(765 S. K. m. 29, 51, 59, 62, 448, 456) (YCGK. 31.03.1986 T. 1986/1-8 E. 1986/153 K.)
Dava: Kasten adam öldürmeye kalkışmak suçundan sanık Yener'ın TCY.nın 448, 62, 51/1 ve 59. maddeleri uyarınca 10 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına, hakkında 31, 33 ve 40. maddelerinin uygulanmasına ilişkin Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 8.8.2002 gün ve 46-225 sayılı hüküm, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesince 05.03.2003 gün ve 4672-157 sayı ile;
"Sanığın yaralamada sopa kullandığına ve kesinlikle levye kullanmamış olduğuna dair savunmasının mağdurun beyanları ile reddedilememesi ve levye kullandığı yönünde tanık Umut'un ilk beyanında yer alan tanımlamanın da "keser sapı kadar sopa kullandı" biçiminde değiştirilmesi karşısında; eylemde kullanılan nesnenin sopa olduğunu kabul zorunluluğu gözetilmek, mağdurun başına ika olunan sair dört darbenin üç gün işe mani düzeyde ve basit mahiyette bulunduğunu nazara almak ve yaşamsal tehlike oluşturup kırkbeş gün iş ve güce engel teşkil eden kırığın tek darbe ile gerçekleşmesinin sanığın öldürme kastı güttüğünü ortaya çıkarmaya yeterli olmadığı yorumuyla kasta ilişkin kuşkuyu lehe yorumlayarak TCY.nın 29/son maddesi hükmünü de gözetip teşdiden uygulama yapmak suretiyle, Yasanın 456/2. maddesince hüküm kurmak yerine, öldürme kastının varlığına kesinlikle ölçü olamayacak bazı değer-lendirmelere dayalı biçimde TCY.nın 448, 62. maddelerince hüküm kurarak suç vasfında yanılgıya düşülmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 22.5.2003 gün ve 183-139 sayı ile; öldürücü nitelikteki levye demiri ile, aralarında 7 yıl gibi uzun süreye dayanan ve Türk toplumunun kabulüne göre, kız kaçırma olayına dayanan husumetin devamı bakımından, tasarlayarak öldürme kastının varlığı tartışmasının dahi yapılmasını gerektirecek şekilde olmakla birlikte, tasarlama için yeterli deliller bulunmadığından, sanığın, olay günü karşılaştığı müştekinin, yanına giderek, öldürücü nitelikteki levye demiri ile, onun hayati bölgesi olan başına 5 darbede bulunduğu, bu darbelerden birisinin kafatası kırığı meydana getirdiği, hayati tehlikeye maruz bırakarak, 45 gün iş ve gücünden kalmasına ve acilen ameliyata alınmasına sebebiyet verdiği, diğer 4 darbenin ise 3 gün iş ve güçten bırakacak nitelikte olmasının, sanığın kastını değiştiremeyeceği, zira darbelerde bulunurken, sanığın darbelerden birisini çok hızlı vurmayı, diğerlerini hafif vurmayı düşünmesinin mümkün olamayacağı, olay anının çok kısa olması ve darbelerin arka arkaya devamı göz önüne alınınca, sanığın kastının en ağır sonucu meydana getiren darbeye göre değerlendirilmesinin gerektiği, zira o ağırlıktaki darbenin sanıktan meydana geldiği ve onun kastı ile sonuçlandığı, mobil hedef durumundaki müştekinin darbeler sırasında hareket ederek, içgüdüsel olarak, kendisini darbelerden korumak için, başını sağa, sola, aşağıya, yukarıya çevirmesi, eğilmesi veya eli ile korunması gibi değişken ve çeşitli davranışlar sonucunda, yaralardan ve darbelerden bir bölümünün kastı ortaya koyan ve en ağır sonucu yaratan darbenin meydana getirdiği sonuçlarla aynı olmamasının doğal bulunduğu, 5 adet darbeden, dördünün hafif ve üç gün iş ve gücünden geri bırakacak şekilde olduğundan bahisle, sanığın öldürme kastını taşımadığını belirtmenin delillere uygun düşmeyeceği, insan kafatasını kolayca kırılamayacak kadar dayanıklı ve sert olduğu gözetilerek, kırık meydana getirecek şekilde levye demiri ile vurulduğu zaman, öldürme kastının varlığını kabul etmek gerekeceği zira aynı baş bölgesindeki darbe sayısının da öldürme kastının varlığını ortaya koyduğu" gerekçeleri ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından duruşma talebiyle temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 23.7.2003 gün ve 106988 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Genel Kurulunda incelemenin duruşmalı yapılacağına ilişkin yasal bir düzenleme bulunmadığından, sanık vekilinin duruşma isteminin reddi ile incelemenin dosya üzerinde yapılmasına karar verildikten sonra, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki hukuki uyuşmazlık, sanığın eyleminin adam öldürmeye tam kalkışma suçunu mu, yoksa yaralama suçunu mu oluşturduğu noktasında toplanmaktadır.
Ayrıntıları Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 31.03.1986 gün ve 1-8/153, 21.05.1984 gün ve 388/178, 22.05.2001 gün ve 100/108 sayı kararlarında da vurgulandığı üzere kast, sonuçlarını bilerek ve isteyerek fiili işleme iradesidir. Adam öldürme suçunun kastını belirleme, diğer bir anlatımla bu suçu yaralama suçunun kast öğesinden ayırma hususunda ise öğreti ve uygulamada; suç nedeni, kullanılan vasıtanın cinsi, kullanılış şekli, isabet alınan bölge, darbe adedi ve şiddeti, failin suçtan önceki ve sonraki davranışları, aradaki husumet gibi ölçütlere başvurulduğu görülmektedir. Bu bakımdan somut olayda uyuşmazlığın sağlıklı bir biçimde çözülebilmesi için olayın kendine özgü özellikleri ve tüm kanıtlar yukarda değinilen ölçütler nazara alınarak değerlendirilmelidir.
Mağdur Hasan polis memurları tarafından alınan beyanında; sabah saat 05.00 sıralarında işe gitmek için bekliyordum, bir kız kaçırma olayından dolayı aramızda problem olan Yener ve yanındaki 5 kişi arabasıyla gelip etrafımı çevirdiler, Yener elindeki sert bir cisimle kafama vurdu şeklinde beyanda bulunmuş,
Duruşmada; arkadan kafasına ne olduğunu görmediği bir cisimle vurulduğunu, yere düştüğünü, kim tarafından ve ne ile vurulduğunu görmediğini, olay anında kavga ya da konuşma olmadığını, sanık Yener'i orada görmediğini, önceki ifadesinin doğru olmadığını söylemiş,
6.8.2002 tarihli dilekçesinde ise; sanığın bulunduğu arabanın yanına öfkeli bir şekilde gidince, sanığın açtığı kapı yüzüme değdi, o sırada orada bulunan akrabalarım sanığa saldırdı, ben de yumruk attım, sanık da arabadan aldığı sopa ile bir kez vurdu ve olay yerinden uzaklaştık, şeklinde anlatımda bulunmuştur.
Sanık Yener kollukta alınan beyanında; mağdur köylüm olur, 4 yıl önce gelinimizi kaçırdığı için aramızda husumet vardır. Olay günü saat 05.00 sıralarında işçi almak için kamyonumla gelmiştim, mağdur Hasan ve yanındaki birkaç kişinin üzerime saldırmaları ile aracın kapısını açtım, kapı Hasan'ın yüzüne çarptı, yere düştü, yerden kalkıp üzerime gelince kamyondan aldığım sopayı salladım, hemen kamyonuma binip olay yerinden kaçtım, sopayı kamyondan attım. İddia edildiği gibi levye ile vurmuş değilim.
C.Savcılığında; kamyon ile şoförün gelmesini beklerken, mağdur, oğlu ve amcasının oğlu yanıma geldiler, mağdur Hasan yanındakilere beni işaret edip, yalnız yakaladık, iyice dövün komaya sokun dedi, direksiyon mahallindeydim, mağdur ise kamyonunun kapısının yanında idi, bunun üzerine kamyonunun sol kapısını açarak kendisine hızlıca çarptım, yere düştü,
Sulh Ceza Mahkemesinde; olayın başlangıcını benzer şekilde anlattıktan sonra kamyonun kapısı Hasan'ın yüzüne çarptı, kamyondan aldığım sopa ile kendisine vurdum, kapıyı çarptığımda yere düşmemişti, yanındaki kişilerle üzerime saldırdıklarında sopa ile vurdum, mağdur yere düştü, bunun üzerine diğerleri dağıldı,
Şeklinde savunmalarda bulunmuş,
Duruşmada ise olayın başlangıcı ile gelişmesini; benzer şekilde anlattıktan sonra sağa sola savurduğu sopanın mağdurun kafasına değdiğini söylemiştir.
Tanık Umur kollukta alınan beyanında; saat 05.30 sıralarında yanımda mağdur Hasan olduğu halde nakliye için bekliyordum, sanık yanımıza gelip elindeki 30 cm uzunluğundaki levye ile mağdurun kafasına vurdu, mağdur yere düştü, sanık ise elindeki levye ile olay yerinden kaçtı şeklinde anlatımda bulunmuş,
Duruşmada ise, mağdur, sanığı görünce yanına gitti, bir şeyler konuştular bir ara sanık kapıyı açınca mağdura çarptı, tartışmaya başladılar, yanlarına gidip ayırdık. Sonra ne olduğunu bilmiyorum, sanık tarafından mağdurun kafasına veya vücuduna vurulup vurulmadığının farkında değilim, elinde keser sapı kadar bir odun görmüştüm ancak, kavga esnasında bu odun ile vurup vurmadığını fark etmedim, olay günü paniğe kapıldığım için ne dediğimi bilemedim, şimdiki ifadem doğrudur demiştir.
Olay yerinde yapılan araştırmada suç aletine rastlanılamamıştır.
Mağdur hakkında Kartal Eğitim ve Araştırma Hastanesince düzenlenen raporda pariatel bölgede yaklaşık 10 cm sütüre edilmiş, cilt, cilt altı lezyonu, sağ kaş üstünde cilt lezyonu, sağ gözde hemotom, osnazalde cilt lezyonu, sağ zigomatik bölgede cilt lezyonu, sağ kaş üzerinde 3 cm sütüre kesi, BBT sol temporal epidural hematom mevcut olduğu ve acil operasyona alındığı belirtilmiş, Adli Tıp Kurumu Kartal Şube Başkanlığınca düzenlenen raporda ise bu bulgulara yer verildikten sonra yapılan muayenesinde kafasında olay zamanına uygun iyileşmiş ameliyat kesi izi olduğu, baş dönmesi şikayeti tarif edildiği anlaşılmakla arızasının hayati tehlike doğurduğu ve 45 gün mutad iştigale engel teşkil edeceği bildirilmiş,
Adli Tıp Kurumu 2. İhtisas Kurulunca düzenlenen raporda ise yine aynı bulgulara yer verilerek sol temporal pariatelde lineer kırık ve hematom görüldüğüne,
Frontal soldan başlayıp oval seyirle interparietalden geçip sol kulak arkasına uzanan 30 cm uzunluğunda 02 cm genişliğinde insizyon nedbesi tespit edildiğine göre,
Kişinin beş adet künt travmaya maruz kaldığı bu lezyonların odun, ağaç, demir veya benzeri sert ve künt bir cisimle meydana geldiği, bunlar arasında tıbben ayrım yapılamayacağı, adli soruşturma ile aydınlatılmasının uygun olduğu, baş sol pariatel bölgedeki yara altında kafatası kırığı ve kafa içi kanamanın kişinin hayatını tehlikeye maruz kıldığı, 45 gün mutad iştigale engel teşkil edeceği, diğer 4 yaralanmanın ayrı ayrı ve birlikte hayati tehlike oluşturmayıp, 3 gün mutad iştigale engel teşkil edeceği bildirilmiştir.
Bu açıklamalar ışığında somut olay değerlendirildiğinde;
Aralarında geçmişe dayalı husumet bulunan sanık ile mağdurun, olay günü saat 05.00 sıralarında karşılaştıkları, mağdur ve yanındakilerin sanığa saldırmaya hazırlandıkları esnada, sanığın içinde bulunduğu aracın kapısını açarak mağdura çarptığı, saldırının sürdürüleceğini düşünen sanığın araçtan aldığı sert ve künt bir cisimle mağdura 5 darbe ika ettiği, darbedelerden 4 adedinin 3 gün iş ve güce engel olacak şekilde, basit etkili eylem düzeyinde kaldığı, baş sol parietal bölgede kafatası kırığı oluşturan bir darbenin ise, hayati tehlike doğurup, mağdurun 45 gün iş ve güçten kalmasına neden olduğu, Yerel Mahkemece her ne kadar olayda levye demiri kullanıldığı kabul edilerek, suç niteliği belirlenmiş ise de, olayda kullanılan vasıtanın niteliğinin tam olarak belirlenemediği, tanık Umut tarafından kollukta, sanığın mağdura levye demiri ile vurduğu beyan edilmekle birlikte, bu beyanın duruşmada reddedilerek, sanığın elinde keser sapı kadar bir odun bulunduğunun belirtildiği, sanık tarafından da tüm aşamalarda sopa kullanıldığının savunulduğu, bu beyanlar, yaraların niteliği ve ceza yargılamasında kuşkunun sanık lehine yorumlanacağı şeklindeki evrensel ilke nazara alınarak eylemin sopa ile gerçekleştirildiğinin kabulünde zorunluluk bulunduğu, suçta kullanılan vasıta ve darbelerden bir tanesinin hayati tehlike doğurup, diğerlerinin basit etkili eylem düzeyinde kalması olguları birlikte değerlendirildiğinde, sanığın öldürme kastı ile hareket ettiğinin kabulünün olanaksız olduğu, bu itibarla suçun etkili eylem olarak değerlendirilip, TCY.nın 29. maddesinin son fıkrası da gözetilerek olayın oluşumuna uygun bir yaptırım uygulaması gerekirken, öldürme kastının varlığına kesin ölçü oluşturmayacak varsayımlarla suç niteliğinin öldürmeye kalkışma olarak belirlenmesi isabetsiz olduğundan Yerel Mahkeme direnme hükmünün, suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri; Yerel Mahkeme direnme hükmünün haklı nedenlere dayandığı görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 14.10.2003 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy