(1412 S. K. m. 251)
Dava: Bir suçu hazırlamak amacıyla adam öldürmek ve zorla ırza geçmek suçlarından sanık Orhan Dinç Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 28.4.1995 gün ve 153-40 sayılı kararı ile TCY'nın 450/7, 59, 416/1, 418/2, 59/2, 81/1 ve 73. maddeleri uyarınca sonuç olarak altı ayı hücrede geçirilmek üzere müebbet ağır hapis cezası ile cezalandırılmış, sanık tarafından temyiz edilen ve resen de temyize tabi bulunan hüküm Yargıtay 1. Ceza Dairesince 1.1.1995 gün ve 2471-3137 sayı ile onanarak kesinleşmiştir.
Sanığın 30.4.1998 günlü dilekçe ile yargılamanın iadesi talebinde bulunması üzerine talebi kabule değer bularak yeniden duruşma ve yargılama yapılmasına karar veren Yerel Mahkemenin yargılama sonunda; önceki mahkumiyet hükmünün iptaline, sanığın yüklenen suçlardan kanıt yetersizliği nedeniyle beraatine ilişkin 29.11.2000 gün ve 120-81 sayılı hükmü katılanlar vekilince temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 8.7.2002 gün ve 3133-2951 sayı ile;
"Dosyadaki bilgi ve belgeler ile sair kanıtlar karşısında yargılamanın iadesi sürecinde alınan Adli Tıp raporunda sanığın kanı ile uyuşmadığı belirtilen meni materyalinin aidiyeti hususunda kuşku duyulmasının icap etmesine göre Trakya Üniversitesi Hastanesinde 11.10.1994 tarihinde yapılmış otopsi nedeniyle alıkonduğu söz konusu olan ve aynı hastane başhekimliğinin 19.8.1998 gün ve 680-441 sayılı yazısına konu meni materyalinin,
a-Hastanede muhafaza altına alınmasına dair tutanak varsa bunun tasdikli fotokopisinin hastaneden celbi ile dosyaya konulması,
b- O tarihten Adli Tıp incelemesine kadar sağlıklı biçimde ve her türlü kuşkuya giderecek düzeyde saklanmış olduğunun, bu şekilde ve sürede saklamanın mutad işlemlerden bulunup bulunmadığının, materyalin mukayeseye elverişli olacak şekilde tespit olunacak saklanma şartlarında bu süre zarfında bozulmadan ve değiştirilmeden muhafaza edilmesinin mümkün olup olmayacağı hususunda hastanede, uzman bilirkişi de bulundurulmak suretiyle keşfen tespitler yapılarak elde edilecek bilgiye göre gerekli görülebilecek sair araştırmalar da yapıldıktan sonra,
1- Değiştirme ve karıştırılma ihtimalinin yokluğuna, sağlıklı biçimde ve ciddiyetle korunduğuna kanaat getirildiğinde " seni de Nagihan gibi yaparım" diyerek ırza geçme ve öldürme suçlarının faili olabileceği kuşkusunu yaratan Ayhan Kulaklı hakkında zikredilen suçlardan kamu davası açtırılıp birleştirilmesi ve adı geçenin Adli Tıp Kurumuna gönderilmek suretiyle meni materyalinin kendisinden ifraz olup olmadığının belirlenmesi,
2- Sonucuna göre sanık Orhan dinç hakkında yenilenen yargılamada tüm kanıtlar birlikte değerlendirilmesi gerekirken aleyhte kanıtları redde yetersiz düzeyde ve eksik incelemeyle mahkumiyetin iptali ile beraate hükmedilmesi," isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 11.10.2002 gün ve 160-137 sayı ile; soruşturmanın genişletilmesine ilişkin olarak bozma ilamında gösterilen hususların sonuca etkili bulunmadığı gerekçesi ile beraat hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekilince süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" isteyen 10.1.2003 gün ve 188076 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Adam öldürme ve ırza geçme suçlarından kesinleşmiş mahkumiyeti bulunan Orhan D.'in iadei muhakeme talebinin Yerel Mahkemece kabulü üzerine yenilenen yargılama sonunda beraatine karar verilmiş, katılan vekili tarafından temyiz edilen hüküm Özel Dairece eksik soruşturma ile hüküm kurulduğundan bahisle bozulmuştur.
Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan duruşmada 11.10.2002 günlü oturumda bozma ilamı okunarak sırasıyla katılanlar ile vekillerinden, sanıktan ve son olarak da C. Savcısından bozmaya karşı diyecekleri sorularak duruşmaya son verilmiştir.
CYUY.nın 251. maddesi uyarınca "....en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise, "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitecektir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiç bir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü, dava sonuçlanmamış yargılama devam etmektedir. Bu nedenle, "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY.nın 251. maddesine aykırı davranıldığından esası incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 25.3.2003 günü sonucu itibariyle tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy