(1412 S. K. m. 127) (765 S. K. m. 119, 179, 547)
Dava: Özgürlüğü sınırlama suçundan sanıklar Hüseyin K. ve Hüseyin Y'nin eylemlerinin etkili eylem suçuna uyduğu kabul edilerek ayrı ayrı TCY'nın 456/4, 51/1, 59, 647 Sayılı Yasa'nın 4. maddeleri uyarınca 74.000.000.- TL ağır para cezasıyla cezalandırılmalarına ve bu cezalarının 647 Sayılı Yasa'nın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Denizli 1. Ağır Ceza Mahkemesi'nce 26.11.1999 gün ve 263-347 sayı ile verilen kararın katılanlar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesi'nce 11.07.2001 gün ve 25889-12796 sayı ile;
"Sanıkların, müdahili öç almak amacıyla denetim ve yönetimlerindeki araca zorla bindirip belli bir süre darp ederek götürdükten sonra ancak kolluğun müdahalesi ile bırakmış olmaları biçiminde başlayıp gelişen olayda TCK'nun 179/2. madde ve fıkrasında açıklanan suçun tüm öğeleriyle oluştuğu, halen sürdürülen uygulamaya göre suçun oluşumu için özel kastın gerekmediği gözetilmeden, suçun nitelendirilmesinde yanılgıya düşülerek yazılı biçimde etkili eylemden mahkûmiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel mahkeme ise, 5.10.2001 gün ve 310-315 sayı ile, "Sanıkların olay gecesi dahi kendilerini telefonla rahatsız eden müdahil mağduru hemen suçüstü yakalamalarının ardından minibüsten indirip araçlarına alarak ve ara yollara sapmadan yoğun bir araç ve insan trafiğinin yaşandığı ana caddeleri takiben tanık Mehmet'in bulunduğu kıraathane önüne götürerek bu tanığa kendilerini telefonla rahatsız eden şahsın araçtaki şahıs olduğunu, karakola götüreceklerini söyleyip onun da kendileriyle gelmesi teklifinde bulundukları sırada bulundukları yere polisin gelip duruma el koyduğu, Yargıtay İçtihadı Birleştirme Büyük Genel Kurulu'nun 12.3.1979 gün 37-119, 30.4.1979 gün 62-183, 26.6.1995 gün ve 195-225 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, hürriyeti tahdit suçunun nitelik itibariyle özel kastın bulunmasını gerektiren suçlardan olduğunun açıklanması ve oluş şekli, müdahil mağdurun tutulduğu süre, yer ve zaman, sanıkların tanık Mehmet'e beyanlarıyla ortaya koydukları amaçları ve bu aşamada polisin bulundukları yere gelip duruma el koyuşu dikkate alındığında sanıkların olay öncesi ve olay içinde yoğunlaşan bir özel kast ile özgürlüğü daraltma suçuna yöneldiklerinin kabulüne olanak bulunmadığı, müdahili minibüsten indirirken direncini kırmak için vaki eylemlerinin müessir fiil suçunu oluşturduğu yolunda tam bir vicdani kanaate varıldığı gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da katılan Kenan vekili ile o yer C.Savcısı tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 9.12.2002 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Olay tarihi öncesinde ev ve cep telefonları aranarak rahatsız edilen sanık Hüseyin K., 4.10.1999 tarihinde C.Savcılığı'na başvurup, belirleyebildiği bir kısım telefon numaralarını da bildirmek suretiyle bu konuda şikayetçi olmuştur. Bu şikâyet üzerine, katılan Kenan ve arkadaşı Adem'in olay günü karakola çağrıldıkları, katılanın yaşının küçük olması nedeniyle ifadesinin alınmadığı ve buna içerleyerek olay gecesi saat 23.00 sıralarında üniversite kampüsünün önündeki ankesörlü telefondan sanık Hüseyin K.'nın telefonunu arayarak konuşmadan kapattığı, arayan yerin Pamukkale Üniversitesi kampusü önünde bulunan ankesörlü telefon olduğunu önceden tespit ettikleri numaralardan anlayan sanıkların, birlikte bu yere gittiklerinde dolmuşa binmekte olan katılan Kenan'ı görerek, aralarında önceye dayalı husumet bulunması nedeniyle onu araçtan etkili eylemde bulunmak suretiyle indirdikleri ve kendi otomobillerine bindirerek ana yoldan hareketle şehir merkezine geldikleri, burada tanık Mehmet ile katılanı karakola götürüp teslim konusunda yardımcı olması için konuştukları sırada kolluk görevlilerince yakalandıkları katılanın, sanıkların ve tanıkların anlatımlarından ve tüm dosya kapsamından anlaşılmaktadır. Katılan Kenan hakkında düzenlenen raporda, etkili eyleme maruz kaldığı ancak bu durumun iş ve gücüne engel olmayacağı belirtilmiştir.
Olayın yukarda açıklanan oluş şekli üzerinde özel daire ile yerel mahkeme arasında uyuşmazlık bulunmamakta, çözümlenmesi gereken sorun sanıkların sabit olan eylemlerinin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Sanıklara yüklenen özgürlüğü sınırlama cürmü Türk Ceza Yasası'nın 179. maddesinde düzenlenmiş olup, madde, "Bir kimse diğer bir kimseyi gayrimeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse ... cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. Bu hüküm ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanması yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyla oluşur. Suçun manevi unsuru ise, öğretide çoğunlukla benimsenen görüşe göre failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır.
Suçun genel kasttan ayrı olarak özel kastı gerektirip gerektirmediği hususunda tartışma bulunmasına karşılık, Ceza Yasamız anılan suçta, eylemin "gayrimeşru surette" işlenmesini öngördüğünden, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu nedenle Hakim, suçun manevi unsuruna dahil olan "hukuka aykırılık bilinci"ni elbette araştıracaktır.
Öte yandan, CYUY'nın "Meşhut Cürümde Yakalama, Meşhut Suç" başlığını taşıyan 127. maddesinin 1. fıkrası, "Meşhut cürüm sırasında rastlanan veya meşhut cürümden dolayı takip olunan şahsın firarı umulur veya hemen hüviyetini tayin mümkün olmazsa tutuklama müzekkeresi olmaksızın dahi o şahsı herkes muvakkaten yakalayabilir...";
Maddenin son fıkrası ise, "Henüz işlenmiş olan suç ile suçun işlenmesinden hemen sonra zabıta veya suçtan zarar gören şahıs yahut başkaları tarafından takip edilerek veya suçun pek az evvel işlendiğini gösteren eşya veya izlerle yakalanan kimsenin işlediği suç da meşhut suç sayılır." hükümlerini taşımaktadır.
Bu yasa hükmü ile suçüstü hallerindeki "muvakkaten yakalama" kurumu düzenlenmiş olup, yasada belirtilen koşulların mevcudiyeti halinde herkesin takip olunan kişiyi yakalayabileceği kurala bağlanmıştır. Herhangi bir kimsenin muvakkaten yakalamayı gerçekleştirmesi ise şu koşullara bağlıdır;
a ) Cürüm meşhut olmalı veya henüz işlenmiş bulunmalı veya fail cürmün işlenmesinden sonra kovalanarak yahut suçun pek az önce işlendiğini gösteren eşya ve izlerle birlikte yakalanmalıdır.
b ) Yakalanan kişinin kaçacağından korkulmalı veya kimliğinin hemen saptanması olanağı bulunmamalıdır.
c ) Suçun kovuşturulması şikâyete tabi ise, şikâyet koşulu gerçekleşmiş olmalıdır.
Sayılan bu koşulların gerçekleşmesi halinde, fail muvakkaten yakalanabilir ve en kısa zamanda kolluk görevlilerine teslim edilir.
Bu açıklamaların ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanıklardan Hüseyin K.'nın, telefonla rahatsız edilmesi nedeniyle C. Savcılığına şikayetçi olduğu ve telefon numarasını belirlediği kişilerin kimler olduklarının bulunarak cezalandırılmalarını talep ettiği, bildirdiği cep telefonu numaralarından bir tanesinin de katılan Kenan'a ait olduğu dosya kapsamı ile sabittir. Sanık Hüseyin K. ve yakını olan diğer sanığın, rahatsızlık veren kişilerin kimliklerini saptamak için çaba sarf ettikleri sırada, olay gecesi katılan Kenan'ın telefonla arayarak konuşmadan telefonu kapatması üzerine bu aramanın hangi telefondan yapıldığını cep telefonu ekranında çıkan numaradan belirledikleri ve otomobil ile hızla bu yere gittiklerinde katılan Kenan'ı görünce telefonla arayan kişinin o olduğunu tespit ettikleri anlaşılmaktadır. Görüldüğü gibi, sanıklar rahatsız edilmelerinin akabinde telefon edilen yere süratle giderek bir araca bindiğini gördükleri katılanın kaçmasını engellemek için onu yakalamışlardır. Katılanın eylemi ile ilgili şikayet koşulu da olay öncesinde gerçekleşmiştir. Nitekim, olay sonrasında katılan Kenan bu eylemi nedeniyle Denizli 2. Sulh Ceza Mahkemesi'nce 25.10.1999 günlü karar ile TCYnın 547, 119/5. maddeleri uyarınca cezalandırılmış ve bu cezası kesinleşmiştir. Yakalanan kişinin kolluk görevlilerine teslimi için otomobile bindirilerek şehir merkezine getirildiği ve burada sözü geçen bir kişi olduğu, sanıklara şikayetçi olmaları konusunda tavsiye ve telkinde bulunduğu anlaşılan tanık Mehmet'den karakolda yardımcı olmasının istendiği, tanık ile konuştukları esnada da, olaydan haberdar olan kolluk görevlilerinin sanıkları ve katılan Kenan'ı otomobil içerisinde yakaladıkları da sabittir. O halde, CYUY'nın 127. maddesinde hükme bağlanan koşullara uygun olarak katılanı yakalayan sanıkların eylemi hukuka uygun olup, olayda TCY'nın 179. maddesi uyarınca "gayrimeşru surette" özgürlüğün sınırlandırılmasının söz konusu olmadığı, dolayısıyla da anılan suçun manevi unsurunun oluşmadığı açıktır. Ancak, yakalama sırasında, yasanın tanıdığı zor kullanma sınırları aşılarak, sanıklar tarafından olayın kızgınlığı ile katılana karşı etkili eylemde bulunulması yasaya aykırı olduğundan bu suçtan dolayı cezalandırılmaları isabetlidir.
Bu itibarla yerel mahkemece açıklanan bu oluş şekline uygun olarak sanıkların hukuki durumlarının belirlenmesi yerinde olup, direnme hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım kurul üyeleri ise, isabetsiz olan yerel mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle yerel mahkeme direnme hükmünün ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığı'na tevdiine, 11.3.2003 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy