(765 S. K. m. 349, 503, 522) (6762 S. K. m. 692, 695)
Dava: Sahtecilik ve dolandırıcılık suçlarından sanık R.'ın dolandırıcılık suçundan TCY'nın 503/1, 522/1, 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4/1. maddeleri uyarınca 139.150.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, sahtecilik suçundan beraatine ilişkin (İstanbul Üçüncü Ağır Ceza Mahkemesi)nden verilen 28.11.2000 gün ve 281/249 sayılı hüküm katılan İ. vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay Altıncı Ceza Dairesince dolandırıcılık suçu yönünden onanmış, sahtecilik suçu yönünden kurulan hüküm ise 19.2.2001 gün ve 1575-1499 sayı ile;
"Oluşa, dosya içeriğine ve mevcut delil durumuna göre suçun sübuta erdiği gözetilmeden yerinde olmayan gerekçelerle beraat kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 30.10.2001 gün ve 113-331 sayı ile;
"Yerleşik kararlarda; belge ile hukuki bir sonuca varılmıyorsa, diğer bir deyişle sonuç elde edilemiyorsa, sahtecilik suçunun yasal unsurlarının oluşmayacağı vurgulanmaktadır.
Olayımızda da; sanığın elde ettiği çek yaprağının kapatılan bir hesaba ait olması nedeniyle bankaya ibraz edildiğinde yapılacak kontrolde hesabın kapalı olduğu anlaşılacak çekle ilgili işlem yapılmayacaktır. Sanığın dolandırıcılık suçunda kullandığı çek bankaca hukuki işleme tabi tutulamayacağından, sahtecilik suçunun asıl unsurlarından olan hukuki sonuç doğuran belge niteliğine sahip değildir. Bu nedenle atılı sahtecilik suçunun unsurları oluşmamıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de C. Savcısı ile katılan İ. tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 25.1.2002 gün ve 186048 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Oluşu yönünden uyuşmazlık bulunmayan somut olayda; hesabını kapatan katılanın bankaya iade etmeyerek masa gözünde sakladığı boş çek yaprağını, yanında işçi olarak çalışan sanığın haksız biçimde ele geçirdikten sonra, bunu sahte olarak düzenleyip ciro ederek araç tamir bedeli karşılığında diğer katılan R.'a verdiği, bankaya ibraz edilen çekin kapatılmış hesaba ait olması nedeniyle hamile ödeme yapılmadığı, sanığın tevilli ikrarı, katılanların anlatımları ve dosyadaki kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Yerel Mahkemece, sanığın dolandırıcılık suçundan mahkumiyetine ilişkin olarak kurulan hüküm önceden kesinleşmiş olup, çekin kapatılmış bir hesaba ait olması nedeniyle hukuken geçerli olmadığı, dolayısıyla sahtecilik suçunun unsurlarının gerçekleşmediği gerekçesi ile bu suçtan beraatine ilişkin hüküm ise Özel Daire tarafından, sahtecilik suçunun oluştuğu belirtilerek bozulmuş, Yerel Mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
Görüleceği üzere, Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sahtecilik suçunun oluşup oluşmadığı noktasında toplanmaktadır.
Türk Ceza Yasamızın 3679 sayılı Yasa ile değişik 349. maddesinin ikinci fıkrasına göre; "emre veya hamile yazılı olarak tanzim edilen kambiyo senetleri, emtiayı temsil eden evrak yahut ortaklık veya alacaklılık sağlayarak belli bir meblağı temsil eden hisse senetleri, tahviller ve Hazine bonoları gibi kıymetler ile bunlar dışında kalan kıymetli evrak ve mali değerleri temsil eden veya ihraç edenin mali yükümlülüklerini içeren her türlü evrak resmi varaka hükmündedir."
Esasta özel nitelikte olan bir kısım belgelerin resmi evraka eşit sayılmalarının nedeni, bu gibi evrakın özel sosyal önemi olmasıdır. Gerçekten de emre veya hamiline yazılı kambiyo senetleri ticaret dünyasında elden ele ve süratle dolaşırlar, hatta yabancı piyasalarda da bu değerlerini korurlar; bir poliçe, çek veya bonoyu kabul eden kimse, çok kere ne keşideciyi ne cirantaları ne de aval verenleri tanımaz, bir isme, bir imzaya güvenmek zorunda kalır. Bu güvenin ise önemle korunması gerekir. Kaldı ki Kanun bu gibi ticari senetlere icra bakımından da üstünlük tanımaktadır. Nitekim İcra ve İflas Yasamız da kambiyo senetleri için özel bir takip usulü öngörmüştür. İşte Ceza Yasası, ticari işlemleri kolaylaştırmak ve ticaret alanında güveni sağlamlaştırmak maksat ve düşüncesiyledir ki bu gibi ticari senetleri resmi evraka eşit saymıştır. (Prof. Dr. S. E., Kamu Güvenine Karşı İşlenen Suçlar, İstanbul-1996, sy. 581 vd.)
Yasamızda öngörülen bu eşitlik, yalnızca yaptırım bakımından olmayıp, bu gibi evrakın her yönüyle resmi evraka eşit sayılmasını gerektirmektedir. Dolayısıyla, resmi belgelerde olduğu gibi, TCY'nın 349. maddesinde belirtilen belgelerde yapılan sahtecilik cürmünde de korunan hukuki yarar kamu güvenidir. Ayrıca bu belgelerin sahte olarak düzenlendikleri anda resmi belgede sahtecilik suçu oluşacak, özel belgede olduğu gibi, suçun oluşumu için belgenin kullanılması gerekmeyecektir. Sahte olarak düzenlenen bu belgelerin suç oluşturabilmesi için aldatma yeteneklerinin de bulunması şarttır. Keza, böyle bir belgenin kamunun güvenine mazhar olabilmesi, bunda yapılan sahteciliğin bu güveni sarsabilmesi ve failin sahtecilik suçundan cezalandırılabilmesi için, bu yazının hukuken geçerli olması, başka deyişle hukuk düzeni içinde belirli bir takım sonuçlar doğurabilecek nitelikte olması gerekir.
Kambiyo senetlerinden olan çekte bulunması gerekli unsurlar ise TTY'nın 692. maddesinde sayılmıştır. Buna göre çek;
1- "Çek" kelimesini ve eğer senet Türkçeden başka bir dille yazılmış ise o dilde "Çek" karşılığı olarak kullanılan kelimeyi;
2- Kayıtsız şartsız muayyen bir bedelin ödenmesi için havaleyi;
3- Ödeyecek kimsenin "muhatabın" ad ve soyadını;
4- Ödeme yerini;
5- Keşide gününü ve yerini;
6- Çeki çeken kimsenin (keşidecinin) imzasını, ihtiva etmelidir.
Bu unsurları taşıyan bir senet, çek olarak geçerlidir.
Öte yandan, TTY'nın 695. maddesinin 1. fıkrasında; "Bir çekin keşide edilebilmesi için, muhatabın elinde keşidecinin emrine tahsis edilmiş bir karşılık bulunması ve keşidecinin bu karşılık üzerinde çek keşide etmek suretiyle tasarruf hakkını haiz bulunacağına dair muhatapla keşideci arasında açık veya zımni bir anlaşma mevcut olması gerekir. Şu kadar ki; bu hükümlere riayetsizlik halinde senedin çek olarak muteber olmasına halel gelmez." hükmüne yer verilmiştir.
Bu hükümden de açıkça anlaşılacağı üzere; karşılığın ya da çek anlaşmasının bulunup bulunmaması keşideci ile muhatap (banka) arasındaki iç ilişki bakımından hüküm ifade edebilirse de, çekin geçerliliğini etkilemez. Dolayısıyla TTY'nın 692. maddesinde öngörülen şartlara uygun biçimde düzenlenmiş olan çek, muhatap (banka) nezdinde açılmış bir hesap bulunmaması ya da kapatılmış olması halinde de hukuken geçerliliğini sürdürmektedir. Nitekim bu görüş öğretide çeşitli yazarlar tarafından savunulduğu gibi (İ. D. Türk Ticaret Kanunu Şerhi, Ankara-1990, 3. Bası, sy. 1914, Prof. Dr. R. P., Kıymetli Evrak Hukuku Esasları, İstanbul-1984, 9. Bası, sy.266, Prof. Dr. S. R., Türk Hukukunda Bankacılık ve Uygulamasında Çek, Ankara-1998, 2. Bası, sy. 223, Prof. Dr. F. Ö., Kıymetli Evrak Hukuku, Ankara-1997, 2. Bası, sy. 1083 vd.) çeşitli yargısal kararlarda da (Örneğin; 11. H.D'nin 8.12.1987 gün ve 6456-6904 sayılı K.-YKD, C.XIV, Haziran 1988, sy. 797) vurgulanmıştır.
İnceleme konusu olayda; hesabını kapatan katılanın bankaya iade etmeyerek sakladığı boş çek yaprağını haksız biçimde ele geçirerek, TTY'nın 692. maddesinde öngörülen unsurları taşıyacak ve aldatıcılık yeteneği bulunacak surette sahte olarak düzenleyip ciro eden sanığın eylemi, resmi belgede sahtecilik suçunu oluşturur. Bu itibarla, sanığın beraatine ilişkin Yerel Mahkeme direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün (BOZULMASINA), dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 19.2.2002 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy