(3167 S. K. m. 16/1) (2709 S. K. m. 38) (647 S. K. m. 4/4) (765 S. K. m. 2/2) (1412 S. K. m. 307, 308, 343) (YCGK. 20.11.2001 T. 2001/10-249 E. 2001/257 K.)
Karşılıksız çek keşide etmek suçundan sanık Salih O.'in 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezası ile cezalandırılmasına, bir yıl süre ile bankalarda çek hesabı açmaktan ve çek keşide etmekten yasaklanmasına ilişkin İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 18.03.2002 gün ve 1183-254 sayılı hüküm, Adalet Bakanlığının 19.08.2002 gün ve 36189 sayılı yazılı emirle bozma talebi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 10. Ceza Dairesince 16.9.2002 gün ve 27603-22492 sayı ile;
17.10.2001 gün, 24556 mükerrer sayılı Resmi Gazetede yayımlanan 4709 sayılı Kanunun 15. maddesi ile değiştirilen Anayasanın 38. maddesinin son fıkrası karşısında, yasal düzenlemenin ne olacağının belirlenmesi açısından acilen uyum yasası çıkartılması zorunluluğu da nazara alınarak sonucun beklenmesi ve buna göre yeniden takdir ve değerlendirme yapılarak uygulama yapılmasında zorunluluk bulunmasına, bu hususun benzer bir olay nedeniyle Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 20.11.2001 gün ve 2001/10-249-257 sayılı ilamı ile de kabul edilmiş olmasına göre, yazılı şekilde mahkumiyet kararı verilmesinde isabet görülmediğinden bahisle;
CMUK. nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu Yüksek Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü ifadeli 19.08.2002 gün ve 36189 sayılı yazılı emirlerine müsteniden ihbar ve mevcut evrak Yargıtay C. Başsavcılığının 02.09.2002 gün ve YE. 138302 sayılı tebliğnamesi ile Daireye gönderilmekle incelendi ve aşağıdaki karar tespit edildi.
Yazılı emre dayanan ihbarnamedeki ileri sürülen düşünce yerinde görüldüğünden İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 18.03.2002 gün ve 2001/1183 esas, 2002/254 karar sayılı hükmün CMUK. nun 343. maddesi uyarınca bozulmasına, müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme 07.11.2002 gün ve 852-943 sayı ile;
Mahkememizce esasa kaydedilen dosya usulen yargılamaya alınmış taraflara usulüne uygun davetiyeler çıkartıldıktan sonra tüm kanıtlar ve TCK. nun ve CMUK. nun bu konu ile ilgili hükümleri ayrı ayrı değerlendirildiğinde öncelikle Ceza Genel Kurulunun kararına dayanılarak yazılı emir sonucu mahkememizin kararını bozan 10. Ceza Dairesinin kararının usul ve yasaya uygun bulunmadığı, olayın değerlendirilmesinde ve özellikle 3167 sayılı Yasa ile ilgili bugün ortaya çıkan ve uzun süreden beri çözüm yerine çözümsüzlük getiren ve bugün itibariyle çıkıp çıkmayacağı belli olmayan bir 3167 sayılı Yasaya bağlı kalmanın da yargı ve adalet yönünden uygun olmadığı ve özellikle aşağıda belirteceğimiz konular değerlendirildiğinde bunda haklı ve çözümün olduğu yüce Ceza Genel Kurulunun da kabul edeceği inancında olarak,
a- Anayasanın 4709 sayılı Yasa ile değişik 38/son fıkrası aynen, Hiç kimse yalnızca sözleşmeden doğan bir yükümlülüğü yerine getirememesinden dolayı, özgürlüğünden alıkonamaz hükmünün,
b- Cezaların infazına yönelik 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 3506 sayılı Yasa ile değişik 4. fıkrası aynen, Uygulamada asıl mahkumiyet bu madde hükümlerine göre çevrilen para cezası veya tedbirdir. Bu hükmün uygulanması Kanun yollarına başvurmada engel teşkil etmez hükmünü getirmiştir.
Burada sorulması gereken soru şudur. İzmir 4. Asliye Ceza Mahkemesinin bu dava ile ilgili olarak vermiş olduğu ceza nedir?
İnanıyorum ki mevcut yasalar karşısında hiç kimse mahkememizin vermiş olduğu karardaki cezanın, sanığın özgürlüğünden yoksun kılınması yönünde bir karar olduğunu söyleyemez.
Bu konuda özellikle 3167 sayılı Yasanın uygulanmasında ortaya çıkan anlamsız beklentinin ve ortaya çıkan sıkıntıların giderilmesinde de çözümün çok basit olduğu, sadece başlangıçta verilen cezanın hapis cezası olarak veya Anayasanın tabiri ile kişinin özgürlüğünü yoksun kılacak şekilde yorumlanmaması sonuç cezalarının infazına yönelik Yasanın 4. maddesinin 4. fıkrasındaki kabule ve sonuç cezaya dönüldüğünde daha kolay olacağı gibi bugün ve gelecekte çıkması muhtemel olmayan bir yasayı beklemenin anlamsızlığı da ortaya çıkacaktır.
Kaldı ki yargı sisteminde yargılama mevcut yasalar çerçevesinde yapılmaktadır.
Bugün veya yarın yasalarda yasa koyucu her zaman, hal ve şartlara uygun olarak değişiklik yapabilecektir. Bu değişiklik ise TCK. nun 2/2. maddesi gereğince her durumda sonuçlandırılan veya sonuçlandırılamayan tüm davalara uygulanması da mümkündür. gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 20.01.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Yerel Mahkemece 18.03.2002 tarihinde sanığın 3167 sayılı Yasanın 16/1. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin verilen ilk hüküm temyiz edilmediğinden kesinleşmiş ve Adalet Bakanlığınca aleyhine yazılı emirle bozma talebinde bulunulması üzerine bu hüküm 10. Ceza Dairesince; Anayasanın 4709 sayılı Yasa ile değişik 38/son maddesi karşısında, uyum yasası çıkartılıp yeniden değerlendirme yapılmasında zorunluluk bulunduğundan bahisle bozulmuştur. Yerel Mahkeme ise, dosyayı esasa kaydederek duruşma açmış ve 07.11.2002 tarihinde önceki hükmünde direnmiştir.
Ancak, yazılı emir, Yargıtay denetiminden geçmeden kesinleşen kararların, Yargıtay'ca denetlenmesini sağlayan olağanüstü bir yasa yoludur. Adalet Bakanına başvurma yetkisi veren bu olağanüstü yasa yolunda, yasaya aykırılık halinin ciddi boyutlara varması gerekir. Yasaya aykırılık hali, CYUY.nın 307. maddesinde bir hukuk kuralının uygulanmaması ya da yanlış uygulanması olarak tanımlanmış olup, aynı Yasanın 308. maddesinde sayılan sekiz halde ise yasaya mutlaka aykırı davranılmış sayılacağı hükmüne yer verilmiştir.
Bu olağanüstü yola başvurulması sonucunda dosyayı inceleyen Yargıtay Özel Dairesi, yasaya aykırılık halini saptaması halinde hükmü bozmakla birlikte, CYUY.nın 343. maddesi uyarınca, bozma nedenleri cezanın hepsinin veya bir kısmının kaldırılmasını gerektiriyorsa, cezanın kaldırılmasına; bozma nedenleri daha hafif bir ceza verilmesini gerektiriyorsa bu cezanın ne olduğuna da karar verecektir.
Özel Dairenin, yazılı emirle bozma kararı ile davanın esasına ilişkin karar da vermiş olması nedeniyle kural olarak artık yargılamanın tekrarlanması olanaksızdır. Ancak, CYUY.nın 343. maddesinin son fıkrasında bozma kararı, davanın esasını halletmeyen bir mahkeme kararı ile ilgili olması halinde yargılamanın tekrarlanacağı hükme bağlanarak bu hal ayrık tutulmuştur.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Özel Dairenin yazılı emir ile bozma kararı Yerel Mahkemenin esasa ilişkin mahkumiyet hükmü ile ilgili olduğundan, yeniden yargılama yapılarak bu karara karşı direnilmesi kural olarak olanaksız ise de Özel Dairenin bozma kararında müteakip işlemlerin mahallinde yapılmasının bildirilmesi karşısında Yerel Mahkemenin davayı tekrar ele alıp yeni bir hüküm kurduğu da anlaşılmaktadır. Öte yandan Özel Dairece yazılı emir ile bozma yapılmasına rağmen davanın esasını halleden bir karar verilmemesi karşısında sanık hakkındaki cezanın çektirilip çektirilmeyeceği sorunu ortaya çıkmaktadır. Özel Dairenin bozma kararının içeriği nazara alındığında esasen davanın esasını çözen nitelikte bir karar olmayıp, yeni bir hukuki düzenlemenin beklenmesi ve bunun sonucunda yeni yaptırımın belirlenmesi gerekliliğini vurgulayan bir karardır. Davanın esasına karar verilmemiş olması karşısında cezanın çektirilmemesine karar verilmesine de gerek bulunmamaktadır.
Ancak, bu arada Özel Dairenin bozma kararına konu uyum yasası, inceleme öncesinde yürürlüğe girmiştir. 8 Mart 2003 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4814 sayılı Çekle Ödemelerin Düzenlenmesi ve Çek Hamillerinin Korunması Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasanın 14. maddesi ile 3167 sayılı Yasanın 16. maddesi değiştirilerek cezai yaptırım, geçici 2. maddesiyle de çek tutarı veya karşılıksız kalan kısmın yüzde on tazminatı ve gecikme faizi ile birlikte 3 ay içerisinde ödenmesi halinde açılmış bulunan davaların düşürülmesi bakımlarından suç failleri yararına yeni düzenlemeler getirilmiştir. Bu düzenleme karşısında, TCY.sının 2/2. maddesi hükmü de nazara alınarak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde de zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla sanığın hukuki durumunun yeni yasal düzenleme nazara alınarak yeniden değerlendirilmesi ve sonucuna göre bir karar verilmesi için Yerel Mahkeme hükmünün diğer yönleri incelenmeksizin bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyelerinden, A. İsaoğlu, Yazılı emir ile bozma kararlarına karşı Yerel Mahkemelerce direnme kararı verilmesi olanaksız olup Yerel Mahkemenin direnme kararı yok hükmündedir. Yok hükmünde olan bir karara karşı yasa yoluna başvurulması da olanaksızdır. Bu nedenle katılan vekili temyiz inceleme isteğinin reddine karar verilmelidir. görüşüyle;
Kurul Üyesi E. Ülker ise, Yerel Mahkemenin kararının bozulmasına ilişkin çoğunluk görüşüne katılıyorum. Ancak, Özel Dairece sanık hakkında cezanın çektirilmemesine de karar verilmesi gerekli olup, bu husus sanık yararına kazanılmış hak oluşturduğundan, çoğunluğun cezanın çektirilmemesi hususunun karara eklenmesine yer olmadığına ilişkin görüşüne katılmıyorum. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Yerel Mahkeme direnme hükmünün, yukarıda açıklanan nedenlerle diğer yönleri incelenmeksizin BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına TEVDİİNE, 25.03.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy