırmayacağına hükmetmiştir.
Sahtecilik suçu kamu güveni aleyhine işlenen bir suç olduğundan sahte evrakın belirsiz sayıda birçok kimseleri aldatabilecek kabiliyette bulunması şarttır. Yüksek mahkememize göre de; Sahtecilik suçlarında korunan hukuki konunun kamu güveni olduğu ve kamu güvenini sarsacak boyutlara ulaşabilmesi için, sahteciliğin maddi konusunu oluşturan belgenin aldatıcı yetenekte bulunması gereklidir.
Yapılan sahteciliğin kaba olması, evrakın gerekli şekil koşullarını taşımaması halinde kamu güveninin sarsılması ve aldatma gücü söz konusu olmaz.
Karara konu olayımızda da onaysız olan fatura fotokopisinin aldatma gücünden söz edilemez. 2918 sayılı Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin 30. maddesi uyarınca, araçların tescili için sahiplik belgesinin ibrazı gereklidir. Aynı yönetmeliğin 43. maddesine göre ise Sahiplik belgelerinin kaybedilmesi halinde belgeyi veren kuruluşun yazı ile bildirdiği onaylı örnekleri kabul edilir. Bu itibarla kendisine onaysız fatura fotokopisi ibraz edilen memurun buna dayalı olarak işlem yapmaması, faturanın aslı veya onaylı örneğini istemesi gerekirdi. Tescili yapan memurun bu hükümlere aykırı olarak hareket etmesi, onaysız fatura fotokopisine geçerli bir belge niteliği vermeyeceği gibi, eylemin de sahtecilik suçu sayılmasını gerektirmez, ancak kendi kişisel sorumluluğuna neden olabilir. Nitekim görevi ihmal suçundan memur hakkında soruşturma yapılmıştır.
Mahkemece, 3.4.1997 tarihli celsede bilirkişi olarak dinlenen tescil bürosunda görevli İbrahim; tescil için faturanın aslı veya onaylı örneğinin sunulması gerektiğini belirttikten sonra, faturayı kesen firmaya trafik idaresi olarak faks çekerek, faks olmadığı zaman telefonla irtibat kurup faturayı teyit ettiklerini, uygulamanın bu yönde olduğunu belirtmiş; dosya kapsamından ve özellikle İslahiye Emniyet Müdürlüğünce İslahiye C. Başsavcılığı'na yazılan 10.10.1996 tarihli yazıdan anlaşıldığına göre, yapılan denetimde tescil dosyasında fatura aslının mevcut olmadığının görülmesi üzerine ilgili firmaya faks çekilerek faturanın aslının alındığı göz önünde bulundurulduğunda, yüksek mahkememizin uygulamalarına göre bu açıdan da iğfal kabiliyetinin bulunmadığını kabul etmek gerekir.
Doktrinde genel olarak kabul edilen görüş, olayımızda olduğu gibi sahte belgelerin objektif olarak aldatma gücü (iğfal kabiliyeti) olmamakla beraber, görevlilerin bilgisizlik, dikkatsizlik veya ihmalleri nedeniyle bunlara dayalı olarak işlem yapmaları, yani fiili aldatma halinde sahtecilik suçunun oluşmayacağı şeklindedir. gerekçesiyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire onama kararının kaldırılıp yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini istemiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık Aziz tarafından kardeşi Fidan'ın 9.10.1986 tarihli genel vekaletnamesine dayalı olarak Şanlıurfa İli Birecik İlçesinde Fiat traktörleri bayiliği yapan Sadettin'den, 3.8.1995 tarihli fatura ile 893.895.000 lira bedelle Fidan'ın bilgisi ve talimatı dışında banka kredisi ile 1995 model Fiyat marka bir traktör satın alındığı,
Ziraat Bankası Hilvan Şubesinden sağlanan kredi ile satın alınması nedeniyle, anılan bankaya rehinli olan ve faturasında da T.C. Hilvan Ziraat Bankası kredisi ile satılmış olup, bankaya rehinlidir şerhi bulunan traktörün rehinsiz olarak satılabilmesi için sanık Aziz'in, hakkındaki mahkûmiyet hükmü temyiz edilmeksizin kesinleşen ve Gaziantep'de iş takipçiliği yapan, aynı zamanda da T.M. Derneği başkanı olan diğer sanık A.'ya müracaat ettiği, aracın İslahiye Trafik Tescil Bürosuna tescilinin yapılabilmesi için, asıl faturada alıcı adresi olarak gösterilen Çakmak Köyü Hilvan adresinin, İncirli Nahiyesi Kömürler, İslahiye olarak değiştirildiği ve rehin şerhinin silindiği, aracın tahrifatlı bu fatura ile 22.9.1995 tarihinde Fidan adına rehinsiz olarak tescil edildiği, işlemlerin vekil sıfatıyla sanık Aziz tarafından yürütüldüğü ve tüm işlemlerin tahrifatlı faturadaki adrese göre yapıldığı, traktörün 22.11.1995 tarihinde rehinsiz olarak beraat eden sanık Mustafa'ya satıldığı ve adına tescil edildiği, saptanan somut olayda; özel daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanığa isnat olunan resmi evrakta sahtekârlık suçunun yasal öğeleri itibarıyla oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Türk Ceza Yasası'nın 6. Bab 3. Faslında düzenlenen evrakta sahtekârlık suçlarının hukuki konusu kamu güvenidir. Belgelerin gerçeğe aykırı olarak düzenlenmesi, gerçek bir belgeye eklemeler yapılması, tamamen veya kısmen değiştirilmesi eylemlerinin kamu güvenini sarstığı kabul edilerek, bu eylemler suç sayılıp yaptırıma bağlanmıştır.
Resmi evrakta sahtekârlık suçunda, evrakın sahte olarak düzenlenmesi yeterli olup, kullanılması suçun oluşması için gerekli değildir. Bu nedenle zarar olasılığının bulunması için evrakta yapılan sahtekarlığın çok sayıda kişiyi aldatacak nitelikte olması, bir başka anlatımla belgenin nesnel olarak aldatma gücü bulunup bulunmadığının belirlenmesi gerekir. Belgede aldatma gücü olup olmadığını değerlendirmek belge ile doğrudan doğruya ilişki kuran mahkemeye aittir. Mahkemece resmi belgede bulunması gereken başlık, sayı, tarih imza, mühür vs. gibi zorunlu öğeler incelenmeli, nesnel olarak aldatma gücü olup olmadığı saptanmalıdır. Ancak aldatma gücü kavramının değişken ve göreceli olması nazara alındığında, açıklanan yöntemle sonuca ulaşılamazsa mahkemeye yardımcı olma ve aydınlatma bakımından konusunda uzman bilirkişinin görüşüne de başvurulmalıdır.
Yerel mahkemece 7.7.1998 tarihli oturumda İslahiye Trafik Tescil Şube Müdürlüğü'nden tescilde kullanılan tüm belgeler istenilip incelenmiş,
Faturayı kesen şahsın isim kısmında, Fidan, İncirli Nahiyesi, Kömürler, İslahiye adresinin yazılı olduğu, fatura aslındaki, T.C. Hilvan Ziraat Bankası kredisiyle satılmış olup, T.C. Hilvan Ziraat Bankası'na rehinlidir. ibaresinin bulunmadığı, diğer hususlara aynen yer verildiği, fotokopi olması nedeniyle, adres kısmında silinti, kazıntıya rastlanmadığı ve daktilo ile yazıldığı, gerçek adresin silindiği konusunda herhangi bir belirti bulunmadığı, aynı şekilde rehinli olduğuna ilişkin yazının yer aldığı kısımda faturada bulunan noktalı çizginin fatura fotokopisinde görülmediği, aynı noktalı çizginin faturanın diğer kısımlarında kısmen olduğu, çıplak gözle bakıldığında bu kısımdaki rehine ilişkin yazının silindiğine dair bir belirti olmadığı, fotokopideki herhangi bir silinti ve kazıntının göze çarpmadığı, muhtemelen asıl faturanın fotokopisi çekilip, bu fotokopide gerekli silinti ve değişiklikler yapıldıktan sonra, fotokopi çekilerek, tescil sırasında kullanıldığının anlaşıldığı belirtilmiştir.
Suç tarihinde yürürlükte bulanan Karayolları Trafik Yönetmeliği'nin, Tescilin Yapılması İşlemleri başlığını taşıyan 30. maddesinde,
Araçların tescillerinin, sahipleri veya adına yetki belgesi bulunan kişinin ibrazı mecburi belgelerin gösterilerek, üzerindeki bilgiler tam ve okunaklı üç nüsha olarak doldurulmuş örneğine uygun Ek (1)'deki müracaat formunun yetkili memur huzurunda imzalanması suretiyle yapılacağı, başvuru sırasında, sahiplik belgesi, taşıt alım vergi belgesi, teknik belge ve karayolu uygunluk belgesinin ibraz edileceği, beyan edilen bilgilerin doğruluğunun, araca ait olanlarının ibraz edilen belgelerle, kişiye ait olanlarının ise nüfus hüviyet cüzdanı aslı veya örneği ile karşılaştırılarak yetkili memurca doğruluğunun incelenip onaylanacağı, 43. maddesinde ise sahiplik belgelerinin kaybedilmesi halinde, belgeyi veren kuruluşun bir yazı ile bildirdiği onaylı örneklerinin kabul edileceği, hükümleri yer almaktadır.
Bu bilgi ve belgeler ışığında somut olay değerlendirildiğinde; sanık Aziz'in kız kardeşi adına, onun bilgisi haricinde satın aldığı traktörün, rehinsiz olarak İslahiye Trafik Tescil Şubesine tescilini sağlamak amacıyla faturadaki adres ve rehinli olduğuna ilişkin şerhi, hakkındaki mahkûmiyet kararı temyiz edilmeksizin kesinleşen sanık A. ile birlikte silerek fotokopisini çektiği, üzerinde silinti ve kazıntı yapıldığı anlaşılamayan fatura fotokopisini ve tescilde kullanılan diğer belgelerin asıllarını, trafik tescil bürosuna sunarak ve müracaat formunu vekil sıfatıyla imzalayarak traktörün rehinsiz olarak tescilini sağladığı ve bilahare rehinsiz olarak bir başka şahsa sattığı bu şekilde sahte sicil belgesini oluşturduğu, sanığın tüm eylemlerinin resmi evraktan sayılan sicil belgesi oluşturulmasına yönelik olduğu, atılı suçun tüm unsurlarıyla oluştuğu anlaşılmaktadır.
Yargıtay C. Başsavcılığınca, bilirkişi İbrahim'in duruşmada saptanan beyanlarına dayanılarak, fotokopi ile tescil yapılamayacağı, dolayısıyla yapılan tescilin usulsüz olduğu ve olayda kandırıcılık öğesinin gerçekleşmediği ileri sürülmüş ise de, bilirkişi tarafından fatura incelenmeden sadece uygulamadan bahsedilmiş, fatura ile birlikte sunulan asıl belgeler konusunda da herhangi bir beyanda bulunulmamış, yerel mahkemece 7.7.1998 tarihli oturumda saptanan ve belge fotokopisinde herhangi bir silinti ve kazıntının göze çarpmadığına ilişkin olgular değerlendirilmemiştir.
Yerel mahkemece tüm bilgi ve belgeler isabetle değerlendirilmiş olup, hükümde özel dairece belirtilen eleştiri dışında bir isabetsizlik bulunmamaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay C. Başsavcılığının itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 12.02.2002 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy