(3167 S. K. m. 16/1) (1412 S. K. m. 307, 308, 343)
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Bünyamin G.'in 3167 sayılı Yasanın 16/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 1.732.114.800 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, bir yıl süre ile bankalarda çek hesabı açmaktan ve çek keşide etmekten yasaklanmasına ilişkin İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 19.03.2002 gün ve 1018-256 sayılı hüküm, Adalet Bakanlığının 20.8.2002 gün ve 36408 sayılı yazılı emirle bozma talebi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 16.09.2002 gün ve 27653-22530 sayı ile;
Hüküm tarihinden önce yürürlüğe girmiş (17.10.2001) bulunan, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 38. maddesine, 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile, mevcut 6. fıkradan sonra gelmek üzere eklenen fıkra hükmü gereğince, Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2001 tarih, 2001/10-249-257 sayılı kararındaki işaret doğrultusunda yapılması gereken yasal düzenleme beklenerek karar verilmesi yerine, Anayasa hükmü ile çelişen yürürlükteki kural uygulanarak yazılı biçimde hüküm kurulmasında isabet görülmediğinden bahisle, CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 19.08.2002 gün ve 36305 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay C. Başsavcılığının 02.09.2002 gün ve YE. 139233 sayılı tebliğnamesi ile daireye gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yazılı emre dayanan ihbarnamede ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 19.03.2002 gün ve 2001/1018-2002/256 sayılı kararın CMUK.nun 343. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme 24.12.2002 gün ve 839-1154 sayı ile;
Anayasa Mahkemesi'nin 2001/408-191 sayılı kararı ile 3167 sayılı Yasanın 16. maddesinin Anayasa'ya aykırı olmadığına karar verildiği, bozma kararının yasal dayanağının ortadan kalktığı gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 29.05.2003 günlü tebliğnamesiyle 1. Ceza Dairesine ve bu Daire Başkanlığınca Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Yerel Mahkemece 19.3.2002 tarihinde, sanığın 3167 sayılı Yasanın 16/1 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin verilen ilk hüküm temyiz edilmediğinden kesinleşmiş ve Adalet Bakanı tarafından yazılı emirle bozma talebinde bulunulması üzerine bu hüküm Yargıtay 10. Ceza Dairesince; Anayasanın 4709 sayılı Yasa ile değişik 38/son maddesi karşısında, uyum yasası çıkartılıp yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğundan bahisle bozulmuş, Yerel Mahkeme ise, dosyayı esasa kaydederek duruşma açmış ve 24.12.2002 tarihinde önceki hükmünde direnmiştir.
Yazılı emir, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların, Yargıtay'ca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. Adalet Bakanına başvurma yetkisi veren bu olağanüstü yasa yolunda, yasaya aykırılık halinin ciddi boyutlara varması gerekir. Yasaya aykırılık hali, CYUY.nın 307. maddesinde bir hukuk kuralının uygulanmaması ya da yanlış uygulanması olarak tanımlanmış, aynı Yasanın 308. maddesinde sayılan sekiz halde ise yasaya mutlaka aykırı davranılmış sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu olağanüstü yola başvurulması sonucunda dosyayı inceleyen Yargıtay Özel Dairesi, yasaya aykırılık durumunu saptaması halinde hükmü bozmakla birlikte, CYUY.nın 343. maddesi uyarınca, bozma nedenleri cezanın tamamen kaldırılmasını gerektiriyorsa, cezanın kaldırılmasına; bozma nedenleri daha hafif bir ceza verilmesini gerektiriyorsa bu cezanın ne olduğuna da karar verecektir.
Yazılı emirle bozma kararının davanın esasına ilişkin kararlara ilişkin olması halinde kural olarak yargılamanın tekrarlanması olanaksızdır. Ancak, CYUY.nın 343. maddesinin son fıkrasında bozma kararının, davanın esasını halletmeyen bir mahkeme kararı ile ilgili olması halinde yargılamanın tekrarlanacağı hükme bağlanarak bu hal ayrık tutulmuştur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin yazılı emir ile bozma kararı Yerel Mahkemenin esasa ilişkin mahkumiyet hükmü ile ilgili olduğundan, yeniden yargılama yapılarak bu karara karşı direnilmesi kural olarak olanaksız ise de Özel Dairenin bozma kararında müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasının bildirilmesi karşısında Yerel Mahkemenin davayı tekrar ele alıp yeni bir hüküm kurduğu da anlaşılmaktadır. Öte yandan Özel Dairece yazılı emir ile bozma yapılmasına rağmen davanın esasını halleden bir karar verilmemesi karşısında sanık hakkındaki cezanın çektirilip çektirilmeyeceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Esasen Özel Dairenin bozma kararının içeriği davanın esasını çözen nitelikte bir karar olmayıp, yeni bir hukuki düzenlemenin beklenmesi ve bunun sonucunda yeni yaptırımın belirlenmesi gerekliliğini vurgulayan bir karardır. Davanın esasına karar verilmemiş olması karşısında cezanın çektirilmemesine karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu arada Özel Dairenin bozma kararına konu uyum yasası, inceleme öncesinde yürürlüğe girmiştir. 8 Mart 2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasanın 14. maddesi ile 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi değiştirilerek cezai yaptırım, Geçici 2. maddesiyle de çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmın yüzde on tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte 3 ay içerisinde ödenmesi halinde açılmış bulunan davaların düşürülmesi bakımlarından suç failleri yararına yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenleme karşısında, TCY.sının 2/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde de zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla sanığın hukuki durumunun yeni yasal düzenleme nazara alınarak yeniden değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için Yerel Mahkeme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç : Yerel Mahkeme direnme hükmünün, yukarıda açıklanan nedenlerle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 08.07.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy