(1567 S. K. m. 3) (4616 S. K. m. 1)
Dava: 1567 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanık D. Kağıt Ambalaj Sanayi ve Tic. A.Ş'nin 1567 sayılı Yasanın 3521 sayılı Yasa ile değişik 3/a, TCY'nın 119. ve 59. maddeleri uyarınca 262.500.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin İzmir 3. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 25.03.1998 gün ve 1215/236 sayılı hükmün sanık vekilince temyiz edilmesi üzerine Yargıtay 7. Ceza Dairesince 03.03.2002 gün ve 385/3483 sayı ile;
Suça konu Sight Akreditif ödeme şekline göre açılan ithalat hesabının, malın ya da bedeli dövizin yurda getirilmemesi suretiyle açık kaldığı ve dava konusu dövizin yurtdışında bırakıldığı gözetilerek sanığın eylemi nedeniyle 1567 sayılı Yasanın 3521 sayılı Yasa ile değişik 3/b maddesi uyarınca cezalandırılması gerekirken oluşa ve dosya kapsamına uymayan gerekçe ile önödeme niteliğinde suç kabulü ile yazılı şekilde karar verilmesi isabetsizliğinden kazanılmış hak saklı kalmak üzere bozulmuş,
Bozmaya uyan Yerel Mahkemenin; sanığın 1567 sayılı Yasanın 3521 sayılı Yasa ile değişik 3/b maddesi uyarınca 29.141.652.524 TL. ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, kazanılmış hak gözönüne alınarak sanığın 262.500.000 TL. ağır para cezası ile cezalandırılmasına, infazın bu miktar üzerinden yapılmasına ilişkin 24.11.2000 gün ve 583/1559 sayılı hükmü katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 01.06.2001 gün ve 5170/10253 sayı ile;
22.12.2000 gün ve 24268 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4616 sayılı 23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun uyarınca;
Sanığa atılı suçun vasıf ve mahiyeti, öngörülen cezanın miktar ve niteliği, suç tarihinin 23 Nisan 1999 tarihinden önce olduğu ve eylemin anılan Kanun'un 1. maddesinin 5. bendindeki kapsam dışı suçlar içinde bulunmadığı gözetilerek, 6. bendinde belirtilen koşullar araştırıldıktan sonra 4. bendi gereğince sanık hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi hususunun takdirinin gerekmesi isabetsizliğinden sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 04.02.2002 gün ve 925/21 sayı ile; sanığa yüklenen 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde yazılı suçun cezasının tazmini nitelikte para cezası olduğunu, tazmini para cezalarını gerektiren suçların ise 4616 sayılı Yasanın kapsamı dışında kaldığını, bu nedenle 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanmasına olanak bulunmadığını belirterek önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının onama isteyen 12.07.2002 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık şirketin ihracat bedelini yurda getirmemesi nedeniyle 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesi uyarınca cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4 üncü bendi uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine yasal olanak bulunup bulunmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Bu uyuşmazlığın çözümünde hukuka uygun ve sağlıklı bir sonuca ulaşabilmek için konu ile ilgili yasal düzenlemelerin, yargısal kararların ve öğretideki görüşlerin ele alınıp irdelenmesi, buna bağlı olarak da uygulanan yaptırımın hukuki niteliğinin belirlenmesinde yarar vardır.
23 Nisan 1999 Tarihine Kadar İşlenen Bazı Suçlardan Dolayı Şartla Salıverilmeye, Dava ve Cezaların Ertelenmesine Dair Kanun adını taşıyan ve 22 Aralık 2000 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4616 sayılı Yasanın 1 nci maddesiyle, özde, 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenen suçlar nedeniyle, bazı suçlara ilişkin istisna ve koşullar altında, a- İnfaz şekli ve ceza indirimine, b- Şartla salıverilmeye, c- Davaların açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin yeni düzenlemeler yapıldığı anlaşılmaktadır.
4616 sayılı Yasanın 1. maddesi bir bütün olarak incelendiğinde, aynı madde içerisinde ayrı ayrı hukuki müesseselere ilişkin ayrıntılı düzenlemelere yer verildiği, hukuk sistemimize 4304 ve 4454 sayılı Yasalardan önce bulunmayan davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesi gibi yeni sayılan bir hukuki müessesenin getirildiği görülmektedir. Yasanın 1 nci maddesinin 1 nci bendinde, ölüm cezalarının yerine getirilmeyeceği, 2 nci bendinde toplam hükümlülük sürelerinden 10 yıl indirim yapılacağı belirtildikten sonra 3 ncü bendinde tutuklu ve hükümlüler hakkında yapılacak işlemler gösterilmiş, 4 ncü bendinde ise yine kesinleşmiş hükümlerdeki ceza indirimi ile paralellik arz edecek biçimde, davanın açılması veya kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin kurallar düzenlenmiş, 5, 6, 7, 8 ve 9 ncu bentlerinde ise bu Yasanın uygulanması olanağı bulunmayan suçlar ile koşullara yer verilmiştir.
Yasadaki bazı düzenlemelerin Anayasaya aykırı olduğunun ileri sürülmesi üzerine, Anayasa Mahkemesince, 18.07.2001 gün ve 4/332 sayılı karar ile; 4616 sayılı Yasanın 1. maddesi 2 nci bendinin kısmen, 5 nci bendinin TCY. nın 188, 191, 240, 298 ve 383 üncü maddeler yönünden, 4, 6, 7 ve 9 uncu bentlerindeki düzenlemelerin ise tümüyle Anayasaya aykırı olduğuna ve iptaline, 2, 4 ve 9 uncu bentlerdeki iptal edilen kuralların doğuracağı hukuksal boşluk kamu düzenini tehdit ve kamu yararını ihlal edici nitelikte görüldüğünden, bu bentlere ilişkin iptal hükmünün kararın Resmi Gazetede yayımlanmasından başlayarak altı ay sonra yürürlüğe girmesine karar verilmiş, iptal hükmünün 27.4.2002 tarihinde yürürlüğe girmesi üzerine, iptal edilen 2, 4 ve 9 uncu fıkralar 23.5.2002 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa ile yeniden düzenlenmiştir.
4758 sayılı Yasanın 1 inci maddesi ile 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesine eklenen 4 üncü bendinde; 23 Nisan 1999 tarihine kadar işlenmiş ve ilgili kanun maddesinde öngörülen şahsi hürriyeti bağlayıcı cezanın üst sınırı on yılı geçmeyen suçlardan dolayı haklarında henüz takibata geçilmemiş veya hazırlık soruşturmasına girişilmiş olmakla beraber dava açılmamış veya son soruşturma aşamasına geçilmiş olmakla beraber henüz hüküm verilmemiş veya verilen hüküm kesinleşmemiş ise, davanın açılması veya kesin hükme bağlanması ertelenir; varsa tutukluluk halinin kaldırılmasına karar verilir. Bu suçlarla ilgili dosya ve deliller, her bir suçun dava zamanaşımı süresinin sonuna kadar muhafaza edilir.
Erteleme konusu suçun dava zamanaşımı süresi içinde bu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde, erteleme konusu suçtan dolayı da dava açılır veya daha önce açılmış bulunan davaya devam edilerek hüküm verilir. Bu süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, ertelemeden yararlanan hakkında kamu davası açılmaz; açılmış olan davanın ortadan kaldırılmasına karar verilir.
Bu bentle ilgili olarak bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde dosyanın bulunduğu yargı merciine başvurmak suretiyle soruşturmaya veya davaya devam edilmesini istediklerini bildirenler hakkında soruşturma veya davaya devam olunur. Mahkûmiyet halinde verilen ceza, dava zamanaşımı süresince ertelenir. Bu süre için erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde ertelenen ceza da infaz edilir. Aynı süre, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi hürriyeti bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmeksizin geçirildiğinde, mahkûmiyet vaki olmamış sayılır hükmü yer almaktadır.
Somut olayda sanık şirket hakkında uygulanan 1567 sayılı Yasanın, 3/b maddesinde; Bir defaya mahsus olsa dahi her türlü mal, kıymet, hizmet ve sermaye ithal ve ihraç edenler veya bu işlere aracılık edenlerden bu işlemlerinden doğan alacaklarını 1 inci maddeye göre alınan kararlardaki hükümlere göre ve bu kararlarda tayin edilen süreler içinde yurda getirmeyenler ile ithal, ihracat ve diğer işlerinde döviz veya Türk Parası kaçırmak kastıyla muvazaalı işlemlerde bulunanlar yurda getirmekle yükümlü oldukları veya kaçırdıkları kıymetlerin rayiç bedeli kadar ağır para cezasıyla cezalandırılırlar. ;
Aynı maddenin (c) bendinin 2 nci cümlesinde;
Hükmolunacak para cezasına, suç tarihi ile tahsil tarihi arasındaki süreler için 6183 sayılı Kanuna göre tespit edilen gecikme zammı oranında, para cezası ile birlikte tahsil olunmak üzere, gecikme faizi uygulanır.
3521 sayılı Yasa ile eklenen Ek 4. maddesine göre ise; Bu Kanuna göre gerçek ve tüzel kişiler hakkında hükmolunacak para cezalarıyla 1 inci maddeye göre alınan kararlar uyarınca tahsili gereken alacaklar hakkında 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun hükümleri uygulanır. şeklinde bir düzenlemeye yer verildiği görülmektedir.
Yargılamaya konu suç için 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen yaptırımın hukuki niteliğinin belirlenmesinde, önceki düzenleniş şekli ile 15.02.1989 gün ve 3521 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra halen yürürlükte bulunan ve yukarıda yer verilen şeklinin üzerinde durmak gerekmektedir.
Maddenin değişiklikten önceki yaptırımı, eşya ve kıymetlerin değerine göre yüzbin liradan on milyon liraya kadar ağır para cezası iken, değişiklik sonrasında yurda getirilmeyen kıymetlerin rayiç bedeli kadar ağır para cezası olarak belirlenmekle nispi hale getirilmiştir. Aynı değişiklik ile yaptırım olarak öngörülen nispi ağır para cezasına, birlikte tahsil edilmek üzere gecikme faizi uygulanacağı esası da getirilmiştir. Maddede öngörülen yaptırımın bu hali ile hukuki niteliğinin, tazminat niteliğinde bir para cezası olduğu yargısal kararlarda ve öğretide kabul edilmektedir. Şöyle ki;
Her ne kadar ceza yasalarında tazminat niteliğindeki para cezaları tanımlanmamış, bu cezaları diğer para cezalarından ayıran kriterlere yer verilmeyip, yalnızca TCY. sının 92 nci maddesinde tazmini nitelikteki para cezalarının ertelenemeyeceği kuralının getirilmesiyle yetinilmiş ise de bu yaptırımlar öğretide, Devletin ekonomik ve mali zararını karşılayan ve bunun yanında suç işleyeni de cezalandırmak amacını güden para cezaları olarak tanımlanmaktadır.
13.2.1935 gün ve 75/3 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında ise, bu kriter, Hususi kanunlarda yazılı para cezalarının nev'ini tayinde kanun koyucunun bu cezaları koymaktaki gayesi esastır. Hazinenin bu yüzden uğrayacağı zararları ödetmek ve mali menfaati korumak amacına dayanmak suretiyle konmuş cezalar tazminat kabilindendir. şeklinde belirtilmiştir. Kaldı ki bu karara konu olan 1918 sayılı Kaçakçılığın Men ve Takibi Hakkında Yasanın 25 inci maddesinin 2 nci fıkrasında, incelemeye konu 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesindekine benzer bir yaptırım söz konusu olmakla birlikte, faiz de öngörülmemektedir.
Öğretide Dönmezer-Erman; Tazminat kabilinden para cezalarının hem ceza hem de tazminat niteliğini taşıyan para cezaları olduğunu, genellikle mali suçlar karşılığı konulduğunu, bu cezalarla hazineye verilen zararları önlemek amacı güdüldüğünü belirttikten sonra kanun koyucunun sözü geçen amacı hedef tutup tutmadığı ise, bu nevi para cezalarını benimseyen kanunlarda yer alan cezanın infazı biçimine ilişkin hükümlerden anlaşılır. şeklinde, ayrımdaki kriterin infaz rejimi olduğunu, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen cezanın tahsilinin 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında yasa hükümlerine tabi olması yolundaki hüküm, tazminat kabilinden bir para cezasının söz konusu olduğunu gösterdiğini belirtmişler (Nazari ve Tatbiki Ceza Hukuku Cilt 2, S.694, 418, 419); S.Donay, A.Önder, F.Erem, A.Danış-man, M. Emin Artuk ve T.T.Yüce de eserlerinde aynı görüşlere yer vermişlerdir.
6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Yasanın, kapsamı belirleyen 1 inci maddesinde, Devlete, vilayet hususi idarelerine ve belediyelere ait vergi, resim, harç, ceza tahkik ve takiplerine ait muhakeme masrafı, vergi cezası, para cezası gibi asli, gecikme zammı, faiz gibi feri amme alacakları ve aynı idarelerin akitten, haksız fiil ve haksız iktisaptan doğanlar dışında kalan ve amme hizmetleri tatbikatından mütevellit olan diğer alacakları ile; bunların takip masrafları hakkında bu kanun hükümleri tatbik olunur.
Türk Ceza Kanununun para cezalarının tahsil şekil ve hapse tahvili hakkındaki hükümleri mahfuzdur. hükmüne yer verilmiş;
Aynı Yasanın 51 inci maddesinde gecikme zammının nasıl hesaplanacağı hükme bağlanmakla beraber 3 üncü fıkrasında ise, 213 sayılı Vergi Usul Kanununa göre uygulanan kaçakçılık, ağır kusur ve kusur cezaları hariç olmak üzere ceza mahiyetinde olan amme alacaklarına gecikme zammı tatbik edilmez. hükmü getirilmiştir.
Öte yandan, 19.06.1929 gün ve 25-14 sayılı İçtihadı Birleştirme Kararında, tazminat niteliğinde olan para cezalarının, özel yasalarında açık hüküm olmadığı takdirde, infazlarında kişisel hak kuralları yürüyeceğinden özgürlüğü bağlayıcı cezaya çevrilmelerine karar verilemeyeceği esası kabul edilmiştir. 1567 sayılı Yasada öngörülen suçların faillerinin büyük bir çoğunluğu tüzel kişiler olup, daha önce yalnızca bunlar hakkındaki cezaların 6183 sayılı Yasa uyarınca tahsil edileceğine ilişkin hüküm, 3521 sayılı Yasa ile yapılan değişiklikten sonra Ek 4. madde ile gerçek kişi olan sanıklar hakkında da uygulanacak şekilde düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile 1567 sayılı Yasadaki para cezaları hakkında 647 sayılı Yasanın 5 inci maddesinde öngörülen infaz rejimi uygulanamayacak, yani bu para cezaları ödenmedikleri takdirde özgürlüğü bağlayıcı cezaya çevrilemeyecek, yalnızca 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsili Usulü Hakkında Yasa uyarınca ve bu Yasada öngörülen gecikme zammı oranında belirlenen gecikme faizi ile birlikte hükmolunan para cezasının tahsili için hükümlünün mallarına başvurulacaktır. Bu da anılan İçtihadı Birleştirme Kararı ile belirlenen esasa uygun bir uygulamadır.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları ile öğretide kabul edilen kriterler ve yukarıda açıklanan yasal düzenlemeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen nispi ağır para cezasının gerek bu cezaya gecikme faizi uygulanabilmesi gerekse, infaz edilme yöntemi itibariyle kamu para cezası olmayıp, tazminat niteliğinde para cezası olduğu açıktır.
1567 sayılı Yasanın 3/b maddesindeki yaptırımın hukuki niteliğinin, tazminat kabilinden bir para cezası olduğuna ilişkin bu saptama karşısında, bu kabil para cezası öngörülen suçlarda 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4758 sayılı Yasa ile değişik 4 üncü bendi uyarınca davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilip verilemeyeceği sorununa gelince;
Yargıtay Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş uygulamalarında, kamu para cezası öngörülen suçlara ilişkin davaların, 4616 sayılı Yasanın anılan hükmü gereğince kesin hükme bağlanacağı esası kabul edilmiştir. Ancak, yasa koyucu tarafından 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 5 inci bendinde ayrık tutulan suçlar sayılırken (İ) alt bendinde, Vergi, resim ve harçlara ilişkin kanunlarda yer alan suçları işleyenler hakkında 4616 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanamayacağı şeklinde genel bir ifadeye yer verilmesi, mali suçların yasa kapsamı dışında tutulmasının amaçlandığını göstermektedir.
1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen suçun yaptırımının, Devletin mali çıkarlarını korumaya ve uğranılan zararları gidermeye yönelik tazmini nitelikte para cezası olduğu hususunda kuşku bulunmadığı nazara alındığında, artık yasa koyucunun yukarıda açıklanan amacına aykırı olarak 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 4 üncü bendi uyarınca bu suçlara ilişkin davaların kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilebileceğinden söz etmek de olanaksızdır. Nitekim Ceza Genel Kurulunun 10.04.2001 gün ve 54-58, 55-59, 53-60 ve 57-61 sayılı kararlarında da aynı husus vurgulanarak 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen yaptırımın tazmini nitelikte para cezası olduğu ve bu suça ilişkin davaların 4616 sayılı Yasa uyarınca kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilemeyeceği kabul edilmiştir.
O halde Yerel Mahkemenin direnmesi yerinde olup, esasının incelenmesi için dosyanın Özel Dairesine gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri ise, 4616 sayılı Yasanın 1 inci maddesinin 5 inci bendi, yasanın kapsamını belirlemiş olup bu hükümde tazmini para cezaları ve özellikle 1567 sayılı Yasa ayrık tutulan suçlar arasında sayılmamıştır. Kaldı ki, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesinde öngörülen suçta sanıkların süresi içinde yurda getirmedikleri para kendilerine ait olup, burada Devletin doğrudan bir zararının bulunduğundan söz etmeye de olanak yoktur. Ceza Genel Kurulunun 10.04.2001 gün ve 54-58 sayılı kararının karşı oyunda ayrıntılı olarak açıklandığı üzere, 1567 sayılı Yasanın 3/b maddesindeki yaptırım, tazminat kabilinden para cezası olarak nitelendirilemez. Bu itibarla Özel Daire kararı isabetli olup, isabetsiz olan Yerel Mahkeme direnme kararının bozulmasına karar verilmelidir görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkemenin direnmesi isabetli olup dosyanın, esasının incelenmesi için Yargıtay 7. Ceza Dairesine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 22.10.2002 günlü oturumda yasal oyçoğunluğu sağlanamadığından 5.11.2002 günlü ikinci müzakerede tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy