(765 S. K. m. 51, 59, 81, 179, 188, 491, 495, 497) (647 S. K. m. 4)
Dava: Yağma suçundan sanık F.Y.'ın, suç niteliğinin değiştiği kabul edilerek tehdit suçundan dolayı TCY.'nın 188/1-2, 51/1, 59, 81/1-3 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 2.175.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Boyabat Ağır Ceza Mahkemesince 19.01.2000 gün ve 41-5 sayı ile verilen hükmün sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 18.09.2001 gün ve 11340-10920 sayı ile;
"Yakınan C.A.'ya ait otomobili uçurum kenarına götürüp vermediği takdirde uçurumdan atacağını söyleyip tehdit etmek suretiyle cep telefonu ile beş milyon lirayı vermek zorunda bıraktığı anlaşılan sanığın eyleminin yağma suçunu oluşturduğu gözetilmeden yerinde görülmeyen gerekçe ile yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden sanığın ceza yönünden kazanılmış hakkı gözetilmek suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise, 31.10.2001 gün ve 64-61 sayı ile; "TCY. 495 ve 497. maddelerinde ifadesini bulan gasp suçu, hırsızlık suçu ile cebir ve şiddet ve tehdit suçlarının oluşumundan meydana gelen bileşik bir suçtur. Bir başka deyişle gasp suçu ile TCY. 491 ve devamı maddelerinde ifadesini bulan hırsızlık suçunun ana unsurları ortaktır. Bu yönüyle gasp suçu ile hırsızlık suçunun ortak unsurlarını şöylece sıralamak mümkündür.
a ) Alınan malın taşınır olması,
b ) Taşınır malın başkasına ait olması,
c ) Malın rıza dışı alınarak hakimiyet sahasına sokulması,
d ) Malın faydalanmak amacıyla alınması.
Hırsızlık suçu ile ortak bu unsurların yanı sıra gasp suçunun oluşabilmesi için failin eylemleri gerçekleştirmek için cebir şiddet ve tehdit kullanması, cebir, şiddet ve tehdidin malın zilyedine veya suç yerinde bulunan bir başka şahısa yönelmiş olması ve nihayet mağdurun malı teslime veya alınmasına karşı sessiz kalmaya mecbur bırakılması gerekmektedir.
Cebir, şiddet ve tehdit kullanılmaksızın gerçekleştirilen hırsızlık eylemleri gasp suçunu oluşturamayacağı gibi eylemde hırsızlık suçunun unsurlarından birisinin bulunmaması halinde cebir, şiddet ve tehdit kullanılmış olsa dahi eylem gasp suçunu oluşturmayacaktır. Bu durumda kullanılan cebir, şiddet ve tehdidin niteliğine göre sanık hakkında TCY. 191, 188 veya 456. maddelerin tatbiki ihtimali bulunmaktadır.
Yukarıda da belirtildiği üzere hırsızlık suçlarında olduğu gibi gasp suçunda da malın faydalanmak özel kastıyla alınması lazımdır. Faydalanmak özel kastı gasp suçunun başka suçlardan ayırmaya yarayan temel unsurlardan birisidir. Failde alınan maldan faydalanmak değil örneğin malı bozmak, tahrip etmek, vesair düşünceler varsa fiil gasp suçunu oluşturmayacaktır.
Somut olayda sanığın eylemini yukarıda açıklamalar çerçevesinde değerlendirdiğimizde sanığın olay öncesindeki ve olay sonrasındaki davranış biçimi ile olayın gelişim şeklinden hareketle sanığın müştekinin cep telefonu ve 5.000.000 TL. parasını, arabasını uçuruma yuvarlamak tehdidiyle almaktan ibaret eyleminde alınan maldan faydalanmak özel kastının bulunup bulunmadığını tespit etmek gerekmektedir.
Sanık olayın sıcağı ile hiçbir hukuki yardım almaksızın C. Savcısına vermiş olduğu beyanında; amacının aldıklarını gasp etmek değil bu eylemi ile müşteki ve tanığın kendisi ile alay etmelerini engellemek olduğunu belirtmektedir. Niyetinin aldıklarını birkaç gün sonra iade etmek olduğunu söylemektedir. Olayın gelişimine göre de sanığın bu niyetle hareket ettiğini ve almış olduğu cep telefonu ve paradan faydalanma özel kastının bulunmadığını en azından bu konuda şüphe bulunduğunu gösterir emareler mevcuttur, şöyle ki;
Müşteki C. ve tanık B. sanığın iddia ettiği yırtık pantolon ile alay etme hadisesini doğrulamamakla birlikte sanık ile arkadaş olduklarını ve sohbetleri esnasında zaman zaman şaka olsun diye biri birlerine takıldıklarını söyleyerek sanığın kendilerine olan kızgınlığını üstü örtülü şekilde beyan etmişlerdir. Sanık olayın gelişiminde de bu düşünce ile hareket ettiğini göstermektedir. Dükkana gelen sanık önce B.'e tekme ile vurarak ne olduğunu soran C.'e sen de suçlusun sizin g...nüz kalktı şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Görüldüğü üzere başlangıçta sanık müşteki ile tanığı sebebi belli olmayan bir şekilde bir şeylerle suçlamaktadır.
Sanığın teklifi ile müşteki ve tanık arabaya binmişler ve birlikte şehir içinde dolaşmışlar bu arada Emniyet Müdürlüğü önünden de geçmişlerdir. Güzergahı ve istikameti müşteki tespit etmiştir. Sanığın tesadüfen gitmiş oldukları uçurum kenarında bu eylemi gerçekleştirmiş olması da olayın öncesine yönelik bir gasp iradesinin olmadığını göstermektedir. Keza tehdit sonrasında müşteki cüzdanında bulunan bozuk paraları da vermek istemiş ancak bu isteği sanık tarafından kabul görmemiştir. Ayrıca ekonomik değeri olan cep telefonu ve para ile birlikte hiçbir ekonomik değeri olmayan aracın ruhsatının da alınmış olması sanığın asıl amacının müştekinin mal varlığından faydalanmak olmadığını göstermektedir. Böyle bir düşüncesi olan sanığın aracın hakimiyetini ele geçirdikten sonra uzaklaşmak yerine bir müddet daha araç ile tanık B. de olduğu halde dolaşarak aracı müştekiye iade etmiş olması ve hiçbir ekonomik değeri olmayan ruhsatı alarak uzaklaşması niyetinin ekonomik olmadığını göstermektedir. Nihayet son olarak sanık ayrılırken müştekiyi cep telefonun ve ruhsatın bende diye uyararak niyetini ortaya koymuş durumdadır. Bütün bu değerlendirilmelerin ışığı altında sanığın tehditle cep telefonu ve ruhsatı alması şeklindeki eyleminde söz konusu malları mal edinme özel kastının bulunmadığını en azından bu konuda şüphe bulunduğunu söylemek mümkündür." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 17.10.2002 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın olay tarihinde önceden arkadaşı olan yakınan C.'e ait dükkana giderek, kalfası tanık B.Ö.'in çenesine tekme atıp onu üç gün iş ve gücüne engel olacak şekilde yaraladığı, sonra yakınana hitaben "sen de suçlusun sizin g...nüz kalktı" diyerek dükkanın önünde bulunan araca binmelerini istediği, yakınanın kullandığı otomobille üçü birlikte şehir dışına köy yoluna çıktıkları, arka koltukta oturan sanığın uygun bir yerde yakınandan aracı durdurmasını isteyerek indiği ve yakınanın da araçtan inmesinden yararlanarak direksiyona geçip, 50 metre kadar ileride bulunan uçurumun yanına götürdüğü aracı uçuruma atmakla tehdit ederek yakınanın cep telefonunu, aracın ruhsatını ve 5 milyon lira parasını aldığı, daha sonra yakınanı olay yerinde bırakarak yanında tanık B. de olduğu halde şehre geri döndüğü, bir süre araçla şehirde dolaştıkları sonra da yakınanla şehir girişinde karşılaşmaları üzerine onu yeniden araca aldığı ve bir süre daha dolaştıktan sonra aracı yakınana teslim edip "cep telefonu ve ruhsat bende" diyerek yanlarından yaya olarak ayrıldığı, bilahare evinde yakalanan sanığın üzerinde yakınana ait eşyanın elde edildiği anlaşılmaktadır.
Ayrıntıları yukarıda açıklanan olayın oluş ve sübutunda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığın sabit olan eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
TCY.'nın 495 ve devam eden maddelerinde düzenlenen ve yağma ( gasp ) olarak tanımlanan suç; cebir ve şiddet ( maddi cebir ) veya tehdit ( manevi cebir ) kullanmak suretiyle gerçekleştirilen hırsızlık suçudur. Madde metninden anlaşılacağı gibi, taşınır bir malın faydalanmak kastı ile cebir ve şiddet veya tehdit kullanılıp alınmasıyla bu suç oluşur. Yağma suçu, kişinin hem özgürlüğüne, hem de zilyedliğine yönelik bir suçtur. Ancak, burada kişi özgürlüğüne yönelen saldırı, mal aleyhine işlenen suçun gerçekleşmesi bakımından bir araç niteliğinde bulunduğundan, bu suç sonuç itibariyle mal aleyhine işlenen bir suç niteliğindedir.
Bu suç ile ilgili olarak: öğretide Prof. Dr. Sulhi Dönmezer, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler adlı eserinde şu açıklamalara yer vermiştir. "Suçun öğeleri; 1- Malın taşınabilir olması, 2- Mal sahibinin rızasının bulunmaması, 3- Malın alınması, 4- Faydalanma kastıdır. Fail başkasına ait olduğunu bildiği malı sahiplenme özel kastını taşımalıdır. Faydalanmak kastından maksat, çalınan malda malikinin sahip bulunduğu bütün olanakları kullanabilmek arzu ve iradesidir. Doğal olarak bu faydalanmayı maddi ve manevi anlamda algılamak gerekir. Bu itibarla avantaj sağlama, kendini tatmin etme kullanma kaprisini yerine getirme ve sair maksatlar faydalanma kastını yerine getirir." ( DÖNMEZER, Kişilere ve Mala Karşı Cürümler, sh. 369 )
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde;
Sanığın, yukarda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, olay tarihinde yakınına ait otomobili uçurumdan aşağıya atacağı tehdidi ile cep telefonunu ve parasını rızası dışında aldığı, bilahare onu olay yerinde bırakarak otomobil ile uzaklaştığı açıktır. Sanığın bu eyleminde kullandığı tehdit, yakınanı malen büyük bir tehlikeye düşürebileceği beyanını içerdiğinden, yağma suçunun oluşması için yeterlidir. Sanık, her ne kadar olay sonrasında otomobili yakınana iade etmişse de aracın ruhsatını, cep telefonu ve parayı iade etmediği gibi, "arabanın ruhsatı bende, cep telefonun da bende" demek suretiyle bunları aldığını da vurgulamıştır. Bu eşyanın olay sonrasında sanığın üzerinde yakalandığı da açıktır. O halde bunları yalnızca yakınana zarar vermek amacı ile aldığından söz etmeye olanak yoktur. Sanık, Yerel Mahkemece de kabul edildiği gibi, kendisini tatmin amacıyla bu eşyayı almakla, artık faydalanma kastı da gerçekleşmiştir.
Bu itibarla isabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyesi N. Ünver ise, sanığın sabit olan eyleminin TCY.'nın 179. maddesindeki hürriyeti tahdit suçuna uyduğu, Yerel Mahkeme hükmünün bu değişik gerekçe ile bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmıştır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme Direnme hükmünün suç niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlikten BOZULMASINA, ilk hükmün sanık vekili tarafından temyiz edilmiş olması nazara alınarak CYUY'nın 326/son maddesi uyarınca ceza miktarı yönünden kazanılmış hakkının gözetilmesine, dosyanın yerine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 26.11.2002 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak gerekçede oy çokluğu, sonuçta ise oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy