(765 S. K. m. 230) (3005 S. K. m. 4)
Dava: Görevi savsama suçundan sanık Nurettin'in, hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince 25.01.2001 gün ve 17-3 sayı ile verilen karara karşı sanık tarafından yasa yoluna başvurulması üzerine dosyayı inceleyen Ceza Genel Kurulunca 27.02.2001 gün ve 25-33 sayı ile sanığın yasayolu başvurusunun itiraz niteliğinde olduğu gerekçesi ile görevsizlik kararı verilmiş ve bunun üzerine dosyayı inceleyen 5. Ceza Dairesince 6.7.2001 gün ve 2340-4822 sayı ile sanığın itirazının reddine karar verilmiştir.
Sanığın 4.6.2002 günlü dilekçe ile başvurarak 4616 sayılı Yasanın 4758 sayılı Yasa ile değişik 1/4. maddesi uyarınca hakkındaki yargılamaya devam edilmesini talep etmesi üzerine yapılan yargılamada Yargıtay 4. Ceza Dairesince 08.05.2003 gün ve 25-26 sayı ile, TCY.nın 230/1, 59/2, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 1.091.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, bu cezanın 4616 sayılı Yasanın 4758 sayılı Yasa ile değişik 1. maddesinin 4. bendi uyarınca dava zamanaşımı süresince ertelenmesine, bu süre içinde erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır şahsi özgürlüğü bağlayıcı ceza gerektiren bir suç işlendiğinde ertelenen cezanın da aynen infaz edilmesine, aksi takdirde mahkûmiyetin vaki olmamış sayılmasına karar verilmiştir.
Bu kararın da sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Hükmün esasının incelenmesine geçilmeden önce bir Kurul Üyesi tarafından, olayın kolluk görevlilerince süresinde bildirilip bildirilmediğinin araştırılması suretiyle soruşturmanın genişletilmesi gerektiğinin ileri sürülmesi üzerine, bu husus Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca önsorun olarak ele alınmış, yapılan oylamada yasal oyçokluğu ile soruşturmanın genişletilmesine yer olmadığı kararlaştırılıp esasın incelenmesine geçilmiştir.
Kadıköy Adalet Dairesinde adalet müfettişince yapılan soruşturma sonucunda düzenlenen 27.02.2000 günlü soruşturma raporunda; sanık C.Savcısı Nurettin tarafından kaleme alınan 26.11.1997 günlü ve 1997/19759 sayılı takipsizlik kararında, iş bölümü ve nöbet durumuna göre baktığı evrakta herhangi bir müdahalede bulunmadan, kolluktan geldiği şekliyle takipsizlik kararı verdiği;
Olay günü sanığa haber verilmesine rağmen derhal olay yerine giderek inceleme yapmadığı, telefon talimatıyla soruşturmayı yürütmeye çalıştığı, kolluk tarafından ifadelerine başvurulan bir kısım tanıkların ifadeleri arasında çelişki bulunmasına karşın bu hususu düzeltmeye çalışmayıp kolluğun intihar konusundaki düşüncesine katılarak Ahmet Çoban adlı kişinin, eşi ve yengesini öldürdükten sonra intihar ettiğini kabul ederek takipsizlik kararını düzenlediği;
Olaydan hemen sonra kolluk görevlilerince olayın gerçekleştiği evde yapılan araştırmada bir adet el yapımı 7.65 mm. çapında tabanca, 5 adet dolu fişek, 3 adet boş kovan bulunduğu, maktül Ahmet'in el svapının alındığı, 05.11.1997 günlü ekspertiz raporunda 3 kovandan 1 adetinin maktülden elde edilen tabancadan, diğer ikisinin ise elde edilemeyen tek bir silahtan atıldığının bildirilmesi üzerine olay yerinde yapılan araştırmada, 7.65 mm. çaplı Vzor marka tabancanın, gizlendiği yerden çıkartılarak görevlilere teslim edildiği ve 07.11.1997 günlü ekspertiz raporuyla diğer kovanların bu tabanca ile atıldığının belirlendiği;
Yine maktül Ahmet ile kardeşi Mehmet'dan alınan el svaplarının incelenmesi sonucunda düzenlenen 06.11.1997 günlü ekspertiz raporunda, maktül Ahmet'e ait sol el iç ve sağ el iç, Mehmet Çoban'a ait sağ el iç ve sağ el dış svap örneklerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit edildiği, ayrıca not olarak, "1- Atış artıklarının hem avuç içi, hem de el üzerinde çıkması o elin ateş ettiğini gösterir. 2- Atış artıklarının avuç içlerinde çıkması, o şahsın kirli silah veya ateş eden el ile temas ettiğini gösterir." açıklamasının yazıldığı, bu açıklama doğrultusunda maktül Ahmet'in tabanca ile ateş etmediği, delilleri karartmak düşüncesiyle tabancanın eline tutuşturulmuş olabileceği gözetilmeden, tanık ifadeleri arasındaki çelişkinin giderilmesi için bir gayret sarfetmeden, keza maktüllere ait otopsi tutanakları dahi beklenmeden, mevcut kanıtlar karşısında hiç olmazsa takdirin olduğu düşünülmeden takipsizlik kararı vermekle sanığın hatalı davrandığından hakkında kovuşturma yapılması gerektiği kanaatine varıldığı belirtilmiştir.
Adalet Bakanlığınca 29.05.2000 tarihinde kovuşturma izni verilmesi üzerine, Üsküdar C.Başsavcılığınca 06.06.2000 gün ve 18070-4858 sayılı iddianame ile sanık hakkında son soruşturma açılması talep edilmiş ve Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesince 11.08.2000 gün ve 228-272 sayı ile sanığın, TCY.nın 230. maddesi gereğince yargılanıp cezalandırılması için son soruşturmanın Yargıtay 4. Ceza Dairesinde açılmasına karar verilmiştir.
Sanık Nurettin, Adalet Müfettişine sunduğu yazılı savunmada, olay günü güvenlik görevlilerinin, olay yerine giderek maktüller Menekşe ve Güleser'in cesetlerini SSK. Göztepe Hastanesine kaldırdıklarını, intihar eden sanık Ahmet'ın cesedinin de Haydarpaşa Numune Hastanesine kaldırılmış olduğunu, olay yerinde gereken incelemeyi yaptıklarını telefonla bildirdiklerini, cesetler kaldırıldığı ve gereken incelemenin yapıldığını da öğrendiği için olay yerine gitme gereğini duymadığını, telefonla devamlı olarak güvenlik görevlileri ile temas kurarak, elde edilen silahların balistik incelemelerinin yapılması, ölen kişilerin el svaplarının alınması, olay hakkında bilgi ve görgüsü olan kişilerin beyanlarının alınması talimatını verdiğini, ertesi günü de Göztepe SSK. Hastanesine giderek maktüllerin ölü muayenelerini yapıp otopsileri için Adli Tıpa gönderdiğini, emniyetten evrak tamamlanarak önüne geldiğinde, bilgi ve beyanları, özellikle aynı zamanda görgü tanığı olup intihar eden sanığın annesi Hatice Çoban'ın, maktül Menekşe'nin eşi olan Raşit Çoban ile Mehmet Çoban'ın beyanlarını dikkate alarak olayın cinayet ve intihar olduğunu tavsif edip, mesleki kanaatine göre sanık intihar ettiğinden TCY.nın 96/1. maddesine göre takipsizlik kararı verdiğini, İstanbul Emniyet Müdürlüğü Kriminal Laboratuarının verdiği el svapları ile ilgili raporda, olayın görgü tanığı olarak gözüken Mehmet Çoban'ın sağ el iç ve dış kısmında atış artıklarına rastlandığı ve ateş edildiği belirtilmiş ise de tanıklardan Raşit ve Mehmet Çoban'ın beyanlarına göre, olaydan hemen sonra kapıyı kırıp içeri girdikten sonra Mehmet'in, olayda kullanılan tabancayı eline aldığı, daha sonra yere düşerken sağ el üst kısmının tabanca ile temas kurması nedeniyle atış artıklarının tespit edildiğinden, el svaplarının atış sonucu olmayıp temas sonrasında bulaştığı düşüncesine varılarak dikkate alınmamış olduğunu, olayın cinayet, akabinde intihar olduğu kanaatine varması nedeniyle Adli Tıptan gelecek otopsi raporlarının sonucu değiştirmeyeceği düşüncesiyle ve evrakın sürüncemede kalmaması için takipsizlik kararı verdiğini, bu kararın evrak içerisindeki beyan ve bulgulara uygun olarak verildiğini, kaldı ki balistik raporlarının yüzde yüz doğru olduğunun tartışmalı olduğu gibi Adli Tıp raporlarının da % 70'nin yanlış olduğunun bilim adamları tarafından dile getirilmekte olduğunu, bu raporların soruşturmalara ışık tutmakta olup % 100 itibar edilmesinin gerekmediğini; verdiği takipsizlik kararlarının kesin hüküm niteliğinde olmayıp itirazı kabil olduğunu, yeni bir delilin ortaya çıkması ve denetim sırasında da her zaman ele alınıp incelenmesi mümkün kararlardan olduğunu, kazai görevinden dolayı tamamen mesleki kanaatine dayanarak verdiği karardan dolayı soruşturma geçirdiğini, uygulamada idamla yargılanan sanıklar hakkında kanıt yetersizliğinden verilen beraat kararlarının Yargıtay tarafından bozulması üzerine bu kez mahkumiyet kararı verilmekte olduğunu, bu durumda beraat kararını veren bütün hakim ve savcıların kanaatlerinden dolayı soruşturma geçirmeleri gerektiğini, elinde atış artıkları bulunan Mehmet Çoban'ın suç işlediği ya da suça katıldığına dair en ufak bir ihbar ve şikayet bulunmadığını, aradan uzun bir süre geçmesine rağmen de herhangi bir ihbar yapılmadığını, bu kişinin 3 kişiyi öldürdükten sonra senaryo hazırlamasının mantıken mümkün olmadığını, gerek kadın tarafının gerekse erkek tarafının birçok akrabaları bulunduğundan böyle vahim bir olayı bildirmemeleri ve duyarsız kalmalarının düşünülemeyeceğini, kaldı ki sanık hakkında bir soruşturma yapılabilmesi için bir isnat olmasının gerektiğini, ortada bir isnat bulunmadığını, verdiği takipsizlik kararının usul ve yasaya uygun olup görevde kayıtsızlık ve düzensizliğinin söz konusu olmadığını belirtmiş, Üsküdar 2. Ağır Ceza Mahkemesine sunduğu 19.06.2000 günlü dilekçede de benzer şekilde savunma yapmıştır.
Duruşmada, savunma dilekçelerini tekrar ettiğini, olay günü saat 18.30'da cinayet sonucu intihar olayının meydana gelmiş olduğunu, yakınlarının ve apartmanda oturan diğer sakinlerin kapıyı kırarak içeriye girdiklerinde maktül sanık Ahmet Çoban'ın yaşayacağı düşüncesiyle Haydarpaşa Numune Hastanesine, maktüle Menekşe'ın cesedini ise aynı apartmanda bulunan evine götürdükten sonra durumu mahalli polis karakoluna bildirdiklerini, görevlilerin olay yerine 19.30'da gittiklerini ve cinayet masasından ekip istediklerini, cinayet masası ekibinin olay yerine gelerek gerekli araştırma ve incelemeyi yapıp olay yerini kamera ile görüntülediklerini, olay yerindeki üçüncü cesedi ve diğer eve götürülen cesedi Göztepe SSK Hastanesine kaldırdıklarını, olay yeri olan dairenin kapısını mühürleyerek olay yerinden ayrıldıklarını, mahalli karakolda bulunan nöbetçi polisin saat 22.30 sıralarında nöbetçi savcı olması nedeniyle olay hakkında kendine bilgi verdiğini, olay yerinde gereken araştırma ve inceleme yapıldığı için, gerek olayın bildirildiği saatte gerekse bir gün sonra olay yerine gitmeye gerek görmediğini, pratik bir faydası olmayacağını düşündüğünü, olayı polislerden öğrendikten sonra yapacakları işlemler hakkında telefonla talimat verdiğini, müfettiş tarafından soruşturmayı telefonla yönlendirdiği iddia edilmişse de cesetler olay yerinden kaldırıldığı için yapılacak başkaca bir işlem bulunmadığını, balistik raporu alındıktan sonra olayda iki adet tabanca kullandığının anlaşıldığı bilgisinin verilmesi üzerine, olay yerinde tekrar arama yapılması ve akrabaları ile temasa geçilerek kullanılan ikinci tabancanın elde edilmesi talimatını verdiğini, olay yerinden maktül Ahmet'in annesi tarafından alınarak gizlenen ikinci tabancanın da zapt edildiğini, yine müfettiş raporunda üçüncü bir tabancanın kullanıldığı iddia edilmişse de bunun gerçek olmadığını, olay yerinde başka bir tabancadan deneme atışı yapılan bir mermi bulunduğunu, maktül sanık Ahmet olayı önceden planladığından, bir tabancanın tutukluk yapması halinde ikinci bir tabanca kullanmasının gerekeceğini düşünerek, ailede Karadeniz kökenli olduğundan birçok tabanca bulunmasının mümkün olduğunu, birden fazla tabancanın kullanılmasının dördüncü bir kişinin olaya katıldığı anlamına gelmeyeceğini, maktül sanık Ahmet'in cesedi Üsküdar C.Savcılığının sınırları içinde bulunan Haydarpaşa Numune Hastanesine götürüldüğünden doğal olarak ölü muayenesinin bu Savcılık tarafından yapıldığını, bu rapor görülerek ölü muayenelerini yapmadığı iddia edilmişse de bu iddianın gerçek dışı olduğunu, maktüllere ait cesetlerin ölü muayenesinin Göztepe SSK Hastanesinde kendi nezaretinde yapıldığını ve tutanağın da dosyada olduğunu, olayın cinayet, arkasından intihar olduğu ve failin olay sırasında öldüğü konusunda kesin bir kanaate vardığından, Adli Tıptan gelecek rapor da sonucu değiştirmeyeceğinden evrakı bir sonraki yıla devretmemek için takipsizlik kararı ile sonuçlandırdığını, tüm çabalara ve zorlamalara dayalı olarak açılan davada Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin ikinci oturumda beraat kararı vermesinin de bunu doğruladığını, olayı yanlış algılayıp değerlendirmesi sonucunda soruşturmanın devamında dördüncü bir kişinin çıkması halinde dahi, bu durumun hukuk mantığı açısından kendi cezai sorumluluğunu gerektirmeyeceğini, kişisel yanılgı sonucu yargılanmasının düşünülemeyeceğini, Adalet Müfettişinin yanlı davrandığını söylemiştir.
Tanık Ali, olay günü karakol nöbetçi amiri olduğunu ve saat 19.00 sıralarında olay yeri eve gidildiğinde iki cesetle karşılaşıldığını, bunun üzerine durumun Kadıköy nöbetçi C.Savcısına bildirildiğini, kendisinin olay yerine gelmediğini, durumu bildirmeleri üzerine telefonla cesetleri SSK hastanesi morguna kaldırmalarını söylediğini, zaten olayın aile içi kavga neticesinde olduğunu belirtmiş, dosya içerisinde bulunan, cesetlerin hastaneye sevkine ilişkin yazı okunarak sorulduğunda ise, yazı altındaki imzanın kendisine ait olduğunu, cesetlerin hastaneye kaldırılmadan önce yasal gereği de olduğu için bildirmeleri gerektiğinden, sanık savcının talimatı üzerine hastaneye götürüldüklerini, yazı içeriğinin doğru olduğunu beyan etmiştir.
Dosya arasında bulunan Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinin 2001/111 esas sayılı dosyasının incelenmesinde;
04.11.1997 günü saat 20.00'de Olay Yeri İnceleme Ekipler Amirliğine bağlı ekip tarafından düzenlenen olay yeri inceleme raporunda, Ahmet'ın, Güleser ( 1969 ) ve Menekşe ( 1959 )'ı öldürdükten sonra olay yerinde intihara teşebbüs ettiği, Haydarpaşa Numune Hastanesine kaldırılmış olduğu, sanığın, Güleser'i salonun yanındaki odada vurmuş olduğu, Menekşe'nin ise vurulduktan sonra ailesi tarafından yandaki eve taşınmış olduğu, salonda kanepenin dibinde bir adet el yapımı 7.65 mm. Astra silah, 5 adet dolu fişek, 3 adet 7.65 mm. MKE boş kovanın zapt edildiği, sanığın el svaplarının hastanede alınmış olduğu, olay yerinde video, fotoğraf ve delil araştırması yapıldığı, delillerin ve maktüllerin ayrı ayrı fotoğraflarının alındığı ve delillerin karakol görevlilerine teslim edildiği belirtilmiş; Küçükbakkalköy karakolu görevlilerince saat 23.30'da düzenlenen olay yeri inceleme ve tespit tutanağında da benzer saptamalara yer verilmiştir. Olay yerine ilişkin bu tespitler doğrultusunda ayrıntılı krokiler düzenlenmiştir.
Aynı tarihte Haydarpaşa Numune Hastanesi Başhekimliğince saat 19.45'te düzenlenen raporda Ahmet'ın sağ temporalde ateşli silah giriş, sol temporalde çıkış deliği olduğu halde yoğun bakıma yatırıldığı belirtilmiş, Küçükbakkalköy karakolunca adı geçenin durumunun sorulmasına ilişkin müzekkere üzerine ise, Dr.Hakan imzası ile saat 20.30'da öldüğüne ilişkin not yazılmıştır.
04.11.1997 tarihinde Küçükbakkalköy Karakolunca, SSK Göztepe Hastanesine hitaben yazılan müzekkerede, öldürülen Güleser ve Menekşe'ye ait cesetlerin gerekli tahkikat ve inceleme yapılması için, Kadıköy nöbetçi Cumhuriyet Savcısının emirleri ile hastane morguna kaldırılması, teslim ve muhafaza altına alınmasının istendiği belirtilmiş olup yazı karakol amiri sıfatıyla tanık Başkomiser Ali Kemal Yılmaz tarafından imzalanmıştır. Müzekkerenin arkasına hastane görevlisi Cevat tarafından cesetlerin saat 22.00 itibariyle çıplak olarak teslim alındığı açıklaması yazılmıştır.
05.11.1997 tarihinde düzenlenen ölü muayene tutanaklarının incelenmesinde, sanık C.Savcısı hazır olduğu halde SSK Göztepe Hastanesinde saat 09.30'da maktüller Güleser ve Menekşe'ın yapılan ölü muayenelerinin saat 10.10'da bittiği ve klasik otopsi için cesetlerin Adli Tıp Morg İhtisas Dairesine gönderilmesine karar verildiği; Ahmet'ın ölü muayenesinin ise Üsküdar C.Savcısınca Haydarpaşa Numune Hastanesinde yapılarak bu cesedin de klasik otopsi için Adli Tıp Kurumuna sevk edilmesine karar verildiği anlaşılmaktadır.
İstanbul Kriminal Polis Laboratuarınca 05.11.1997 tarihinde düzenlenen ekspertiz raporunda, olay yerinden elde edilen 3 adet boş kovandan bir adetinin yine olay yerinden elde edilen el yapısı tabancadan, diğer ikisinin ise elde edilemeyen bir silahtan atılmış oldukları, bir adet patlamamış fişeğin kapsülü üzerinde bulunan ateşleme iğne izinin de elde edilemeyen bir silaha ait olduğu belirtilmiştir.
Aynı laboratuarca 06.11.1997 tarihinde düzenlenen ekspertiz raporunda ise, olay nedeniyle ölen Ahmet ile olay yerinde Mehmet'ın ellerinden alınan svapların incelenmesi sonucunda Ahmet'ın sol el iç ve sağ el iç, Mehmet'ın ise sağ el iç ve sağ el dış svap numunelerinde atış artıklarının bulunduğunun tespit edildiği belirtilmiş, not olarak da; "1- Atış artıklarının hem avuç içi hem de el üzerinde çıkması o elin ateş ettiğini gösterir. 2- Atış artıklarının avuç içlerinde çıkması o şahsın kirli silah veya ateş eden el ile temas ettiğini gösterir." açıklaması yazılmıştır.
06.11.1997 tarihinde düzenlenen tutanakta, olayda ikinci bir silah kullanıldığının belirlenmesi üzerine olay yeri olan evde, Raşit hazır olduğu halde yapılan aramada girişte sağ tarafta bulunan yatak odasında sağ taraftaki çekyatın altında poşete sarılı vaziyette boş ve horozu normal halde 7.65 mm. çaplı Vzor marka bir adet tabancanın bulunarak zapt edildiği belirtilmiştir.
07.11.1997 günlü ekspertiz raporunda olay yerinden elde edilen diğer 2 adet boş kovanın Vzor marka silahtan atılmış olduklarını tespit edildiği bildirilmiştir.
Olay ile ilgili olarak maktül Ahmet'in kardeşi ve Menekşe'nin eşi olan Rıza'nın, maktül Ahmet'in annesi Hatice, kardeşi Mehmet, maktül Ahmet'in önceki eşinden kızı Semra, apartman sakinleri Yıldıray ve Süleyman, akrabalardan Sadi, Engin, Sami ve Ahmet'in ifadelerinin kolluk görevlilerince alındığı anlaşılmaktadır.
Sanık C.Savcısının imzası ile 26.11.1997 gün ve 28853-19759 sayı ile; "Maktül-sanık Ahmet, kıskançlık nedeniyle maktüle yengesi Menekşe ve eşi Güleser'i kasten öldürdükten sonra, suçta kullandığı silahlardan birisiyle kafasına bir mermi sıkarak intihar ettiği anlaşıldığından, TCY.nın 96/1 maddesi uyarınca kamu adına kovuşturmaya gerek olmadığına" şeklinde karar verilmiş ve nöbetçi sulh ceza mahkemesine yazılan bir müzekkere ile de emanette kayıtlı tabancalar ve boş kovanların TCY.nın 36. maddesi uyarınca zoralımlarına karar verilmesi talep edilmiştir.
Maktüllerden Ahmet'e ait 21.01.1998 günlü, menekşe'ye ait 26.02.1998 günlü ve Güleser'e ait 10.06.1998 günlü otopsi raporlarının hazırlık evrakına sonradan eklendikleri;
Kadıköy Cumhuriyet Başsavcısı tarafından 25.02.2000 tarihinde el yazısı ile C.Savcısı Ertan'a hitaben yazılan yazı ile hazırlık evrakının ele alınarak dosyanın ve olayın incelenmesi talimatının verildiği anlaşılmaktadır.
Yapılan soruşturma sonucunda 24.04.2001 gün ve 5264-2695 sayılı iddianame ile Mehmet hakkında maktüle Güleser'i kasten silahla öldürdüğü, maktüle Menekşe'yi ise müstakil faili belli olmayacak şekilde maktül-sanık Ahmet ile birlikte öldürdükleri iddiası ile kamu davası açılmıştır.
Kadıköy 2. Ağır Ceza Mahkemesince yapılan yargılama sonucunda 16.10.2001 tarihinde; " sanık Mehmet tarafından, maktüller Güleser ve Menekşe'ın her ne şekilde olursa olsun, öldürdüğüne dair samimi görülen savunmaları aksine, mahkumiyetine hüküm tesisini gerektirecek yeterli, kesin ve inandırıcı deliller mevcut görülmediğinden" gerekçesiyle beraatına karar verilmiştir.
Bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
3005 sayılı Meşhud Suçların Muhakeme Usulü Yasasının 4. maddesinin 5. fıkrası "Bundan evvelki fıkralarda,delillerin tespitine mütaallik olmak üzere zabıtaya verilmiş olan vazife,ağır ceza mahkemesinin vazifesine giren meşhut cürümlerde münhasıran Cumhuriyet Müddeiumumisine aittir." hükmünü taşımaktadır.
TCY.nın 230. maddesinde ise, "Hangi nedenle olursa olsun memuriyet görevini yapmakta savsama ve gecikme gösteren veya üstünün yasaya göre verdikleri buyrukları geçerli bir neden olmadan yapmayan memur ... cezalandırılır." hükmü yer almaktadır.
Bu hükümden de anlaşılacağı üzere, belli bir kamu hizmeti veya görevi yapan memurun yapmakla görevli olduğu işi yapmaması veya yasaya göre yapılması gereken biçimde yerine getirmemesi veya geciktirmesi suç sayılmıştır. Bu suç kasten işlenebilen suçlardan olup, oluşması için, memurun görevini bilerek ve isteyerek savsaması gerekir.
Öte yandan Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce 16.10.1996 gün ve 15-83 sayılı Genelgenin 20 numaralı bendinde; "Cinayet, intihar, kaza gibi adli ölüm olaylarında ölü muayenesi ve otopsi işlemi yapmak üzere vak'a mahalline gidilmesinde gecikilmemesi, nöbetçi Cumhuriyet savcılarının bu gibi vak'alarda sür'atle olay yerine intikal edecek şekilde hazırlıklı bulunmaları ve nöbetçi ekibini de hazır tutmaları, CİGM. 8.7.1946 gün ve 45/14 sayılı Genelgemizde de belirtildiği üzere çok zorunlu bir neden olmadıkça otopsi ya da ölü muayenesi işlemlerinin, olay yeri incelemesi yapılmak ve tutanağa bağlanmak suretiyle bulunduğu mahalde gerçekleştirilmesi" hususu teşkilata duyurulmuştur.
Somut olayda sanık, adam öldürme olayında failin yaralı olarak hastaneye kaldırılması ve kolluk gözetiminde olması itibariyle ağır cezalık suçüstü hali sayılacak nitelikte bir olay olduğu halde hazırlık soruşturmasını yasanın buyurduğu şekilde kendisi yürütüp delilleri toplaması gerekirken bu işi kolluk görevlilerine bırakmış, Bakanlık Genelgesine rağmen olay yerinde inceleme yapmamış, kolluk tarafından alınan tanık ifadelerindeki çelişkileri giderecek şekilde bu tanıkların ifadelerini almamış ve sistematik otopsiye ilişkin Adli Tıp Kurumu raporlarını dahi beklemeden, delilleri değerlendirmeye tabi tutmadan soruşturmayı, kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin kararla sonuçlandırmıştır. Sanığın sabit olan bu eylemleri, bir bütün halinde görevin yasaya göre yapılması gereken biçimde yapılmaması suretiyle savsaklanması niteliğindedir.
Bu itibarla Özel Dairece sanığın cezalandırılması isabetli olup, sanığın temyiz itirazlarının reddiyle hükmün onanmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise; "Dosyada mevcut delillerin sanığın savunmasının aksini kanıtlamaya yeterli olmadığı, kolluk tarafından olayın geç bildirilmesi nedeniyle sanık C.Savcısının olay yerine gidemediği, toplanan kanıtlara göre kovuşturmaya yer olmadığına ilişkin verdiği kararın hukuki görüşünü yansıttığını, buna göre görevini yerine getirdiği anlaşılmakla hükmün bozulmasına karar verilmelidir." görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, sanığın temyiz itirazının reddi ile Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 08.05.2003 gün ve 25-26 sayılı kararının ONANMASINA, dosyanın bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 07.10.2003 günü oyçokluğu ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy