(1412 S. K. m. 308, 326)
Kasten adam öldürmek suçundan sanık C.U.' ın TCY.nın 448, 452/2, 51/1, 59/2, 81/1-3. maddeleri uyarınca 4 yıl 4 ay 16 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, suçta kullanılan bıçağın TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Kartal 2. Ağır Ceza Mahkemesince 16.07.2001 gün ve 285293 sayı ile verilen hükmün sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 20.05.2002 gün ve 371-1938 sayı ile;
"Kavga esnasında sanığın salladığı tek bıçak darbesi ile yaralanan maktulün arabanın direksiyonuna geçip yola devam ettiği sırada fenalık geçirip arabanın devrilmesine sebep olarak ölmesi ile sonuçlanan olayda, sanığın fiili ile ölüm sonucunu tayin eden trafik kazası arasında illiyet rabıtası bulunmadığı gözetilerek, oluş ve rapor kapsamına göre sanığın TCK. nun 456/2, 457/1, 51/1, 59 ve 81/1. maddeleri ile tecziyesi yerine yazılı şekilde suç vasfının tayininde yanılgıya düşülmesi" isabetsizliğinden hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 09.09.2002 gün ye 344-233 sayı ile; "Gerek tanık beyanları gerekse, Adli Tıp Kurumu Morg İhtisas Dairesinin 23.3.2001 tarihli raporundan anlaşıldığı üzere maktulün, sanığın bıçakla vurması sonucu karın bölgesinden hayati tehlike tevlit edecek şekilde yaralanmasından sonra, kanayan yarasını eli ile tutarak yanındaki genç şahısların otomobili kullanamadıklarından dolayı otomobiline binerek bir an önce hastaneye ulaşmak için hareket ettiği, kan kaybı nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybederek trafik kazasına neden olduğu, maktulde meydana gelen sanığın bıçak vurması İle oluşan kesici delici alet yaralanmasının tek başına hayati tehlike oluşturacak nitelikte olduğunun belirtildiği, bu durumda maktulün ölümünün birinci derecede sebebinin sanığın bıçakla vurması sonucu karın bölgesindeki yaradan kaynaklandığı ancak, bu yara nedeniyle yolda giderken kan kaybı nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetme si ve trafik kazasına neden olması ve bu kazada da yaralanması olayının da ikinci derecede etkisi ile ölüm meydana gelmiş olduğu, böylece sanığın eyleminin TCY. nın 452/2. maddesinde tanımlanan katil kastı olmaksızın failce bilinmeyen durumun birleşmesi ile ölüme neden olmak suçunu oluşturduğu" gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekilleri ile o yer C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 30.12.2002 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanık C.U.' ın, kastı aşan etkili eylem sonucu ölüme neden olmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin hüküm, Yüksek 1. Ceza Dairesince eylemin yaralama suçuna uyduğundan bahisle sanık lehine bozulmuştur. Yerel Mahkeme önceki hükmünde direnmiştir.
CYUY. nın 320. maddesinde, "Yargıtay'dan verilen bozma kararı üzerine davaya yeniden bakacak mahkeme ilgililere bozmaya karşı diyeceklerini sorar.
Sanık veya müdahil ve vekillerine davetiye tebliğ olunamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen duruşmaya gelmemeleri nedeniyle bozmaya karşı beyanları tespit edilmemiş olsa dahi duruşmaya devam edilerek dava gıyapta bitirilebilir. Ancak sanık hakkında verilecek ceza, bozmaya konu olan cezadan daha ağır ise herhalde dinlenilmesi gerekir." hükmü yer almaktadır.
Bu hüküm gereğince, bozma kararı sanık lehine olsa dahi bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece sanık, katılan ve varsa vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ olunmalı, duruşma gününden haberdar edilmelidirler. Yerleşmiş yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde, verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha hafif ise yargılamaya devam olunarak bir karar verilmelidir.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Bozmadan sonra yapılan yargılamada 24.06.2002 günlü tensip kararı ile tutuklu olan sanığın tahliyesine karar verilmiştir. Aynı gün tahliye edilen sanığın, yoklama kaçağı suçundan aranması nedeniyle kolluk görevlilerine teslim edildiği, Yerel Mahkemece duruşmaya çağrılmadığı ve 09.09.2002 günlü oturumda katılan, C. Savcısı ve sanık vekilinin bozmaya karşı diyeceklerinin saptanması ile yetinilerek sanığın yokluğunda önceki hükümde direnme kararı verildiği anlaşılmaktadır. Sanık, hakkındaki davadan habersiz olup bu suretle savunma hakkı kısıtlanmıştır.
Bu itibarla, sanığa davetiye çıkartılıp duruşma günü bildirilmeden yargılamaya devamla yokluğunda karar verilmesi, CYUY. nın 326/2, 308/8. maddelerine aykırı olup diğer yönleri incelenmeyen hükmün öncelikle bu nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle Yerel Mahkeme direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 04.02.2003 günü sonuçta tebliğname de ki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy