(765 S. K. m. 146, 147, 159) (1412 S. K. m. 21)
Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan sanık Sacit K.'nun beraatine ilişkin Yargıtay 9. Ceza Dairesince 04.04.2001 gün ve 2697/1071 sayı ve oyçokluğu ile verilen kararın sanık ve Yargıtay C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay CEZA GENEL KURULUnca 15.05.2001 gün ve 84/100 sayı ile;
"Sanık, yargılamaya konu iddianameyi kaleme aldıktan sonra basın mensuplarına bir örneğini vermek, basın açıklaması yapmak suretiyle belgeyi aleni hale getirmiştir. O halde, söz konusu belgenin tahkir ve tezyif içerip içermediğinin belirlenebilmesi için içeriğinin incelenmesi gerekmektedir.
Sanık tarafından yazılan, iddianame başlığını taşıyan 28.03.2000 günlü belgede, "... Ancak, bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmayışının sebebi, ordunun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yarattığı korkudan başka bir şey değildir. Halbuki demokrasilerde üstün olan sadece hukukun gücüdür. Türkiye'de ise maalesef gücün hukuku egemendir..... Türkiye Cumhuriyeti ya gerçek bir hukuk devleti olarak varlığını devam ettirecek ya da yeniden gücün üstünlüğüne boyun eğerek yaşamaya devam edecektir... Türk milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilali ne de muhtırayı haklı gösterebilir. Nitekim bugüne kadarki uygulama, Türkiye'nin bir hukuk devleti değil, asker devleti olduğunu düşündürmektedir. Suçu sivil işlerse cezalandıran, asker işlerse cezalandırmayan bir devletin vatandaş nazarında itibarı kalmaz. ..." şeklinde ibarelere yer verilmiştir.
Görüldüğü gibi, sanık yazıyı kaleme alırken yalnızca belli bir kişiyi hedef almamış, silahlı kuvvetler içinde ayırt edilebilir bir birlik komutanına yönelik ifadeler kullanmamış, tam tersine kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir. Bu belgenin gerek bütünü gerekse açıklanan ibareler dikkate alındığında, eleştiri boyutunu aştığı, tahkir ve tezyif kastıyla yazıldığı anlaşılmaktadır." isabetsizliğinden, Kurul Başkanı ve bir kısım üyelerin "Özel Daire kararında da belirtildiği şekilde, söz konusu yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, 12 Eylül harekatına yönelik eleştiriler ve saptamalara yer verildiği, Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif içermediği anlaşılmaktadır. Bu itibarla Özel Dairenin isabetli olan beraat kararının onanmasına karar verilmelidir." görüşüyle kullandıkları karşı oyla, oyçokluğu ile hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise 26.09.2001 gün ve 1861/2417 sayı ile; "Suça konu yazı bir bütün olarak incelendiğinde, sanığın Devletin askeri kuvvetlerini hedef almadığı, MGK. Başkanı Ahmet Kenan Evren ile konsey üyesi arkadaşlarının "milletin 1960 ihtilalini gerçekleştirenlerin, 12 Mart muhtırasını verenlerin de TCY.nın 146 ve 147. maddeleri gereğince yargılanmalarının gerektiği" yönündeki düşüncesini açıkladığı, Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif kastının bulunmadığı" gerekçesiyle, Daire üyelerinden Ş.Erol'un, "Dosyadaki bilgi ve iddianame içeriğine göre belli bir kişi hedef alınmamış, silahlı kuvvetlerin tümü hedef alınmıştır. Silahlı kuvvetleri, kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuku ortadan kaldırmaya çalışan, elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olarak nitelendirmiştir.
İddianamenin bütünü ve iddianamede geçen ibareler incelendiğinde yazılan kelime ve cümlelerin eleştiri sınırını aştığı ve tahkir ve tezyif kastıyla bu iddianamenin yazıldığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğu ile önceki hükümde direnmiştir.
Direnmeye ilişkin bu hükmün Yargıtay C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay CEZA GENEL KURULUnca 23.10.2001 gün ve 229-230 sayı ile;
"Sanığın bozma kararına karşı diyeceklerinin saptanması için Adana Nöbetçi Ağır Ceza Mahkemesine talimat yazılmış ve 17.09.2001 tarihinde Adana 2.Ağır Ceza Mahkemesince sanığın bozmaya karşı diyecekleri sorularak, talimat gereği yerine getirilmiştir. Ancak, sanığın beyanını alan bu Mahkeme heyetinde Mahkeme Başkanı Eyüp K. ve Üyelerden Hakim Teyfik Süha M.'nun bulunduğu ve bu kişilerin aynı olay nedeniyle tanık olarak dinlendikleri anlaşılmaktadır. Aynı davada tanık sıfatıyla dinlenmiş olan bir kimsenin hakimlik görevini yapamayacağı ise, CYUY.nın 21/5. maddesinde öngörülen uyulması zorunlu bir usul kuralıdır.
Bu itibarla diğer yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle saptanan bu usulü nedenle bozulmasına karar verilmelidir." gerekçesiyle hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yargıtay 9.Ceza Dairesince 13.03.2002 gün ve 2819-520 sayı ile usule ilişkin bu bozma kararına uyularak gereği yerine getirilmiş ancak, daha önceki gerekçelere dayalı olarak CEZA GENEL KURULUnun 15.05.2001 gün ve 84-100 sayılı kararına karşı direnildiği açıklanarak Daire Üyelerinden Ş.Erol'un da önceki gerekçelerle kullandığı karşı oy ve oyçokluğu ile sanığın beraatine karar verilmiştir.
Bu kararın da Yargıtay C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle CEZA GENEL KURULUnca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın, Devletin askeri kuvvetlerini alenen tahkir ve tezyif etmek suçundan beraatine karar verilen somut olayda bu hüküm yüklenen suçun sübuta erdiğinden bahisle bozulmuş, ancak Özel Daire önceki hükmünde direnmiştir.
Adana Cumhuriyet Başsavcılığınca, sanık C.Savcısı Sacit K.'nun, herhangi bir ihbar, şikayet dilekçesi veya belge bulunmaksızın, hiçbir soruşturma yapmadan, sanığın ifadesini almadan, gayri ciddi olarak düzenlediği 28.03.2000 tarihli iddianamenin işleme konulmadığı, adı geçen C.Savcısının hiçbir bilgi vermeden ve yetkisi olmadan bazı basın mensuplarını çağırarak konu hakkında bilgi verdiği, bu görüşmenin bir televizyon kanalının haberlerinde yayınlandığının öğrenildiği belirtilerek, Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne suç duyurusunda bulunulması üzerine, sanık hakkında soruşturma yapılabilmesi için gerekli izinler verilmiş ve sanık hakkında yapılan soruşturma sonucunda da son soruşturmanın açılmasına karar verilmiştir.
Sanık, hazırladığı iddianamede ne kişileri ne de kurumları tahkir ve tezyif gibi niyetin ve ifadenin olmadığının görüleceğini, sadece ordunun gerek Osmanlı, gerekse Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde giriştiği isyanlar ve ihtilallerin halk üzerinde yarattığı korkudan söz edildiğini, bunda da bir tahkir değil tespitin söz konusu olduğunu, tahkir ve tezyifin ancak böyle bir kasıt varsa cezalandırılabileceğini, oğlunu askeri liseye kaydettirmek, kendisinin de subay olarak orduda kalmak için uğraştığı ve eşinin de bir albay kızı olduğu düşünülürse, böyle bir kastının bulunmadığının en azından aile ilişkileri nedeniyle daha iyi anlaşılacağını, 12 yıl avukatlık yaptıktan sonra durumu çok iyi olduğu halde adaletin yerine gelmesine yeterince katkıda bulunamadığını düşünerek bu mesleğe geçtiğini, eğer suçluların cezalandırılmasını istemek suç ise, bu suçu işlediğini kabul ettiğini ancak görevini yaptığına ve kimseyi tahkir etmediğine inandığını bildirmiştir.
Tanıklardan Adana Hakimi Teyfik Süha M., soruşturmaya konu olayı bir gazetenin temsilcisi Temel E.'in olay günü kendisini telefonla arayıp sorması üzerine öğrendiğini, haberi olmadığını öğrenince bu kişinin söz konusu iddianameyi adliyedeki faks aracılığıyla gönderdiğini, nereden temin ettiğini sorduğunda ise, sanığın, sümen altı olmasını engellemek için basın mensuplarına dağıttığını belirttiğini söylemiştir.
Basın mensubu olan tanıklar Mehmet A., Erol Ş. ve Ömer B., sanığın, adliyedeki basın bürosuna gelerek suça konu beş sayfalık iddianamenin bir örneğini fotokopi yoluyla almalarını sağladığını; tanıklar Nazan E., Mazul D., Tevfik D., Serdar E., Temel E., Neşet K. ve Murat D. ise randevu alarak evine gittiklerini sanığın, sordukları soruları cevapladığını beyan etmişlerdir.
Görüldüğü gibi sanık; yargılamaya konu "iddianame" başlıklı belgeyi kaleme aldıktan sonra bir örneğini basın mensuplarına vermiş, ayrıca içeriği konusunda açıklamalar yapmak suretiyle bu belgenin aleni hale gelmesini sağlamıştır. Olayda "aleniyet" unsurunun gerçekleştiğinde kuşku olmadığına göre, söz konusu belgenin tahkir ve tezyif içerip içermediğinin belirlenmesi gerekmektedir. "İddianame" başlıklı bu belgede;
"...Ancak, bugüne kadar sanık ve arkadaşları hakkında işlem yapılmayışının sebebi, ordunun sahip olduğu ve gerektiğinde kendi milletine karşı kullanmaktan çekinmediği silah gücünün toplum üzerinde yarattığı korkudan başka bir şey değildir. Halbuki demokrasilerde üstün olan sadece hukukun gücüdür. Türkiye'de ise maalesef gücün hukuku egemendir... Türkiye Cumhuriyeti ya gerçek bir hukuk devleti olarak varlığını devam ettirecek ya da yeniden gücün üstünlüğüne boyun eğerek yaşamaya devam edecektir...Türk milletinin kardeş kanı dökülmemesi için orduya karşı bir isyan başlatmayışı ne ihtilali ne de muhtırayı haklı gösterebilir...Nitekim bugüne kadarki uygulama, Türkiye'nin bir hukuk devleti değil, asker devleti olduğunu düşündürmektedir. Suçu sivil işlerse cezalandıran, asker işlerse cezalandırmayan bir devletin vatandaş nazarında itibarı kalmaz..." şeklinde ibarelere yer verilmiştir.
Gerek belgenin bütünü gerekse açıklanan bu ibareler incelendiğinde, sanık olarak gösterilen kişinin eyleminin nitelendirmesinin yapılmadığı, tam tersine Türk Silahlı Kuvvetlerine yönelik olarak kendi milletine karşı silah kullanmaktan çekinmeyen, hukuk devletini ortadan kaldırmaya çalışan, bu amaçla elindeki gücü kötüye kullanan bir kurum olduğu yolunda saptamalara yer verildiği bu saptamaların ise eleştiri boyutunu aşarak aşağılayıcı ve küçültücü değer yargısı taşıdığı anlaşılmaktadır. Sanığın, bu belgeyi basın mensuplarına vermesi, bu suretle geniş kitlelere ulaşmasını sağlamaya çalışması da söz konusu yazının tahkir ve tezyif kastıyla yazıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Bu itibarla Özel Dairenin beraate ilişkin hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Başkanı ve Üyeler ise, "Sanık tarafından kaleme alınan yazı bir bütün olarak ele alınıp değerlendirildiğinde, 12 Eylül harekatına yönelik saptamalara yer verildiği, eleştiri niteliğini taşıyan bu saptamaların sanık tarafından Devletin askeri kuvvetlerini tahkir ve tezyif kastıyla yazılmadığı açıktır. Bu nedenle Özel Dairenin beraate ilişkin hükmünün onanmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay 9.Ceza Dairesinin sanığın beraatine ilişkin hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yeniden yargılama yapılmak üzere bu Daireye gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 09.04.2002 günü yapılan birinci müzakerede yasal çoğunluk sağlanamadığından, 16.04.2002 günü yapılan ikinci müzakerede oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy