(2873 S. K. m. 14/d, 20) (3167 S. K. m. 24) (6831 S. K. m. 3)
Dava: Milli Parklar Yasasına aykırılık suçundan sanık M. Mersin'in 2873 sayılı Yasanın 14/d maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 21, 647 sayılı Yasanın 4 ve 6. maddeleri uyarınca 120.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ve cezasının ertelenmesine, suça konu av tüfeğinin zoralımına, dolu av fişeklerinin sanığa iadesine ilişkin Dumlupınar Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 5.10.1999 gün ve 73/24 sayılı hüküm, O Yer C. savcısı tarafından temyiz edilmekle, dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 2.4.2001 gün ve 4556/5153 sayı ile;
"...Milli Park sahası içinde tabii dengeyi bozmayacak şekilde avlanmaktan ibaret bulunan eylemi nedeniyle sanık hakkında 3167 sayılı Yasanın 24 ve 2873 sayılı Yasanın 20. maddeleri uyarınca uygulama yapılması gerekirken yazılı şekilde 2873 sayılı Kanunun 21. maddesine göre mahkumiyet hükmü tesisi..." isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 18.9.2001 gün ve 78/132 sayı ile;
"...Yüksek Yargıtay 7. Ceza Dairesince, suç tarihleri ve eylemleri aynı bulunan sanıklar hakkında mahkememizce verilen bir kısım kararlar bozulmuş, bir kısım kararlar ise onanmıştır. Mahkememiz Milli Parklar sınırları içinde her türlü av işini, henüz hiçbir av yapmamış olsalar bile doğal dengeyi bozucu hareketler içinde görmektedir..." gerekçesiyle, Özel Dairece onandığını belirttiği kararların esas ve karar numaralarını belirterek ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 28.11.2002 gün ve 158621 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın 2873 sayılı Yasanın 14/d maddesi yollamasıyla aynı Yasanın 21. maddesi ile cezalandırılmasına karar verilen olayda; Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suç vasfının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesi gerekmektedir. 2873 sayılı Milli Parklar Yasasının 14. maddesinin ( d ) bendinde, "Tabii dengeyi bozacak her türlü orman ürünleri üretimi, avlanma ve otlatma yapılamaz";
Aynı Yasanın 20. maddesinde, "6831 sayılı Orman Kanunu ile 3167 sayılı Kara Avcılığı Kanunu ve 1380 sayılı Su Ürünleri Kanununda yasaklanan fiillerin bu Kanunun uygulandığı yerlerde işlenmesi halinde, cezalar bir misli artırılarak hükmolunur.";
21. maddesinde ise, "Bu Kanunda yazılı yasaklamalara ve mecburiyetlere aykırı hareket edenler hakkında bu Kanunda ayrıca bir ceza gösterilmediği ve bu kimsenin fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, sulh ceza mahkemelerince ... cezasına hükmolunur." hükümleri yer almaktadır.
Bu düzenlemelerin yanında 6831 sayılı Yasanın 3. maddesinde bulundukları yer, durum ve sahip oldukları özellikler itibariyle ülkenin ve halkın yararı, sağlık ve güvenliğine yarayacak veya tarihi veya turistlik değeri bakımından korunması gerekli yerlerin orman rejimine alınmasına Bakanlar Kurulunca karar verileceği, orman rejimine alınan yerlerin de Orman Yasasındaki hükümlere tabi tutulacağı belirtilmiş, 3167 sayılı Kara Avcılığı Yasasının 8. maddesinin ( C ) bendinde ormanlarda, orman idaresinden izin alınmadan avlanma yapılması yasaklanmış, buna aykırı davranmanın yaptırımı ise aynı Yasanın 24. maddesinde gösterilmiştir.
Açıklanan bu yasal düzenlemelere göre, ormanlarda idareden izin alınmadan avlanma yapılması yasaklanmış ve bunun yaptırımı da Kara Avcılığı Yasasında hafif para cezası olarak gösterilmiş olup, orman rejimi altına alınan Milli Parklarda avlanma yapılması halinde, yasa koyucu tarafından Milli Parkların önemi nedeniyle Kara Avcılığı Yasasına göre belirlenecek bu yaptırımın artırılarak hükmedilmesi öngörülmüştür. Öte yandan Milli Park sahası içerisinde yapılan avlanmanın doğal dengeyi bozması hali daha vahim görülerek, bu eylem Milli Parklar Yasasında yaptırım altına alınmış ve fail için özgürlüğü bağlayıcı ceza da getirilmiştir. Burada önemli olan yapılan avlanmanın doğal dengeyi bozup bozmadığının belirlenmesidir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde;
22.08.1999 tarihinde jandarma tarafından düzenlenen olay yeri tespit tutanağında; arazi kontrolü yapılırken av tüfeği sesleri gelen Sıfat mevkiine gidildiğinde, aralarında sanık M. Mersin'in de bulunduğu 19 kişinin yasak bölgede av yaparlarken yakalandıkları, av tüfekleri ile av malzemelerine el konulduğu belirtilmiştir.
Sanık M. Mersin kolluk tarafından alınan ifadesinde, arkadaşları ile birlikte avlanmak amacı ile araziye çıktıklarını, Sıfat tepesi mevkiinde iken jandarmaların gelerek av tüfeklerine el koyduğunu, ancak bölgenin avlanmaya yasak olduğunu bilmediklerini, beyan etmiştir.
Duruşmada ise, yüklenen suçu kabul etmediğini, yakalandıkları sırada avlanmadıklarını, olay yerinde dinlenmek için durduklarını, o sırada jandarmaların gelerek av malzemelerini görüp el koyduklarını, yakalandıkları yerin Milli Park ve avlanmanın yasak olduğunu bilmediklerini, kolluktaki ifadesini kabul etmediğini söylemiştir.
Tutanak tanıkları, sanık ve arkadaşlarını avlanırken yakaladıklarını, tutulan tutanağın doğru olduğunu söylemişlerdir.
Orman Bakanlığı İç Anadolu Bölge Müdürlüğü Başkomutan Tarihi Milli Park Müdürlüğünce 2.9.1999 günlü yazı ile sanığın yakalandığı Kütahya ili Dumlupınar ilçesi Sıfat Tepesi mevkiinin, Başkomutan Tarihi Milli Parkı sınırları içinde yer aldığı ve avlanmanın yasak olduğu bildirilmiştir. Ayrıca, söz konusu bölgenin Milli Park olarak sınırlandırılmasına ilişkin 8/3580 sayılı kararın incelenmesinde, bu bölgenin 6831 sayılı Yasanın 3. maddesine göre orman rejimi kapsamına alındığı anlaşılmaktadır.
O halde 2873 sayılı Yasanın 14/d madde ve bendinde, bu yasanın kapsamına giren yerlerde doğal dengeyi bozacak şekilde avlanma yasaklandığına göre, Milli Parkta avlanmak üzere dolaşırken yakalanan sanığın, ne şekilde doğal dengeyi bozduğuna ilişkin yeterli ve geçerli kanıtlar gösterilmeden ve tutanaklara göre sanık ve yanındakilerin avladıkları herhangi bir av hayvanından da söz edilmediği nazara alınmadan, 3167 sayılı Yasanın 24 ve 2873 sayılı Yasanın 20. maddeleri yerine, suç niteliğinin belirlenmesinde yanılgıya düşülerek, yazılı şekilde cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsizdir.
Bu itibarla dosya kapsamına uygun olmayan Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına, değişen suç vasfına göre zamanaşımı hususunun mahallinde değerlendirilmesine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmesi için Yargıtay C. başsavcılığına tevdiine, 17.12.2002 tarihinde tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy