(765 S. K. m. 503, 504) (5237 S. K. m. 157,158)
Dava : Dolandırıcılık suçundan sanık Celal T.'in beraatine ilişkin Manisa Ağır Ceza Mahkemesince 13.3.2000 gün ve 51-58 sayı ile verilen kararın katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6.Ceza Dairesince 15.11.2001 gün ve 13692-13900 sayı ile;
"Banka görevlisinin iş yoğunluğu nedeniyle yeterli inceleme yapmadan İran Riyalini sanığın sözlerine inanarak Suudi Arabistan Riyali olarak kabul edip karşılığını ödemesinin, sanığın dolandırıcılık eylemini ortadan kaldırmayacağı gözetilmeden yazılı şekilde beraate hükmedilmesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 21.10.2002 gün ve 5-357 sayı ile; "Sanığın savunmalarında belirtildiği üzere bankaya gittiğinde Riyal bozdurmak istediği paraları vezneciye verdiği ve veznecinin paraları aldıktan sonra karşılığını Türk lirası olarak sanığa ödediği, bir bankacı olan veznecinin paraları tanıması gerektiği kaldı ki; paralar bankaca alındıktan ve karşılığı Türk lirası olarak ödendikten sonra belirli aralıklarla merkeze gönderilen paralarla birlikte İzmir Merkez Şubesine gönderildiğinde paraların burada Suudi Arabistan Riyali olmayıp, İran Riyali olduğunun anlaşılması ve TCK.nun 503. maddesinin yasal unsuru kişiyi kandırabilecek nitelikte hile ve desiseler yaratarak hataya düşürülmesi gerektiğinden olayımızda sadece paranın verilirken Suudi Arabistan Riyali denmesinin yasanın aradığı manada kişiyi aldatacak nitelikte hile ve desise sayılamayacağından döviz bozdurmakta görevli olan kişinin paraları tanıması gerektiğinden işlerinin yoğun olmasının suçun oluşmasını temine yeterli olamayacağı vicdani kanaatine varıldığı" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılan vekili ve o yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 26.11.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dolandırıcılık suçundan sanığın beraatine karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık yüklenen suçun unsurlarının oluşup oluşmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Türk Ceza Yasasının 503 üncü maddesinde basit hali, 504 üncü maddesinde ise ağırlaştırılmış halleri düzenlenen dolandırıcılık suçu, hile ve desiseler yaparak bir kişiyi hataya düşürüp onun veya başkasının zararına, kendisine veya bir başkasına haksız çıkar sağlamaktır. Bu suç iki konulu bir cürüm olup, mal varlığı yanında kişinin irade serbestisi ve rıza özgürlüğü de koru-maktadır. Çünkü, dolandırıcılık suçunda malın teslimi mağdurun rızası ile gerçekleşmekte, fakat bu teslim hile ve desise kullanılarak sakatlanmış, özgür olmayan bir iradeye dayanmaktadır. Yasada hile ve desisenin tanımı yapılmamış olup, yerleşmiş yargısal kararlarda kabul edildiği üzere, mağdurun inceleme eğilimini etkisiz kılacak nitelik taşıyan her türlü dış hareket hile ve desise teşkil edebilir. Öte yandan, failde başlangıçta oluşan bir kast bulunmaktadır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
17.1.2000 tarihinde Vakıflar Bankası Turgutlu Şubesine giden sanığın, çalışanlardan tanık Serpil Y.'e Riyal bozdurmak istediğini söylediği, bu kişinin söz konusu para birimini tanımaması nedeniyle bu kez gişe yetkilisi tanık Mehmet Ö.'ın yanına giderek Suudi Arabistan Riyali diye 50.000 İran Riyalini ona verip, yeniden diğer tanık Serpil'in yanına giderek döviz bozdurma işlemi için tediye fişini düzenlettirdiği, sonra da yeniden vezneye gidip bu işlem karşılığında 7.236.150.000 lira aldığı, sanığın kolluk anlatımı, tanık beyanları, tutanaklar ve tüm dosya kapsamı itibariyle sabittir. Sanık bu eylemi için banka memurlarının yeterli özeni gösteremeyecekleri düşüncesiyle özellikle bankada iş yoğunluğu bulunduğu saatleri seçmiş, güven duymaları bakımından kendisini onlara müteahit olarak tanıtmış ve bozdurmak istediği paranın İran Riyali olduğunu bilmesine rağmen Suudi Arabistan Riyali olduğunu söylemek suretiyle kontrol etmelerini de önleyerek bu işlem karşılığında kendisine fazla para teslim etmelerini sağlamıştır. Sanığın belirtilen bu hareketlerinin, bir bütün halinde banka çalışanlarının iradelerini etkileyen hile ve desise teşkil ettiğinde kuşku yoktur. Nitekim, olay sonrasında Gaziantep iline giden sanığın, 7-8 milyon lira karşılığında satın aldığı 164.000 İran Riyalini bu kez bir başka ilçede bozdurmaya çalıştığı sırada yakalanması da, sanığın olay öncesindeki kastının dolandırıcılık suçunu işlemek olduğunu açıkça ortaya koymaktadır. Kaldı ki kolluk anlatımındaki ikrarı ile uyumlu olarak sanık hakkında benzer olaylara ilişkin birden çok mahkûmiyet hükmünün bulunması da somut olaydaki kastı bakımından, bu kabulün geçerliliğinin bir başka gerekçesini oluşturmaktadır. Bu nedenle Yerel Mahkemenin, dosya kapsamına ve kanıtlara uymayan gerekçelere dayalı olarak sanığın beraatine karar vermesi isabetsizdir.
Bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMA-SINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 24.12.2002 tarihinde tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy