(765 S. K. m. 43, 71, 74, 75, 80, 260, 342, 504, 522) (647 S. K. m. 5) (2709 S. K. m. 141, 143) (1412 S. K. m. 32, 308)
Dava: Resmi evrakta sahtecilik suçundan sanık Mehmet Çenet'in beraatına ilişkin Ankara 7. Ağır Ceza Mahkemesince 10.11.1995 gün ve 4-150 sayı ile verilen kararın katılan hazine vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 26.09.1996 gün ve 8851-8744 sayı ile;
İlgili firmalardan suça konu ilaç kupürlerinin orijinalleri getirtilip, Adli Tıp Kurumundan sahte olup olmadıkları hususunda rapor alınmadan eksik inceleme ile sanıkların beraatlarına karar verilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkemece bozma kararına uyularak gereği yerine getirilmiş ve bu arada Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 1997/6 esas sayılı dava dosyası da birleştirilerek yapılan yargılama sonucunda 03.07.2001 gün ve 262-316 sayı ile sanığın TCY. nın 342/1, 80, 504/7, 80, 522/1, 71, 74/1, 75/2. maddeleri uyarınca sonuç olarak 7 yıl ağır hapis ve 4.337.276.642 lira ağır para cezası ve fer'i ceza ile cezalandırılmasına, para cezasının 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 10 eşit taksitte alınmasına karar verilmiştir.
Bu kararın katılan hazine vekili ve sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 10.12.2001 gün ve 15211-15221 sayı ile dolandırıcılık suçundan kurulan hükmün onanmasına, sahtecilik suçundan kurulan hükmün ise;
1- Anayasanın 143, CK. nun 43 ve 260. maddelerine aykırı olarak suçun yasal öğeleri, sanığın eyleminin ne olduğu ve kabul edilen olaylar karar yerinde gösterilip tartışılmadan gerekçesiz hüküm kurulması,
2- 24.12.1996 tarih ve 1741 sayılı iddianameye konu hasta sevk kağıtları ve reçeteleri düzenleyen doktorlar dinlenmeden bu belgelerin sahte olup olmadıkları hususunda Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadan eksik inceleme ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 27.05.2002 gün ve 21-151 sayı ile;
Yargıtay bozma ilamında sanık Mehmet Çenet'in dolandırıcılık suçuna ilişkin mahkumiyet hükmünün onandığı halde, sahtecilik suçuna ilişkin hüküm bozulmuştur. Oysa dosya incelendiğinde bu iki suçun bir biri ile irtibatlı olduğu ve sahtecilik sonucunda dolandırıcılık suçunun işlendiği, bu nedenle dolandırıcılık suçunun onanıp, sahtecilik suçunun bozulması kararına mahkememizce uyulması doğru bulunmamıştır.
Ayrıca, 3.7.2001 tarihli mahkememiz kararında açıkça belirtildiği üzere sanık Mehmet Çenet'in sahtecilik suçu doktor reçetelerinin sahte hazırlanması olmayıp, gerçek reçeteler ile yazılan ilaçların sahte ambalajlı ve kupürlü ilaçların ilgililere verilmesi suretiyle yapılan sahteciliktir. Bu nedenle bozma ilamında bozma sebebi olarak gösterilen bu reçeteleri düzenleyen doktorların dinlenmesine veya bu reçetelerin sahte olup olmadığı hususunda Adli Tıptan rapor alınmasına gerek yoktur. Kaldı ki; suça konu ilaçların barkod ve ambalajlarının sahte olduğu hususunda İstanbul Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 17.11.1999 ve 19.4.2001 tarihli raporları ile görüş alınmış ve bu husus saptanmıştır.
Keza, bozma ilamında mahkeme kararının gerekçesiz olduğu belirtilmiş ancak dosya incelendiğinde sanık Mehmet Çenet'in hem sahtecilik ve hem de buna ilişkin dolandırıcılık suçları ile ilgili olarak 1,5 sayfa gerekçe gösterilerek deliller tartışılmıştır.
Netice olarak sanık Mehmet Çenet'in Orman Eczanesinin hem sahibi hem de kalfası olduğu ve tüm işlemlerin bu sanık tarafından yürütüldüğü, eczaneye gelen reçetelerde belirtilen ilaçların yerine sahte kupür ve barkod diyagramları kullandığı ve bunları Emekli Sandığından almak suretiyle kurumu zarara uğrattığı, yani bu sanığın sahte ilaç kupürleri ile barkodları hazırlayıp fiyatlarının yüksek gösterildiği ve normal reçetelerde yazılan ilaçların bu sahte kutular içerisine konularak hastalara verildiği ve bunların paralarının kurumdan alındığı ve böylece bu sanığın hem sahtecilik ve hem de kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlemiş olduğu açıkça görülmekle" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının bozma istekli 23.09.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın resmi evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki öncelikle ele alınıp çözümlenmesi gereken uyuşmazlık, bu suçtan kurulan hükümde yeterli ve yasal gerekçe gösterilip gösterilmediği noktasında toplanmaktadır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Bir eczanede kalfa olarak çalışan sanık Mehmet'in, birçok hastanın reçetesine sahte fiyat kupürü ve barkod diyagramları yapıştırarak bunların asıllarını da başka şekilde kullanmak suretiyle 11.082.036 lira haksız kazanç elde ettiği iddiasıyla TCY. nın 342/1. maddesi uyarınca cezalandırılması için Ankara C.Başsavcılığının 12.12.1994 gün ve 58989-49795 sayılı iddianamesi ile açılan davada, Yerel Mahkemece yapılan yargılama sonucunda yeterli kanıt bulunmadığından bahisle sanığın beraatına karar verilmiştir.
Katılan idare vekilinin temyizi üzerine hüküm Özel Dairece, ilaç kupürlerinin orijinalleri getirtilip sahte olup olmadıklarına ilişkin rapor alınmadan eksik incelemeyle karar verilmesinden dolayı bozulmuştur.
Yerel Mahkemece bozmaya uyularak gereği yerine getirilmiştir. Bu arada, Ankara Orman İşletmesi Döner Sermaye Saymanlığının 1993 ve 1994 yılları hesaplarını inceleyen Sayıştay Başkanlığınca tahakkuk evrakına bağlanan sevk kağıdı, reçeteler ve bunlara bağlı ilaç kupürlerinde sahtecilik bulunduğunun tespit edildiğinden bahisle suç duyurusunda bulunulması üzerine, 03.03.1993 ile 12.12.1994 tarihleri arasında 36 ayrı tediye veya mahsup fişine ekli rapor, reçete ve bunlara ekli ilaç kupürü ve barkod diyagramlarından bazılarında reçeteleri düzenleyen doktor adlarının ve kaşelerinin, bazılarında ise ilaç kupürleri ve barkod diyagramlarının sahte oldukları, sanık tarafından bunlar kullanılarak toplam 3.511.361.929 lira çıkar sağlandığı iddiasıyla TCY. nın 342/1, 80, 504/7, 80, 522. maddeleri uyarınca cezalandırılması için Ankara C. Başsavcılığınca 24.12.1996 gün ve 33277-46950 sayılı iddianame ile açılan kamu davasında, Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesince 28.04.1997 gün ve 6-47 sayı ile davaların birleştirilmesine karar verilmiş ve yapılan yargılama sonucunda, mevcut delil durumu ve sanık Mehmet'in tevilli anlatımlarından ve özellikle Adli Tıp Kurumu raporlarına göre, bu sanığın sahte ilaç kupürleri ve barkodları hazırlayıp fiyatlarının yüksek gösterildiği ve normal reçetelerde yazılan ilaçların bu kutular içerisine konularak hastalara verildiği ve bunların paralarının kurumdan alındığı böylece bu sanığın hem sahtecilik ve hem de kamu kurumu aleyhine dolandırıcılık suçunu işlemiş olduğu açıkça görülmektedir.
Her ne kadar sanık ve vekilleri bilirkişi raporları arasında çelişki olduğu, bu raporlara göre sağlıklı karar verilemeyeceği ve yeniden uzman bilirkişiler tarafından rapor hazırlanması gerektiği ve ayrıca sahte kupürlerin sanık tarafından hazırlanıp hazırlanmadığı hususunda hiçbir delil bulunmadığı yolunda iddialarda bulunmuş iseler de uzman bilirkişi Selim Sami Terzi'nin detaylı olarak hazırladığı ve mahkememizi bu hususta tatmin eden 27.6.2001 tarihli raporuna göre, kurumun açıkça zarara uğratıldığı ve bu zararın miktarının belirlendiği, yine Adli Tıp Kurumu Başkanlığının 17.11.1999 ve 19.4.2001 tarihli açık ve net raporlarına göre, hastalara verilen ilaçların kupürlerinin orijinal olmadığını, sahte olduğunu açıkça belirtmesi ve sanık Mehmet'in savunmalarda, tüm işlemlerin kendisi tarafından yürütülüp, hastalara ilaçların kendisi tarafından verildiğini kabul etmesi karşısında sanık ve vekillerinin bu iddiaları mahkememizce samimi görülmemiştir.
Her ne kadar bu dosya ile birleşen Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesinin 1997/6 sayılı dosyasında, sanıklar hakkında aynı iddialarla dava açılmış ise de iddianameler incelendiğinde, sanıklara isnat edilen sahtecilik suçunun aynı olayları kapsamadığı ve 1997/6 sayılı davanın iddianamesinde bu dosyadaki iddianameden çok daha geniş sahtecilik iddiaları bulunduğundan bu dosyalarda belirtilen sahtecilik suçları TCY. nın 80. maddesi kapsamında düşünülmüş ve bu nedenle CYUY.253. maddesi uyarınca daha sonra açılan davanın reddine karar verilmemiştir. gerekçesi ile sanığın TCY. nın 342/1, 80, 504/7, 80, 522/1, 71, 74/1, 75/2. maddeleri uyarınca sonuç olarak 7 yıl ağır hapis ve 4.337.276.642 lira ağır para cezası ve fer'i ceza ile cezalandırılmasına, para cezasının 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca 10 eşit taksitte alınmasına karar verilmiştir.
Sanık vekilinin ve katılan idare vekilinin temyizleri üzerine Özel Dairece dolandırıcılık suçundan kurulan hüküm onanmış, sahtecilik suçundan kurulan hüküm ise, gerekçesiz karar verilmesi ve 24.12.1996 günlü iddianameye konu sevk kağıtları ve reçeteleri düzenleyen doktorlar dinlenmeden ve sahtelikleri bakımından Adli Tıp Kurumundan rapor alınmadan eksik soruşturma ile hüküm kurulması nedenlerinden bozulmuştur.
Anayasanın 141 ve CYUY. nın 32. maddeleri gereğince mahkeme kararlarının gerekçeli olması zorunludur. Hükmün gerekçe içermemesi CYUY. nın 308/7. maddesi uyarınca yasaya mutlak aykırılık halini teşkil etmektedir. Gerekçe, hükmün dayanaklarının akla, hukuka ve dosya içeriğine uygun açıklamasıdır. Keyfiliği önlemek, tarafları tatmin etmek ve denetim yapılmasına olanak sağlamak için hükmün gerekçeli olması gerekir. Gerekçenin dosyadaki bilgi ve belgelerin yerinde değerlendirildiğini gösterir biçimde geçerli, yeterli ve yasal olması aranmalıdır.
Oysa Yerel Mahkemece ilk bozma kararından sonra yapılan yargılamada, dolandırıcılık ve ilk iddianameye konu sahtecilik suçları ile ilgili gerekçe gösterilmesiyle yetinilmiş, ancak birleştirilen davada sanığa isnat edilen 36 ayrı sahtecilik eylemi ile ilgili her hangi bir gerekçeye yer verilmemiş, hükümde bu hususlara değinilmemiş ve isnat edilen bu eylemler ile ilgili hangi belgelere dayanıldığı, bu konulara ilişkin dosyadaki bilgi ve belgelerin ne şekilde değerlendirildiği açıklanmamıştır. Yerel Mahkemece, 24.12.1996 günlü iddianame ile sanığa isnat edilen eylemlere ilişkin cezalandırılma kararı verilirken yasal ve yeterli gerekçe gösterilmediği açıktır.
Bu itibarla gerekçesiz olması nedeniyle usul ve yasaya aykırı olan Yerel Mahkeme hükmünün, diğer yönleri incelenmeksizin öncelikle bu usulü nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle saptanan usulü nedenle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 19.11.2002 tarihinde tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy