(1412 S. K. m. 135, 223, 236)
Dava: Dolandırıcılık suçundan sanıklar M.U., D.K., M.M. ve H.B.'nin beraatlarına ilişkin İstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesince 22.12.2000 gün ve 181-301 sayı ile verilen kararın katılan idare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 17.04.2001 gün ve 6687-6276 sayı ile;
"CMUK'nın 223/son maddesinin yanlış yorumlanması sonucu sanıkların aynı yasanın 135 ve 236. maddeleri uyarınca sorguları yapılmadan yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 09.10.2001 gün ve 192-286 sayı ile;
"Sanıkların eyleminde dolandırıcılık suçunun unsurlarının oluşmadığı açıkça anlaşılmıştır ki, Yargıtay 6. Ceza Dairesi de bu gerekçeyle diğer 60 sanık hakkında verilen beraat kararını da onamıştır.
Sanıkların savunmasının alınmasının gereği sanığın gelip suçunu kabul etmesi ile yeterli olmayan delilleri yeterli hale getirebilir. Olayımızda ise sanığın nemasını aldığını mahkememiz kabul etmektedir, diğer bir deyişle sanığın üzerine yüklenen nemasını alma eylemini işlediğini kabul etmektedir; yalnız sanığın yaptığı bu eylemin dolandırıcılık suçunun yasal unsurlarını oluşturmadığını açıklayarak bu gerekçeyle sanıkların savunmalarının alınmadan beraatlarına hüküm vermek gerektiği sonucuna varılmıştır.
Sanıkların savunmalarının alınmasında, eylemin sübutu halinde cezayı gerektirecek eylemlerde yasal mecburiyet vardır. Eylemde suç yoksa sanığın savunmasının alınması neticeye etkili değildir. Nitekim Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.12.1994 gün ve 322-343 sayılı kararında ( sanık usulüne uygun, yani CMUY'nın 135. maddesinde belirtilen şekilde sorguya çekilmeden duruşma açılmış sayılamayacağından kanıt da toplanamaz ve davanın esasına girilip hüküm kurulamaz, fiilin suç oluşturmaması nedeniyle derhal beraat kararı verilmesi dışında, sanığın usulünce uygun sorgusu yapılıp savunması saptanmadan beraat kararı verilemez ) olduğunu belirtmiştir. Yine Yargıtay 10. Ceza Dairesi 15.09.1997 gün ve 8059-8463 sayılı kararında ( CMUY'nın 253/son maddesindeki derhal beraat kararı verilebilecek hallerde durma veya düşme kararı verilemeyeceği hükmünün eylemin suç oluşturmaması gibi hallere münhasır olduğu gözetilmeli ) olduğunu belirtmiş, böylece bu kararların içerisinden de fiilin suç teşkil etmemesi hallerinde beraat kararı verileceği anlaşılmaktadır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararı da katılan idare vekili ve o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 17.10.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanıkların dolandırıcılık suçundan beraatlarına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkemece arasındaki uyuşmazlık, sanıkların sorgularının yapılmasının gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
Açılan bir kamu davasında, o davaya bakan mahkemece CYUY'nın 206, 207, 223/1, 236 ve 135. maddeleri uyarınca, duruşma günü belirlenecek, sanık ve tanıklar ile varsa taraf vekilleri davet edilecek, belirlenen günde sanığın sorgusu yapılıp, kanıtlar toplanarak karar verilecektir.
CYUY'nın 223/son, 225 ve 253/son maddelerinde getirilen ayrık hükümler dışında, sanığın sorgusu yapılmadan karar vermek olanaksızdır. Yasa koyucu somut gerçeğin ortaya çıkarılması, savunma olanağının sağlanması ve cezaların kişiselleştirilmesi için sanığın sorgusunun yapılmasını zorunlu kılmıştır.
Sanığın duruşmada hazır bulunması ve sorgusunun yapılması, "yargılamanın yüze karşı olması", "savunma hakkının kısıtlanamayacağı " ve " cezanın kişiselleştirilmesi" ilkelerinin doğal bir sonucudur. CYUY'nın 223/son maddesi, dosya kapsamına göre ilk bakışta eylemin suç oluşturmayacağının anlaşılması halinde uygulanacaktır. Sanığın sorgusu yapılmadan, mevcut kanıtlar tartışılarak delil takdiri suretiyle beraat kararı verilemez.
Somut olayda haklarındaki hüküm kesinleşen sanıklardan A.C.G'nin, emekli olduktan sonra SSK Beşiktaş Şubesinde çalışan sanık T.K. vasıtasıyla bu işyerinden emekli olan kişileri tespit edip, bu kişilerle temasa geçerek emeklilik işlerinde yardımcı olacağını, yoksa emeklilik işlemlerinin uzun bir süre alacağını söyleyerek onları ikna edip bu şekilde sanıklar M.U., D.K., M.M. ve H.B.'ın da aralarında bulunduğu 65 sanıktan 5-6 milyon lira para ve bazı evraklar aldığı ve önceden İstanbul İhtiyarlık Sigortası müdürlüğünde çalışan sanıklar C.B., M.D. ve E.H.U. ile işbirliği yaparak, diğer 65 sanıktan aldığı belgelerle, başka kişilerin tahsis numaraları yazılmak suretiyle sahte olarak emeklilik aylığı almaya mahsus özel belgeleri düzenledikleri ve diğer sanıklarca bu belgelerin maaş ve nema almada kullanıldığı iddiasıyla sanıklar A.C.G., E.H.U., M.D, C.B. ve T.K.'un, özel belgede sahtecilik, diğer sanıkları ise dolandırıcılık suçundan cezalandırılmaları için kamu davası açılmıştır.
Yapılan yargılamada bozmadan önce, uzun aramalara rağmen bulunamayan sanıklar M.U., D.K. ve M.M.'in, 09.03.2000 günlü oturumda CYUY'nın 223. maddesi uyarınca sorgularının yapılabilmesi için gıyaben tutuklanmalarına, sanık H.B. için ise tespit edilen adresi itibariyle savunmasının alınması için Ordu Ağır Ceza Mahkemesine talimat yazılmasına karar verilmiş, ancak 22.12.2000 günlü oturumda, sanıkların savunmalarının alınmasının neticeye etkili olamayacağından bahisle dinlenmelerinden vazgeçilmesine ilişkin ara kararı verilerek yokluklarında, savunmaları alınmadan beraatlarına karar verilmiş, bozmadan sonra ise, bozma kararı sonucu itibariyle aleyhe olmasına rağmen sanıklar dinlenip, bozmaya karşı diyecekleri saptanmadan CYUY'nın 326/2. maddesine aykırı olarak direnme kararı verilmiştir.
Yerel mahkemece, sanıkların sahte belge kullanmak suretiyle başka kişilerin tahsis numaralarına dayalı olarak 3417 sayılı Yasaya uyarınca almaları gereken nemaları aldıkları hususunun sabit olduğu kabul edilmesine rağmen, sanıkların sabit olan bu eylemlerinin bir zarara yol açıp açmadığı suç işleme kasıtlarının bulunup bulunmadığı gibi konular araştırılmak suretiyle hukuki durumlarını belirlenmesi gerektiği nazara alınmadan, isnat edilen eylemin suç oluşturmayacağını ilk bakışta anlaşılması haliyle sınırlı bulunan CYUY'nın 223/son maddesi yanlış yorumlanarak, sanıkların sorguları yapılmadan beraatlarına karar verilmiştir. Sanıkların sabit kabul edilen eylemlerinin ilk bakışta yasada yazılı tipe uygun, ceza yaptırımını gerektiren bir eylem olmadığı ileri sürülemez. Sanıklara yüklenen dolandırıcılık suçunun oluşup oluşmadığı, sanıkların sorgusu yapılarak leh ve aleyhlerindeki tüm kanıtların toplanması ve değerlendirilmesi sonucu belirleneceğinden, CYUY'nın 236 ve 135. maddelerine uygun olarak sorgularının yapılması zorunludur.
Öte yandan, sanıklar haklarında verilen beraat kararı, katılan idarenin temyizi üzerine aleyhlerinde bozulduğu halde Yerel mahkemece, aleyhe olan bu bozma kararına karşı sanıklardan diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesi CYUY'nın 236 ve 135. maddesindeki buyurucu hükme aykırı olarak sanıkların aleyhteki bozmaya karşı diyecekleri sorulmadan direnme kararı verilmesi isabetsiz olup, Yerel Mahkeme hükmünün bu usulü nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme Direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 19.11.2002 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak gerekçede oyçokluğu, sonuçta ise oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy