(3167 S. K. m. 16) (2709 S. K. m. 38) (765 S. K. m. 2)
Dava: Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık F.G.'in 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca 2 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, bir yıl süre ile bankalarda çek hesabı açmaktan ve çek keşide etmekten yasaklanmasına ilişkin İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 11.09.2000 gün ve 346-850 sayılı hüküm sanık vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 05.02.2001 gün ve 1235-5921 sayı ile;
"17 Ekim 2001 tarih 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile değiştirilen Anayasa'nın 38. maddesinin son fıkrası karşısında yasal düzenlemenin ne olacağının belirlenmesi açısından acilen uyum yasası çıkartılması zorunluluğu da nazara alınarak sonucun beklenilmesi ve buna göre yeniden takdir ve değerlendirme yapılarak uygulama yapılmasında zorunluluk bulunduğu" gerekçesiyle sair yönleri incelenmeksizin bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 28.11.2002 gün ve 309-1057 sayı ile; "Anayasa Mahkemesince 2001/408 Esas 2002/191 sayılı kararı ile 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesinin Anayasaya aykırı olmadığı yönünde karar verilmiştir." gerekçesi ile ilk hükümde direnilmiş, bu kez sanığın 2 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 14.04.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Yerel Mahkemece, sanığın karşılıksız çek keşide etmek suçundan cezalandırılmasına ilişkin ilk hükümde direnilmiş ise de;
Direnme hükmünden sonra, 8 Mart 2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanunun 14. maddesi ile 3167 sayılı Kanunun 16. maddesi değiştirilerek cezai yaptırım, geçici 2. maddesiyle de çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmın yüzde on tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte 3 ay içerisinde ödenmesi halinde açılmış bulunan davaların düşürülmesi bakımlarından suç failleri yararına yeni düzenlemeler getirilmiş olması karşısında, TCY.sının 2/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır
Öte yandan CYUY.nın 326. maddesi gereğince, bozma sanık lehine olsa dahi bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece sanığa, katılana ve varsa vekillerine duruşma gününü bildirir davetiye tebliğ olunmalı, duruşma gününden haberdar edilmelidirler. Tebligat yapılamaması veya davetiye tebliğ olunmasına rağmen sanığın duruşmaya gelmemesi halinde, verilecek ceza bozmaya konu olan cezadan daha hafif ise yargılamaya devam olunarak bir karar verilmelidir. İncelenen dosyada, sanık adına Gaziantep Nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine talimat yazılarak bozmaya karşı diyeceklerinin sorulması istenmiş, adı geçen mahkemece sanık için ihzar müzekkeresi çıkartılmış, ancak infaz edilemediğinden sanığa herhangi bir tebligat yapılmaksızın talimat evrakı iade edilmiştir. Sanık vekiline ise hiç tebligat yapılmamış olup, savunma hakkı kısıtlanmak suretiyle sanık ve vekilinin yokluklarında direnme kararı verilmesi CYUY.nın 326. maddesi hükmüne aykırıdır.
Bir diğer yandan, bozmadan sonra yapılan yargılamada Yerel Mahkemece hükmün esasını teşkil eden ve tefhimle geçerli bulunan kısa kararda, sanık hakkında 2 yıl 6 ay hapis cezası tayin olduğu halde, gerekçeli kararda 2 yıl hapis tayin edilmek suretiyle hükmün karıştırıldığı anlaşılmaktadır.
Bu itibarla direnme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin, öncelikle saptanan bu usuli nedenlerden dolayı bozulması gerekmektedir.
Sonuç: Yerel Mahkeme direnme hükmünün, yukarıda açıklanan nedenlerle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 29.04.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy