(765 S. K. m. 456/2, 459/2-son)
Dava: Kasten etkili eylem suçundan sanık Nilgün C.'ın TCY.nın 456/2 ve 457/1. maddeleri uyarınca 2 yıl 8 ay hapis cezası ile cezalandırılmasına ve suça konu bıçağın TCY.nın 36. maddesi gereğince zoralımına ilişkin Üsküdar 1. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 23.12.1999 gün ve 972-1401 sayılı karar, sanık vekilinin temyizi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 13.6.2001 gün ve 5985-7495 sayı ile;
"... Mağdurun aşamalarda da değişmeyen anlatımının savunmayı doğrulaması karşısında taksirle yaralama suçundan eylemine uyan TCY.nın 459/2-son madde ve fıkraları ile hüküm kurulması gerekirken aleyhteki kanıtlar gösterilmeden kasten yaralama suçundan aynı Yasanın 456/2. madde ve fıkrası ile hüküm kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 4.10.2001 gün ve 1265-964 sayı ile; "Olay saat 04.00 sıralarında olup o saatte banyoda şakalaşma olması ve bunun sonucunda boyunda derin yara bırakacak şekilde mağdurun yaralanması hayat gerçeklerine uygun bir durum değildir, olaydan sonra mağdur, şortla boğazını tutarak kendisini hastaneye götüren taksicinin yanına güçlükle gidilebilmiş, buna karşı sanık yardımda bulunmadığı gibi olay sonrasında da evden kaçmıştır.
Bu durum savunmasının inandırıcı olmadığını gösterdiği gibi emniyete geliş kaydı da savunmasının kuşku ile karşılanmasını gerektirmektedir." gerekçesi ile ilk kararda direnmiştir.
Bu kararın da sanık vekili tarafından duruşma istemli olarak temyiz edilmesi üzerine, dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istemli 2.5.2003 gün ve 133923 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında, Ceza Genel Kurulunda incelemenin duruşmalı yapılacağına ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanık vekilinin temyiz incelemesinin duruşmalı olarak yapılmasına ilişkin isteminin reddine karar verildikten sonra, evrak üzerinde yapılan incelemede gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, yaralamanın kasten mi? Yoksa dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu mu olduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Mağdur Yüksel Sağlam gösterilen tıbbi zorunluluk nedeniyle olaydan bir gün sonra, 8.5.1999 tarihinde hastanede alınan beyanında; Nilgün C. imam nikahlı eşim olur, dışarıda eğlenip alkol aldıktan sonra eve geldik, duşa girdim, eşim de banyoyu topluyordu, alkollü idik, birbirimizle şakalaşıyorduk, ani bir refleksle dönünce elindeki bıçak bana değdi, ne olduğunu anlayamadım, aramızda bir kavga yoktu, olay tamamen kazadır, kimseden şikayetçi değilim şeklinde beyanda bulunmuş, duruşmada da sanığın savunmasının doğru olduğunu, kaza ile yaralandığını söylemiştir.
Kendiliğinden karakola gelerek teslim olan ve suça konu bıçak kendisinden zapt edilen sanık Nilgün C., müdafii hazır olduğu halde kollukta, 8.5.1999 günü alınan beyanında ve duruşmada benzer şekilde; Yüksel S.'la bir yıldır imam nikahlıyız, olay günü bara gitmiştik, biraz alkol aldıktan sonra eve döndük, duş almak için banyoya birlikte girdik, bir gün önceden banyonun tamirinde kullanılan, aletler ve bıçak çamaşır makinesinin üzerinde idi, banyoyu toplarken elimde bıçak vardı, şakalaşırken, beni gıdıklayınca aniden geriye dönünce elimdeki bıçak boğazına geldi, panik halinde doktora gideceğini söyleyip evden çıktı, kendisine ve üzerime para almak için giyindim, peşinden gittimse de bulamadım, aileme haber verdim, karakoldan arandığımı duyunca kendiliğimden teslim oldum, olay tamamen kazadır, aramızda bir problem yoktur şeklinde savunma yapmıştır.
Tanık Tuncay A. kollukta 7.5.1999 günü alınan beyanında; Taksi şoförü olduğunu, saat 04.00 sıralarında durakta iken ismini sonradan öğrendiği Yüksel S.'ın üzeri kanlı ve şortlu bir şekilde boğazını tutmuş vaziyette gelerek, kendisini hastaneye götürmesini istediğini, hastaneye götürdüğünü, ilk kez gördüğü bu şahıs ve olay hakkında başka bir bilgisinin olmadığını söylemiştir.
Polis memurları tarafından düzenlenen 7.5.1999 tarihli olay yeri inceleme tespit tutanağı ile krokide; dairenin giriş katta ve balkon penceresinin açık olduğu, girişe göre sağda bulunan banyonun dağınık bir vaziyette ve taban kısmında kan damlalarının bulunduğu, yatak odasının dağınık, banyodan giriş kapısına kadar yerlerde kan lekelerinin, banyodan balkon kapısına kadar yerlerde ise kan damlalarının olduğu, balkon penceresinde ve kapı kolunun iç kısmında kan izlerinin bulunduğu belirtilerek, anlatıma uygun olarak olay yeri krokisi çizilmiştir.
7.5.1999 tarihli olay tutanağında; saat 05.00 sıralarında Yüksel Sağlam isimli şahsın boğazı kesilmiş bir şekilde hastaneye getirildiğinin bildirilmesi üzerine hastaneye gidildiği, ameliyata alındığının öğrenilmesi üzerine, hastanede bulunan Necati C.'dan kızının nerede olduğu sorulmuş, evde olduğunu söylemesi üzerine, belirtilen eve gidilmiş, dairenin arka kapısının açık, ışıkların yanık olduğu, iki oda bir salondan ibaret evde, tuvalet, banyo ve koridordan kapı çıkışına kadar kan izleri bulunduğu, olayda kullanılan kesici aletin bulunamadığı, Nilgün C.'ın da evde olmadığı bildirilmiştir.
Adli Tıp Kurumu Başkanlığınca mağdur hakkındaki geçici rapor ve müşahade evrakları incelenerek düzenlen 7.7.1999 tarihli raporda; boyunda kesi nedeniyle gelen hastanın yapılan muayenesinde, boyunda insisura jigularisin 2 cm üzerinden başlayan troidide içine alan tralceada 2 cm.lik tam kesi oluşturan, yaklaşık 15 cm.lik kesi saptandığı, tralceadan başlayarak tüm katların onarıldığı, kanayan damarların bağlandığı, diğer sistem muayeneleri normal bulunan hastanın 9.5.1999 günü taburcu edildiği bildirildiğine göre, mevcut yaralanma nedeniyle,
Şahsın hayati tehlike geçirdiği, 25 gün iş ve güçten kalacağı belirtilmiştir.
Polis kriminal Dairesi Başkanlığınca düzenlenen 8.5.1999 tarihli raporda; sanıktan elde edildiği belirtilen, 17,5 cm uzunluğunda, tek ağızlı, oluksuz, delici ve kesici vasıfta namlusu bulunan plastik kabzalı bıçağın 6136 sayılı Yasa kapsamında olmadığı bildirilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler birlikte ele alınarak değerlendirildiğinde, sanık ile mağdurun beraber yaşadıkları evde meydana gelen olayın görgü tanığının bulunmadığı, sanık ile mağdurun tüm iddia ve savunmalarında birbirlerini doğrular şekilde yaralanmanın kazaen olduğunu belirttikleri, bu anlatımların aksini gösterir herhangi bir somut kanıt elde edilemediği, aksine olay akabinde tutulan tutanakların da bu beyanları doğruladığı görülmektedir. Yerel Mahkemece, sanığın eylemi savunmasının inandırıcı olmadığı ve kuşku ile karşılanması gerektiği gerekçeleriyle kasten yaralanma suçu olarak değerlendirilmiş ise de, Yerel Mahkemenin bu kabulü, varsayımlara dayalı olup, dosyadaki somut kanıtlarla doğrulanmamaktadır, bu itibarla Yerel Mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup suç vasfındaki yanılgı nedeniyle bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri, Yerel Mahkeme direnme hükmünün onanması yönünde karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenle Yerel Mahkeme direnme hükmünün suç vasfındaki yanılgı nedeniyle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 17.06.2003 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğuyla karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy