(765 S. K. m. 403) (3002 S. K. m. 2, 3, 6/1, 7, 8, 9) (1412 S. K. m. 326, 343)
Dava: Hükümlü Cahit'in, Atina Beş Hakimli İstinaf Mahkemesince 04.02.1998 gün ve 183-98 sayı ile Yunan uyruklu kişilerle birlikte toplu olarak 20.08.1990 tarihinde Yunanistan'a 4 kg. eroin sokmak ve bu ülke içinde nakletmek, 800 gramlık kısmını satmak suçlarını işlediği kabul edilerek müebbet ağır hapis ve 30.000.000 drahmi para cezasıyla cezalandırılmasına, ömür boyunca medeni haklardan mahrum edilmesine karar verilmiş, 31.08.1990 tarihinde tutuklanmasından itibaren cezasının infazına başlanmış olup 19.08.1999 tarihli Bakanlar Kurulu Kararıyla kalan cezasının infazının Türkiye'de tamamlanması kararlaştırılmıştır.
Hükümlünün cezasının 3002 sayılı Yasa uyarınca dönüştürülmesinin talep edilmesi üzerine Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesince 21.09.1999 gün ve 1999/172 sayı ile; "Sanık Cahit'in;
1- 20-21 Ağustos 1990 gecesi Yordanis Varnalidis isimli şahıs ile kimlikleri tespit edilemeyen bazı kişilerle birlikte Türkiye'den Yunanistan'a nehir yoluyla 4 kg. eroin soktuğu,
2- 22 Ağustos 1990'da bu eroini yanındaki diğer Yunanlı iki kişiyle birlikte satmak amacıyla Aleksandrupolis şehrinden Atina'ya naklettiği,
3- 22-30 Ağustos 1990 tarihleri arasında bir kısmını sattığı,
4- Yakalandığı gün olan 31.08.1990 tarihinde de iki ayrı yerde eroin bulundurduğu iddiasıyla yargılandığı Atina İstinaf Mahkemesince 04.02.1998 gününde müebbeden hapse mahkûm edildiği görülmüş, mahkemece sübutu kabul edilen eylemler sırasında çok sayıda eleman kullanıldığı, kendisine yardım eden ve mahkûm edilen 2 Yunan uyruklu sanık dışında başkalarının da suç ortağı oldukları, yani toplu olarak suç işlendiği de kabul edilmiştir." gerekçesiyle 1. bentdeki eylemden dolayı TCY.nın 403/1-6-8. madde ve fıkraları uyarınca 26 yıl 8 ay ağır hapis, 2, 3, 4. bentlerdeki eylemlerden dolayı ayrı ayrı TCY.nın 403/5-6-8. madde ve fıkraları uyarınca 10 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla ve sonuç olarak TCY.nın 77. maddesi uyarınca 36 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezanın Türkiye'de infazına karar verilmiştir.
Ankara C.Başsavcılığınca 24.09.1999 tarihinde bu karara karşı TCY.nın 79. maddesi uyarınca tek hüküm kurulması gerektiğinden bahisle itiraz yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesince 27.09.1999 gün ve 172-172 D.iş sayı ile;
"Sanığın teşekkül oluşturmaksızın toplu olarak Türkiye'den Yunanistan'a eroin nakledip bazı şahıslara satmak eylemlerinin kül halinde tek suç oluşturacağı ve ihraç nedeniyle TCY.nın 403/2. maddesinin uygulanması gerekeceğinden Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinin 1999/172 sayılı kararının kaldırılmasına,
Hükümlünün bakiye cezasını Türkiye'de çekmek istediğine ilişkin talebi Bakanlar Kurulunca uygun karşılanmış, Adalet Bakanlığınca bu hususta karar verilmesi talep edilmiş olmakla, mahkûmiyet hükmü, uygulanması gereken yasa maddelerinin onaylı çevirileri incelenmiş, hükümlüye atılı suçlardan TCY.nın 403/2-6-8 maddelerine uyar nitelikte hürriyeti bağlayıcı ceza içerdiği, mahkûmiyetine esas eyleminin siyasi, askeri veya bunlarla bağlantılı suçlardan bulunmadığı, bu suçtan dolayı Türkiye'de soruşturma yapıldığına dair kayda rastlanmadığı gibi infazın yapılması talebinde Türk Hukuk sistemine aykırı bir cihet bulunmadığından kararın Türkiye'de infazına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle, sanığın TCY.nın 403/2-6-8. madde ve fıkraları uyarınca 16 yıl ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCY.nın 31 ve 33. maddelerinin uygulanmasına, 3002 sayılı Yasada para cezaları ile ilgili herhangi bir hüküm bulunmadığı anlaşılmakla uyuşturucunun gramı ile ilgili para cezası tayinine yer olmadığına, her ne kadar Atina İstinaf Mahkemesince müebbeten hapse mahkûm edilmişse de 3002 sayılı Yasanın 6/1. maddesi uyarınca ülkemiz yasaları uyarınca verilen cezanın lehe olması nedeniyle 16 yıl hapis cezası olarak infazın Türkiye'de yapılmasına karar verilmiştir.
Adalet Bakanlığınca 08.01.2003 gün ve 861 sayı ile yazılı emirle bozma isteminde bulunulması üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 11.04.2003 gün ve 178-6796 sayı ile;
"Tüm dosya kapsamına göre, "3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden verilen Ceza Mahkûmiyetlerinin İnfazına Dair Kanunun 6. maddesinin 1. fıkrası, 1 bendinde öngörülen" yabancı mahkeme kararında sübutu kabul edilen suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza müeyyidesi veya bu suça en yakın ceza müeyyidesi tayin olunur" hükmüne nazaran Yunanistan'da işlenen toplu halde eroin ithali ve nakli suçu nedeniyle, Ülkemiz kanunları çerçevesinde verilmesi gereken cezanın tayin olunması gerektiği, mahkemesince yapılan uygulamanın da bu yönde bulunduğu gözetilmeden, itirazın reddi yerine yazılı şekilde toplu olarak eroin ihraç etmek suçundan hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle;
CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 08.01.2003 gün ve 000861 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay C.Başsavcılığının 16.01.2003 gün ve YE. 8005 sayılı tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
İstanbul 3 Nolu Devlet Güvenlik Mahkemesinin 15.06.2001 gün ve 1993/343 esas, 2001/173 sayılı ihraç sebebiyle hükmedilen 15 yıl ağır hapis ve 385.756.000 TL. ağır para cezasının yurt dışında işlediği suçtan hükmedilen cezadan TCK.nun 403/4. maddesi uyarınca indirilmesi imkân dahilinde görülmüştür.
3002 sayılı Kanunun 6/1. fıkrasında belirtilen şekliyle; yabancı mahkeme kararında sübutu kabul edilen suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza müeyyidesi tayin olunur denmektedir.
Yunanistan'a topluluk oluşturarak eroin ithal etmek, nakletmek, satmak ve bulundurmak eylemleri TCK.nun 79. maddesi uyarınca tüm halinde tek suç oluşturacağı bu şekliyle hüküm kurulması gerekeceği gözetilmeden, Türkiye'den eroin ihraç etmek suçundan mükerrer temel ceza tayin edilmesi yasaya ve örneklemeye gerek görülmeyen dairemiz uygulamalarına ters düştüğü anlaşılmakla TCK.nun 403/1, 403/6, 403/8, 13, 1 ve 31, 33. maddeleri uyarınca 24 yıl ağır hapis cezasına dönüştürülmesine gerekeceği ancak;
Hükümlü zararına sonuç doğuracak şekilde yazılı emir verilemiyeceğinden yazılı emre dayalı ihbarnamede ileri sürülen düşünceye iştirak edilmediğinden reddine" karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 09.05.2003 gün ve 8005 sayı ile;
"3002 sayılı Yasa hükümlerine göre, yabancı ülke mahkemesince verilen ve kesinleşmiş ceza kararının Türkiye'de yerine getirilmesi koşullarının gerçekleştiğine, eyleminin TCK'nun 403/1, 6, 8. maddeleri kapsamında tek suç oluşturduğuna ve infazı gereken yaptırımının 24 yıl olduğuna ilişkin bir uyuşmazlık yoktur.
Ancak, ortaya çıkan anlaşmazlık ve çözümlenmesi gereken sorun, 3002 sayılı Yasaya göre duruşmasız verilen kararlarda yer alan cezaların CMUY'nın 326/son maddesi uyarınca kazanılmış hak konusu olup olamayacaklarına ilişkindir.
3002 sayılı Yasa ile yapılan düzenlemenin hukuksal niteliğinin belirlenmesi konusuna geçmeden önce, hukukumuz açısından öğreti ve uygulamada görüş birliğine varılan bir durumu saptamak gerekir: "İnfaza ilişkin kararlarda hükümlü yararına yapılan yanlışlıklar kazanılmış hak konusu olamazlar." Örneğin, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararında, "infazı gereken cezaların toplanmasında ve infazı gereken cezanın belirlenmesine ilişkin kararlarda hükümlü yararına yapılan yanlışlıkların kazanılmış hak konusu olamayacağı" açıkça belirtilmiştir.
3002 sayılı "Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkûmiyetlerinin İnfazına Dair Kanunun" hukuksal niteliğine ve uyuşmazlık konusu soruna ilişkin maddelerine göz atılmasında yarar vardır.
3002 sayılı Yasanın 1. maddesinde,"amaç ve kapsam" başlığı altında: "Bu Kanunda, Türk vatandaşları hakkında yabancı devlet mahkemelerinden verilen ceza mahkûmiyetlerinin Türkiye'de; yabancılar hakkında Türk mahkemelerinden verilen ceza mahkûmiyetlerinin de hükümlünün uyruğu bulunduğu devlette yerine getirilmesine dair usul ve esaslar düzenlenmiştir" hükmüne yer verilmiştir.
Öte yandan, Yasanın 2. maddesinde uygulamanın genel esasları, 3. maddesinde yerine getirmenin koşulları, 6. maddesinde yerine getirilecek kararın verilmesi yöntemi, 7. maddesinde yerine getirilecek karara karşı yasa yolu, 8. maddede infazın koşulu ve sicile yazılma gereği, 9. maddesinde cezalandırılmanın esasına ilişkin itiraz ve istekleri incelemenin hükmü veren yabancı mahkemeye ait olduğuna ilişkin hükümler yer almaktadır.
"Amaç ve kapsam" başlığı altında düzenlenen 1. maddesi hükmü ile yukarıda anılan diğer maddeleri birlikte değerlendirildiğinde, 3002 sayılı Yasanın, belirli koşullarda yabancı ülkelerin mahkemeleri tarafından verilen ceza kararlarının yerine getirilmesi ilkelerini düzenleyen bir infaz yasası olduğu açıkça anlaşılmaktadır. İnfaza ilişkin bir karar olduğu içindir ki, duruşmasız verilmekte ve buna karşı acele itiraz yoluna başvurulmaktadır. Nitekim öğretide de ( Kunter-Yenisey, Ceza Muhakemesi Hukuku, 2003 baskı, c.II, sayfa, 1036 ), bu Yasa ile ilgili açıklamalara "infaz yargılaması" bölümünde yer verildiği görülmektedir.
3002 sayılı yasaya göre, yabancı bir ülke mahkemesince verilmiş ve kesinleşmiş olan ceza kararı ile bir Türk yurttaşının hürriyeti bağlayıcı cezası ve güvenlik önlemleri infaz edilebilecektir. Ancak yabancı mahkemenin kararı olduğu gibi yerine getirilmeyecek, çektirilecek ceza, asıl ceza kararında yazılı miktarından çok olmamak üzere Türk Yasalarına göre belirlenecektir. Bu bakımdan bu kararların nitelikleri itibarıyla "yabancı ülke mahkemelerince verilen kararların tanınması olduğunu" söylemek yanlış olmaz.
Yukarıdan beri açıklandığı üzere, yabancı ülkelerin mahkemelerince Türk yurttaşları hakkında verilen ceza kararlarının, 3002 sayılı Yasanın hükümleri uyarınca Türkiye'de yerine getirilmesine ilişkin kararların işin esasını çözümlememesi, infaz hukukuna ilişkin ( tenfiz kararı niteliğinde ) olması, karar verme yönteminin farklı bir usule bağlı bulunması dikkate alındığında, CMUK'nun 326/son maddesinde tanımlanan "kazanılmış hak ilkesinin" bu durumda uygulanmasının hukuksal bir dayanağı yoktur. Sadece Yasanın 6. maddesinin 1. bendinde kazanılmış hak konusunda bir hükme yer verilmiştir. Buna göre, infazı gereken ceza Türk Ceza Yasasına göre belirlenirken yabancı ülke mahkemesinin kararında saptanan cezadan fazla olamayacaktır. Cezanın infazında, kazanılmış hak konusunda bundan başka bir düzenleme yoktur.
Yüksek Yargıtay 1. Ceza Dairesi 24.09.1996 gün ve 2720-3014 sayılı kararında özetle: "yabancı ülke mahkemesinin kasıtlı işlendiğini saptadığı kararın 3002 sayılı Yasa hükümlerine göre Türkiye'de infazına ilişkin kararda taksirli olarak kabul edilmesini yerinde bulmayarak kararı bozmuş, ancak kazanılmış hakkın oluştuğundan söz etmemiştir." Bu karar, 3002 sayılı yasa bağlamında verilen kararlarında hükümlü yararına yapılan yanlışlıklar bakımından CMUY'nın 326/son maddesinin uygulanamayacağı görüşünü doğrulamaktadır.
Sonuç olarak, yazılı emre dayalı düzenlenen tebliğnamede yer alan bozma istemi yerinde olduğundan, Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.1999 gün ve 1999/172-172 D. İş sayılı kararının kaldırılarak, hükümlü Cahit İpek'in infazı gereken cezasının 24 yıl olarak belirlenmesi gerekirken, "hükümlü zararına sonuç doğuracak şekilde yazılı emir verilmeyeceği" gerekçesiyle yazılı emir yoluyla incelemeyi reddeden Yüksek Yargıtay 10.Ceza Dairesinin 11.04.2003 gün ve 178-6796 sayılı kararının kaldırılmasının gerektiği kanısına varılmıştır." görüşünde itiraz yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün bozularak hükümlü Cahit İpek hakkında TCY.nın 403/1-6-8, madde ve bentleri uyarınca 24 yıl ağır hapis cezasının 3002 yasa hükümlerine göre yerine getirilmesine ve TCY.nın 33. maddesinin uygulanmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Somut olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, Yerel Mahkemece itirazen verilen hükümlü hakkındaki cezanın dönüştürülmesi ve Türkiye'de infaz edilmesi kararının, kazanılmış hak ilkesinin uygulanmasına konu olup olmayacağının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Uyuşmazlığın çözümünde sağlıklı bir hukuki sonuca ulaşılabilmesi için yasal düzenlemenin ve konuya ilişkin yargısal kararların incelenmesinde yarar vardır.
3002 sayılı Türk Vatandaşları Hakkında Yabancı Ülke Mahkemelerinden Ve Yabancılar Hakkında Türk Mahkemelerinden Verilen Ceza Mahkumiyetlerinin İnfazına Dair Yasanın, "Yerine getirme kararı" başlıklı 6. maddesi "Mahkemece yabancı ülkede verilen mahkumiyet kararının aşağıda belirtilen şekilde yerine getirilmesine en geç 15 gün içinde karar verilir.
1. Yabancı mahkeme kararında sübutu kabul edilen suça, Türk kanunlarına göre verilmesi gereken ceza müeyyidesi veya bu suça en yakın ceza müeyyidesi tayin olunur. Bu suretle tayin edilen ceza miktarı yabancı mahkeme kararında tayin edilmiş ceza süresini geçemez. Fiil Türk hukukuna göre daha hafif cezayı gerektirdiği takdirde müeyyide buna göre tayin olunur.
2. Yerine getirmeyi isteyen devlette tutuklulukta veya hükümlülükte geçen süreler cezadan mahsup edilir.
Yerine getirme kararının verilmesi sırasında cezadan mahsup işlemi yapılmamış veya mahsup şartları daha sonra ortaya çıkmışsa bu hallerde de mahkemece gerekli karar verilir.";
"Acele itiraz" başlıklı 7. maddesi "Mahkemece verilen karara karşı Cumhuriyet Savcısı, hükümlü veya vekili tarafından acele itiraz yoluna başvurulabilir. İtiraz merciinin tayininde Ceza Mahkemeleri Usulü Kanununun 299 uncu maddesi hükmü uygulanır.";
"Yerine getirme" başlıklı 8. maddesi "Kesinleşen yerine getirme kararları genel hükümler dairesinde infaz olunur ve adli sicile kaydedilir.";
"Kanun yolu" başlıklı 9. maddesi ise, "Mahkûmiyetin esasına taalluk eden itiraz ve taleplerin incelenmesi, hükmün esasına karar veren yabancı mahkemeye aittir." hükümlerini taşımaktadır.
Öte yandan anılan Yasanın 7. maddesinin gerekçesinde, "Cumhuriyet Savcısı ile birlikte hükümlü veya vekili tarafından bir önceki madde gereğince mahkemece verilen karara karşı acele itiraz yoluna gidilebilmesi kabul olunmaktadır. İtiraz merciinin belirlenmesinde Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 299 uncu maddesi uygulanacaktır;
8. maddenin gerekçesinde; "Yetkili Türk mahkemesince uygulanacak ceza müeyyidesinin genel hükümler dairesinde infaz olunacağı ve adli sicile kaydedileceği belirlenmektedir.
Buna göre, mahkemece tayin olunan ceza müeyyidesi aynen Türk mahkemelerinden verilmiş bir hüküm gibi Cezaların İnfazı Hakkında 647 sayılı Kanun hükümleri dairesinde ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununun 395 ve müteakip maddeleri gereğince yerine getirilecektir." açıklamalarına yer verilmiştir.
Yine 9. maddenin gerekçesi, "Mahkûmiyet hükmünün esasına taalluk eden itiraz ve taleplerin ancak hüküm devletinde incelenerek sonuçlandırılacağı kabul edilmektedir. Buna göre, bir Türk hakkında yabancı ülkede verilen mahkumiyet kararının, bu Kanun gereğince Türkiye'de infazına başlanmasından sonra, tashihi karar, muhakemenin iadesi gibi talepler, hüküm devletinde yapılacak ve sonuçlandırılacaktır. Bu halde, hükmün uygulanmamasına yol açılabilecek şekilde yabancı devlette alınacak kararlar pek tabiidir ki infaz işleminin de sona erdirilmesi sonucunu doğuracaktır." şeklindedir.
Bu düzenlemelerden, Türk Mahkemelerince 6. maddeye göre verilen yerine getirme ve cezanın dönüştürülmesi kararlarının, niteliği itibariyle infaza ilişkin kararlar olduğu anlaşılmaktadır. Yoksa bu kararlar yargılama faaliyeti sonucunda verilen yeni bir hüküm değildir. Nitekim, sübut yönünden delil değerlendirmesi yapılamayıp, yabancı mahkeme kararında sübutu kabul edilen eylem ile bağlı kalınması zorunluluğu ve bu kararlara karşı başvurulabilecek yasa yolunun "acele itiraz" olarak belirlenmesi de bu görüşü doğrulamaktadır.
Bu belirlemeler ışığında, infaza ilişkin olan bu karaların kazanılmış hak kavramına konu olup olamayacağı sorununa gelince;
Ceza Genel Kurulunun yerleşmiş uygulamalarında, hükümlerde yer alan infaza yönelik uygulamalar ya da infaz aşamasında bu konuda verilen kararlar, kazanılmış hak ilkesinin dışında tutulmuştur. Bu husus 08.10.2002 gün ve 179-354 sayılı kararda vurgulandığı gibi;
24.4.1950 gün ve 324-124 sayılı kararda; "Ceza Muhakemeleri Usulü Yasamızın 403. maddesine göre verilen içtima kararlarının kazanılmış hak oluşturmayacağı" ,
21.3.1977 gün ve 103-126 sayılı kararda; "infaza ilişkin bulunan hususların kazanılmış hakka konu olamayacağı" belirtilmekte,
28.3.1988 gün ve 40-137 sayılı kararda da: "Yerel Mahkemenin 11.6.1980 gün ve 9-103 sayılı kararında, iki ayrı adam öldürme suçuna ilişkin olarak sanığa verilen cezalardan Türk Ceza Kanununun 59. maddesi ile indirim yapılmış ve re'sen temyiz incelemesine tabi olan bu hüküm yalnız sanık tarafından temyiz edilmiştir.
Sanığa bu eylemlerinden dolayı tayin olunan müebbet ağır hapis cezaları Türk Ceza Kanununun "Birinci Kitap"ının "Suç ve Cezaların İçtimaı" başlıklı "Yedinci Bap"ında yer alan 70. maddesiyle içtima ettirilmesi sonucu sanığa "idam" cezası verilmişse de; infaza ilişkin olması nedeniyle, bu maddenin uygulanması suretiyle verilen kararlar, CMUK'nun 326/son maddesi kapsamında mütalaa edilemez. Başka bir deyişle, kazanılmış hakka ( aleyhe bozma yasağı ) konu olamaz." denilmektedir.
Açıklanan bu ilkeler ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Atina İstinaf Mahkemesince hükümlü Cahit 'in, topluluk oluşturmak suretiyle Yunanistan'a eroin ithal etmek, bu ülkede nakletmek, bulundurmak ve satmak eylemlerinin sabit olduğunun kabul edilmiş olması karşısında, bu eylemlerinin TCY.nın 79. maddesi uyarınca tek suç oluşturacağı ve hakkında TCY.nın 403/1-6-8. madde ve fıkraları uyarınca ceza tayininin gerektiği açıktır. Yerel Mahkemece, itiraz yasa yoluna başvurulması sonucunda, dosya üzerinde yapılan incelemeyle hatalı nitelendirme yapılarak sanık hakkında TCY.nın 403/2-6-8. madde ve fıkralarının uygulanacağı hususunda infaza ilişkin olarak verilen karar yasaya aykırıdır.
"Yazılı emir", Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların, Yargıtayca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur.Bu olağanüstü yola başvurulması sonucunda dosyayı inceleyen Yargıtay Özel Dairesi, yasaya aykırılık durumunu saptaması halinde hükmü bozmakla birlikte, CYUY.nın 343. maddesi uyarınca, bozma nedenleri cezanın tamamen kaldırılmasını gerektiriyorsa, cezanın kaldırılmasına; bozma nedenleri daha hafif bir ceza verilmesini gerektiriyorsa bu cezanın ne olduğuna da karar verecektir.
Yazılı emirle bozma kararının davanın esasına ilişkin kararlara ilişkin olması halinde kural olarak yargılamanın tekrarlanması olanaksızdır. Ancak, CYUY.nın 343. maddesinin son fıkrasında bozma kararının, davanın esasını halletmeyen bir mahkeme kararı ile ilgili olması halinde yargılamanın tekrarlanacağı hükme bağlanarak bu hal ayrık tutulmuştur.
Somut olayda infaza ilişkin olarak verilen ve yasaya aykırı olan bu kararın, yazılı emir yoluyla yapılan incelemede bozulmasına, davanın esasını çözümleyen bir karar olmadığı da nazara alınarak CYUY.nın 343/son maddesi uyarınca gerekli kararın Yerel Mahkemece verilmesi için dosyanın mahalline gönderilmesi gerekmektedir.
Bu itibarla haklı nedenlere dayanan Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının kabulüne, Özel Dairenin, yazılı emirle bozma isteminin reddine ilişkin, kararının kaldırılmasına ve Yerel Mahkeme hükmünün açıklanan nedenlerle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 10. Ceza Dairesinin 11.04.2003 gün ve 178-6796 sayılı kararının KALDIRILMASINA, Adalet Bakanlığının yazılı emirle bozma istemi yerinde olduğundan Ankara 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 27.09.1999 gün ve 172-172 sayılı kararının yukarıda açıklanan nedenlerle BOZULMASINA, CYUY.nın 343/son maddesi uyarınca gerekli kararın bu mahkemece verilmesi için dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.09.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy