(1412 S. K. m. 253) (765 S. K. m. 72, 513, 522) (647 S. K. m. 4)
Dava: Meraya tecavüz suçundan sanık Rasim'in TCY'nın 513/2, 522, 647 Sayılı Yasanın 4 ve TCY.'nın 72. maddeleri uyarınca 91.260.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Çiçekdağı Sulh Ceza Mahkemesince verilen 3.5.2000 gün ve 91 /60 sayılı hüküm, sanığın temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 23.1.2002 gün ve 8211/487 sayı ile;
"Sanık hakkında aynı yere tecavüz nedeniyle daha önce iki dava açılmış olduğu, bu davalardan sonra sanığın yeni bir tecavüzünün varlığının kabulünü gerektirecek bir eyleminin söz konusu olmadığı göz önüne alınarak CMUK.'un 253/2. madde ve fıkrası uyarınca açılan bu davanın reddine karar verilmesi gerekirken yargılamaya devamla mahkumiyet kararı verilmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 19.2.2002 gün ve 9/7 sayı ile;
"Sanığın G. Köyünde halk arasında Topraklık mevkii olarak bilinen Burunaltı mevkiinde bulunan dava konusu 320 nolu mera parselinin 1400 m2.lik kısmı üzerine tarlası ile birlikte 1999 yılının 10. ayında buğday ektiği, yargılama sırasında da ekili olduğu, sanığın suça konu merayı köylünün ortak kullanımına terk etmeyip üzerinde buğday yetiştirmeye ve zapt ve tasarrufu altında bulundurmaya devam ettiği anlaşılmıştır. Temadi eden suçlardan olan meraya tecavüz suçlarında tecavüzün iddianame ile hukuki kesintiye uğramasından sonra devam eden tecavüzün ayrı bir suç oluşturduğu, C. Savcılığının 18.10.1999 tarihli iddianamesi ile hukuki kesintiye uğramasından sonra devam eden tecavüzünün ayrı bir suç -üçüncü suçu- oluşturduğu" gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyizi üzerinde dosya; Yargıtay C. Başsavcılığının "onama" istekli 10.12.2002 gün ve 60501 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın meraya tecavüz suçundan 3. kez cezalarıdırılmasına karar verilen somut olayda; özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, son açılan davanın CYUY.'nın 253/3'ncü maddesi uyarınca reddinin gerekip gerekmediği noktasında toplanmaktadır.
CYUY.'nın 253. maddesinin 3. fıkrasında; "Aynı konuda, aynı sanık için evvelce verilmiş bir hüküm veya açılmış bir dava var ise davanın reddine karar verileceği" hükmü yer almış olup bu hüküm ile mükerrer davalar hakkında veya daha önce çözümlenmiş uyuşmazlıklar hakkında ne gibi bir işlem yapılacağı belirtilerek, hukuki istikrarın sağlanması amaçlanmıştır.
Somut olayda açılan üçüncü dava ile diğer davaların konusunun aynı olup olmadığı, diğer bir deyişle davanın reddi koşullannın oluşup oluşmadığının belirlenebilmesi için, meraya tecavüz suçunun niteliği ve sanık hakkında daha önce açılan davaların konularının irdelenmesinde yarar bulunmaktadır.
TCY'nın 513/2. maddesinde düzenlenen; köy tüzel kişiliğine veya öteden beri köylünün ortak yararlanmasına sunulan, mera, harman yeri, yol ve sulak gibi taşınmazlara tecavüz suçunun maddi öğesi bu nitelikteki taşınmazları zapt ve tasarruf etmek veya sürüp ekmektir.
Zapt etmek, .taşınmazın semerelerinden faydalanmaksızın başkalarının yararlanmasına engel olmayı, tasarruf etmek ise kullanmak, faydalanmak ile uzun süre devam eden müdahaleleri ifade eder. Kısa süreli birkaç günlük tasarruf, yasanın aradığı anlamda tasarruf değildir.
Dosyanın incelenmesinde; sanık hakkında 23.9.1999 gün ve 113 sayılı iddianame ile 320 nolu mera parselinin 2700 m2'lik kısmına tecavüz ettiği iddiasıyla kamu davası açıldığı, sanığın hakkında dava açıldıktan sonra tecavüz ettiği 2700 m2'lik alanın 1300 m2'lik kısmında tecavüzünü sona erdirerek 1400 m2'lik alanda tecavüzünü sürdürdüğü ve bu eylem nedeniyle 18.10.1999 gün ve 197 sayılı iddianame ile hakkında ikinci kamu davasının açıldığı, her iki davanın birleştirilerek, sanığın iki kez meraya tecavüz suçundan cezalandırılmasına karar verildiği, hakkında 18.10.1999 tarihinde açılan davadan sonra da sanığın, suça konu 1400 m2'lik alanı terk etmeyerek kullanmak suretiyle tecavüzünü sürdürdüğü iddiası ile 7.3.2000 gün ve 25 sayılı iddianame ile yargılamaya konu olan bu davanın açıldığı, 18.10.1999 tarihinde açılan davadan sonra da suça konu taşınmazı terk etmeyip tasarrufunu sürdürdüğü, iddianame düzenlenmesiyle hukuki kesinti husule geldikten sonraki zapt ve tasarruf eylemlerinin ayrı bir suçu oluşturduğu, önceki davaların konusu ile bu davanın konusunun farklı eylemleri içerdiği dolayısiyla olayda davanın reddi koşullarının bulunmadığı, sanığın mahkumiyetine ilişkin yerel mahkeme direnme hükmünün isabetli olduğu anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sair yönleri de usul ve yasaya uygun bulunan yerel mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, tebliğnamedeki isteme uygun olarak 11.3.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy