(765 S. K. m. 168/1-2) (3713 S. K. m. 5) (5237 S. K. m. 314)
Yasadışı İslami Hareket örgütünün sair efradı olmak suçundan sanık Mehmet Zeki D.'in TCY.nın 168/2, 3713 sayılı Yasının 5 ve TCY.nın 59. maddeleri uyarınca 12 yıl 6 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesince 24.7.2000 gün ve 205-154 sayı ile verilen kararın sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 28.2.2002 gün ve 2696-431 sayı ve oyçokluğu ile hükmün onanmasına karar verilmiş, Daire Üyelerinden Ş.Erol, sanığın TCY.sının 168/1 inci madde ve fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği karşı görüşüyle oy kullanmıştır.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 26.3.2002 gün ve 112225 sayı ile;
Sanık Mehmet Zeki D.'in, laik Anayasal düzeni yıkarak yerine şeriat esasına dayalı bir devlet kurma amacıyla kurulduğu anlaşılan "İslam Hareket" adlı silahlı çetenin içinde yer aldığına ilişkin bir anlaşmazlık yoktur. İtiraz konusu ve çözümlenmesi gereken sorun, adı geçen sanığın bu örgüt içinde özel görevi bulunup bulunmadığı noktasında odaklanmaktadır.
TCK'nun 168. maddesinin birinci fıkrasında belirtilen suçları işlemek üzere silahlı çete kuran, çeteyi yöneten, komuta eden ve özel görev üstlenen elemanlarının, örgütün diğer üyelerine göre daha ağır biçimde cezalandırılmaları öngörülmüştür.
Bu bakımdan silahlı çeteye "komuta etmek" ve "özel görevli olmak" kavramlarının anlam ve içerikleri üzerinde kısaca durmak gerekir.
Öğretide (Çetin Özek, Siyasi İktidar Düzeni ve Fonksiyonu Alayhine Cürümler, İstanbul 1967 baskısı, s. 368), "çete amirliği ve çeteye komuta etmek" kavramları üzerinde durulmuş, özetle: "Örgütün tümü üzerinde karar alma yetkisini kullanabilen kişi çete amiri, amire bağlı olarak örgütün içinde karar alma, iç disiplini sağlamadaki etkin konumu bulunan kişiler komuta yetkisini taşıdıkları" belirtilmiştir. Öte yandan Askeri Yargıtay 3. Dairesinin 17.7.1984 gün ve 836/312 sayılı kararında ileri sürülen görüşler doğrultusunda denilebilir ki, yönetim yetkisi bulunmamakla birlikte çete hiyerarşisi içinde, örgütsel amacın gerçekleşmesi için önemli ve gerekli hareketlerden birisiyle süreklilik gösterecek biçimde yükümlü bulunan kişi özel görevli sayılmalıdır.
Yargılama konusu olayda yer alan, laik anayasal düzeni silah zoruyla yıkarak yerine teokratik bir devlet kurmayı amaçlayan, "İslami Hareket" adlı çetenin bilinen temel örgütlenme yapısı şöyledir. "Genel Emir" örgütün lideri konumundadır. Bunun yanında "Şura= Yürütme Kurulu" bu çetenin en üst karar alma organlarıdır. Bu organlara bağlı olarak çalışan "Tebliğ ve Askeri Kanat=Ameliyat grubu" alınan kararları uygulayıcı en önemli birimleridir.
Bu açıklamalar ışığında itiraz konusu olay değerlendirildiğinde:
Dosya içeriğine göre, karşı oy yazısında da açıklandığı gibi sanık Mehmet Zeki D., "İslami Hareket" adlı örgütün karar alma organı olan "Şura=Yürütme Kurulu" üyesi olduğu ve "Yasama Meclisinin" seçimlerinde delege sıfatıyla oy kullandığı belirlenmiştir. Öte yandan, örgütün başlıca gelir kaynağı olan, çalıntı otoları sahte belgelerle sattığı kişilere teslimi, paralarının tahsil edilerek örgüt yöneticilerine verilmesi içinde özel olarak yetkili kılınmış, gerçekleştirdiği bu eylemleri süreklilik göstermiş, örgütün amacına ulaşmasında özel bir önemi bulunan bu hareketlerinden dolayı "örgütün özel görevlisi" konumunda bulunduğu kesin olarak anlaşılmıştır.
Bu duruma karşın, sanığın TCK'nun 168/1 yerine 168/2. maddesi uyarınca cezalandırılan Yerel Mahkeme kararı onanmıştır." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle CEZA GENEL KURULUnca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Güvenlik güçlerince 1993 yılı başında başlatılıp 1996 yılının Ağustos ayına kadar yurt çapında gerçekleştirilen operasyonlarda, Laik Anayasal düzeni yıkarak yerine din esasına dayalı teokratik bir devlet kurmak amacıyla hareket eden yasadışı "İslami Hareket" adlı silahlı örgütün bir çok mensubunun yakalandığı ve haklarında açılan çeşitli davaların birleştirilerek yargılama yapıldığı, dosyadaki bilgi ve belgelerden; İslami Hareket örgütünün 1987 yılında Batman ilinde, İran'daki rejim model alınarak kurulduğu, bir kısım örgüt mensubunun bu ülkeye giderek silah, bomba ve istihbarat konularında eğitim aldıkları, ayrıca evlerde bilgilendirme şeklinde toplantıların yürütüldüğü, 1996 yılında Aralık ayında Yalova'da örgüt mensuplarının katılımıyla yapılan genel şurada örgütün karar organı olan "yasama şurası"na 10 kişinin seçildiği ve bunlar arasından da 4 kişilik icra sorumlularının belirlendiği, örgütün, gazeteci Çetin E. ve şoförü Sinan E., yazar Turan D. ve İran uyruklu bir kişinin öldürülmesi, Sedat S.'nin mezarına bomba konulması, fidye almak amacıyla adam kaçırma, örgüte gelir sağlamak için oto hırsızlığı ve çalınan otoların sahte belgelerle satılması gibi eylemleri gerçekleştirdiği, örgüte ait çok sayıda silah, mühimmat, sahte kimlik belgesi, patlayıcı madde gibi malzemelerin ele geçirildiği;
Sanık Mehmet Zeki D.'in de 26.12.1992 tarihinde Yalova'da yapılan örgütün genel şurasına katılarak oy kullandığı, 1993 yılı içinde örgüt mensupları tarafından çalınan otoların teslim işleriyle görevlendirildiği, ayrıca Ekrem B. tarafından verilen sahte kimlik ve sürücü belgelerini kullanmak suretiyle yine bu sanık tarafından teslim edilen çalıntı otoların tescillerini sağlayarak Batman'da bulunan bir otomotiv şirketine teslim ettiği, karşılığında gönderilen paraları tahsil ederek Ekrem B.'a verdiği, çalıntı otoların tescil işlemlerinde yardımcı olması için Ekrem B. tarafından bulunan Hüseyin A. ve Adnan D.'in sanık Mehmet Zeki D.'e bağlı olarak çalıştıkları sırada yakalandıkları ve güvenlik güçlerine yardımcı olarak ayarladıkları buluşma yerine gelen sanık Mehmet Zeki D.'in silahlı çatışma sonucunda yakalandığı anlaşılmaktadır.
Yasa dışı "İslami Hareket" adlı örgütün silahlı bir çete olduğu ve sanık Mehmet Zeki D.'in yukarıda açıklanan eylemlerinin sabit olduğu hususlarında Özel Daire çoğunluk ve azınlık görüşleri, Yargıtay C.Başsavcılığı ve Yerel Mahkeme arasında bir hukuki uyuşmazlık bulunmamaktadır. Uyuşmazlık sanık Mehmet Zeki D.'in sabit olan bu eylemleri nedeniyle hakkında TCY.nın 168 inci maddesinin 1 inci fıkrasının mı, yoksa 2 nci fıkrasının mı uygulanması gerektiği noktasında toplanmaktadır.
TCY.nın 168 inci maddesi; "Her kim 125, 131, 146, 147, 149 ve 156 nci maddelerinde yazılı cürümleri işlemek için silahlı cemiyet ve çete teşkil eder yahut böyle bir cemiyet ve çetede amirliği ve kumandayı ve hususi bir vazifeyi haiz olursa onbeş seneden aşağı olmamak üzere ağır hapis cezasına mahkûm olur.
Cemiyet ve çetenin sair efradı on yıldan onbeş yıla kadar ağır hapisle cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğü gibi maddede, Devlete karşı "ağır zarar tehlikesi" yaratacak nitelikteki hazırlık hareketleri, özel suç tipi olarak düzenlenmiştir. Madde metninde tek tek sayılan yasa maddelerindeki suç tipleri "amaç suçu" oluşturmaktadır. İşte bu "amaç suç tipi" ile korunmak istenen hukuki değer bakımından, "ağır ve yakın zarar tehlikesi" yarattığı varsayılan silahlı çete ve cemiyet oluşturulması ise "araç suç"tur. Bu nedenle silahlı çete suçu, belirtilen amaç çerçevesinde kabul edilmiş bir "zarar tehlikesi" suçudur.
Buna göre maddede;
a) Silahlı çete teşkil etmek (kurmak)
b) Böyle bir çetede amirlik ve kumandayı haiz olmak,
c) Hususi bir vazifeyi haiz olmak,
d) Böyle bir çetenin efradı olmak yaptırıma bağlanmıştır. Gerek öğretide, gerekse yerleşmiş kararlarda kabul gören görüşlere göre;
Silahlı çete teşkil etmek (kurmak); belirli bir amaç etrafında bir çok kişiyi birleştirmek ve organize etmektir. Böylece çetenin niteliği gereği olan hiyerarşi, üyeler arasında bağlantı ve disiplin oluşturularak, ona kesin bir şekil verme hareketi tanımlanmaktadır.
Çetede amirliğe ve kumandaya sahip olmak; çete mensuplarını bir amaç etrafında yönetmek ve disiplin kurmak, çeteye başkanlık etmektir. Burada kumanda ve amirlik sıfatı değil, bunun bizzat yerine getirilmesi , bu eylemin fonksiyonel olarak icrası gerekir. Failin çetenin kurucusu olması koşulu aranmaz.
Hususi bir vazifeyi haiz olmak; çetenin kuruluş amacına ait suçun işlenmesi için gerekli hareketlerden biriyle yükümlü olmaktır. Burada failin, çetenin kumandası ile yükümlü olması şart değildir. Bu özel görev, çetenin amacına uygun olarak önemli bir nitelikte, amirlik ve kumandaya eş değerde, diğer örgüt mensuplarının konumlarından farklı olarak devamlılık arzeden bir görev olmalıdır.
Bunun dışında silahlı cemiyet ve çetede amirlik, kumanda ve hususi bir görev almayan, fakat niteliğini bilerek çeteye katılıp, amaca ait konularda irade birliği içinde olarak ve çetenin amaçlarını kendi amacına uygun görerek hareket edenler, cemiyet ve çetenin sair efradıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanık Mehmet Zeki D.'in, örgütün karar alma ve icra organlarının belirlendiği genel şurasına delege olarak katılıp, "yasama şurası" adındaki karar organına katılacakların belirlenmesi için yapılan seçimde oy kullandığı, bunun dışında örgütün başlıca gelir kaynağı olan çalıntı araçların tescilinin sağlanması ve Batman ilinde bulunan bir otomotiv şirketi aracılığıyla satılması işini organize ederek, söz konusu araçları bizzat teslim ve örgüt adına bedelleri tahsil ettiği açıktır. Sanık bu eylemlerin gerçekleştirilmesinde örgütün liderlerinden Ekrem B.'ın talimatları doğrultusunda hareket etmiş, örgütün kuruluşu aşamasından beri sürekli birlikte hareket ettiği bu kişinin güvendiği ve gerektiğinde örgüt parasını, hatta kendi güvenliğini teslim ettiği bir örgüt mensubu olmuştur. Nitekim, örgüt liderinden olan Ekrem B. ülke çapında aramalara rağmen uzun süre bulunamamış, ancak sanık Mehmet Zeki D. yakalandıktan sonra, onun evinde karakol kurulması sonucunda bu evde yakalanabilmiştir. Görüldüğü gibi, sanığın örgüt içerisindeki konumu, diğer örgüt mensuplarından farklı, daha önemli ve devamlılık arz eden bir niteliktedir. Çetenin amacının gerçekleştirilmesi için gerekli hareketlerden biriyle yükümlüdür. Bu nedenle sanığın, yasadışı İslami Hareket Örgütü içinde özel bir görev yüklenmiş olması nazara alındığında, bu eylemine uyan TCY.nın 168 inci maddesinin 1 inci fıkrası uyarınca cezalandırılması yerine Yerel Mahkemece eylemlerinin örgütün sair efradı olmak suçuna uyduğuna ilişkin yapılan değerlendirme ve Özel Daire onama kararı yerinde değildir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne ancak sanık aleyhine bir temyiz bulunmadığı da nazara alınarak, aldığı ceza bakımından kazanılmış hakkı gözetilmek suretiyle Yerel Mahkeme hükmünün suç niteliğinin isabetsiz belirlenmesi nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise; "sanığın örgütün genel şurasına delege olarak katılması ve örgüte gelir temini için çalıntı araçların tescil ve teslimlerinin sağlanmasını gerçekleştirmekten ibaret eylemleri, bu işi yalnızca örgüt adına değil evinin ve ailesinin geçimini sağlamak için yapması nazara alındığında çetenin teşkili veya amirlik ve kumanda ile eşdeğere ulaşan boyutta eylemler değildir. Kaldı ki örgüt içinde bu eylemlerin yalnızca sanık tarafından gerçekleştirilmediği, İzmir ve Bursa illerinde de aynı eylemleri gerçekleştiren örgüt mensuplarının bulunduğu ve bunların örgütün sair efradı olmak suçundan cezalandırıldıkları açıktır. Bu nedenle, sanık Mehmet Zeki D.'in de açıklanan eylemleri itibariyle yasadışı İslami Hareket Örgütünün sair efradı olmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm ve Özel Daire onama kararı isabetlidir. Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 9. Ceza Dairesinin 28.2.2002 gün ve 2696-431 sayılı sanık Mehmet Zeki Deniz hakkındaki onama kararının KALDIRILMASINA, İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 24.7.2000 gün ve 205-154 sayılı kararının, Özel Dairenin bozma nedenleri yanında suç niteliğinin belirlenmesindeki isabetsizlik nedeniyle ve sanık aleyhine temyiz bulunmadığı nazara alınarak aldığı ceza yönünden kazanılmış hakkı saklı tutulmak suretiyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.4.2002 tarihinde yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından 14.5.2002 tarihinde yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy