(765 S. K. m. 240) (3194 S. K. m. 18)
Dava: Zincirleme biçimde görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık Nurettin'in TCY'nın 240/2, 80, 59 ve 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 1.710.000. lira ağır para ve 2 ay 27 gün memuriyetten yoksunluk cezaları ile cezalandırılmasına, verilen cezaların 4616 sayılı Yasanın 4758 sayılı yasa ile değişik 1/4 madde ve bendi uyarınca dava zamanaşımı süresince ertelenmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesinden verilen 17.4.2003 gün ve 35-19 sayılı hükmün sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: K... eski hakimi olan sanığın 1995 yılında Adalet müfettişlerinin İcra Müdürlüklerine yönelik yaptığı tavsiyelere, Yargıtay 12. ve 14. Hukuk Dairelerinin emsal kararlarına rağmen, İmar Kanununun 18/son maddesinde belirtilen yasaklayıcı hükmü de gözardı ederek, İcra Müdürlüğü işlemlerine yönelik şikayetler nedeniyle 1997 yılı içinde verdiği bir kısım kararlarla, imar görmeyen yerlerdeki taşınmazların muvazaa ve kanuna karşı hile yapılarak hisselere bölünüp satılmasını ve bu yolla tapuya tescillerini sağladığı iddia edilerek, görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılması istemi ile kamu davası açılmıştır.
3194 sayılı İmar Yasasının, arazi ve arsa düzenlemesi başlığını taşıyan 18. maddesinin son fıkrasına göre; "Veraset yolu ile intikal eden, bu kanun hükümlerine göre şüyulandırılan Kat Mülkiyeti Kanunu uygulaması, tarım ve hayvancılık, turizm, sanayi ve depolama amacı için yapılan hisselendirmeler ile cebri icra yolu ile satılanlar hariç imar planı olmayan yerlerde her türlü yapılaşma amacıyla arsa ve parselleri hisselere ayıracak özel parselasyon planları, satış vaadi sözleşmeleri yapılamaz". Bu yasal düzenlemenin amacı çarpık yapılaşmayı ve dolaylı olarak bunun doğurduğu, giderilmesi çok güç olan sonuçları önlemektir.
Anılan Yasa hükmünün öngördüğü yasaklamayı bertaraf etmeyi amaçlayan bir kısım kişilerin başvurduğu hileli yöntemlerden biri de, taşınmazın bir kısım hissesini satın almak isteyen kimselerin topluca alacaklı, taşınmazda hisse sahibi olanın da borçlu gösterilmesi suretiyle icra takibine geçilmesi, bu takip sırasında borçlu malikin borcu kabul etmesi ve muvazaalı haciz sonucu yapılan satışlarla esasen yasanın cevaz vermediği hisse devirlerinin gerçekleştirilmesidir.
Nitekim, K... Adliyesinin 1995 yılı Temmuz ayında yapılan olağan denetimi sonucu düzenlenen tavsiyeler listesinde bu yönteme dikkat çekilmiş, bu gibi işlemlerle ilgili olarak Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.6.1992 gün ve 6127-6501 sayılı kararı ile Adalet Bakanlığı Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün 6.6.1994 tarih, 11037 sayılı görüşü dikkate alınarak, 3194 sayılı Yasanın 18/son madde ve fıkrasında yer alan yasağı aşmaya yönelik taleplerin reddedilmesi gerektiği hususunda o yer icra müdürlüklerinin uyarıldığı belirtilmiş, ayrıca bu raporda "Hukuk İşleri Genel Müdürlüğünün Küçükçekmece 1.İcra Müdürlüğünün sorusuna cevaben bildirdiği görüşünde, hisseli satışların yol açtığı çarpık yapılaşmayı önlemesi istenen İmar Yasasının 18.maddesi hükmünde yer alan istisnalardan cebri icra yolu ile yapılan satışların cebri icra yolu ile yapılan hisseli satışları da kapsadığı, Yargıtay 12.Hukuk Dairesinin 11.10.1990 tarih, 1990/6699-9891 sayılı kararında da belirtildiği üzere İ.İ.Y.nın 123. ve devamı maddelerinde, icraen satılacak taşınmazların birden çok kişilerce birlikte satın alınmasını engelleyici bir hükmün bulunmadığı, bununla beraber icra müdürlerinin icra takiplerinde yasanın yasakladığı bir işlemin muvazaa, yasaya karşı hile gibi yasaya aykırı yollarla gerçekleştirilmesine tevessül edildiğini anlamaları halinde talebi reddetmeleri gerektiği, konunun şikayet yolu ile icra tetkik merciine intikal ettirilmesi halinde ise, merci tarafından verilecek karara göre işlem yapılması gerektiği" belirtilmiş, bu müfettiş öneriler listesi Küçükçekmece Adalet Dairesinin tüm birimlerine tebliğ edilmiştir.
Öte yandan, 1995 yılındaki denetim sırasında Küçükçekmece'deki bazı icra müdürlerinin yukarıda belirtilen nitelikteki muvazaalı satış taleplerini kabul ederek yasaya aykırı hisse devrini sağlayan bir kısım işlemleri müfettişlerce soruşturma konusu yapılmıştır. Bu soruşturma sırasında bilgisine başvurulan sanık Nurettin verdiği 7.6.1995 günlü yazılı cevapta özetle; "3-5 ay önce icra müdürlerini odasında topladığını, hisseli satışların çarpık yapılaşmaya neden olduğunu söyleyerek icra müdürlerinden bu tür satışları yapmamalarını istediğini, bu hususta Bakanlığın genelgesi bulunduğunu, buna göre işlem yapmalarının uygun olacağını anlattığını, yine 3. İcra Müdürlüğünün 1995/280 ve 281 Esas sayılı iki ayrı takip dosyasında icra müdürünün olayda muvazaa olduğu gerekçesiyle satışın düşürülmesine karar verdiğini, bunun üzerine takip alacaklısı vekilinin merci hakimliği nezdinde icra müdürünün bu muamelesine karşı şikayet yoluna başvurduğunu, kendisinin verdiği 2.6.1995 gün ve 656-563, 2.6.1995 gün ve 657-562 sayılı kararlar ile şikayeti reddettiğini" belirtmiştir.
Yine 1995 yılı içinde, K... 3. İcra Müdürlüğünün 1995/1705 Esas sayılı takip dosyasında benzer bir yöntem uygulanmış, icra müdürünce "borcun temlik edilmesi suretiyle kanuna karşı hile kullanıldığı ve olayda muvazaa bulunduğu kanısına varılması" nedeniyle satışın düşürülmesine karar verilmiş, bu uygulamaya karşı alacaklı vekilince şikayet yoluna başvurulmuş, sanığın izinde olduğu sırada geçici olarak icra tetkik merci hakimliği görevini yürüten hakim Afife Yıldırım tarafından dosya üzerinde yapılan inceleme sonunda verilen 25.8.1995 tarih ve 953-869 sayılı kararda; "ilamsız takibe ait ödeme emrinin borçluya ertesi gün tebliğ edilmiş olması, borçlunun bilirkişi raporundan aynı gün haberdar olup itiraz sürelerinden vazgeçmesi, satış kararından sonra takip konusu alacağın müşterek bir temlikname ile onbir kişiye devredilmesi, haczedilen hisseli taşınmazın imar planı bulunmayan bir bölgede olması gibi hususlar dikkate alındığında, 3194 sayılı Yasanın 18/son maddesindeki yasaktan kurtulmak amacıyla takip yapılmış olmasının kuvvetle muhtemel olduğu, 3194 sayılı Yasanın 18/son maddesinde cebri icra yoluyla yapılan satışlar bu yasaktan ayrı tutulmuş ise de, alacağın temlikiyle sonuçta hissenin daha da bölünmesi suretiyle satışın yapılması halinde kanun hükmünün bertaraf edilmesi amaçlandığından, satışın düşürülmesi yolundaki icra müdürlüğü kararının yerinde görüldüğü, Yargıtay 14. Hukuk Dairesinin 22.6.1992 tarih, 6127-6901 sayılı içtihadının da bu yolda olduğu, kanun hükmünü bertaraf edecek her türlü muamelenin kanuna aykırı olduğu, ilgililerin cebri icra yolu ile kanuna karşı hile için çare aradıkları sonucuna varıldığı" belirtilerek şikayetin reddine karar verilmiş, temyiz edilen karar Yargıtay 12. Hukuk Dairesince 23.10.1995 gün ve 14084-14167 sayı ile onanmış, dosya Yargıtay'dan döndüğünde bizzat sanık tarafından görülerek kaleme havale olunmuştur.
Tüm bunlar, Küçükçekmece bölgesindeki bazı kişilerin İmar Yasasındaki yasaklayıcı hükmü yasaya karşı hile ve muvazaalı icra takipleri ile aşma çabası içinde olduklarının ve bu konudaki yargısal uygulamanın ne olduğunun sanık tarafından bilindiğini ortaya koyan hususlardır.
Buna karşın bu tarihten sonra, Küçükçekmece 3.İcra Müdürlüğünün 1996/1880, 2407, 2833, 2837, 2889 sayılı dosyalarında gerçekleştirilen bir kısım takiplerin ortak özellikler taşıdığı, bu cümleden olarak, hepsinde de aynı avukat olan alacaklı/alacaklılar vekilinin borçlu aleyhine bonoya dayanarak icra takibine giriştiği, ödeme emrinin aynı gün dairede borçluya tebliğ edildiği, takibin açıldığı tarihte icra dairesine alacaklı/alacaklılar vekili ile birlikte başvuran borçlunun borcu kabul edip yararına olan yasal sürelerden feragat ettiği, borcuna karşılık tapuda malik olduğu taşınmaza haciz konmasına muvafakat ettiği, bu suretle takibin kesinleştiği, aynı gün taşınmaza haciz konduğu, bilirkişi raporunun dairede elden birlikte müracaat eden alacaklı/alacaklılar vekili ile borçluya tebliğ edildiği, yasal sürelerden feragat ettikleri, aynı gün alacaklı/alacaklılar vekilinin satış talep ettiği, aynı gün icra müdürlüğünün satış kararı vererek işlemleri başlattığı, satış günü olarak belirlenen tarihte icra müdürünce, yapılan takiple birden fazla kimsenin taşınmazda hissedar olacağı ve böylece İmar Yasasının 18/son madde ve fıkrasından yararlanılmak istendiği, kanuna karşı hile ya da muvazaa durumunun bulunduğu kanısına varıldığından bahisle alacaklı/alacaklılar vekilinin ihaleye alınmamasına karar verildiği ve satışın ikinci güne bırakıldığı, alacaklı/alacaklılar vekilinin icra müdürünün bu muamelesine karşı İ.İ.Y. hükümlerine göre o yer İcra Tetkik Merciine şikayet yolu ile başvurduğu bulunduğu, merci hakimi olan sanığın 9.1.1997 tarih 39-20 sayılı, 9.1.1997 tarih 40-21 sayılı, 9.1.1997 tarih 41-22 sayılı, 9.1.1997 tarih 42-23 sayılı ve 6.3.1997 tarih 248-216 sayılı kararlar ile; "muvazaanın varlığı veya yokluğunun ancak mahkeme safhasında sunulan taraf delilleri ile ispatlanmasının mümkün olduğu, muvazaa hususunda karar verme yetkisinin mahkemeye ait olduğu, Yargıtay içtihatlarının da bu yönde bulunduğu, İ.İ.K.nın 123 ve ileri maddelerinde de gayrımenkulün birden fazla kişiye satışını engelleyici bir hükmün bulunmadığı, kanun hükmü aksine icra müdürünün bu şekilde karar vermesinin yasaya aykırı bulunduğu" gerekçesi ile icra müdürlüğü kararının kaldırılmasına karar verdiği, bu kararlar gereğince ikinci satış gününde takip konusu taşınmazların başkalarının katılmadığı satışta alacaklılar adına ihale edilerek, ihale kesinleştiğinde tapuya tescili için yazı yazıldığı, böylelikle imar görmeyen yerlerde bulunan taşınmazların hisselere bölünüp satılması işleminin yasaya karşı hile kullanılarak gerçekleştirildiği dosyadaki tutanaklar ve takip dosyaları fotokopilerinden anlaşılmaktadır.
Tanık sıfatıyla talimat yoluyla dinlenen hakim Afife yeminli anlatımında, özetle, yukarıda özetlenen kararla ilgili takip dosyasında muvazaanın gayet açık olduğunu görerek şikayeti reddettiğini, çünkü yapılan takipte alacaklının takibin kesinleşmesinden sonra alacağını temlik ettiğini, alacaklının ve alacak kendilerine temlik edilenlerin vekillerinin aynı avukat olduğunu, takibin çok kısa zamanda kesinleştirildiğini, dosyanın gidişatından, tapu sicil müdürlüğü veya mahkemeler yoluyla yaptırılamayan hisseli satışların bu yolla yaptırılmak ve yasadaki engelin bu şekilde delinmek istendiğinin gayet açık şekilde anlaşıldığını, üstelik bu konuda duyurulmuş bir genelgenin de var olduğunu, o kararı verdiğinde 3. İcra Müdürünün hakim Nurettin'in dosyada muvazaa iddia eden olmadığından şikayetleri kabul ettiğini söylediğini, hatta bir gün hakim Nurettin'in toplu olarak bulunulan bir ortamda, olayda herhangi bir muvazaa iddiasının olmadığını, İmar Kanundaki yasaklar arasında bu tür icra takiplerinin sayılmadığını, bu tür takiplerin sürmesinde bir engel görmediğini söylediğini duyduğunu ifade etmiştir.
Dinlenen diğer tanıklardan Serap özetle, bir bayan avukat ile yanında çalışan bir şahsın hisseli satışlar konusunda aracılık yaptığını kanaatinde olduğunu, bu avukat ile yardımcısının sanık hakimin odasına rahatlıkla girdiklerini ve yardımcı durumunda olan kişinin vatandaşlar arasında işbitirici olarak tanındığını, sanık hakimin icra müdürlüklerini denetlemekle yükümlü olması nedeniyle bu işlemlerden haberdar olduğu kanısında olduğunu,
Tanık Orhan özetle, icra dairesinde yapılmaması gereken hisseli satışların çok sınırlı sayıda avukat tarafından takip edildiğini, en çok da bir avukat ile daha önce Küçükçekmece icra dairelerinde çalışmış bir kişinin bu işleri takip ettiği şeklinde yaygın söylentilerin bulunduğunu, bu avukat ile sanık hakimin odasında normal avukat ilişkilerinin dışında görüşüp sohbet ettiklerine şahit olduğunu,
Tanık Tülin özetle, sanık hakimin dosyaları kucağına alıp bayan avukatın yazıhanesine götürdüğünü duyduğunu,
Tanık Mustafa, özetle, bir gün borçlu ve alacaklının da hazır bulunduğu bir ortamda tetkik mercii hakiminin "İ.İ.Y.nın 18.maddesine göre bu işlemlerde yasalara aykırı bir durum yok, niye yapmıyorsunuz" diyerek telkinde bulunduğunu,
Tanık Necla özetle, sanık hakimin bayan avukat ve yanında çalışan kişi ile onun yeğeni olan kişinin devamlı ilişki içinde olduklarını bizzat gözlediğini, bayan avukatın sanık hakime "baba" diye hitap ettiğini, beyan etmişlerdir.
Bir kısım tanıkların ifadelerinde geçen bayan avukat ile sanık hakimin verdiği kararların ilgili olduğu takip dosyalarında alacaklılar vekili olan avukatın aynı kişi olduğu anlaşılmaktadır.
Tüm bu kanıtların birlikte değerlendirilmesinden; 3194 sayılı İmar Yasasının 18. maddesinin son fıkrasında yer alan ve imarsız taşınmazlarda çarpık yapılaşmayı önlemeye yönelik olan yasaklamanın istisnaları arasında bulunan ve münferit takiplerde yine geçerli olan cebri icra yoluyla yapılan satışlardan yararlanmak suretiyle yasanın mutlak biçimde yasakladığı sonucu elde etmek amacıyla girişilen ve aynı avukatın başlattığı, alacaklı ile borçlunun aynı anda icra dairesine müracaatla tutanağa geçen beyanlarına göre aynı gün bütün tebligatların yapılıp aynı gün yasaca borçluya tanınan sürelerden feragat ederek takibin kesinleştirilip satış talep edilmesi üzerine gerekli işlemlerin yapılması ve değer belirlenmesine ilişkin rapora tarafların itiraz etmeyip aynı gün sürelerden feragat etmeleri gibi hususlar nazara alındığında, yasaya karşı işlem ya da muvazaa niteliğinde olduğunda kuşku bulunmayan, nitekim daha önce benzer bir takip dolayısıyla o yer nöbetçi icra tetkik mercii hakimi tarafından verilip Yargıtay tarafından onanarak kesin yargı halini almış olan kararda konulan teşhisle doğrulanan bu kabil takip muameleleri sırasında icra memurunun satışı düşürmesine karşı alacaklı/alacaklılar vekilinin yaptığı şikayet başvurusu dolayısıyla, icra tetkik mercii hakimi olan sanığın yasalarca kendisine tanınmış olan yargı yetkisi dışına çıkarak 9.1.1997 tarihinde verdiği 39-20, 40-21, 41-22, 42-23 sayılı ve daha sonra da 6.3.1997 tarihinde verdiği 248-216 sayılı kararlarla icra memurunun işlemine karşı vaki şikayetleri reddetmesi gerekirken kabul edip, takibin devamını ve tayin edilen ikinci satış günü başka alıcı çıkmadığından alacaklılara ihale edilmesi suretiyle hisselerin daha da parçalanması sonucu yasanın 18. maddesinin son fıkrasıyla öngörülen yasağa karşın hisse devrinin mümkün hale gelmesini sağladığı, sanığın bu suretle yüklenen suçu bir suç işleme kararı ile gerçekleştirdiği anlaşılmaktadır.
Bu itibarla, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin sanığın zincirleme biçimde görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan cezalandırılmasına ilişkin kararı isabetli bulunduğundan, sanık vekilinin temyiz itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanık vekilinin temyiz itirazının reddi ile Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 17.4.2003 gün ve 35-19 sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 30.09.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy