(1412 S. K. m. 307, 308, 343) (3167 S. K. m. 16)
Dava: Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Orhan O.'un 3167 sayılı Yasanın 16/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 2.586.308.400 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, bir yıl süre ile bankalarda çek hesabı açmaktan ve çek keşide etmekten yasaklanmasına ilişkin İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 27.12.2001 gün ve 1131-1279 sayılı hüküm, Adalet Bakanının 04.10.2002 gün ve 41997 sayılı yazılı emirle bozma talebi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 23.10.2002 gün ve 28620-24708 sayı ile;
"17.10.2001 gün, 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile değiştirilen Anayasanın 38. maddesinden sonra gelmek üzere eklenen 6. fıkra karşısında, yasal düzenlemenin ne olacağının belirlenmesi açısından acilen uyum yasasının çıkartılması zorunluluğu da nazara alınarak sonucun beklenilmesi ve buna göre yeniden takdir ve değerlendirme yapılarak uygulama yapılmasında zorunluluk bulunmasına, bu hususun benzer bir olay nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulu'nun 20.11.2001 gün ve 2001/10-249-257 sayılı ilamı ile de kabul edilmiş olmasına göre yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle;
CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 4.10.2002 gün ve 41997 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay C. Başsavcılığının 17.10.2002 gün ve YE. 161643 sayılı tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yazılı emre dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 27.12.2001 gün ve 2001/1131-1279 karar sayılı hükmün CMUK.nun 343. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına" karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme 03.03.2003 gün ve 1089-130 sayı ile;
"Anayasa Mahkemesi'nin 21.11.2002 tarih ve 408-191 sayılı kararı ile 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verdiği böylelikle bozma kararının yasal dayanağının ortadan kalktığı" gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 26.06.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Sanığın 3167 sayılı Yasanın 16/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkemeden 27.12.2001 tarihinde verilen ilk hüküm temyiz edilmediğinden kesinleşmiş ve Adalet Bakanı tarafından yazılı emirle bozma talebinde bulunulması üzerine bu hüküm Yargıtay 10. Ceza Dairesince; Anayasanın 4709 sayılı Yasa ile değişik 38/son maddesi karşısında, uyum yasası çıkartılıp yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğundan bahisle bozulmuş, Yerel Mahkeme ise, dosyayı esasa kaydederek duruşma açmış ve 3.3.2003 tarihinde önceki hükmünde direnmiştir.
"Yazılı emir", Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların, Yargıtay'ca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. Adalet Bakanına başvurma yetkisi veren bu olağanüstü yasa yolunda, yasaya aykırılık halinin ciddi boyutlara varması gerekir. Yasaya aykırılık hali, CYUY.nın 307. maddesinde bir hukuk kuralının uygulanmaması ya da yanlış uygulanması olarak tanımlanmış, aynı Yasanın 308. maddesinde öngörülen sekiz halde ise yasaya mutlaka aykırı davranılmış sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu olağanüstü yola başvurulması sonucunda dosyayı inceleyen Yargıtay Özel Dairesi, yasaya aykırılık halini saptaması halinde hükmü bozmakla birlikte, CYUY.nın 343. maddesi uyarınca, bozma nedenleri cezanın tamamen kaldırılmasını gerektiriyorsa, cezanın kaldırılmasına; bozma nedenleri daha hafif bir ceza verilmesini gerektiriyorsa bu cezanın ne olduğuna da karar verecektir.
Yazılı emirle bozma kararının davanın esasına dair kararlara ilişkin olması halinde kural olarak yargılamanın tekrarlanması olanaksızdır. Ancak, CYUY.nın 343. maddesinin son fıkrasında bozma kararının, davanın esasını halletmeyen bir mahkeme kararı ile ilgili olması halinde yargılamanın tekrarlanacağı hükme bağlanarak bu hal ayrık tutulmuştur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin yazılı emir ile bozma kararı Yerel Mahkemenin esasa ilişkin mahkumiyet hükmü ile ilgili olduğundan, yeniden yargılama yapılarak bu karara karşı direnilmesi kural olarak olanaksız ise de, Özel Dairenin bozma kararında müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasının bildirilmesi karşısında Yerel Mahkemenin davayı tekrar ele alıp yeni bir hüküm kurduğu da anlaşılmaktadır. Öte yandan Özel Dairece yazılı emir ile bozma yapılmasına rağmen davanın esasını halleden bir karar verilmemesi karşısında sanık hakkındaki cezanın çektirilip çektirilmeyeceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Esasen Özel Dairenin bozma kararının içeriği davanın esasını çözen nitelikte bir karar olmayıp, yeni bir hukuki düzenlemenin beklenmesi ve bunun sonucunda yeni yaptırımın belirlenmesi gerekliliğini vurgulayan bir karardır. Davanın esasına karar verilmemiş olması karşısında cezanın çektirilmemesine karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu arada Özel Dairenin bozma kararına konu uyum yasası, inceleme öncesinde yürürlüğe girmiştir. 8 Mart 2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasanın 14. maddesi ile 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi değiştirilerek cezai yaptırım, Geçici 2. maddesiyle de çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmın yüzde on tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte 3 ay içerisinde ödenmesi halinde açılmış bulunan davaların düşürülmesi bakımlarından suç failleri yararına yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenleme karşısında, TCY.sının 2/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde de zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla sanığın hukuki durumunun yeni yasal düzenleme nazara alınarak yeniden değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için Yerel Mahkeme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yerel Mahkeme direnme hükmünün, yukarıda açıklanan nedenlerle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 08.07.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy