(1412 S. K. m. 256, 381, 384, 385)
Dava: Gıyapta madde tayini suretiyle hakaret suçundan sanık Mehmet'in TCY.'nın 480/1, 59, 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 302.200.000 Lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, bu cezasının 647 Sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca üç aylık taksitlerle 6 eşit taksitte alınmasına ve aynı yasanın 6. maddesi uyarınca cezasının ertelenmesine ilişkinDivriği Asliye Ceza Mahkemesince 24.5.2001 gün ve 98-53 sayı ile verilen kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.12.2002 gün ve 15677-18895 sayı ve oyçokluğuyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 5.1.2003 gün ve 120327 sayı ile ;
"Kanunun 480. maddesinde cezalandırılan fiil, sanığın hakaret veya husumete maruz kılacak isnadının madde-i mahsusa teşkil etmesi; 482. maddesinde cezalandırılan fiil ise bir kimsenin namus veya şöhret veya vakar ve haysiyetine dokunacak söz veya davranışta bulunulmasıdır.
Dava konusu olayda sanık Mehmet, eşi müştekinin hamile kaldığı bebeğin kendisinden olmadığını düşündüğü için evde kız kardeşlerine, işyerinde boşanma sebebini soranlara ve nüfus idaresinde bir memura doğacak çocuğun kendisinden olmadığını söylemiştir.
Sanığın, eşi mağdure hakkındaki söylediği sözler soyut bir yakıştırma değildir. Müştekinin hamile olduğu da nazara alındığında belli bir olayın isnat edilmesi söz konusudur. Bu isnat da müştekinin kendisinden başka bir kişi ile ilişkide bulunduğu ve hamile kaldığıdır.
Hakaret suçunun genel kasıtla işlendiği, özel kasıt aranmadığı, gerçek durumu yaymanın da suç teşkil ettiği nazara alındığında, sanık hakkında TCK.'nun 480. maddesi uyarınca ceza tayininde yasaya aykırılık bulunmamaktadır. Ancak TCK.'nun 485. maddesi ile, dava konusu suça mağdurun kendi haksız hareketi ile sebebiyet vermiş olması halinde cezanın azaltılması öngörülmüştür.
Müşteki ile sanık resmi nikahla evlidir. Divriği Asliye Hukuk Mahkemesinin 2000/50 sayılı boşanma, aynı mahkemenin 2000/106 sayılı nesebin reddi, keza aynı mahkemenin 2001/6 esas sayılı nafaka davasından müşteki ve sanığın olay tarihinde resmi nikahla evli oldukları anlaşılmaktadır. Şikayet ve dava konusu sözler bu evlilik sırasında müştekinin hamile kalması üzerine söylenmiştir. Müşteki daha sonra bir çocuk dünyaya getirmiştir. Sanık mahkemedeki 8.2.2001 havale tarihli yazılı savunmasında, açtığı nesebin reddi davasında müştekinin dünyaya getirdiği çocuğun kendisinden olup olmadığının belirlenmesi için DNA testi yapılmasını talep ettiğini ifade etmektedir.
Müştekinin dünyaya getirdiği çocuğun müşteki ile sanığın müşterek çocukları olup olmadığının yapılacak DNA testi ile kesin olarak belirlenmesi mümkün bulunmaktadır.
Divriği Asliye Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan nesebin reddi davasında yaptırılması istenilen DNA testi ile ya da mahkemece yaptırılacak inceleme sonunda dünyaya gelen çocuğun müşteki ile sanığın müşterek çocukları olmadığı belirlendiği takdirde şikayet ve dava konusu fiile, müştekinin sanık ile evli bulunduğu sırada başka bir kişi ile ilişkide bulunup hamile kalmak suretiyle kendi haksız hareketi sonucu sebebiyet verdiğinin kabul edilmesi ve tayin olunacak cezanın TCK.'nun 485. maddesi gereğince azaltılması icap edecektir.
Mahkemece bu hususun nazara alınmamış olması hükmün bu gerekçe ile bozulmasını icap ettirmektedir." görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, özel daire kararının kaldırılmasına ve yerel mahkeme kararının bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın hakaret suçundan TCY'nın 480/1, 59, 647 Sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin yerel mahkeme kararı, sanığın temyizi üzerine özel dairece, sanığın açtığı soy bağının reddi davasının bekletici sorun sayılması ve sonucuna göre sanığın hukuki durumunun takdirinin gerektiği karşı oyu ile ve oyçokluğuyla onanmıştır. Yargıtay C.Başsavcılığınca karşı oy doğrultusunda itiraz edilerek hükmün bozulması talep olunmuştur.
İtirazın görüşülmesine geçilmeden önce özel dairece usulüne uygun şekilde oylama yapılmış olup olmadığı, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca "ön sorun" olarak ele alınmıştır.
Özel daire onama kararında iki grup oy kullanılmıştır. Bunlardan çoğunluğu oluşturan grup, toplanan kanıtların yeterli olduğu, usul kurallarına uyulduğu ve bir noksanlık bulunmadığından hükmün onanması, ikinci grup ise kanıtlar sanığın cezalandırılmasına yeterli olmadığından soruşturmanın genişletilmesi için hükmün bozulması gerektiği yönündedir.
CYUY'nın 256, 381, 384 ve 385. maddelerinde son kararın verilmesini sağlamaya yönelik "müzakere, rey verme, reylerin dağılması, reylerin toplanması" ile ilgili kurallar yer almaktadır. Hüküm kurulması sırasında ortaya çıkan tali sorunların öncelikle çözülmesi ve sonraki aşamada son ( nihai ) kararın verilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun süreklilik gösteren kararlarında da açıklandığı üzere, soruşturmanın genişletilmesi CYUY.'nın 384. maddesinde yazılı sorunlardan olup bu yöndeki oylar, 385. maddeye göre kendisine yakın olan oya ilave edilebilecek, davayı sonuçlandırıcı oylardan değildir. Bu nedenle soruşturmanın genişletilmesine ilişkin görüş, "ön sorun" olarak CYUY.'nın 384. maddesi uyarırıca öncelikle oylanmalı, oylama sonucunda bu konudaki oylar azınlıkta kalmış ise, azınlık oyunu oluşturan üyelerin de katılımı ile davanın esası hakkında nihai ( sonuçlandırıcı ) oylama yapılmalıdır.
İncelenen dosyada, özel dairenin çoğunluk oyunu oluşturan dört üyesi, sanığın yüklenen suçtan mahkumiyetine ilişkin mahkeme kararının onanması doğrultusunda oy kullanarak esasa ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Azınlık oyunu oluşturan bir üye ise, soruşturmanın genişletilmesi gerektiğini ileri sürmüştür. Bu görüş CYUY.'nın 384. maddesi uyarınca çözülmesi gereken bir ön sorundur. Azınlık görüşü, soruşturmanın genişletilmesi ve sonucuna göre elde edilen kanıtlar nazara alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir. Bu aşama sonuçlandıktan sonra esas hakkında oy kullanacağını belirtmiştir. Azınlık oyu davayı sonuçlandırıcı oy niteliğinde olmadığından, onama kararına katılmayan üyenin CYUY.'nın 384. maddesi uyarınca davanın esası hakkında oy kullanması sağlandıktan sonra hüküm kurulması gerekmektedir.
Bu itibarla, itirazın öncelikle bu değişik nedenden dolayı kabulü ile yukarıda açıklanan buyurucu usul kurallarına aykırı olarak verilen özel daire onama kararının kaldırılmasına karar verilmelidir. Verilen kararın niteliği itibariyle bu aşamada, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazında belirtilen hususun görüşülmesine gerek görülmemiştir.
Sonuç: Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının yukarıda açıklanan değişik gerekçe ile KABULÜNE, hukuken yok hükmünde bulunan 4. Ceza Dairesinin 23.12.2002 gün ve 15677-18895 sayılı onama kararının KALDIRILMASINA, işin esası hakkında karar verilmek üzere dosyanın anılan daireye gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine 4.3.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy