(765 S. K. m. 240, 279) (1086 S. K. m. 13, 22, 23, 95) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Zincirleme biçimde görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık Mehmet'in TCY'nın 240/2, 80, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4, 5 ve 6. maddeleri uyarınca 621.075.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 2 ay 27 gün memuriyetten yoksun bırakılmasına, para cezasının 1'er ay ara ile 10 eşit taksitte alınmasına ve verilen cezaların ertelenmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinden 27.03.2003 gün ve 45-15 sayı ile verilen hükmün sanık ve Yargıtay C.Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Karamürsel eski hakimi olan sanığın, imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşmayı önlemek amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon ve satış vaadini yasaklayan 3194 sayılı İmar Kanununun 18. maddesine aykırı şekilde, kamu düzenine ilişkin HUMK.nun 13. maddesini bertaraf ederek muvazaalı satış sözleşmelerine istinaden Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/156-252 esas sayılı dosyaları üzerinden satışlara konu Bursa İli, Yıldırım, Mudanya, Osmangazi, Orhangazi, Nilüfer, Orhaneli, Kestel ilçeleri ile İzmir İli Bornova İlçesindeki imar uygulamasına tâbi tutulmayan bir kısım taşınmazların bedellerinin ödenmediğinden bahisle açılan alacak davalarına karşı, satışlara konu bu parsellerin tapudan ferağlarının verilmemesi nedeniyle davacılar adına kayıtlı taşınmazların tapularının iptali ile karşı davacılar adlarına eşit oranda tescili yolunda karşı dava açılması ve davacı vekilinin alacak davasından feragat edip karşı davayı kabul etmesi üzerine tapu kayıtları dahi getirtilmeden karşı davanın kabulüne karar verdiği, bu suretle 95 adet davada taşınmazları paylı mülkiyete dönüştürdüğü, söz konusu davalarda tebligat işlemlerinin kalemde tamamlanmasından sonra duruşma yapılmaksızın sanığın müsvette şeklinde hazırladığı örneklere göre tensip, duruşma tutanakları ile kararların avukatların bürolarında yazıldığı iddia edilerek, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
Yakınanlar B.. Barosu Başkanı Av. Çetin, aynı baroda kayıtlı Av.Ramazan, O... Belediye Başkanı Hilmi, Y... Belediye Başkanı Ramazan ve Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası B.. Şubesi Başkanı Temel aşamalardaki tutarlı ve benzer beyanlarında, Bursa ilinde çarpık yapılaşmayı önlemek amacıyla çalıştıklarını, bu sırada İmar Yasasına aykırı olarak bazı taşınmazların muvazaalı yollarla, Bursa dışındaki başka ilçelerde davalar açılarak kabule dayalı olarak hisseli hale dönüştürülmeleri hususunda kararlar verildiğini tespit ettiklerini, Karamürsel ilçesinde de benzer kararlar verildiğini öğrenince ilgililer haklarında yasal başvuruda bulunduklarını, şikayetçi olduklarını söylemişlerdir.
Sanık Mehmet, Adalet Müfettişine ve aşamalarda sunduğu yazılı savunmaları ile duruşmada benzer bir şekilde; HUMK.nun 13. maddesinde yer alan kesin yetki kuralının da istisnalarının bulunduğunu, taşınmazın satış bedelinin tahsili davasının da bunlardan birisi olduğunu, uygulamada bu konuda birçok karar bulunduğunu, suça konu davaların da satış bedelinin tahsiline ilişkin olup yetkili olmayan K... 1. Asliye Hukuk Mahkemesinde açıldıklarını, yetki itirazında bulunulmadığından mahkemenin yetkili kılındığını, öte yandan satış sözleşmelerine ( taahhütnameler ) konu taşınmazların devrine dair davaların müstakil bir dava şeklinde açılmış olsalar HUMK.nun 23. maddesi uyarınca re'sen yetkisizlik kararı verilmesinin gerekeceğini, oysaki karşı davaların taşınmazların üzerindeki şahsi hakka dayalı olan taşınmaz satış bedelinin tahsiline ilişkin olup asıl davalara bağlı olarak açıldıklarını, her iki dava arasında irtibat bulunduğunu, bu tür davalar yönünden İçtihadı Birleştirme Kararı ile YHGK. Kararlarında yetkisizlik kararı verilemeyeceğinin belirtildiğini, öğretide Prof. Baki Kuru'nun da aynı görüşte olduğunu, taşınmazın, asıl tazminat davasının açıldığı yerden başka yerde olsa dahi, bu durumun asıl tazminat davasının hukuki niteliğini değiştirmeyeceğini, kendi mahkemesinin bu davalara bakmakla yetkili olduğu konusunda hukuki kanaate vardığını, öte yandan İmar Yasasının 18/son maddesindeki kuralın hisseli tescil kararı verilmesine engel teşkil etmediğini, HGK.nun 20.10.1999 gün ve 825-843 sayılı kararının da bu yönde olduğunu, anılan maddenin hisse verilmesini değil hisselerde özel parselasyon yapılmasını yasakladığını, suça konu davalarda davalılara zirai faaliyetlerde kullanılmak amacıyla hisse verildiğini, ayrıca özel parselasyon planı bulunmadığını, suça konu davaların açıldığı zaman 5 mahkemeye birden bakmakta olduğunu, özveriyle bütün davaları mümkün olan en kısa sürede bitirmeye çalıştığını, yargılamaya konu davalarda duruşma günü taraf vekillerinin hazır olup, iş yoğunluğu nedeniyle iki dosyada tutanak tutulduktan sonra diğerlerinin aynı şekilde kalemde ikmaline muvafakat ettiklerini bildirdiklerini, her şeyin zaman tasarrufuna ve işlerin çabuklaştırılmasına matuf olduğunu, duruşmayı takip eden günlerde dosyaları ele alarak davacı ve davalıları farklı olduğundan sonuç kısımları ile birlikte her birinin ayrı ayrı müsveddelerini yaparak kararları yazması için katibe verdiğini, bir süre sonra kararların peyderpey imza için getirildiklerinde bilgisayar ile yazıldıklarını görüp katip Yusuf Kınalı'ya sorduğunda, işlerin çokluğu nedeniyle yetiştiremeyeceğinden, Av. Ömer'den bilgisayarda sekreterine yazdırması konusunda yardım istediğini söyleyince kendisinden habersiz iş yapmasına kızdığını, deprem sonrasında personelin tayinen gitmesi nedeniyle ellerinde bir tek bu katibin kalmış olduğunu, personel ataması yapılması konusundaki taleplerinin karşılanmadığını, davalarda yer alan avukatları yalnızca duruşmalardan tanıyıp özel bir ilişkisinin bulunmadığını, işini bilimsel ve hukuki verilere uygun olarak yaptığını, verdiği kararların da hukuki esas yönünden değil yetki kuralının yorumuna dayalı usulü nedenle bozulduğunu, kararlarının hem yetki yönünden hem de esas yönünden doğru kararlar olduğuna halen inandığını, hakkında aleyhte beyanda bulunan kaymakam, savcılar ve avukatlar ile arasında anlaşmazlıklar bulunduğunu, bu husumete dayalı olarak yanlı ve yanlış beyanlarda bulundukları gibi, anlatımlarının iş ile ilgili değil kişiliğine yönelik, kabul edilemez nitelikte olduklarını, olayda görevi kötüye kullanmak suçunun yasal unsurlarının bulunmadığını, hukuki kanaatine dayalı olarak karar verdiğini, suçsuz olduğunu belirtmiş, konuya ilişkin kararların ve öğretideki görüşlerin örneklerini de sunmuştur.
Tanık Yusuf, Adalet müfettişince alınan ifadesinde; 19 yıldır K.. Asliye Hukuk Mahkemesi zabıt katibi olarak görev yaptığını, mahkemeye açılan 2000/156 esas numarasında başlayıp 2000/252 esas numarasında son bulan dava dosyalarının safahatını çok iyi hatırladığını, 20.03.2000 tarihinde Av. Ömer ve Av. Mustafa'nın birlikte gelerek toplu dava açacaklarını, kısa bir gün istediklerini söylediklerini, hakimle görüşmeleri gerektiğini söylemesi üzerine sanık hakimin yanına gittiklerini ve hakim beyin bir süre sonra kendisini çağırdığını, gittiğinde adı geçen avukatların da odada olduklarını ve onların yanında "arkadaşlar toplu dava açacaklarmış, onlara duruşma harici yakın bir gün ver" dediğini, işin fazla olduğunu söylediğinde ise, "onlar tüm işlerini kendileri yapacaklar, kararları dahi yazıp getirecekler bize yük olmayacaklar" demesi üzerine katip olarak sadece dava dilekçelerini esas defterine ve kararlar geldikten sonra da karar defterine kayıt işlemlerini yaptığını, diğer tüm işlemlerin tebligatlar da dahil taraflarca yerine getirildiğini, kayıt işleminden sonra kalemde dosyaları adı geçen avukatların hazırladıklarını, sanık hakimle birlikte duruşma tutanağı ve karar örneğini müsvedde şeklinde hazırlayıp avukatlara verdiklerini, onların da aynı gün hazırlayıp getirdiklerini, bildiği kadarıyla Av.Ömer'in bürosunda yazıldığını, gelen tensip tutanakları ve kararları sadece imzaladıklarını, sanık Hakimin tutanakları okuyup okumadığını bilmediğini, daha sonradan güvenip okumadan imzaladığını, iyi niyetinin suiistimal edildiğini söylediğini beyan etmiştir.
Duruşmada, Av. Mustafa tarafından yaklaşık 95 adet alacak davası niteliğinde dava açıldığını ve bildiği kadarıyla bu davaların masraflarının Av. Ömer tarafından yatırılmış olduğunu, kısa bir duruşma günü isteyip gerekçe olarak da dava dilekçesine ekli kabul beyanlarını göstererek uzun sürmeyeceğini söylediklerini, bu nedenle yaklaşık 2 hafta sonraya bir duruşma günü açarak gün verdiklerini, açılan davalarla ilgili sanık Hakimin hukuki incelemeleri yaptığını, ancak işlerin yoğun olduğu söylendiğinde avukatların, tüm işlemleri kendilerinin yapacaklarını, yük olmayacaklarını söylediklerini, duruşma günü örnek olması yönünden bir adet duruşma yapıldığını ve bir adet de karar yazıldığını, avukatların işin çokluğu nedeniyle diğer dosyaların kaleme havale edilmesini istemeleri üzerine bu duruşma tutanağı ile karar örneğinin Av. Ömer tarafından diğer dosyalara teşmilen çoğaltıldığını ve bu şekilde yazılan kararların sanık hakim tarafından imzalanmak suretiyle kesinleştirildiğini, olay tarihinde asliye hukuk mahkemesinde tek katip olarak çalışması, deprem sonrası ve işlerin çok olması nedeniyle toplu olarak açılan bu davalarda böyle bir yöntem izlendiğini, bunda gerek sanık hakimin gerekse kendisinin bir art niyetlerinin söz konusu olmadığını, sanık Hakim tarafından örnek olarak hazırlanan tutanak ve karar örneklerinin yazılmak üzere bir süre kalemde bekletildiğini, ancak iş yoğunluğundan yazılamayınca Av. Ömer'in da isteği ile diğer toplu dosyalarda da olduğu gibi karaların adı geçene verildiğini ve yazıhanesinde bilgisayar ile çoğaltılarak getirildiğini, duruşma tutanaklarını ise kalemde kendisinin daktilo ile yazdığını, hatta sanık Hakimin kararların bilgisayarla yazıldığını fark ederek sorduğunda, iş yoğunluğu nedeniyle bunda bir sakınca olmadığını söyleyince, kendisine haber verse daha iyi olacağını belirttiğini, kararlar kesinleştikten sonra yazılı emir yolu için dosyalar istenince sanık Hakimin, Av. Ömer ve Av. Mustafa'ya, "aranızda anlaşmamı vardı, niçin bana getirdiniz" şeklinde kızdığını gördüğünü, bu sırada Yazı İşleri Müdürü Sıpkat beyin de kaleme geldiğini ve sanık hakime bu davalarda bir pislik olduğunu hissettiğini söyleyince, ona da bunu neden zamanında söylemediğini belirttiğini, daha önce sanık Hakimin bir kısım dosyalarda tapu kayıtları eksikliği nedeniyle tarafları uyardığını, bu eksikliklerin ve vekaletnamelerin tamamlanmasını istediğini, avukatların ise tapu kayıtları ve vekaletnamelerin bürolarında olduğunu, karar verilmesinden sonra tamamlayacaklarını belirttiklerini, sanık Hakimin "ikrarın bulunduğu yerde delil gösterilmesi mecburiyeti yoktur, ama siz yine de eksiklikleri tamamlayın" dediğini, sanık Hakimin, kaymakam ve C.Savcısı Sinan ile aralarında bir takım taleplerin reddedilmesi nedeniyle sürtüşme ve kırgınlık olduğunu, sanığın paraya düşkün olmadığını, bazı kişiler hakkında hakaret nedeniyle açtığı tazminat davalarından özür diledikleri için vazgeçtiğini bildiğini söylemiştir. Tanığa, önceki beyanı okunup sorulduğunda ise duruşmadaki beyanlarının daha doğru olduğunu belirtmiştir.
Tanık Sıpkat, Adalet müfettişi tarafından alınan ifadesinde; 14 yıldır K... Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürü olarak görev yaptığını, söz konusu dava dosyalarının harçlarını aldığını, davalar alacak davası olduğundan şüphelenecek bir durum olmadığını, yaklaşık 10-15 gün sonra zabıt katibi Yusuf 'un bir dosya getirdiğini, bunun gibi başka dosyalar da olduğunu söyleyerek kararın kesinleştirilmesi için toplam ne kadar harç yatacağını sorduğunu, kararı okuyunca alacak davası olarak açılan davaların Bursa'da bulunan taşınmazlarla ilgili tapu iptali ve tescil davalarına dönüştüğünü, bu yönde de karar verildiğini gördüğünü, hemen kaleme gittiğini, o sırada Av. Ömer'in da orada olduğunu, ikisine de yaptıklarının yanlış olduğunu söyleyip bundan sanık Hakimin haberinin olup olmadığını sorduğunu, herhangi bir cevap vermemeleri üzerine dosyaları odasına alıp harçları tahsil ettiğini, durumu sanığa anlatmanın aklına gelmediğini, kararlar kesinleştikten tahminen 15 gün sonra kalemde sanık Hakimin Av. Ömer ile katip Yusuf'a hitaben, "neden beni uyarmadınız" şeklinde serzenişte bulunduğunu duyduğunu, bunun üzerine yanlarına giderek sanığa her ikisini de uyardığını söylediğinde, kendisini niye uyarmadığını sorduğunu, sanığın kararları okumadan imzalamasını ihtimal dahilinde gördüğünü, çünkü 1.5-2 yıl önce birinci sınıf hakim olduktan sonra işlerin çoğunu katip Yusuf'un insiyatifine bıraktığını, bu kararlardan bir menfaat temin ettiğini duymadığı gibi buna ihtimal de vermediğini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Hayrettin, Adalet müfettişi tarafından alınan ifadesinde, K... C.Savcısı olarak görev yaptığını, sanık Hakimin gözlemlediği kadarıyla özel yaşantısına çok dikkat etmediğini, odasına değişik kişilerin gelip gittiğini, söz konusu davalardan sonradan haberi olduğunu ve ilgili belediye başkanlıklarının ihbarı üzerine kanun yararına bozulmaları için başvuruda bulunduğunu, sanığın bunu öğrenince Av.Ömer'in kendisini hataya düşürdüğünü, hatta kararları da okumadan imzaladığını söylediğini, sanığın paraya düşkün olmakla birlikte menfaat temin ettiğini görmediğini beyan etmiştir.
Duruşmada benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca "Bu olayla ilgili olarak Yargıtayın aradığı deliller İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesinde bir kısım sanıklar hakkında görülen Yeşil Vadi operasyonu dosyasında mevcuttur. Bu dosya ile ilgili olarak benim edindiğim deliller İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi C.Başsavcılığının, K... C.Başsavcılığına talimat göndererek bahsi geçen kararlarla ilgili olarak Av.Ömer'in ev ve işyerinde arama yapılmasını istemesi üzerine Av.Ömer'in bürosunda zabıta ile birlikte yapmış olduğum arama neticesinde bilgisayarında söz konusu 95 adet davaya ilişkin duruşma tutanakları ve gerekçeli kararın yazılı olduğunu ve mahkeme katibi Yusuf Kınalı ile avukatların beyanlarında tüm kararların adliyede duruşma yapılmadan Av.Ömer tarafından bürosunda hazırlanarak yazıldığını beyan etmişlerdir. Zaten tarafımdan kanun yararına temyiz yolu için mahkeme dosyalarının incelenmesi neticesinde de duruşma tutanaklarının ve gerekçeli kararın bilgisayarla yazıldığı bellidir, o tarihte de adliyede bilgisayar yoktu, bu konularla ilgili beyanlar ve deliller de İstanbul DGM.dosyasında mevcuttur" şeklinde ifade vermiştir.
Tanıklar Av.Yusuf, Av.Nermin ve Kaymakam Raif ise, olayı basında yer alan haberlerden öğrendiklerini, sanığın geçimsiz ve paraya düşkün bir kişilik yapısında olduğunu, işlerin çokluğu nedeniyle insiyatifi kaleme bıraktığını, söz konusu kararların yazıldığı tarihte adliyede bilgisayar bulunmadığını beyan etmişlerdir.
Savunma tanığı Av.Halis ise son soruşturma aşamasında dinlenmiş olup, söz konusu davalardan basında çıkan haberlerden sonra haberdar olduğunu, sanık Hakim ile görüştüklerinde verilen kararların içeriklerini anlatıp bunlarda bir usulsüzlük ve anormallik olmadığını zira kendisinin yetkili olduğunu, ancak dosyaların bir kısmında vekaletname ve tapu kayıtlarının eksik olduğunu, bunların da duruşma sonrasında tamamlanması konusunda taraf vekillerinden duruşmada söz aldığını fakat tamamlamadıklarını, eksiklikleri dosyalar yazılı emirden döndükten sonra anladığını söylediğini, sanığı tanıdığı kadarıyla dürüst, hatır gönül ve menfaat karşılığı iş yapmayacak bir kişilik yapısında olduğunu, sanık ile ilçe kaymakamı ve C.Savcısı arasında hissedilebilen bir soğukluk bulunduğunu, beyan etmiştir.
K... Adliyesinde olağan denetim sırasında Adalet Müfettişince yapılan tespite dayalı olarak re'sen yapılan ve sanık hakkında K... Adalet Komisyonu Başkanlığınca yürütülmekte olan ihzari soruşturmalar da birleştirilmek suretiyle yürütülen soruşturma sonucunda düzenlenen 27.11.2000 günlü soruşturma raporunda; Karamürsel eski hakimi olan Mehmet'in, Avukatlar Mustafa ile Ömer tarafından muvazaalı bir şekilde açıldığı açıkça anlaşılan alacak ve karşı dava olarak ikame olunan, Bursa ve İzmir'in çeşitli ilçelerinde bulunan imar uygulamasına tabi kılınmamış taşınmazlara yönelik toplam 95 adet davaya ilişkin, uygulamalara aykırı ve olağandışı yargılama süreci sonunda, hisseli şekilde tapu iptali ve tescil kararları verdiği, toplanan kanıtlara göre her iki avukatın Asliye Hukuk Mahkemesi zabıt katibi Yusuf'dan, açacakları davalar için kısa bir duruşma günü talebinde bulundukları, birlikte adı geçen hakime giderek katibin kendilerine yardımcı olması konusunda talimat vermesini sağladıkları, hatta dosyalara ilişkin tüm kalem muamelatının da kendileri tarafından yerine getirileceği sözünü verdikleri, bütün davaların ikame tarihinin 24.03.2000, dava dilekçelerinin davalılar vekiline kalemde bizzat tebliği ile karşı davaların ikame tarihinin 31.03.2000 ve karşı davanın ilgilisi vekile kalemde bizzat tebliğ tarihinin de 27.03.2000 günü olduğu, bu duruma göre henüz daha karşı dava açılmadan dört gün önce karşı dava dilekçesinin davacı-karşı taraf vekili Av. Mustafa'ya tebliğ edilmesi gibi bir durumun ortaya çıktığı, bunun dahi danışıklı ve dayanışmalı hali açıkça ortaya koyduğu, tebligat işlemlerinin vekillerce yerine getirilip tensip ve duruşma tutanakları ile kararların da adı geçenlerce yazıldığı, hakime yalnızca imza atmanın kalmış olduğu, duruşma günleri defterinde de bu dosyaların kaydına rastlanmadığı; davacı-karşı davalılar vekili Av. Mustafa'nın, dava dilekçesine ekli haricen satılan taşınmazların davalılara teslim edilmiş olmasına rağmen satış bedelinin ödenmemesi nedeniyle bu konuda taraflarca düzenlenen taahhütnamelere dayanarak açtığı alacak davalarına karşı dava olarak, davalılar vekili Av. Ömer tarafından, davacıların karşı edimleri olan tapuda ferağ yükümlülüklerini yerine getirmediklerinden bahisle, temlike konu taşınmazların davalı-karşı davacılar adına eşit ve mütesaviyen tescilini talep eden davalar ikame olunduğu, harici satışa konu tüm taşınmazların Karamürsel yargı sınırları dışında Bursa ve civar ilçelerinde bulunduğu, taşınmazlara ait tapu kayıtlarının dosyalar içerisinde bulunmadıkları, genellikle tek kişi adına tapuya kayıtlı bulunan tek parselden ibaret taşınmazların hisseli olarak birkaç kişi adına tescilinin talep edilip, davacı-karşı davalıların "kabul" beyanları nedeniyle mahkemece bu yönde kararlar verildiği, bu karalardan bir kısmı için Yargıtay 14. Hukuk Dairesince kanun yararına yapılan bozma karalarında bu tür davaların HUMK.nun 13. maddesinin emredici hükmüne aykırı olarak, taşınmazların bulunduğu yerde açılabilecek davalardan olduğu nazara alınmadan, hukuki sonuç doğurmayan kabul beyanına dayalı olarak tapu iptali ve tescil kararı verilmesinin yasaya aykırı bulunduğu, öte yandan 3194 sayılı İmar Yasasının 18/son maddesinde öngörülen istisnaların uygulanabilirliği konusunda yapılması gereken hukuki araştırmalar nazara alınmadan, tapu kayıtları getirtilmeden, taşınmazların nitelikleri ve imar durumları belirlenmeden, bu madde ile düzenlenen engelleri aşmak amacıyla düzenlendiği anlaşılan taahhütnamelere dayanılarak karar verilmesi mümkün olmadığı, bu durum karşısında yasa hükümlerinin açıkça ihlali suretiyle söz konusu taşınmazlara ilişkin parselasyonun mahkeme kararı ile sağlanmasının kanuna karşı hile olarak yorumlanması gerektiği sonucuna ulaşıldığı, tüm bu değerlendirme ve elde olunan veriler ışığında hakimin, muvazaalı davrandıkları anlaşılan avukatlar ile hangi saik altında olursa olsun birlikte hareket ettiği intibaını uyandıracak tutum ve davranış içerisinde bulunarak olağandışı yargılama süreci sonunda, mesleki kıdemi ve dosyaların sayısı da göz önüne alındığında, hukuki hata ve gayrı iradi kavramları ile telif olunamayacak surette karar verdiği, hakkında kovuşturma yapılması ve disiplin cezası uygulanması gerektiği kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Adalet Müfettişince düzenlenen 01.11.2000 günlü tutanakta; K... Asliye Hukuk Mahkemesince aynı mahiyette olmak üzere 2000/156 esas sayıdan başlayıp 2000/252 esas numaralıda son bulan, tümünün 05.04.2000 karar gününü taşıyan ve 2000/151 karar numarasından başlayıp 247 karar sayısında son bulan tapu iptali ve tescil kararları verildiğinin belirlenmesi üzerine bu dosyaların incelenmesinde, davacı vekili Av. Mustafa'nın davalılar aleyhine taahhütnameye dayanarak 24.03.2000 havale tarihli dilekçelerle alacak tahsiline ilişkin dava açtığı, dava dilekçelerinin 31.03.2000 tarihinde davalılar vekili Av.Ömer'e kalemde bizzat elden tebliğ edildiği, adı geçenin aynı tarihte hakim havalesi taşıyan davaya cevap ve karşı dava dilekçelerini verdiği, davanın reddi ile davacı adına olan tapu kaydının iptal edilerek müvekkilleri davalılar adına tapuya tescilini talep ettiği, karşı dava dilekçelerinin ise davacı-karşı davalılar vekili Av.Mustafa'ya 27.03.2000 tarihinde kalemde elden bizzat tebliğ edildiği, 28.03.2000 tarihinde yapılan tensipler ile duruşmaların 05.04.2000 tarihine bırakıldığı, o gün de davacının davadan feragat ve karşı davayı kabul ettiği ve bu doğrultuda karar verildiği, kararların 07.04.2000 tarihinde elden taraf vekillerine tebliğ edildiği ve yine aynı tarihte taraf vekillerinin sürelerden feragat ettiklerini belirtip, kararların kesinleştirilmesi talebini içeren müşterek dilekçe verdikleri, 10.04.2000 tarihinde kararların kesinleştirildiği, 02.06.2000 tarihinde K... C.Başsavcılığınca tüm kararlar aleyhine, kanun yararına bozulmaları için Adalet Bakanlığına ihbarda bulunulduğu, dosyalarda tensip ve duruşma tutanakları ile kararların bilgisayar ile yazıldığı, incelenen bu dosyaların, taraf adları ve taşınmazların bulundukları yer ve parsel numaraları dışında şekil ve esas yönünden neredeyse tamamının birbirinin adeta kopyası niteliğinde olduğunun saptandığı belirtilerek her dosyanın benzer şekilde kısa özetleri yapılmış, her kararın onaylı bir örneği de soruşturma evrakına eklenmiş ve tutanak, tanıklar Yazı İşleri Müdürü Sıpkat ile zabıt katibi Yusuf tarafından da imzalanmıştır.
K... C.Başsavcılığınca, söz konusu dava dosyaları hakkında kanun yararına bozma yapılması için ihbarda bulunulmuş olup, Adalet Bakanlığınca HUMK.nun 427/6. maddesi uyarınca kanun yararına bozma isteminde bulunulması üzerine, Karamürsel Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/220-211, 2000/200-192, 2000/192-184 ve 2000/181-174 esas ve karar sayılı dosyalarını inceleyen Yüksek 14. Hukuk Dairesince 16.10.2000 gün ve 6636-6268, 6634-6266, 6633-6265 ve 6788-6272 sayılı kararlar ile; "...Taşınmazın mülkiyetinin harici satışla intikalini sağlamak gayesi ile açılan davanın, "taşınmazın bulunduğu yer" mahkemesinde açılması hakkında HUMK'nun 13. maddesindeki yetki hükmü, kamu düzenine ilişkin ve kesindir. Bu konuda yetki sözleşmesi yapılamaz. "HUMK. 22. madde", mahkeme yetkisizliğini her zaman gözeterek, resen, "yetkisizlik kararı" vermek zorundadır ve "HUMK. 23. madde", Hakim kanunları kendiliğinden, resen, uygulamakla yükümlü olup "HUMK. 76. madde", kamu düzeni ile ilgili hükümleri ihlal eden hallerde, tarafların kabul beyanlarının hukuki sonuç doğurmayacağı, "HUMK.95/2. madde" gözetilerek, mahkemenin yetkisiz olduğunu gözetmeden, davanın esasına girerek tapu iptali ve tescil kararı vermesi doğru olmadığından Cumhuriyet Başsavcılığının, Adalet Bakanlığının gösterdiği lüzum üzerine, kanun yararına bozma isteğinin kabulü gerekmiştir." gerekçesiyle bozulmuştur.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
TCY.nın 240. maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanma suçu, aynı Yasanın 279. maddesi uyarınca memur sıfatına haiz olan kimsenin kasten yasada yazılı hallerden başka her ne suretle olursa olsun, görevini yasanın gösterdiği usul ve esaslardan başka surette yapması ve yasanın koyduğu usul ve şekle uymadan yapmasıdır.
3194 sayılı İmar Yasasının, arazi ve arsa düzenlemesi başlığını taşıyan 18. maddesinin son fıkrasına göre; "Veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükümlerine göre şüyulandırılan Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz". Bu yasal düzenlemenin amacı çarpık yapılaşmayı ve dolaylı olarak bunun doğurduğu, giderilmesi çok güç olan sonuçları önlemektir.
Somut olayda sanık, görev yaptığı K...'de olmayıp başka bir İle bağlı ilçelerin sınırlarında bulunan taşınmazlara ilişkin davalara, HYUY.nın 13. maddesinin buyurucu hükmüne aykırı olarak bakmak ve İmar Yasasının 18/son maddesine de aykırı olarak bu davalarda tapunun iptali ile davacıların hisseleri oranında tesciline karar vermek suretiyle, yasaların kendisine tanıdığı yargılama yetkisi sınırlarının dışına çıkmıştır. Öte yandan, anılan davalarda duruşma gününün duruşma defterinde yer almaması, duruşma tutanakları ve gerekçeli kararların davacı vekili sıfatını taşıyan bir avukatın yazıhanesinde yazılmış olması da yargılama kurallarına aykırıdır. Sanık, yargılama kurallarına aykırı davranarak ve yine yasaya aykırı kararlar vermekle görevde yetkisini kötüye kullanmıştır. Özel Dairece sanığın cezalandırılmasına karar verilmesi isabetlidir.
Ancak, "sanığın olayda çıkar sağlamaması" gerekçesiyle, sanık hakkında TCY.nın 240. maddesinin ikinci cümlesi uygulanarak cezasından indirim yapılmıştır. Anılan maddede yer alan "cezayı hafifletici nedenlerin" neler olduğu, maddede açıklanmamıştır. Yerleşmiş yargısal kararlarda, sanığın eylemi nedeniyle zarar doğmaması veya zararın hafif olması, memurun menfaat sağlamaması veya sağlanan çıkarın azlığı, zararın soruşturmaya başlanmadan giderilmesi gibi haller hafifletici nedenler olarak kabul edilmiştir. Somut olayda sanığın, yukarda belirtilen yargılama kurallarına aykırı davranış şekilleri yasa hükümleri ve yerleşik ictihat ve uygulamalarla çelişen çok sayıdaki kararı, bu kararlar nedeniyle ortaya çıkan zararın ağırlığı, suç işleme kastının yoğunluğu nazara alındığında, Özel Dairece cezanın indirilmesinde dayanılan gerekçenin dosya kapsamına uygun bulunmadığı anlaşılmakta ve sanık hakkındaki özgürlüğü bağlayıcı cezanın TCY.nın 240. maddesinin 1 nci cümlesi uyarınca tayini gerekmektedir.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının temyiz itirazları yerinde olduğundan Özel Daire hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 27.03.2003 gün ve 45-15 sayılı kararının;
1- Sanığa yüklenen görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçunun sabit olduğuna ilişen belirlemesinin isabetli olduğuna, sanığın temyiz itirazlarının reddine,
2- Sanık hakkında TCY.nın 240. maddesinin ikinci cümlesi uygulanmak suretiyle eksik ceza tayin edilmesi yasaya aykırı olduğundan hükmün BOZULMASINA, dosyanın bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 07.10.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy