(765 S. K. m. 492)
Dava: Hırsızlık suçundan sanık Kadir Ö.'in beraetine ilişkin Çaycuma Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 30.12.1999 gün ve 220-424 sayılı hüküm O Yer C.Savcısı tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 11. Ceza Dairesince 14.5.2001 gün ve 4573-4859 sayı ile;
"Sanığın müsnet suçu işlediği iddia, kaçamaklı ikrarı, tanıklar Mehmet İ. ve Ahmet A.'in yekdiğerini ve iddiayı tamamlayan anlatımları ile dosya içeriğinden anlaşılıp sübuta erdiği gözetilmeden mahkumiyeti yerine delil yokluğundan bahisle beraetine hükmolunması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 13.9.2001 gün ve 277-355 sayı ile;
"Sanık Çaycuma Adliyesinde hizmetli olarak görevlidir. Olay esnasında 0.200 % BAC üzerinde alkollü olduğu tespit edilmiştir.
Tanık Mehmet İ. suç mahalline sonradan gelmiş olup, yalnızca üç adet bileziğin bulunduğunu görmüştür. Tanık Ahmet ise sanığın alkollü olduğunu, konuşmasının değiştiğini, maktulenin üzerinden çıkan ziynet eşyalarını poşet içerisinde teslim etmek istediğini, tutanak tutulmadan alamayacağını bildirdiğini, bilahare bilezik miktarları konusunda ihtilaf çıktığını, otopsi yardımcısı sanıktan şüphelendirdiklerini, bir ara sanığın bir ağaca yaslanmış vaziyette bulunduğunu gördüğünü ancak, idrarını mı çıkarttığı, yoksa kustuğunu mu bilemeyeceğini, sonrasında yapılan aramada altın bilezikleri ağacın dibinde bulduklarını söylemiştir. Tanık Sonat Pınar K. ile Neslihan D.'ın ifadeleri aynı mahiyette bulunduğundan Neslihan'ın dinlenilmesinden vazgeçilmiştir.
Sanık üç saat gibi kısa bir sürede 70 cc.lık rakı içtiğini, sarhoş vaziyette hastane morguna geldiğini, cesedin çok kötü bir vaziyette olduğunu, klasik otopsiye bile gerek duyulmadığını, maktulenin kolunda 5 tane bilezik bulunduğunu, bunları çıkartarak poşete koyduğunu, cesedin üzerini örterken 3 adet bileziği fark ettiğini, dışarı çıktığında alkolün ve cesedin kötü görüntüsü nedeni ile midesinin bulandığını, o sırada ziynet eşyalarının bulunduğu poşeti otopsi için görevli kartal marka aracın bagaj kısmına koyduğunu ve kusmak ihtiyacı hissettiğinden ağacın dibine gittiğini, elinde kalmış olan 3 bileziğin bu esnada düşmüş olabileceğini, pek çok kez üzerinde ziynet eşyası bulunan kadınların otopsisine katıldığını, hırsızlık eğilimi olsaydı öncesinde de hakkında şüphelerin oluşması gerekeceğini savunmuştur.
Kast, atılı suçun yasal unsurudur. Uygulamada ve doktrinde suçun bütün safhalarında yer alması kabul edildiği gibi, "başlangıçta kast", "eklenen kast", "sonradan meydana gelen kast" şeklinde ayrımlara tabi tutulmuştur.
A- Somut olayda sanıkta, başlangıçta kastın varlığı kabul edildiğinde, otopsiye başlanmadan üç adet bileziğin alındığını kabul zorunludur. Çünkü tanıklar Neslihan D. ve Sonat Pınar K. maktulenin kolunda 5 adet bilezik gördüklerini tereddüte yer bırakmayacak şekilde ifade etmişlerdir. Bu durumda sanık yönünden çalınan eşyanın saklanması şekil ve niteliği önem kazanmaktadır; Ahmet A.'in anlatımına göre sanık 8 haline getirdiği bilezikleri otopsi başlangıcından sonuna kadar kemerinde gizlemiştir ve dışarıda ağaç dibinde kemerini silkeleyerek yere atmıştır.
aa ) Sanığın kemerinde bilezik saklaması insanın vücut yapısı, yapılan işin niteliğine göre yere eğilinmesi, kalkılması, sağa-sola hareket halinde bulunulması, vücudun istenç dışı kasılıp, gevşeyebilmesi nedeniyle zordur. Ya da çok beceri ya da dikkat istemektedir. Sanığın aşırı alkollü olduğu tüm aşamalarda kabul edildiğine göre bu ihtimali kabul zordur.
bb ) Sanık pantolonunun kemer askılarına bilezikler sıkıştırarak, vücut hareketlerine karşı eşyanın tepkisini yumuşatmıştır. Ancak bu kez de tanık Ahmet'in beyanında olduğu gibi kemerini silkeleyerek, bilezikleri düşürmesi mümkün olmaz. Çabanın aşırı ve belirgin olması gerekir.
cc ) Sanık otopsiye başlanmadan, ya otopsi masasının altına atmış veya maktulenin elbiseleri arasına veya sırt bölgesine gelecek şekilde saklamıştır.
Tanık Sonat Pınar K. ve Neslihan D.'ın beyanlarına göre bileziklerin otopsi masası altında ve musalla taşında olmadığı anlaşılmaktadır.
Bu durumda otopsi işlemleri tamamlandıktan sonra, sanık tespit olunan ziynet eşyalarını poşete koymuş maktulenin üzerini örtmüş ve sakladığı bilezikleri kemerine yerleştirmiştir. Fakat eylemin icrai hareketleri yönünden rahatlayan sanığın kemer altı yerine pantolon cebini kullanması içinde bulunduğu durum ve ortam nazara alındığında daha akılcıdır.
B- Eğer sanığın başlangıçta kast olmadan, eklenen kastla olayı işlediğini varsayarsak; yaralanmanın niteliği, morga taşınma, otopsi masasına alınma esnasında herhangi bir sebeple 3 adet bileziğin düştüğünü maktulenin giysileri arasında kaldığını veya vücudunun otopsi sırasında bakılmayan bir bölgesinde bulunduğunu kabul edip, sanığın fark ettiğinde, hırsızlık amacıyla bunları alıp sakladığı sonucuna varmalıyız.
Yukarıda ( A ) ve ( aa ), ( bb ) bendlerinde açıklanan nedenlerle tanık Ahmet A.'in bileziklerin yere bırakılması ile ilgili anlatımlarına değer verilmemiştir.
Yine sanığın, bileziklerin 5 ve 8 adet olup olmadıkları yönünde tartışma çıktığında üst araması yapılmadığı, tartışma ile 3 adet bileziğin ağaç dibine bırakılması arasında atıl durulan bir süre geçtiği, suç işlemek kastı ile hareket eden bir kişinin "şüpheli konumuna" düştüğünü fark ettiğinde, bunları "morgda unutulmuşlar" diyerek iade etmesinin makul davranış olduğu ve sürenin yeterli bulunduğu anlaşılmaktadır.
Açıklanan nedenlerle, sanığın suç işlemek kastı ile hareket etmediği, aşırı alkol ve otopsiye konu cesedin yaralanma şeklinden kaynaklanan dengesiz davranışları sonucunda şüpheli konumuna düştüğü ve savunmanın aksinin ispatlanamadığı sonuç ve kanaatine varılmıştır." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Üst ve O Yer C.Savcıları tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının Özel Daireye hitaben düzenlediği "bozma" istekli 16.10.2002 günlü tebliğnamesi ve Özel Dairenin 5.3.2003 gün ve 11936-205 sayılı K.rı ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın hırsızlık suçundan beraatına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, sanığa yüklenen suçun manevi unsuru itibariyle oluşup oluşmadığı hususuna ilişkindir.
Son çözümlemede, zekayı ( bilinç/düşünce ) ve iradeyi içeren bileşik yapısıyla kasıt, her cürüm için, o suç kalıbında tanımlanan ya da belirlenen davranışla, bu davranışın sonucunu bilmek ve karar verip irade etmek olduğuna göre, kastın kapsam ve içeriği o suç kalıbının incelenmesinden anlaşılacak ve kuşkusuz suçtan suça değişecektir.
Hırsızlık suçunun maddi konusu, fail tarafından suçun üzerinde işlenebileceği taşınabilir maldır. Bu suçun maddi unsuru, malın bulunduğu yerden alınmasıdır. Manevi unsuru ise, yukarıda işaret edilen genel kast yanında "yararlanmak amacı" olarak belirlenen özel kasttır. Fail, bir başkasının taşınır malını rızası dışında bilerek sahiplenmek veya yararlanmak amacı ile almalıdır.
Esasen failin iç dünyasını ilgilendiren ve failin olay öncesi, olay sırası ve olay sonrası davranışları ölçü alınarak belirlenmesi gereken suç kastının somut olayda açıklığa kavuşturulabilmesi bakımından olaya ilişkin maddi kanıtları değerlendirecek olursak;
12.6.1999 günü 24.00 sıralarında meydana gelen trafik kazasında ölen Meliha T.'a ait cesedin ölü muayene ve otopsi işlemi yapılmak üzere C.Savcısının talimatı üzerine jandarma görevlileri tarafından kolundaki bilezikler sayılıp 8 adet olduğu belirlendikten sonra Çaycuma Devlet Hastanesine getirilerek morga konduğu, otopsi yardımcısı sanık Kadir Ö.'in alkollü vaziyette gelip morg odasında hazırlıklara başladığı, C.Savcısının ise tutanak başlığının yazımı ve diğer çalışmalarla ilgilendiği, bir süre sonra otopsiye katılacak tabibin de gelip morg odasına girdiği, işlemlerin bitmesinden sonra sanığın bir torbaya koyduğu beş bileziği tanık J.Uz.Çvş. Ahmet A.'e teslim etmek istediği, bu tanığın tutanak tutulmadan teslim almayacağını belirtmesi üzerine bu kez sanığın C.Savcısının yanına gidip ölünün üzerinden beş bilezik çıktığını söylediği ve tutanağa bu şekilde yazdırıldığı, bu sırada tanık Ahmet'in, İlçe Jandarma Komutanının talimatı ile saydıklarında ölünün kolunda sekiz bilezik bulunduğunu C.Savcısına söyleyerek bundan emin olduğunu belirtmesi üzerine, C.Savcısının da tanık uzman çavuşa gözünü otopsi yardımcısından ayırmamasını emrettiği, otopsiye katılan tabibi evinden tekrar getirttiren ve İlçe Jandarma Komutanı ile Merkez Karakol Komutanını çağırıp görüşen C.Savcısının, hastaneye getirildiği sırada ölünün kolunda sekiz adet bilezik olduğunu, otopsi sırasında ise beş bilezik bulunduğunu net olarak belirlediği, bu sırada sanık Kadir'in bir ara görevlileri hastaneye getiren taksi ile ambulansın arasına girip bir ağaca yaslandığı ve üzerini silkelediğini gören tanık Uz.Çvş. Ahmet'in durumu C.Savcısına söylemesi üzerine, C.Savcısı ile İlçe Jandarma Komutanı ve tanık Ahmet tarafından burada araştırma yapıldığı ve otlar arasında ezilmiş durumda üç bileziğin bulunarak sanığın gözaltına alındığı, doktor raporuna göre sanığın % 0,200 BAC alkollü olduğu, dosyadaki tutanaklar, tanık anlatımları, raporlar ve diğer kanıtlardan anlaşılmaktadır.
Sanık Kadir Ö. C.Savcılığında; Ölünün yanına girdiğimde kolundaki beş bilezik dışında ezilmiş şekilde üç bilezik daha vardı. O üç bileziği kaybolmaması için aldım. Ölü muayenesi yapıldı, daha sonra ziynet eşyası için tutanak tuttuk. Ancak o kadar çok alkol almıştım ki, o üç bilezik elimde kalmıştı. Savcı olay yerinden ayrılması gerekirken ayrılmadı, bekledi, o kadar sarhoştum ki ne yaptığımı bilmiyordum, kusmak için ambulans ile taksinin arasındaki ağacın dibine gittim, kusarken bu üç bilezik herhalde elimden düştü. Daha sonra gidip bekledim, bir süre sonra savcı, ilçe jandarma komutanı ve uzman çavuş üç bileziği ağacın orada buldular, herhangi bir kasıtla hareket etmedim şeklinde beyanda bulunmuş, duruşmada ise; Ölünün üzerindeki tüm ziynet eşyalarını doktorun yanında çıkartıp, torbaya koydum. Ölü muayenesi bittikten sonra ölenin başının altında ve yerde 3 adet ezilmiş bilezik buldum. Bunları da elime aldım. Diğer elimde de doktorun yanındayken çıkarttığım ziynet eşyasının bulunduğu naylon poşet vardı. Poşet bir elimde, 3 bilezik diğer elimde savcıya bunları ne yapacağız diye sordum. Midem bulandı ve otopsi heyetinden 2-3 metre ayrılarak yolun kenarındaki ağacın dibinde kustum. Kusmadan önce de otopsi aracının bagajına naylon poşetteki ziynet eşyasını bırakmıştım, bunları bıraktığım sırada kusma ihtiyacı hissettim ve ağacın dibine gittim. O sırada da elimde ziynet eşyaları kalmıştı, kusma sırasında elimden düşmüş, şeklinde savunma yapmıştır.
Tanık Ahmet A. C.Savcılığında; Ölen bayanın cesedini hastaneye götürecektik. İlçe Jandarma Komutanımız şaibeye meydan verilmemesi için ölünün ziynetini saymamızı söyledi. Sağ kolunda 8 burma bilezik saydım. Cesedi götürüp morga koyduk, otopsi yardımcısı sanık Kadir morga girdi, bir süre doktorlar beklendi, C.Savcısı morgun önündeki koridordan bakıp tutanağı yazdırıyordu. Otopsiden sonra ziynet eşyası bir torbaya konulup tutanak yazıldı. C.Savcısının kulağına eğilip cesetteki bilezikleri saydım, 8 burma bilezik vardı, 5 bilezik olması mümkün değil diye söyledim. C.Savcısı emin misin diye sordu, emin olduğumu söyleyince bu kez gözünü otopsi yardımcısından ayırma diye emir verdi. Otopsi yardımcısı bir ara ambulans ile taksinin arasındaki boşluğa girdi, sırtı bize dönük olarak kemerini silkeledi, durumu tekrar C.Savcısına bildirdim. C.Savcısı ve İlçe Jandarma Komutanımız ile birlikte sanığın kemerini silkelediği yere gidip otları karıştırdık, burulmuş şekildeki üç bileziği otların arasından bulduk şeklinde beyanda bulunmuş, duruşmadaki ifadesinde ise; olayın başlangıcını benzer biçimde anlatarak, otopsiden sonra sanık Kadir ölüden çıkan ziynet eşyasını poşet içinde bana teslim etmek istedi. Tutanak olmadan almayacağımı bildirdim. Bunun üzerine sanık durumu C.Savcısına iletti. Bu arada ölünün üzerinde 8 bilezik olduğunu söyledim. Sanık Kadir söze karıştı ve ölüden 5 bilezik çıktığını bildirdi. Ziynetin teslimi konusunda problem çıktığından komutanımızı aradık, o da hastaneye geldi, ben bileziklerin 8 tane olduğunu söyledim. 3 bileziğin eksik olduğu kanısına vardım, sanıktan şüphelendiğimiz için gözaltında tutuyorduk, bir ara sanığı bir eliyle ağaca yaslanmış şekilde gördüm şeklinde beyanda bulunmuştur.
Tanık Mehmet İskefiyeli C.Savcılığında; ceset morga götürülmeden personelime, ziynet eşyalarını sayın, sahip çıkın ve yanından ayrılmayın dedim. Daha sonra çağrılınca hastaneye gittim. C.Savcısı, ben ve Uz.Çvş. Ahmet birlikte konuştuk. C.Savcısı, Uz. Çvş. Ahmet'in sanığı kemerini silkelerken gördüğü yere doğru yürümemizi istedi, inceleme yaptık, Savcı bey 3 altın bileziği buldu şeklinde beyanda bulunmuş, duruşmada ise; benzer beyanda bulunup, sanığın en son gittiği ağacın dibinde sıkılmış vaziyette üç altın bilezik bulduklarını belirtmiştir.
Tanıklar zabıt katibi Zeki Y., adliye hizmetlisi Ramazan K. ve taksi şoförü Şenol Y. yekdiğerini doğrular biçimde; cesedin morga konulmasından sonra sanık Kadir'in de morga girdiğini, C.Savcısının da daktiloyu morg odasının girişine kurdurmakla uğraştığını, doktorların gelmesini beklerken otopsi yardımcısının içeride olduğunu, ölü muayenesinden sonra ziynet eşyalarının torbaya konulduğunu, dışarı çıkıp bunları tutanağa yazdırdıklarını, o sırada C.Savcısı ile jandarma arasında bir konuşma olduğunu, iş bitmesine karşın C.Savcısı olay yerinden ayrılmadığı gibi kendilerine de kalmalarını söylediğini, bir ara uzman çavuşun üç adet bilezik eksik diye söylediğini, daha sonra İlçe Jandarma Komutanının da geldiğini, C.Savcısı ve Uzman Çavuşla birlikte taksi ve ambulansın arasına gidip yerlerde bir şeyler aradıklarını, daha sonra C.Savcısının elinde 3 bilezikle kendilerine doğru geldiğini ve otopsi yardımcısının gözaltına alınmasını söylediğini belirtmişlerdir.
Tanık doktor Neslihan D.; geldiğimde daktilo masası morg odasının karşısına kurulmuştu. Otopsi yardımcısı sanık Kadir içerideydi, eldivenlerini giymişti, elinde makas vardı, giysilerin bir kısmını kesmemişti. Özellikle saydım, içeri girdiğimde ölenin kolunda 5 altın bilezik bulunduğundan eminim, otopsi yardımcısı da saydı, ölü muayene işlemi sırasında otopsi yardımcısının telaşlı ve agresif bir durumu vardı. İmzamı atıp eve döndüm, tekrar çağrıldık, Savcı bey gizli bir şekilde ölüde kaç bilezik olduğunu sordu, beş tane olduğunu söyledik şeklinde beyanda bulunmuş,
Tanık Doktor Sonat Pınar K. ise aşamalarda benzer biçimde; hastaneye gittiğinde sanığın morg odasında olduğunu, ölünün kolunda beş bilezik bulunduğunu belirtmiştir.
Yukarıda yapılan açıklamalar ve sıralanan kanıtlar ışığında somut olayı değerlendirecek olursak; Sanık morgda bulunan cesedin kolundaki sekiz bilezikten üçünü henüz hekim gelmeden ve otopsi işlemine başlanmadan önce gizlice almış, diğer bilezikleri ise daha sonra gelen hekimle birlikte sayıp C.Savcısına ölenin üzerinden beş bilezik çıktığını bildirmiş, otopsinin bitmesinden sonra bileziklerin üçünün eksik olduğu söylenmesine ve salt bu hususun açıklığa kavuşturulması bakımından olay yerinde kalınmasına, yine bu hususun tespiti bakımından otopsiye katılan hekim ile İlçe Jandarma Komutanının evlerinden çağrılıp bileziklerin sayısının sorulmasına karşın 3 bileziğin kendisi tarafından alındığını söylemeyip gizlemiş, cesetle bir süre baş başa kalan yegane kuşkulu kendisi olması nedeniyle üzerinin aranması olasılığına karşı heyetin yanından uzaklaşıp bilezikleri hastane bahçesine atmıştır. İhtiyari sarhoşluğun ceza ehliyetini ortadan kaldırmayacağı da dikkate alındığında, sanığın yararlanma amacıyla, bilerek ve isteyerek gerçekleştirmesi nedeniyle suç kastı ile hareket ettiği anlaşılan bu eyleminde hırsızlık suçunun tüm öğeleri gerçekleşmiştir. Bu itibarla, suçun manevi öğesinin gerçekleşmediği gerekçesiyle sanığın beraatına ilişkin Yerel Mahkeme direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 06.05.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy