(765 S. K. m. 36, 51, 55, 59, 61, 95, 308, 456, 457) (647 S. K. m. 4, 5)
Dava: Silahla etkili eylem suçundan sanık Cemil'in TCY'nın 456/1, 457/1, 51/1 ve 59/2 ve 647 sayılı Yasanın 4 ve 5. maddeleri uyarınca 711.828.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, cezanın taksitlendirilmesine ve suç aleti av tüfeği ile boş hartuşların TCY'nın 36. maddesi uyarınca zoralımına ilişkin Bergama Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 02.10.2001 gün ve 461-553 sayılı hüküm sanık vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 16.12.2002 gün ve 15801-18422 sayı ile;
"1- Sanığın yakınandan alacağını defalarca istemesi, olay günü de teklifini yenilemesi, olumsuz cevap alınca da onu tüfekle yaralaması karşısında, korkutarak alacağını alma amacıyla hareket ettiği gözetilmeden TCY'nın 308/3, 61. maddeleri yerine aynı Yasanın 456/1, 457/1. maddeleriyle hüküm kurulması,
2- Aynen çektirilmesine karar verilen erteli cezanın 4616 sayılı yasanın kapsamında kalması nedeniyle infaz edilemeyeceğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden oyçokluğu ile bozulmuştur.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 4.2.2003 gün ve 152591 sayı ile;
"Mahkemece yapılan yargılama sonucunda sanığın yaralama suçundan TCK.nun 456/1, 457/1, 51/1. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına karar verilmiştir. Müştekinin, daha önce hırsızlık süsü vererek müşterek iş yerlerinin kapanmasına vesile olan davranışı ile aylarca alacağını isteyen sanığa parasını ödememesi veya ödeme yerine geçen sanığa tatmin edecek bir teminat vermemesi ve verdiği çekte sahtecilik olduğunu ileri sürüp sanığı şikayet etmesi gibi davranışları mahkeme tarafından hafif haksız tahrik olarak kabul edilmiş, olayda TCK.nun 308/3. maddesinde yazılı suçun unsurlarının oluşmadığı belirtilmiştir.
Toplanan delillerden; sanığın müştekiden alacağını istemesi, müştekinin vermeyeceğini söylemesi üzerine, sanığın, alacağını alamamanın getirdiği kızgınlıkla müştekinin bacaklarına hedef alarak ateş edip yaralamasına müteakip olay yerinden ayrılması ve karakola teslim olması biçiminde gelişen hadisede; yaralama suçunun bütün unsurları oluşmuş durumdadır. Sanık uzun süre borcunu ödemeyen müştekiyi yaralama kastı ile hareket etmiş, onun bacaklarına silah ile ateş ederek her iki bacağını diz bölgesinden yaralamıştır. Sanığın yaralama kastıyla hareket ettiği, sanığın olayın hemen sonrasında polis memurları tarafından saptanan ifadesi ile bu beyanı doğrulayan olay yeri gösterme tutanağındaki anlatımı ve sorgudaki ifadesinden anlaşılmaktadır. Kendiliğinden hak alma suçunun oluştuğunu kabul etmek için olayda alacağın alınması veya alınmaya çalışılmasının sübut bulması gerekmektedir. Olayımızda alacak paranın alınması veya alınmaya çalışılması söz konusu değildir. Alacağın salt söz ile istenmesinde alacağın alınmaya uğraşıldığından bahsedilemez. Alacağın istenmesi ve verilmediğinde kişinin yaralanması durumunda kendiliğinden hak alma suçu değil, yaralama suçu oluşur. Bu durumda alacağın ödenmemesi ancak sanık için hafif haksız tahrik sebebi sayılabilir. Aksi durum, bizi aralarında alacak ve borç ilişkisi bulunan müşteki ve sanıklar arasında gerçekleşen tüm bu eylemlerin yaralama değil, kendiliğinden hak alma suçunu oluşturduğu gibi yanlış bir kabule götürür. Uzun süredir istediği alacağının müşteki tarafından ödenmemesi ve müştekinin bu olay ile ilgili olarak kendisi hakkında tahrik edici sözler söylemesi nedeniyle kızgınlık içerisinde bulunan ve müştekiyle buluşmak üzere anlaştığı olay yerine av tüfeği ile gelen sanığın, yeniden alacağını istemesinden sonra müştekinin vermeyeceğini söylemesi üzerine av tüfeği ile ateş ederek müştekiyi yaralaması nedeniyle TCK.nun 456/4, 457/1, 51/1. maddeleriyle cezalandırılması oluşa uygun düşmektedir.
Mahkemece getirtilerek dava dosyası içerisine konulan ve sanığın adli sicil kaydında yazılı bulunan Bergama Sulh Ceza Mahkemesinin 22.12.1999 tarih ve 1999/692 esas, 880 karar sayılı kararının incelenmesinde; sanığın 18.05.1999 günü işlediği yaralama suçundan dolayı TCK.nun 456/4, 55/3. maddeleri uyarınca 1.013.333 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına karar verildiği ve cezanın 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince tecil edildiği, hükmün 11.02.2000 tarihinde kesinleştiği ve erteli bu cezanın başka bir hüküm nedeniyle de infazına karar verilmediği anlaşılmıştır.
Sözü edilen erteli cezaya konu suç; fiilin niteliği ve tarihi itibariyle 4616 sayılı Yasa kapsamında değildir. Dolayısıyla; mahkemece, mahkumiyet hükmü ile birlikte bu erteli cezanın TCK.nun 95/2. maddesi uyarınca aynen infazına karar verilmesi gerekirken; bu hususta bir karar verilmemesi yasaya aykırıdır. Bu yasaya aykırılık hali, hükmün sanık tarafından temyiz edilmesi sebebiyle Başsavcılığımız tarafından düzenlenen tebliğnamede bozma nedeni sayılmamış, bu husus yalnızca eleştiri konusu edilmiştir. Ancak, mahkemece verilen kararda erteli cezanın aynen infazına dair bir hüküm fıkrası bulunmadığı halde; Yüksek Dördüncü Ceza Dairesi, kararda aynen infaza ilişkin bir hüküm fıkrası varmış gibi yukarıda sözü edilen kararını tesis etmiştir." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire onama kararının kaldırılmasını talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın silahla etkili eylem suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık;
a ) Sanığın eyleminin silahla etkili eylem suçunu mu yoksa kendiliğinden hak alma suçunu mu oluşturduğuna,
b ) Yerel Mahkemece sanığın erteli cezasının aynen çektirilmesine karar verilip verilmediği hususlarına ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu hususları bu sıra içinde inceleyecek olursak;
1- Türk Ceza Yasasının 2. kitabında, "Adliye Aleyhinde Cürümler" başlığını taşıyan Dördüncü Babında yer alan "kendiliğinden hak alma" cürmü 308. maddede düzenlenmiştir. Anılan maddede;
"Bir kimse hükümete müracaata muktedir olduğu ahvalde iddia eylediği bir hakkı istihsal maksadıyla eşya üzerinde kuvvet sarfıyla kendiliğinden hakkını ihkak ederse ... mahkum olur.
Eğer fail eşya üzerinde değil de eşhasa karşı tehdit veya şiddet istimal etmiş olursa ... mahkum olur.
Şiddet silah ile veya dövmek veyahut yaralamak ile vukua gelirse işbu dövmek veya yaralamaktan dolayı 456 ncı maddenin birinci fıkrasında beyan olunan ahvalden daha ağır bir netice husule gelmediği takdirde ... aşağı olamaz.
Cürmün faili hakkını ispat ederse göreceği cezanın dörtte üçü kadarı indirilebilir..." hükmü yer almaktadır.
Bu suçun oluşması için; kişinin yetkili makama başvurarak hakkını alması yerine iddia ettiği hakkı kendiliğinden ve zor kullanarak elde etmesi gerekir. Fail, bu suretle kendisine ait olmayan bir yetkiyi kullanmakta ve toplum düzenini bozmaktadır. Suç, eşya veya kişiler üzerinde zor kullanarak işlenmektedir.
Kendiliğinden hak alma suçunun kişiler üzerinde etkili eylemde bulunarak gerçekleştirilmesi şiddet nedeni sayılmıştır. Burada sözü edilen etkili eylem TCY'nın 456. maddesinin birinci fıkrasında yazılı olandan daha ağır olmayan bir etkili eylemdir.
Bu suçun oluşumu için genel kast yeterli değildir. Ayrıca failde "özel kast"da aranır. Özel kast ( saik ) bu suç için bir hakkı elde etme amacıdır. Diğer bir deyişle, fail kendisine ait olduğunu iddia ettiği bir hakkı elde etmek saiki ile hareket etmiş olmalıdır. Tehdit, cebir kullanma gibi suçların kendiliğinden hak alma suçuyla maddi unsurları ve genel kast bakımından farkları yoktur. Öğretide ve yargısal kararlarda da vurgulandığı üzere kendiliğinden hak alma suçunu diğer suçlardan ayıran en önemli ölçüt, bu suçun failinin bir hakkı elde etmek saiki ile hareket etmiş olmasıdır.
İnceleme konusu olayda;
Sanığın, önceki ortaklıkları nedeniyle mağdurdan alacağını bir çok kez istemesine karşın alamaması, borca karşılık verilen çekte sahtecilik yaptığı ileri sürülerek şikayetçi olunması ve mağdurun kendisi hakkında gıyabında tahrik edici sözler söylemesi nedeniyle olay gecesi telefon edip dışarı çağırdığı mağdura "bu borç meselesini ne yapacağız" diye sorduğu, mağdurun da durumu düzelince ödeyeceğini söylemesi üzerine, alacağını elde etmeye yönelik herhangi bir harekette bulunmaksızın kızgınlıkla av tüfeği ile ateş edip bacağından vurarak 15 gün iş ve gücüne engel biçimde yaraladığı ve olay yerinden ayrıldığı anlaşılmaktadır. Sanığın mağdura yönelik etkili eylemini alacağını elde etme amacıyla değil, alacağını elde edememekten duyduğu kızgınlıkla gerçekleştirmesi nedeniyle olayda kendiliğinden hak alma suçunun manevi unsuru oluşmamıştır. Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının, eylemin haksız tahrik altında silahla etkili eylem suçunu oluşturduğuna ilişkin itiraz yerinde olup kabulüne karar verilmelidir.
2- Öte yandan, Yerel Mahkemece sanığın erteli cezasının TCY'nın 95/2. maddesi uyarınca aynen infazına ilişkin bir hüküm kurulmadığı halde, Özel Daire "sanığın aynen çektirilmesine karar verilen erteli cezasının 4616 sayılı Yasanın kapsamında kalması nedeniyle infaz edilemeyeceğinin gözetilmemesi" gerekçesiyle hükmü bozmuştur. Bozmanın zuhule müstenit olması bakımından Yargıtay C.Başsavcılığının bu hususa yönelen itirazının da kabulü gerekir.
Ancak Yerel Mahkemece sanığın silahla etkili eylem suçunu işlediği kabul edilerek uygulama yapılmış ve bu kabulde bir isabetsizlik bulunamamakta ise de, 10.2.2003 gün ve 25020 mükerrer Sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak aynı gün yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasanın 1. maddesi ile TCY'nın 30. maddesinin 2. fıkrası; "muvakkat cezalar için bir günün ve para cezalarında bin liranın küsuru hesaba katılmaz" şeklinde değiştirilmiş bulunduğundan sanık hakkında hapis cezasından dönüştürülerek hükmolunan ağır para cezasının Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 4.3.2003 gün ve 1-17 sayılı kararında belirtilen ilkeler doğrultusunda yeniden tayin zorunluluğu bulunduğundan Yerel Mahkeme hükmünün bu gerekçe ile bozulmasına, bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının KABULÜNE, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 16.12.2002 gün ve 15801-18422 sayılı bozma kararının kaldırılmasına, Yerel Mahkeme hükmünün TCY'nın 2/2 ve 4806 sayılı Yasa ile değişik 30/2. maddeleri hükümleri uyarınca sanığa fazla para cezası tayini isabetsizliğinden BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak, Yerel Mahkeme hükmünün "sanık Cemil'in TCY'nın 456/1, 457/1, 51/1 ve 59/2. maddeleri uyarınca 5 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına, sanığa verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca günlüğü 4.745.000 lira üzerinden paraya dönüştürülerek sanığın 711.750.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca para cezasının birer ay ara ile ve 6 eşit taksitte tahsiline, TCY'nın 36. maddesi uyarınca av tüfeği ile hartuşların zoralımına" karar verilmek suretiyle DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 1.4.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy