(2908 S. K. m. 60, 63, 85) (2860 S. K. m. 2, 28) (765 S. K. m. 29, 58, 103, 202) (1412 S. K. m. 32, 138, 263) (2709 S. K. m. 141) (YCGK 24.10.1995 T. 1995/5-253 E. 1995/294 K.) (YCGK 05.02.1990 T. 1989/5-129 E. 1990/14 K.) (YCGK 17.03.1998 T. 1998/6-18 E. 1998/91 K.)
Dava: Dernekler Yasası'na aykırı davranmak suçundan sanık Kerim'in 2908 Sayılı Yasa'nın 85/2. maddesi uyarınca 1 yıl hapis ve 60.000.000.- TL ağır para cezasıyla cezalandırılmasına ilişkin Karşıyaka 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nce 11.12.2001 gün ve 171-1287 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesince 9.4.2002 gün ve 666-795 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise 30.4.2002 gün ve 22258 sayı ile;
1. Sanığın eylemi, geçerli yetki belgesine dayanarak, yönetim kurulu üyesi ve saymanı olduğu, dernek adına topladığı yardım paralarını zimmetine geçirdiği şeklinde dava edilmiş ve Mahkemece de böyle kabul edilmiştir.
2860 sayılı Yardım Toplama Kanunu'nun 28. maddesinde Yardım toplama faaliyetlerinden elde edilen mal ve paralar Devlet malı sayılır. Bunlara karşı suç işleyenler, Devlet memuru gibi cezalandırılırlar hükmü yer almaktadır.
2908 sayılı Dernekler Yasası'nın 85. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesinde: Her ne surette olursa olsun kendisine tevdi olunan derneğe ait para veya para hükmündeki evrak, senet veya sair malları kendisinin veya başkasının menfaatine olarak sarf veya istihlak veya rehneden veya satan, gizleyen, imha, inkâr, tahrip veya tağyir eden yönetim kurulu başkanı ve üyeleri veya denetçileri ile derneğin sair hizmetlileri fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde altı aydan iki yıla kadar hapis ve onbin liradan aşağı olmamak üzere ağır para cezası ile cezalandırılır. denilmektedir.
2908 Sayılı Yasa'nın 85. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesinde, yönetici ve çalışanları derneğin malvarlığına katılmış ekonomik değerlerin herhangi bir şekilde zimmete geçirilmesi eylemini özel suç tipi olarak tanımlamış, ancak eylemin daha ağır bir suç oluşturması durumunu ayrık tutmuştur. Öte yandan, 2860 sayılı Yardım Toplama Kanunun 28. maddesinin yollama yaptığı TCK'nun 202/1. maddesinde yazılı basit zimmet suçunun daha ağır yaptırımı içerdiği anlaşılmaktadır.
Bu yasal düzenlemeler bağlamında olay değerlendirildiğinde, sanık, geçerli yetki belgesine dayanarak dernek adına topladığı yardım paralarını zimmetine geçirmiştir. Bu durumda, derneğin malvarlığına katılarak tasarrufu altına sokulmamış bir miktar paranın zimmete geçirilmesi olayında 2908 Sayılı Yasa'nın 85/2. maddesinin 1. cümlesinin uygulama olanağı yoktur. Sanığın eylemi, öncelikle 2860 Sayılı Yasanın 28. maddesi kapsamında kalmakta ve daha ağır bir cezayı gerektiren basit zimmet suçunun unsurlarını içermektedir. Bu nedenle 2860 Sayılı Yasa'nın 28. maddesi uyarınca sanığın eyleminin zimmet suçunun unsurlarını oluşturup oluşturmadığı konusunun görevli mahkeme tarafından tartışılmasında yasal zorunluluk vardır.
Bu durum karşısında, sanığın eyleminin 2860 Sayılı Yasa'nın 28. maddesinin yollamasıyla TCK'nun 202/1. maddesinde tanımlanan basit zimmet suçunu oluşturup oluşturmadığının tartışılıp değerlendirilmesi yüksek görevli ağır ceza mahkemesine ait olduğunu dikkate alarak CMUK'nun 263/1. maddesi uyarınca görevsizlik kararı vermesi gerekirken, yazılı şekilde hüküm kuran yerel mahkeme kararının yerinde olmadığı ve öncelikle bu nedenden dolayı bozulmasını gerektirir kanısındayız.
2. Kabul ve uygulama yönünde de mahkeme kararı eksikliler ve çelişkiler içermektedir:
a) Sanığın İ. Derneğinin yönetim kurulu üyesi olduğu belirtilmiştir. Bu durum sağır ve dilsiz olabileceği kuşkusunu ortaya koymaktadır. Eğer böyleyse CMUK'nun 138. maddesi uyarınca kendisine müdafi tayin edilmesi ve cezasından TCK'nun 58/son maddesi uyarınca indirim yapılması gerekir. Sanığın Savcılık ve duruşma ifadelerinin alınması sırasında sağır ve dilsiz olduğu yönünde bir saptama ve iddia bulunmaması bu kuşkuyu kesin olarak ortadan kaldıran bir neden sayılamaz. Araştırıldığı takdirde gerçek ortaya çıkacaktır. Nitekim sağır ve dilsiz olan yakınanın hazırlık aşamasında ifadesinin alınması sırasında tercüman bulundurulmamış, bu yanlışlık ancak duruşmada düzeltilebilmiştir. Sanığın savunmasını alan talimat mahkemesinin de böylesi bir yanlışlık yapması olasılık dışı değildir. Dosya içeriğine göre, sanığın kendisini yeterince savunmadığı, erteleme ve paraya çevirme gibi lehindeki hükümlerin uygulanmasını istemediği de dikkate alınırsa sağır ve dilsiz olduğunu ileri sürememiş olabilir. Kuşku tam olarak yenilemiyorsa gerçeği araştırmanın ne zararı vardır? Doğru yöntemlerle, maddi gerçeğin kesin olarak ortaya çıkarılması ilkesi, Ceza ve Ceza Yargılama Hukukunun temel ilkelerinden biridir. Usul ekonomisinden umulan yarar olası bir adli yanlışlığa yeğ tutulamaz.
Bu nedenle, sanığın sağır ve dilsiz olup olmadığı yolundaki kuşkunun ortadan kaldırılması için gerekli araştırmanın yapılması, sağır ve dilsiz olduğu belirlendiği takdirde CMUK'nun 138. maddesi uyarınca kendisine müdafi tayin edilerek savunmasının alınması ve cezasından TCK'nun 58/son maddesi uyarınca indirim yapılması zorunlu bulunduğundan bu araştırmayı yapmayan mahkeme kararının bozulması gerekir görüşündeyiz.
b) Mahkeme müştekinin ifadesi ile sanığın savunmasını talimat yoluyla alma dışında hiçbir araştırma yapmamıştır. Sanığın savunmasında ileri sürülen hukuksal konumunu etkileyebilecek olayları araştırmamış, kanıt olabilecek belgeleri getirip incelememiş, suçun niteliğini, sayısını ve tarihini doğru olarak saptamamıştır. Bunun sonucu olarak zararın kapsamını tahmine dayalı olarak açıklamış, bunu cezalandırma kararına dayanak yapmıştır. Çağdaş anlamda ceza hukuk uygulamasında varsayımlara dayalı saptamalarla hüküm kurulmasına yer olmadığını düşünmekteyiz. Bu nedenlerden dolayı karar eksik soruşturmaya dayalıdır ve içerdiği gerekçe de yetersiz ve kendi içinde çelişkilidir.
c) Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 4.6.1996 gün ve 123-126 sayılı kararında: ..Mahkemece ceza tayin edilirken, cezanın maddede yazılı alt veya alt sınırın üzerinde belirlenmesi halinde, Anayasa'nın 141 ve CMUK'nun 32. maddeleri gereğince gösterilen gerekçenin TCK'nun 29. maddesinde belirtildiği şekilde sanığın kişiliği, olayın işleniş yeri, biçimi, nedeni, işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olması gerekir. Gerekçenin bu niteliği, yasa koyucunun amacına uygun olduğu gibi kararı aydınlatmak, keyfiliği önlemek ve tarafları tatmin etmek özelliklerini de taşımaktadır... denilmektedir.
Bu kararın ışığında, eksik soruşturma ve tahmine dayalı, yetersiz ve kendi içinde çelişkili bir gerekçeyle, suçun işleniş şekli, sanığın suçun işlenişindeki tutum ve davranışları gibi dosya içeriğiyle örtüşmeyen yasal deyimler kullanılarak asgari had üzerinde ceza tayini hakkaniyet ve nesafet kuralı ile bağdaşmaz. Bu nedenle de mahkeme kararı bozulmalıdır kanısındayız.
3. Yüksek 9. Ceza Dairesi onama kararında, Suç tarihinin temadinin kesildiği iddianame tarihi olduğu görüşüne yer vermiştir.
Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 24.10.1995 gün ve 253-294 sayılı kararında açıklandığı üzere, 2908 sayılı Dernekler Yasası'nın 85. maddesinin 2. fıkrasının 1. cümlesindeki düzenleme ile amaçlanan hukuksal yarar, dernek tüzel kişiliğini korumaktır. Bu bakımdan ekonomik değerlerine karşı işlenebilen bu suç özel nitelikli bir zimmet suçudur. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 5.2.1990 gün ve 129-14 sayılı kararında da belirtildiği gibi zimmet suçu teselsül edebilen suçlardandır. Ayrıca TCK'nun 103. maddesinde belirtildiği üzere suç tarihi teselsülün son bulduğu tarihtir.
Yargılama konusu olayda, sanığın eylemlerin sayısı ile hukuksal ve fiili kesintinin oluşup oluşmadığı araştırılıp kesin olarak belirlenmemiş bulunmakla birlikte, atılı suçun niteliği itibarıyla koşulları varsa zincirleme (müteselsil) suç kavramı içinde yer aldığı kuşku götürmez bir durumdur. Ayrıca, eylem birden çoksa teselsülün bittiği tarih, suç tarihi olarak kabul edilmelidir. Ortada temadi eden bir suç olmadığı gibi genelleme yapılarak suç tarihini iddianamenin yazıldığı tarih olarak varsayan görüşe katılma olanağı yoktur.
Bu bakımdan, tümüyle kaldırılmadığı takdirde, Yüksek 9. Ceza Dairesi'nin kararında yer alan Suç tarihinin temadinin kesildiği iddianame tarihi olan 22.2.2001 tarihidir. cümlesinin çıkartılması gerektiğini düşünmekteyiz. görüşüyle itiraz yoluna başvurarak özel daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme hükmünün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulu'nca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Ceza Genel Kurulu Kararı
Sanık Kerim'in, Karşıyaka İ.E.D.D. adına bağış ve yardım toplamaya yetkili tahsildar olduğu, 13.6.1997 ve 24.4.2000 tarihleri arasında, ayrı ayrı zamanlarda dernekten aldığı 21 cilt makbuzdan 10 adedini iade etmediği gibi, bu makbuzları kullanarak topladığı paraları da dernek hesabına yatırmadığı, sanığın ikrarı, yakınanın iddiaları ve tüm dosya kapsamı itibarıyla sabit olup, bu konuda bir uyuşmazlık bulunmamaktadır. Sanığın Dernekler Yasası'na aykırı davranmak suçundan cezalandırılmasına karar verilen somut olayda özel daire ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar;
1. Sanığın eyleminin hangi suç tipine uyduğunun ve buna bağlı olarak görevli mahkemenin belirlenmesi,
2. Sanığın üyesi olduğu derneğin faaliyet konusu nazara alınarak sağır ve dilsiz olup olmadığı, derneğin uğradığı kesin zarar miktarının belirlenmesi hususları bakımından soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediği,
3. Sanık hakkında alt sınırdan ayrılarak ceza belirlenirken gösterilen gerekçenin isabetli olup olmadığı,
4. Özel daire kararındaki Mahkeme hükmüne yönelik eleştirinin yerinde olup olmadığı, buna bağlı olarak karardan çıkartılmasının gerekip gerekmediği noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konuları bu sıralamaya uygun olarak ele alınıp incelendiğinde;
1. Sanığın eyleminin hangi suç niteliğine uyduğunun belirlenmesinde sağlıklı bir hukuki çözüme ulaşabilmek için, konuya ilişkin yasal düzenlemelerin incelenmesinde yarar vardır.
Dernekler Yasası'nın, dernek gelirleri ile ilgili 60'ıncı maddesinin 5'inci bendinde, yardım toplama hakkındaki mevzuat hükümlerine uygun olarak toplanacak bağış ve yardımlar, gelir kaynakları arasında gösterilmiştir.
Aynı yasanın, dernek gelir ve giderlerinde izlenecek usulü düzenleyen 63'üncü maddesinin 5'inci fıkrasında, ...Bağış ve aidat toplayacak kişi veya kişileri, dernek yönetim kurulu bir kararla belirtir ve bu karar o yerin en büyük mülki amirliğine tescil ettirilir.;
Bu hüküm gereğini yerine getirmeyenlerle ilgili yaptırımı da düzenleyen 85'inci maddenin 2'nci fıkrasında, Her ne suretle olursa olsun kendisine tevdi olunan derneğe ait para veya para hükmündeki evrak, senet veya sair malları kendisinin veya başkasının menfaatine olarak sarf veya istihlak veya rehneden veya satan, gizleyen, imha, inkar, tahrik veya tağyir eden yönetim kurulu başkanı ve üyeleri veya denetçileri ile derneğin sair hizmetlileri fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde, ... cezalandırılır. hükmünü taşımaktadır.
Yardım Toplama Yasası'nın, Kapsam başlıklı 2'nci maddesinin 2'nci fıkrasında, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kendi bünyesi içerisindeki yardım toplama faaliyetleri ile dernekler, sendikalar ve bunların üst kuruluşlarına, spor kulüplerine, mesleki kuruluşlara ve bağış kabulüne yetkili vakıflara kendi statülerine göre üyeleri ve diğer kişiler tarafından yapılacak bağış ve yardımlarla bunların öz kaynaklarından sağlayacakları gelirler, bu kanunun kapsamı dışındadır.;
Yardımın Devlet malı sayılması başlıklı 28'inci maddesinde, Yardım toplama faaliyetlerinden elde edilen mal ve paralar Devlet malı sayılır. Bunlara karşı suç işleyenler Devlet memuru gibi cezalandırılır. hükmü yer almaktadır.
Bu hükümlerden de açıkça anlaşıldığı üzere dernekler gelir sağlamak için yardım toplama mevzuatına uygun olarak bağış ve yardım toplayabilirler. Ancak, bunu yaparken yardım ve bağış toplayacak kişiler yardım toplam mevzuatına göre değil, Dernekler Yasası'na uygun olarak belirlenecektir. Belirlenen bu kişiler derneğin üyesi veya sair hizmetlisi olabilir ve bu kişiler için düzenlenen yetki belgeleri de Dernekler Yasasına dayalı olarak çıkarılan Yönetmelik hükümlerine uygun olacaktır. Görüldüğü gibi, dernekler her ne kadar yardım toplama mevzuatına uygun olarak yardım ve bağış toplasalar da, bu işlemi kendi özel düzenlemelerine uygun olarak yapmak zorundadırlar. Açıklanan bu özel düzenlemeye paralel olarak derneklerin mal varlığını korumak, bu mal varlığının dernek yöneticileri ve sair hizmetliler tarafından dernek amaçlarına aykırı olarak kullanılmasını engellemek amacıyla, Dernekler Yasasının 85'inci maddesinin 2'nci fıkrasında özel bir suç tipi düzenlenmiştir. Yardım Toplama Yasası'nın 2'nci maddesinde, bu yasanın kapsamı belirlenirken derneklerin ayrık tutulduğunun hükme bağlanması da yasa koyucunun bu amacını ortaya koymaktadır.
Nitekim gerek Ceza Genel Kurulunun 24.10.1995 gün ve 253-234 sayılı kararında, gerekse özel dairelerin kararlarında aynı esas kabul edilmiş ve dernek parasının kişisel çıkarlar için sarfedilmesi eyleminin 2908 Sayılı Yasa'nın 85'inci maddesinin 2'nci fıkrası uyarınca cezalandırılması gerektiği vurgulanmıştır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanığın, sabit olan eylemi, dernek adına topladığı yardım ve bağışları kendi menfaatine harcamak ve yardım toplamakta kullandığı makbuzları derneğe iade etmemekten ibaret olup, 2908 sayılı Dernekler Yasası'nın 85'inci maddesinin 2'nci fıkrasındaki özel suç tipine uymaktadır. Yardım Toplama Yasası'nın 28'inci maddesindeki düzenleme, derneğin sair hizmetlisi konumunda ve Dernekler Yasasına tabi olan sanık hakkında uygulanamaz.
Bu itibarla yerel mahkemenin suç tipinin belirlenmesine ilişkin takdirinde ve özel dairenin bu hükmü onayan kararında bir isabetsizlik yoktur.
2. Sanığın sağır ve dilsiz olup olmadığı ve derneğin uğradığı kesin zarar miktarının belirlenmesi yönlerinden soruşturmanın genişletilmesinin gerekip gerekmediğine gelince;
İncelenen dosya içerine göre,
Yakınan dernek adına C. Savcılığı'na başvuran Dernek Başkanı B.D. dilekçesinde sanığa ulaşabilmek için ellerinde yalnızca cep telefonu numarasının bulunduğunu bildirmiştir. Sağır ve dilsiz olan bir kimsenin cep telefonu ile konuşmasının olanaksızlığı nazara alındığında, sanığın sağır ve dilsiz olmadığı anlaşılmaktadır. Kaldı ki, C. Savcısı ve Mahkeme huzurunda ifade veren sanığın sağır ve dilsiz olduğu yönünde bir saptamaya da yer verilmemiş olup Yargıtay C. Başsavcılığı itirazında da belirtildiği gibi tutanaklarda bu konuda bir bilgi yer almadığı anlaşılmaktadır. Yine, makbuzlar sanık tarafından derneğe iade edilmemiş olduğundan esasen kesin zarar miktarının saptanması da fiilen olanaklı değildir. Bu nedenle itirazda değinilen hususlar bakımından soruşturmanın genişletilmesi gerekmemektedir.
3. Sanık hakkında alt sınırdan ayrılarak ceza belirlenirken gösterilen gerekçenin isabetli olup olmadığının incelenmesinde;
Hakim iki sınır arasındaki temel cezayı belirlerken, TCY'nın 29'uncu maddesinin son fıkrasında örnekseme yöntemiyle belirtilen şekilde gerekçe gösterecektir. Yasa koyucu, bu suretle cezaların kişiselleştirilmesinin sağlanması bakımından hâkimin, her olayın özelliğine ve failin kişiliğine göre, gerekçesini göstererek iki sınır arasında temel cezayı belirlemesi olanağını sağlamıştır. Anılan maddede öngörüldüğü üzere bu gerekçe, sanığın kişiliği, olayın işleniş yer ve biçimi, nedeni ve işlenmesindeki özellikler ile zarar ya da tehlikenin ağırlığı, kastın veya taksirin yoğunluğu ile ilgili dosyaya yansıyan bilgi ve belgelerin isabetle değerlendirildiğini gösterir biçimde yasal ve yeterli olmalıdır.
Yerel mahkemece sanık hakkındaki ceza, alt sınırdan ayrılmak suretiyle belirlenirken, suçun işleniş şekli, sanığın suçu işleyiş şekli, tutum ve davranışları göz önüne alınmak suretiyle şeklindeki gerekçeye dayanılmıştır.
Somut olay bu değerlendirmeler ışığında ele alındığında, sanığın, dernek adına yardım ve bağış toplamak üzere kendisine tevdi edilen 21 cilt makbuzdan 10 tanesini iade etmediği, yazılı ve sözlü olarak uyarılmasına rağmen ısrarla bu tutumunu sürdürdüğü ve topladığı paraları dernek hesaplarına aktarmadığı anlaşılmaktadır. O halde sanığın suç işleme konusundaki bu ısrarlı tutumu, kastının yoğunluğunu göstermekte, suçtan doğan zararın artmasına yol açmaktadır. Bu durum nazara alındığında dosya kapsamına uygun şekilde alt sınırdan altı ay ayrılmak suretiyle cezayı belirleyen yerel mahkeme kararı isabetli olup, gösterilen gerekçe yasal ve yeterlidir.
4. Özel daire kararında yer alan eleştirinin yerinde olup olmadığının incelemesinde;
Yerel mahkeme hükmüne yönelik olarak, özel daire kararında Suç tarihinin temadinin kesildiği iddianame tarihi olan 22.2.2001 yerine Ağustos 1999 olarak belirlenmesi ile sonuçta eksik ceza tayini aleyhe temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır. şeklinde bir eleştiriye yer verilmiştir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda, Başsavcılık itirazı olağanüstü bir yasa yolu olup ancak sınırlı hallerde bu yola başvurulabileceği vurgulanmıştır. Nitekim, Ceza Genel Kurulunun 16.11.1964 gün ve 470-464 sayılı kararında, eleştiriye ilişkin düşüncelerin reddine dair Daire kararlarının itiraz olunabilecek nitelikte kararlardan olmadıkları kabul edilmiştir. Öte yandan, yine yerleşmiş yargısal kararlarda, kabule göre yapılan bozmaların dahi uyarı, öğreti ve yol gösterme niteliğinde bulunduğu ve bu kararlara karşı itiraz yoluna başvurulamayacağı saptamasına yer verilmektedir. Ceza Genel Kurulu'nun 17.3.1998 gün ve 18-91 sayılı kararında da aynı esas kabul edilmiş ve özel daire kararında yer alan açıklamaya yönelen Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında her ne kadar sanığa yüklenen suç teselsül eden suç olmasına karşılık, özel daire kararında sehven temadi eden bir suç şeklinde eleştiriye yer verilmişse de, yazım hatasından kaynaklanan bu husus yönünden itiraz yoluna başvurulması yukarıda açıklanan usuli nedenlerle olanaksızdır.
Bu itibarla Yargıtay C. Başsavcılığı'nın itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığın'a TEVDİİNE, 21.05.2002 tarihinde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy