(1412 S. K. m. 251)
Dava: Tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan sanık Recep A.'ın TCY'nın 455/1-son, 647 S.Y' nın 4 ve TCY'nın 72. maddeleri uyarınca 855.562.500 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin Çay Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 1.5.2001 gün ve 135-65 sayılı hüküm sanık vekili ile katılanlar vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 2.Ceza Dairesince 10.10.2002 gün ve 4976-17065 sayı ile,
"Sanık kamyonetle Çay yönünden Dinar yönüne seyrederken olay yerinde önünde yolun sağında park halindeki otomobilin solundan geçtiği sırada, otomobilin önünden yola girip otomobile binmek isteyen, otomobilin sürücüsü Muzaffer S.'e çarpıp ölümüne sebebiyet vermesi şeklinde gelişen olayda, sanığın önünde duran araca tehlikeli bir şekilde yaklaşarak sollama sırasında araca binmekte olan ölen sürücüye çarpması karşısında sanığa tayin olunan kusur oranı oluşa uygun düşmediği ve kuşkulu bulunduğundan Karayolları Genel Müdürlüğü ya da Teknik Üniversitelerin konuyla ilgili uzmanlarından oluşturulacak bilirkişi heyetinden rapor alınıp sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdir ve tayini gerekirken noksan soruşturmayla yazılı şekilde hüküm tesisi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme 3.12.2002 gün ve 190-237 sayı ile;
"Olay mahallinde trafik bilirkişisi marifetiyle keşif yapılmış olup, keşif sırasında sanık ile müdahilin kaza yeri olarak iki ayrı yeri gösterdikleri buna göre ayrı ayrı ölçümler yapılması sonrası ibraz edilen bilirkişi raporuna göre müdahilin gösterdiği yer ve şekilde kazanın meydana gelmesi durumunda sanığın 8/8 oranında kusurlu olduğu, sanığın gösterdiği yer ve şekilde kazanın meydana gelmesi durumunda maktul Muzaffer'in 5/8, sanığın 3/8 oranında kusurlu oldukları belirtilmiş, itiraz ve talep üzerine dosya Adli Tıp Kurumu Başkanlığına gönderilmiş olup, Trafik İhtisas Dairesinin 22.01.2001 tarihli raporuna göre sanığın idaresindeki kamyonetin sağ ön kısmının mütaveffaya yola girdiği anda çarptığının anlaşıldığı, bu itibarla tehlikeli şekilde yola intikal eden maktülün olayda birinci derecede ve 5/8 oranında kusurlu olduğu, kontrollü biçimde seyretmeyen sanığın ise ikinci derecede ve 3/8 oranında kusurlu olduğu belirtilmiş olup, Mahkememizce de tarafsız kamu tanığı olan ve olay yerinde gerekli incelemeleri yapan Astsubay Mustafa Özbek'in ifade ve bulgularına itibar edilerek olayın sanığın göstermiş olduğu yer ve şekilde meydana gelmiş olduğu yönünde tam bir vicdani kanaate ulaşılmakla, kabul edilen bu oluş şekline uygun yeterli gerekçelere sahip bulunan Adli Tıp Kurumu Trafik İhtisas Dairesinin raporuna itibar edilerek olayda sanığın 3/8 oranında kusurlu olduğu anlaşılmış, müsnet suçtan sanığın cezalandırılmasına karar vermek gerekmiştir." gerekçesiyle önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de Üst C. Savcısı ile katılanlar vekili tarafından süresi içinde temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının 7.4.2003 günlü "onama" istekli tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın tedbirsizlik ve dikkatsizlik sonucu ölüme neden olmak suçundan TCY'nın 455/1-son ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca sonuç olarak 855.562.500 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına ilişkin hüküm, sanık vekili ile katılan vekillerinin temyizi üzerine Özel Dairece, eksik soruşturma ile hüküm kurulması isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkemece bozmadan sonra 3.12.2002 günlü oturumda sırasıyla sanık ve vekilinden, ardından katılanlar ve vekillerinden, son olarak da C. Savcısından bozmaya karşı diyecekleri sorularak, en son söz sanığa verilmeden duruşma bitirilip hüküm kurulmuştur.
CYUY.nın 251. maddesi uyarınca "....en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise, "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince, katılmış olduğu takdirde duruşma, mutlaka son söz sanığa verilerek bitecektir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiç bir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Çünkü, dava sonuçlanmamış olup yargılama devam etmektedir. Bu nedenle, "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY.nın 251. maddesine aykırı davranıldığından esası incelenmeyen direnme hükmünün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 29.4.2003 günü tebliğnamedeki isteme aykırı olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy