(765 S. K. m. 228) (2709 S. K. m. 2, 125, 138)
Dava: Görevde yetkisini kötüye kullanarak memur hakkında keyfi işlemlerde bulunmak suçundan sanık A.P.'nin TCY.nın 228/1, 35, 59, 647 sayılı Yasanın 4, 5, ve 6. maddeleri uyarınca 456.300.000 lira ağır para, 5 ay süre ile kamu hizmetlerinden yasaklılık cezalarıyla cezalandırılmasına, ağır para cezasının 1'er ay arayla 5 eşit taksitle ödenmek üzere taksitlendirilmesine ve cezalarının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince verilen 3.10.2002 gün ve 42/31 sayılı kararın, sanık vekili tarafından süresinde temyiz edilmesi üzerine dosya, 16.1.2003 günlü yazı ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: İzmir Büyükşehir Belediye Başkanlığında Yol Yapım ve Bakım Şube Müdürü olarak görevli şikayetçi M. M...'in, Belediye Şube Müdürlüğüne atanması ile ilgili 2.9.1999 tarihli kararın iptali istemiyle açtığı davada, İzmir 3. İdare Mahkemesince 27.6.2000 gün ve 279 sayı ile yürütmeyi durdurma kararı verilmesi üzerine, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı olan sanığın şikayetçiyi 23.8.2000 gün ve 908 personel hareketleri onayı ile görevine iade ettiği, ancak 11 gün sonra 4.9.2000 tarihinde 1498 sayılı yazı ile Fen İşleri Daire Başkanlığında Koordinatör olarak çalışması uygun görülerek buraya atandığı, dosyada bulunan belgeler, mahkeme kararları örnekleri, savunma ve tüm dosya kapsamı ile anlaşılmaktadır.
Anayasanın 2 inci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti demokratik, sosyal bir hukuk Devletidir. Bu temel ilkenin gereği olarak Anayasanın 125 inci maddesinin 1 inci fıkrasında idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, 138 inci maddesinin son fıkrasında ise Yasama ve Yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunda bulunduğu kuralları getirilmiştir. Bu Anayasal düzenlemelerden, diğer çağcıl anayasalarda olduğu gibi yargı organları kararlarının, yasama ve yürütme organlarıyla yönetimi bağladığı, bu organların ve yönetimin yargı kararlarını değiştiremiyecekleri gibi bunların yerine getirilmesini de geciktirmeyecekleri açıkça anlaşılmaktadır. Bunun aksini düşünmek, diğer bir deyişle yargı kararlarını önemsememek, Devleti hukukun dışına, üstüne çıkarmak anlamına gelir.
Demokratik Hukuk Devleti ilkesi, hukuka bağlı, istikrarlı bir özgürlük rejimini ifade eder. Burada aranan Devletin tüm etkinliklerinde hukukun egemen olması, tüm etkinliklerin hukuk kurallarına uygun bulunmasıdır. Bu uygunluğu sağlayacak makamlar ise yargı organlarıdır.
TCK.nun 228 inci maddesi "Devlet memurlarından her kim bir şahıs veya memur hakkında memuriyetine ait vazifeyi suistimal ile kanun veya nizamın tayin ettiği ahvalden başka suretle keyfi bir muamele yapar veya yapılmasını emreder veya ettirirse .... cezalandırılır" hükmünü taşımaktadır. Bu yasal düzenleme ile kamu gücünü elinde bulunduranlara karşı kişi haklarının korunması ve kamu idaresinin işlevini yerine getirirken disiplinin sağlanması amaçlanmıştır. Suçun faili ancak bir memur olabilir. Maddi öğesi ise görevini kötüye kullanmak suretiyle keyfi muamele yapmak veya yapılmasını emretmek veya ettirmektir.
Yukarda değinilen bu anayasal ve yasal düzenlemeler ile değerlendirmeler ışığında somut olay ele alınıp incelendiğinde, memur olan sanığın, şikayetçinin atama işlemleriyle ilgili olarak İdare Mahkemesince verilmiş olan yürütmeyi durdurma ve iptal kararlarının gereğini şeklen yerine getirdikten hemen sonra bir başka göreve atayarak yargısal kararlarının hukuksal sonuçlarını etkisiz hale getirdiği, bu şekilde görevini kötüye kullanmak suretiyle keyfi muamelede bulunduğunu kabulde zorunluluk bulunmaktadır.
Bu itibarla, sanık vekilinin yerinde olmayan temyiz itirazlarının reddiyle, usul ve yasaya uygun olan Yargıtay 4. Ceza Dairesi hükmünün onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanık vekilinin temyiz itirazları yerinde görülmediğinden REDDİYLE, usul ve yasaya uygun bulunan Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 3.10.2002 gün ve 42/31 sayılı kararının ONANMASINA, 4.2.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy