(765 S. K. m. 414, 430, 450, 2) (4709 S. K. m. 15) (2709 S. K. m. 38) (1412 S. K. m. 305, 405, 303, 304, 343)
Dava: Hükümlü Mehmet Öztaş'ın, 15 yaşından küçük mağdurun cebir ve şiddetle ırzına geçtiği, alıkoyduğu, bu suçları gizleyip delil ve emarelerini ortadan kaldırmak için onu öldürdüğü ve 6136 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçunu işlediği gerekçesiyle Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 15.07.1997 gün ve 107-135 sayı ile TCY.nın 414/2, 59, 430/1, 59, 450/9, 59, 6136 sayılı Yasanın 15, TCY.nın 59 ve 73. maddeleri uyarınca 3 aylık kısmı geceli gündüzlü hücrede çektirilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiş, bu karar Yargıtay 1. Ceza Dairesinin 05.12.1997 gün ve 3659-3962 sayılı ilamıyla onanarak kesinleşmiştir.
Bu mahkûmiyet hükmünün infazı sırasında Nazilli C.Başsavcılığı 09.08.2002 tarihli yazı ile; aynı tarihte yayımlanarak yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasanın hükümlü lehine sonuç doğurduğundan infazda doğan tereddütün giderilmesi için CYUY.nın 402. maddesi uyarınca infazın durdurulup durdurulmayacağı hususunda bir karar verilmesini talep etmiştir.
Burdur Ağır Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda 19.08.2002 gün ve 2002/437 sayı ile; "4771 sayılı Yasanın 1. maddesinde "A 1.3.1926 tarih ve 765 S. TCY.da yer alan idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüştür." demektedir. Ancak, 1. madde 2. bendi şu kadar ki, a ) TCY.nın 47, 50, 51, 55, 58, 59. Maddelerindeki idam cezasına ilişkin hükümleri saklıdır denilmektedir.
Bu durum karşısında mahkememizce verilen idam cezası TCY. 59. maddesi uyarınca müebbet ağır hapis cezasına dönüştürüldüğünden ve temel ceza müebbet ağır hapis cezası olduğundan TCY. 2. madde nazara alınarak infazın durdurulması söz konusu olamaz." gerekçesiyle, 4771 sayılı Yasa ile dönüşen müebbet ağır hapis cezası olarak yorumlanamayacağından, hesaplamanın temel ceza olan müebbet ağır hapis cezası üzerinden yapılmasına karar verilmiştir.
Bu karar üzerine Nazilli C.Başsavcılığınca 20.08.2002 tarihinde itiraz yasa yoluna başvurulduğundan, infaz evrakını inceleyen Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 20.08.2002 gün ve 270-270 sayı ile; " gerek TCK.nun 2/2. maddesi ve gerekse hükümlü hakkında verilip kesinleşen Burdur Ağır Ceza Mahkemesi kararında TCK.nun 59. maddesinin uygulanması ve 4771 sayılı Kanunun 1/A-a maddesinde idam cezasının müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesine ve aynı maddenin 1/A-a maddesinde de TCK.nun 59. maddesinin saklı tutulması kanun maddesinde yer alıp bu hususların hükümlü lehine yorumlanması gerekeceği cihetle neticeten hükümlü hakkındaki müebbet ağır hapis cezasından bu ceza temel ceza alınarak TCK.nun 59. maddesi ile indirim yapılıp 30 yıl ağır hapis cezasına dönüştürülmesine ve infazın da bu miktar üzerinden yapılmasına karar verilmesi gerektiği" gerekçesiyle itirazın kabulüne, Burdur Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, hükümlü hakkındaki temel cezanın, 4771 sayılı Yasanın 1/A-a ve TCY.nın 2/2. maddesi uygulanmak suretiyle 30 yıl ağır hapis cezası olarak belirlenmesine karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığınca 30.10.2002 gün ve 45794 sayı ile CYUY.nın 343. maddesi uyarınca yazılı emirle bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 10.12.2002 gün ve 4647-4560 sayı ile;
"4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi savaş ve çok yakın savaş tehdidi halleri dışında işlenmiş olan suçlar için TCK.nundaki idam cezası olan temel cezayı, müebbet ağır hapis cezasına dönüştürmüştür.
1/A maddesinin ( a ) bendinde ise TCK.nun 59. maddesi, saklı tutulan maddeler arasında belirtilmiştir.
Yasanın 1/b bendinde TCK.nun 17. ve 647 sayılı Cezaların İnfazı Hakkındaki Kanunun 19. maddesine göre TBMM. tarafından ölüm cezalarının yerine getirilmemesine karar verilenler hakkında, idam cezası için öngörülen hükümler saklı tutulmuş ve bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından dönüştürülen müebbet ağır hapis cezası için bu hükümlerin uygulanmasına devam edileceği, 647 sayılı Kanunun Ek 2. maddesinde belirtilen ve TBMM. tarafından idam cezaları yerine getirilmemesine karar verilirken hakkında indirim hükümleri uygulanamayacağına ilişkin hükmün idam cezasından çevrili müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında uygulanacağı belirtilmiştir.
Maddenin B fıkrasında da idam cezası müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenler hakkında TCK.nun 70, 73, 82. maddelerindeki sürelerin 2 kat olarak uygulanacağı da vurgulanmıştır.
4771 sayılı Yasanın bu hükümleri ve yasanın gerekçesindeki açıklamalarla birlikte değerlendirme yapıldığında,
a ) Hükümlü hakkında idam cezası, 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesine göre müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülüyorsa 4771 sayılı Yasanın 1/b bendi gereğince idam cezasının T.B.M. Meclisince onaylanmamış müebbet ağır hapis gibi infazı yapılacaktır.
b ) Hükümlü hakkında idam cezası ve TCK.nun 59. maddesi uygulanarak müebbet ağır hapis cezasına mahkumiyetine karar verilen hallerde 4771 sayılı Yasanın 1/A maddesi gereğince temel ceza müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülerek ancak ( 1-a ) bendi gereğince TCK.nun 59. maddesi uygulanması saklı tutulduğundan TCK.nun 59. maddesi uygulanarak yine müebbet ağır hapis cezasına hükmedilmesi gerekmektedir. Bu fıkranın uygulanması ile dönüştürülen müebbet ağır hapis cezasının infazında 647 sayılı Kanunun 19. maddesi ve 2148 sayılı Yasa gereğince ayda 6 gün istifadesini gerektiren hükümlerin gözetilmesi gerekeceğinden her iki müebbet ağır hapis cezasının infazındaki farklılık nedeniyle TCK.nun 59. maddesinin uygulanmasında hükümlü lehine bir durum doğmaktadır.
Yukarıda açıklanan gerekçe dikkate alınarak Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emir ihbarını içeren tebliğnamedeki istek yerinde görüldüğünden Isparta Ağır Ceza Mahkemesinin 20.08.2002 gün ve 2002/270-270 sayılı kararının CMUK.nun 343. maddesine göre bozulmasına" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı 03.01.2003 gün ve 172317 sayı ile;
"Çözümlenmesi gereken sorun şöyle özetlenebilir:
1 ) TCK.nun 59. maddesi uygulanması sonucunda ölüm cezalarının müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesine ilişkin kararların 4771 sayılı Yasanın hükümleri uyarınca yeniden ele alınıp bu konuda bir karar verilip verilmeyeceği;
2 ) Ölüm cezasına ilişkin kesin hükümlerin, 4771 sayılı Yasanın 1. maddesi uyarınca yeniden ele alınması sırasında duruşma açılması zorunluluğu olup olmadığı ve verilen bu karara karşı temyiz yolunun açık bulunup bulunmadığının, başka bir anlatımla yazılı emir yoluyla incelenip incelenemeyeceği noktasında toplanmaktadır.
Bu durumda sorunun iki aşamalı olarak tartışılması gerekmektedir.
1 ) İlkönce belirtelim ki, 4771 sayılı Yasanın geçici 1. maddesi ile 1/A-b maddesinin birlikte değerlendirildiğinde, idam cezasının, TCK.nun 59. maddesinin uygulanmasıyla müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesine ilişkin kesinleşmiş ceza kararları açısından uygulama alanı bulunmamaktadır. Nitekim aynı görüş, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 19.11.2002 gün ve 9-266 E.-394 K. sayılı kararında açıkça savunulmuştur. Bu bakımdan olayla ilgisi bulunmayan bir yasaya dayanılarak infaz edilmekte olan bir kararın yeniden ele alınıp önceki cezadan indirim yapılmasının yok hükmünde bulunduğunun ve kazanılmış hakka konu olamayacağının öncelikle saptanması gerekmektedir. Bu şekilde verilen ve yok hükmünde bulunan, Yerel Mahkeme kararını yazılı emir yoluyla esastan inceleyerek, kazanılmış hak oluştuğunu çağrıştıracak şekilde bozmakla yetinen Yüksek Dairenin kararına katılmak olanaksızdır.
2 ) Yüksek Dairenin kabulüne göre ise, tartışılması gereken sorun, bu durumda verilmesi gereken kararın duruşmalı verilmesi gerekip gerekmediği ve duruşmasız verilmiş olsa bile temyiz yolunun açık olup olmadığına ilişkindir.
Öncelikle belirtelim ki, 4771 sayılı Yasa uyarınca kesinleşmiş ölüm cezalarının müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmesi aşamasında duruşma açılması zorunludur. Bunu doğal sonucu olarak verilen bu karara karşı temyiz yolu açıktır. Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 10.11.1986 gün ve 280/506 ile 03.11.1986 gün ve 9/276-489 sayılı kararlarında da belirtildiği üzere, duruşma açılması gereken durumlarda evrak üzerinden verilen kararlar hukuken geçerli olmayıp yok hükmünde olup yeniden yargılama yapılması zorunludur ve bu yargılamanın ilk kez yapılacak yargılama niteliğinde olması nedeniyle kazanılmış hak konusu da olamayacaktır.
Peşinen ortaya konulan bu görüş şöyle gerekçelendirilebilir:
Cezalandırma kararının kesinleşmesinden sonra, bu kararda birçok nedenle, örneğin eyleme uygulanacak yaptırımın azaltılmasına ilişkin yeni bir yasanın yürürlüğe girmesinden dolayı değişiklik yapılması gerekebilir. İtiraz konusu özel olayda böyle bir durum söz konusudur. 4771 sayılı Yasa ile hükümlü hakkında verilen "idam" cezası kaldırılmıştır. Usul konusunda bir hüküm taşımadığına göre, TCK.nun 2/2. maddesi uyarınca bu Yasa nasıl uygulanacaktır? Başka bir anlatımla, 4771 sayılı Yasa hükümlü hakkında uygulanacakmıdır, uygulanacaksa duruşmalı mı ya da evrak üzerinden mi karar verilecektir? Bu karara karşı başvurulabilecek yasa yolu hangisidir?
Sorunun çözümüne ilişkin yasal düzenlemelere bir göz atıldığında, CMUK.nun 402/1. maddesinde: "Bir mahkûmiyet hükmünün tefsirinde veya tayin olunan cezanın hesabında tereddüt edilir yahut cezanın kısmen veya tamamen infazı lazım gelmeyeceği iddia olunursa bu babda mahkemeden bir karar istenir" hükmüne yer verilmiştir. Öte yandan aynı Yasanın 405/1. maddesinin ilk cümlesinde de: "Cezanın infazı sırasında mahkemeden alınması lazım gelen karar ( 402-404. maddeler ) duruşma yapılmaksızın verilir" denilmiştir.
İnfaz işlemleri, bir ceza kararının kesinleşmesinden başlayarak bu cezanın yerine getirilmesi sürecinde Devletin hükümlü ile ilişkisini kapsar. Bu aşamada ortaya çıkan uyuşmazlıklar yukarıda belirtilen yasal hükümler bağlamında, ceza kararında hiçbir şekilde değişiklik yapılmaksızın evrak üzerinde sonuçlandırılacaktır. Bu şekilde verilen kararlara karşı ise acele itiraz yoluna başvurulabilecektir. Oysa uyuşmazlık konusu olayda, hükümlü hakkındaki ceza kararının zat ve mahiyetinde, kesinleşmesinden sonradan yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasanın 1. ve TCK'nun 2/2. maddelerinin uygulanması sonucunda değişiklik yapılması söz konusudur. Bu durumda önceden verilmiş kesin karar ortadan kaldırılarak, sonradan yürürlüğe giren lehteki yasa gereğince yeni bir ceza ve karar verilmiştir. Lehte uygulanan yasada, uygulama yöntemine ilişkin bir kural konulmamış bulunmasına göre, ceza kararında yapılacak değişiklik yargılaması duruşmalı yapılması gerektiğinin ve bu karara karşı temyiz yolunun açık olduğunun kabulünde zorunluluk vardır. Bu nedenle uygulamadaki güçlükler nedeniyle aksine bir kabul ile sorunu "infaz yargılaması" yöntemleriyle çözmenin ceza yargılaması ilkeleriyle bağdaşmayacağı açıktır.
Öğretide tartışmalı olmakla birlikte, aşağıda özetlenen iki ilkesel kararın ışığında denilebilir ki uygulamadaki kararlılık yukarıda açıklanmaya çalışılan görüşümüzü doğrular niteliktedir.
Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 01.06.1987 gün ve 7/114-326 sayılı kararında, özetle: "... Evrak üzerinden inceleme yapılarak karar verilebilmesi için, yasada bu hususta açık hüküm bulunmalıdır. Sonradan çıkan bir yasaya dayanarak, duruşmalı inceleme sonunda verilen ve kesinleşen bir hükümde, hükmün zat ve mahiyetine etkili değişiklik yapılması, duruşma yapılarak verilecek yeni bir hükümle mümkündür ve davanın esasının çözen veya bunda değişiklik yapan nihai ( bitirici ) kararla, duruşma dışında verilmiş olsalar dahi temyiz edilebilir..." denilmiştir. Aynı nitelikteki, Yüksek Askeri Yargıtay Daireler Kurulunun 24.09.1992 gün ve 103-102 sayılı kararında, özetle: "... Kesin hükümde değişiklik yapılması, CMUK'un 402 ve 405. maddelerine göre çözülmesi gereken infaz sorunu olarak görülürse, yeniden verilen cezanın ne şekilde kesinleşmiş sayılacağının, ne şekilde infaz edilebilir duruma geleceğinin belirlenmesi gerekir. CMUK'nun 405. maddesinde 402. maddeye göre verilen kararlara karşı acele itirazı öngördüğü göz önünde tutulduğunda, tarafların belli bir süre içinde itiraz etmemeleri durumunda bu karar kesinleşecek, CMUK'nun 305/ilk maddesindeki re'sen temyiz hükümleri uygulanamayacaktır. Görüldüğü gibi kesinleşmiş bir hükümde, daha sonra çıkan bir kanuna dayanılarak değişiklik yapılmasının, duruşma açılarak verilecek yeni bir hükümle mümkün olduğunun kabulünde zorunluluk vardır ... " düşüncesine yer verilmiştir.
Yukarıdan beri yapılan açıklamaların ışığında ulaşılan sonuca göre:
a ) Olaya uygulanma olanağı bulunmayan bir yasal düzenlemeye yollama yapılarak kesinleşmiş ceza kararında değişiklik yapan karar ile buna ilişkin itiraz üzerine verilen kararın yok hükmünde bulunduğunun resen temyiz incelemesi sonucunda saptanarak bu kararların kaldırılarak önceki ceza kararının aynen yerine getirilmesi için dosyanın yerine gönderilmesine,
b ) Kabule göre ise, sonradan yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasa 1/A hükmüne dayanılarak yapılan değişikliğe ilişkin uygulama sonucunda duruşmasız olarak verilen Yerel Mahkemenin yukarıda belirtilen itiraz üzerine verilmiş kararı, CMUK.nun 305/ilk maddesi gereğince resen temyiz incelemesine tabi tutularak, işin esasına girilmeden ve diğer yönler incelenmeksizin öncelikle duruşma açılmasına ilişkin usul hükümlerine aykırılık yönünden bozulmasına;
Karar vermeyen ve duruşma açılmasına gerek olmadığı yolunda saptamada bulunarak, yazılı emir üzerine Yerel Mahkeme kararını inceleyerek bozan, Yüksek 1. Ceza Dairesinin kararına katılmaya olanak bulunmadığı" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkemenin kararlarının yok hükmünde bulunduğu saptanarak yazılı emirle bozma isteminin reddine, müebbet ağır hapis cezasına ilişkin önceden kesinleşmiş olan kararın infazına devam olunması için dosyanın mahalline gönderilmesine karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Hükümlü hakkındaki kesinleşmiş müebbet ağır hapis cezasının infazı sırasında C.Savcılığınca, yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasa hükümlerine göre infazın durdurulup durdurulmayacağı hususunda bir karar verilmesi istendiğinde Burdur Ağır Ceza Mahkemesince aynen infaz yapılacağına ilişkin verilen karara vaki itiraz sonucunda, Isparta Ağır Ceza Mahkemesince 4771 sayılı Yasa uygulanmak suretiyle infazın 30 yıl ağır hapis cezası üzerinden yapılmasına karar verilen somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar;
1- Yerel Mahkemece infaza ilişkin olarak verilen kararın hukuken geçerli bir karar olup olmadığının belirlenmesi;
2- Anılan karara karşı başvurulacak yasa yolunun ne olduğunun saptanması noktalarında toplanmaktadır.
Uyuşmazlık konusu ile ilgili yasal düzenlemeler incelendiğinde;
03.01.2001 tarihinde kabul edilip 17.10.2001 gün ve 24556 sayılı Mükerrer Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4709 sayılı Yasanın 15. maddesi ile Anayasanın 38. maddesine eklenen ek fıkrada; "savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları halleri dışında ölüm cezasının verilemeyeceği" Anayasal bir norm olarak kabul edilmiştir.
Bu düzenleme doğrultusunda 03.08.2002 tarihinde kabul edilip, 09.08.2002 gün ve 24881 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4771 sayılı Yasanın 1/A madde ve fıkrası ile; savaş ve çok yakın savaş tehdidi hallerinde işlenmiş suçlar için öngörülen idam cezaları hariç olmak üzere, Türk Ceza Yasası, Kaçakçılığın Men ve Takibine Dair Yasa ve Orman Yasasında yer alan idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüş, fıkranın ( a ) bendinde ise, TCY.nın 47, 50, 51, 55, 58, 59, 61, 62, 64, 65, 66, 451, 452, 462 ve 463. maddeleri ile 2253 sayılı Yasanın 12. maddelerinin idam cezalarına ilişkin hükümlerinin saklı olduğu belirtilerek, idam cezaları müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülenler hakkında 4771 sayılı Yasanın 1/A-a madde ve bendinde belirtilen nedenlerden dolayı yapılacak indirimlerde idam cezalarına ilişkin indirim oranları korunmuştur.
Nitekim bu husus Yasa koyucu tarafından, maddenin değişiklik gerekçesinde örnekleme yapılmak suretiyle, "Maddeyle, bu Kanun hükümlerine göre idam cezasından müebbet ağır hapis cezasına dönüştürülmüş olanlar hakkında Türk Ceza Kanununun idam cezasına ilişkin, 47, 50, 51, 55, 58, 59, 61, 62, 64, 65, 66, 102, 112, 451, 452, 462 ve 463 üncü maddeleri ile 2253 sayılı Çocuk Mahkemelerinin Kuruluşu, Görev ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanunun idam cezasına ilişkin 12 nci maddesi hükümleri saklı tutularak, idam cezasından dönüştürülen müebbet ağır hapis cezasına mahkum olanlar hakkında bu hükümlerin uygulanmasına aynen devam edileceği vurgulanmaktadır. Maddeye göre, örneğin ilgili kanun maddesinde idam cezasını gerektiren bir suçu eksik teşebbüs derecesinde işleyen fail hakkında 765 sayılı Kanunun 61 nci maddesinin birinci fıkrasının uygulanması sonucunda idam cezası için öngörülen indirim, idam cezasından çevrili müebbet ağır hapis cezası için de uygulanacak ve fail hakkında 15 seneden 20 seneye kadar ağır hapis cezasına hükmolunacaktır." şeklinde açıklanmak suretiyle saydığı indirim nedenleri yönünden önceki miktarların korunduğunu belirtmekle, sadece temel cezayı dönüştürme iradesini taşıdığını ortaya koymuş, böylelikle temel cezada yapılacak indirimlerde müebbet ağır hapis cezasının esas alınmasını ve dolayısıyla sonuç cezanın değişmesini önleyerek, önceden yaptırımını idam cezası olarak öngördüğü suçlar ile müebbet ağır hapis olarak belirlediği suçlar ve cezaları arasında var olan dengeyi korumak istemiştir. Bu düzenlemenin doğal sonucu olarak, temel ceza idam olarak belirlendikten sonra yapılan indirimler nedeniyle sonuç cezanın müebbet veya muvakkat hürriyeti bağlayıcı ceza olarak tayin edildiği kesinleşmiş hükümlerde, 4771 sayılı Yasa hükümlerinin uygulanması sonuç ceza üzerinde bir değişiklik meydana getirmeyeceğinden mahkemesinden yeni bir karar alınmasında zorunluluk bulunmamakta ise de; karar alınmasına yasal bir engel de bulunmamaktadır.
Sonuç cezanın "idam" olarak belirlendiği kesinleşmiş hükümler bakımından TCY'nın 2/2. maddesi ve 4771 sayılı Yasa uyarınca mahkemelerce yapılacak dönüştürme işlemi ise, esas itibariyle herhangi bir incelemeyi, araştırmayı, kanıt tartışmasını ve takdir hakkının kullanılmasını gerektirmemektedir.
Bu konu öğretide de ele alınarak değerlendirilmiş olup, Prof. Nurullah Kunter ve Prof. Feridun Yenisey, "Muhakeme Hukuku Dalı Olarak Ceza Muhakemesi Hukuku" adlı eserlerinde, cezayı azaltan bir yasanın kabul edilmesi halinde, kesin yargı halini almış olan karardaki cezanın azaltılması veya kaldırılmasını yasa emredeceğinden, bu değişikliğin CYUY.nın 402. maddesi hükmü uyarınca "mahkumiyet kararında değişiklik davası" olarak görülerek karara bağlanacağını ve aynı Yasanın 405. maddesi gereğince bu davanın, duruşma açılmadan evrak üzerinde karar verilmesini gerektirdiği gibi, bu karara karşı başvurulacak yasa yolunun da "acele itiraz" olduğunun açıkça gösterildiğini belirtmişlerdir. ( 11. Bası, sh. 1014 vd. )
Prof. Tahir Taner de, "Ceza Muhakemeleri Usulü" isimli yapıtında, "sonradan neşredilen bir kanunun aynı suç hakkında daha hafif ceza tayin etmesi ve binnetice makabline şamil olması dolayısıyla hükmolunan cezanın indirilmesi lazım geldiği iddia edilebilir. Bu hususta karar verilmesi hükmü vermiş olan mahkemeden istenir. Bu kararlar duruşma yapılmaksızın verilir ve bu kararlar aleyhine acele itiraz yoluna müracaat olunabilir." şeklinde görüş açıklamalarında bulunmuştur. ( 2. Bası, sh. 434 vd. )
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde;
Onbeş yaşından küçük mağdurun cebir ve şiddetle ırzına geçmek, alıkoymak, bu suçları gizleyip delil ve emarelerini ortadan kaldırmak için adam öldürmek ve 6136 sayılı Yasaya aykırı davranmak suçlarından TCY.nın 414/2, 59, 430/1, 59, 450/9, 59, 6136 sayılı Yasanın 15, TCY.nın 59 ve 73. maddeleri uyarınca 3 aylık kısmı geceli gündüzlü hücrede çektirilmek suretiyle müebbet ağır hapis cezasına hükümlü Mehmet Öztaş'ın hakkında, bu hükmün infazı sırasında 4771 sayılı Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine C.Savcılığınca infazda doğan tereddütün giderilmesi ve infazın durdurulup durdurulmayacağı konusunda bir karar verilmesi talep edilmiş, Burdur Ağır Ceza Mahkemesince evrak üzerinde yapılan inceleme sonucunda temel cezanın TCY.nın 59. maddesi uygulanmak suretiyle müebbet ağır hapis cezasına dönüştürüldüğünden bahisle infazın durdurulmasının gerekmediğine karar verilmiştir. C.Savcılığınca bu karara karşı itiraz yasa yoluna başvurulması üzerine, dosyayı inceleyen Isparta Ağır Ceza Mahkemesince itirazın kabulüne, Burdur Ağır Ceza Mahkemesinin kararının kaldırılmasına, hükümlü hakkındaki temel cezanın, 4771 sayılı Yasanın 1/A-a ve TCY.nın 2/2. maddesi uygulanmak suretiyle 30 yıl ağır hapis cezası olarak belirlenmesine karar verilmiş, bu karar aleyhine Adalet Bakanlığınca yazılı emir yoluna başvurulması üzerine de anılan karar bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığınca, uygulama olanağı bulunmayan bir yasal düzenlemeye yollama yapılarak kesinleşmiş ceza kararında değişiklik yapan ve buna itiraz edilmesi üzerine verilen kararların yok hükmünde bulunduğunun resen temyiz incelemesi sonucunda saptanarak bu kararın kaldırılması, kabule göre ise, CYUY.nın 305. maddesi uyarınca resen temyiz incelemesine tabi tutularak, diğer yönleri incelenmeksizin duruşma açılmaksızın karar verilmesi aykırılığından bozulması gerektiği, görüşü ileri sürülmüş ise de; yasal değişikliğin sanığın hukuki durumunu değiştirmemesinin verilen kararın yok hükmünde sayılması sonucunu doğurmayacağı, bu konuda mahkemesinden karar alınmasında yasal bir engelin de bulunmadığı, CYUY.nın 405. maddesi uyarınca duruşma açılmaksızın verilebilecek olan ve niteliği itibariyle de infazı ilgilendiren, Yerel Mahkeme kararının süreklilik gösteren yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere, kazanılmış hakka konu olamayacağı, yine bu tür kararların CYUY.nın 304 ve 405. maddeleri uyarınca acele itiraza tabi olduğu, aynı Yasanın 303. maddesi uyarınca itiraz üzerine verilen kararların kesin olduğu ve Yargıtay denetiminden geçmeksizin kesinleşen kararlardaki yasaya aykırılıkların ise ancak; CYUY.nın 343. maddesi uyarınca yazılı emir yoluyla ortadan kaldırılabileceği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Özel Dairece yazılı emir istemi üzerine verilen karar isabetli olup, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 27.05.2003 gününde oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy