(657 S. K. m.11) (765 S. K. m. 228) (2709 S. K. m. 2, 125, 138)
Dava: Görevde keyfi davranmak suçundan sanık İhsan'ın TCY.nın 228/1, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 875.000.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, TCY.nın 35. maddesi uyarınca 5 ay 25 gün kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, sanığa verilen cezaların 4758 sayılı Yasanın 1. maddesinin 4/3. bendi uyarınca dava zamanaşımı süresince ertelenmesine, bu süre içinde erteleme konusu suç cinsinden veya daha ağır şahsi özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlendiğinde ertelenen bu cezaların infaz edilmesine, erteleme konusu suç ile aynı cins veya daha ağır kişisel özgürlüğü bağlayıcı cezayı gerektiren bir suç işlenmediği takdirde mahkûmiyet hükmünün vaki olmamış sayılmasına ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince 23.01.2003 gün ve 23-4 sayı ile verilen hükmün, sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında, Ceza Genel Kurulunda duruşmalı temyiz incelemesi yapılacağına ilişkin bir hüküm yer almadığından, sanığın bu husustaki isteminin CYUY.nın 318. maddesi gereğince oybirliği ile reddine karar verildikten sonra, dosya üzerinde yapılan incelemede;
Ankara 5. İdare Mahkemesi 22.02.1999 günlü yazı ile; 28.01.1999 tarih ve 1998/1260 E. sayılı yürütmenin durdurulması kararına konu işlemi tesis edenlerin, mahkeme kararını uygulamama ve etkisiz bırakma amacı ile hareket ettiklerinden bahisle Turizm Bakanlığına suç duyurusunda bulunarak ilgililer hakkında cezai ve idari yönden gereğinin yapılmasını bildirmesi üzerine, ... Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığınca yürütülen soruşturma sonucunda suç duyurusuna konu işlemi tesis eden dönemin Müsteşarı Ferman, Müsteşar Yardımcısı Kurtuluş, Personel Daire Başkanı İhsan'ın haklarında MMHK. uyarınca lüzumu muhakeme kararı verilmesi yönünde görüş bildirilmiş ve soruşturma evrakını inceleyen Danıştay 2. Dairesince 04.04.2000 gün ve 3677-1973 sayı ile; "... Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü olan M. Haluk'un görevinden alınmasına ilişkin tüm atama, onay ve kararname işlemlerinin sanıklar tarafından hazırlanıp makama sunulduğu ve yargı kararlarını etkisiz bırakacak bir şekilde şeklen uygulayıp fiilen kararların uygulanmasını engellemek suretiyle keyfi davrandıkları" iddiasıyla TCY.nın 228. maddesi uyarınca cezalandırılmaları için lüzumu muhakeme kararı verilmiş, sanıkların itiraz yoluna başvurmaları üzerine dosyayı inceleyen Danıştay İdari İşler Kurulunca 31.10.2000 gün ve 54-95 sayı ile bu karar onanmıştır.
Yargıtay 4. Ceza Dairesince yapılan yargılama sonucunda 19.04.2001 tarihinde 4616 sayılı Yasanın 1. maddesinin 4. bendi uyarınca sanıklar hakkındaki kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilmiş ancak, sanıklardan İhsan, 14.6.2002 havale tarihli dilekçe ile başvurarak 23.5.2002 tarihinde yürürlüğe giren 4758 sayılı Yasa uyarınca hakkındaki yargılamanın sürdürülmesini talep etmesi üzerine, yapılan yargılama sonucunda eylemi sabit görülerek cezalandırılmasına karar verilmiştir.
Sanık İhsan müfettişlere sunduğu yazılı savunmalarında; Haluk'un, Danıştay 5. Dairesinin 20.04.1998 tarihli kararı üzerine yasanın öngördüğü süre içerisinde Genel Müdürlük görevine iade edildiğini ve Bakanın yazılı emri üzerine de Bakanlık Müşavirliğinde geçici görevlendirilmesiyle ilgili onay yazısının hazırlandığını, ayrıca yine Bakanın yazılı emri üzerine hazırlanan kararname ile adı geçenin başka bir göreve atanmak üzere görevden alınarak bilahare APK uzmanı kadrosuna atandığını, Danıştay 5. Dairesinin 08.10.1998 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı vermesi üzerine de Genel Müdürlük görevine yeniden iade edildiğini, ancak Bakanın yazılı emri üzerine Bakanlık Müşavirliğine geçici olarak görevlendirilmesi için onay yazısı hazırlandığını, keza Ankara 5. İdare Mahkemesinin 25.12.1998 tarihli yürütmenin durdurulması kararı üzerine Genel Müdürlük görevine iade edildiğini, bu işlemlerin daha önce aynı Bakanlık Müsteşarı ve Personel Daire Başkanının TCY.nın 228. maddesi uyarınca cezalandırılmalarına karar verilen olay ile benzer olmadığı gibi davaların kişisel olması karşısında genelleme yapılarak örnek olarak alınamayacağı, o olaydan farklı olarak kendilerinin sözlü emir ile hareket etmediklerini, amirin yazılı emri bulunduğunu, bu emir üzerine onay yazılarını hazırlamasında suç işleme kastının bulunmadığını, iddia edilen suçun unsurlarının oluşmadığını, atama yetkisini haiz amir tarafından verilen yazılı emir üzerine hazırlanmış onayların, suç unsurlarını oluşturup oluşturmadığına dair yeterli kanaatin Personel Dairesi Başkanlığı yapan bir kişide oluşup oluşmayacağının subjektif bir düşüncenin ürünü olabileceğini, 657 sayılı Yasanın 11. maddesi uyarınca yazılı emrin yerine getirilmesinden bu emri veren amirin sorumlu olacağını, amirlerinin sözlü olarak verdikleri emirlerin mevzuata aykırı olduğunu düşünerek yerine getirmediğini, , amirleri emirleri yazılı olarak yenileyince, konusunun açıkça suç olduğu belli olmayan geçici görevlendirme onay yazılarını hazırlattığını, hiyerarşik düzen içerisinde bağlı olduğu amirlerin açıkça suç teşkil etmeyen yazılı emirlerini yerine getirmek zorunda olduğunu, aksi halde emri yerine getirmemenin görevi ihmal suçu teşkil edeceğini, kaldı ki bu tip bir işlemde Personel Dairesi Başkanının imzasının bulunmasının, teklif niteliğini taşıdığını ve işlemin tamamlanmasında son nokta olmadığı gibi, zaruri değil ihtiyari olduğunu, zira atamaya yetkili amirin tek yanlı iradesi ile işlemlerin sonuçlandırılması olanağının bulunduğunu, Danıştay 12. Dairesinin bir kararında Bakanın yazılı emirlerini yerine getiren memurun suçsuz bulunduğunu belirtmiş, savunması ile ilgili belgeleri yazı ekinde sunmuştur.
Özel Daireye sunduğu 14.10.2002 günlü dilekçesinde ve duruşmada aynı şekilde savunma yapmış ve ... Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü olan Musa'nın bu görevinden alınması için hazırlanan müşterek kararnamenin yürürlüğe konduğunu, ancak adı geçenin Danıştay'a başvurarak yürütmenin durdurulması kararı aldığını, ısrarla görevden almamaları gerektiğini söylemesine rağmen zamanın ... Bakanı Gürdal'ın verdiği yazılı emre dayalı olarak sabah uyguladıkları yürütmenin durdurulması kararına karşılık öğleden sonra görevden alınmasına ilişkin belgeyi hazırlayıp ilgili Müsteşar Yardımcısına ve bu kanaldan Bakana sunduklarını, verilen yazılı emir karşısında kendisinin Personel Genel Müdürü olarak yapacak bir şeyi olmadığını, sadece evrakı hazırladığını, olayda kusuru olmadığını söylemiştir.
Haklarında kamu davasının kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine ilişkin verilen karar kesinleşen sanıklar Fermani ve Kurtuluş da müfettişlere sundukları yazılı savunmalarında, sanık İhsan'ın yazılı savunmasında dayandığı aynı belgelere dayanarak benzer savunma yapmışlardır.
Dosyada bulunan ve sanık tarafından hazırlanan söz konusu idari işlemler ve yargısal kararlar kronolojik sıralamaya göre incelendiğinde;
18.07.1997 tarihli dörtlü müşterek kararname ile ... Bakanlığı Yatırımlar Genel Müdürü Haluk'un, başka bir göreve atanmak üzere bu görevinden alındığı, 06.08.1997 tarihli müşterek Kararname ile de Bakanlık Müşavirliğine atandığı;
Adı geçenin başvurusu üzerine Danıştay 5. Dairesince 20.04.1998 gün ve 1997/2370 esas sayı ile bu atama işlemlerinin yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği;
Personel Dairesi Başkanı olan sanık İbrahim imzasıyla hazırlanan 05.06.1998 günlü yazı ile yürütmenin durdurulması kararının uygulanmasına ve Haluk'un Yatırımlar Genel Müdürlüğüne iadesine Bakan .. Gürdal tarafından olur verildiği, bu yazının adı geçene 09.06.1998 tarihinde tebliğ edilerek görevine başladığı, fakat Bakanın, "... Bakanı Özel" başlıklı 08.06.1998 günlü yazı ile Müsteşar Ferman'a, adı geçenin Bakanlık Müşavirliğinde geçici olarak görevlendirilmesi için emir verdiği, bu yazının aynı gün diğer sanıklarca sanık İhsan'a havale edildiği;
Sanık İhsan imzasıyla 09.08.1998 tarihinde hazırlanan, Yatırımlar Genel Müdürü Haluk'un geçici olarak Bakanlık Müşavirliğinde görevlendirilmesine ilişkin yazıya diğer sanıklar ve Bakan tarafından olur verildiği;
21.09.1998 tarihinde Turizm Bakanı ... Gürdal'ın, Yatırımlar Genel Müdürü Haluk'un, APK uzmanlığına atanmak üzere görevden alınması ve yerine Hilmi'nın atanması için gerekli kararnamenin hazırlanması hususunda verdiği yazılı emrin aynı tarihte diğer sanıklar tarafından sanık İbrahim'e havale edildiği;
Turizm Bakanlığınca 28.09.1998 tarihinde kararname tasarısının gönderilmesi üzerine, 14.10.1998 tarihli dörtlü müşterek kararname ile Yatırımlar Genel Müdürü Haluk'un başka bir göreve atanmak üzere görevinden alındığı ve yerine APK uzmanı Hilmi'nın atandığı, bilahare 16.10.1998 tarihinde Haluk'un, Bakan onayı ile APK uzmanlığına atandığı;
Bu arada Danıştay 5.Dairesince 08.10.1998 gün ve 1997/2370 esas sayı ile 20.04.1998 tarihli ara kararı ile verilen yürütmenin durdurulması kararına davalı idarece verilen cevabın incelenmesinde, ileri sürülen hususların davacı Haluk'un görevden alınmasını gerektirecek nitelikte görülmediğinden dava konusu 18.07.1997 günlü müşterek kararname ile 06.08.1997 günlü müşterek kararnamenin, davacının Bakanlık Müşavirliğine atanmasına ilişkin kısmının yürütmesinin durdurulmasına karar verildiği;
Personel Dairesi Başkanı olan sanık İbrahim imzasıyla hazırlanan 01.12.1998 günlü yazı ile yürütmenin durdurulması kararının uygulanmasına ve Haluk'un Yatırımlar Genel Müdürlüğüne iadesine Bakan Gürdal tarafından olur verildiği, bu yazının adı geçene 07.12.1998 tarihinde adı geçene tebliğ edilerek aynı gün görevine başladığı, ancak bu arada da Bakanın, "... Bakanı Özel" başlıklı 04.12.1998 günlü yazı ile Müsteşar Fermani'a, adı geçenin Bakanlık Müşavirliğinde geçici olarak görevlendirilmesi için emir verdiği, bu yazının aynı gün diğer sanıklarca sanık İhsan'a havale edildiği, bu yazılı emir uyarınca sanık tarafından, Haluk'un geçici olarak Bakanlık Müşavirliğine atanmasına ilişkin hazırlanan 07.12.1998 günlü yazıya Bakan tarafından aynı gün olur verildiği;
Haluk'un bu işleme karşı açtığı iptal davasını inceleyen Ankara 5. İdare Mahkemesince 28.01.1999 gün ve 1998/1260 esas sayısı ile adı geçen hakkında yürütülen atama ve görevden alma işlemlerinin bir bütün halinde yargı kararlarını etkisiz bırakmayı amaçladığından yürütmenin durdurulmasına ve bu işlemin tesisinde sorumlu olanlar hakkında suç duyurusunda bulunulmasına karar verildiği anlaşılmaktadır.
Açıklanan bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Memur olan sanığın, haklarındaki davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilen diğer sanıklar ile birlikte, aynı bakanlıkta görev yapmakta olan Haluk adlı kişinin Genel Müdürlük görevinden alınarak, Bakanlık Müşavirliği veya APK uzmanlığı görevine atanması konusunda kararnameler hazırladıkları, bu işlemler ile ilgili olarak Danıştay ve İdare Mahkemesince verilen yürütmenin durdurulması ve iptal kararlarının gereğini yerine getirir getirmez akabinde adı geçeni göreve başlatmakla birlikte tekrar görevden aldıkları açıktır.
Sanık her ne kadar bu işlemlerin yerine getirilmesinde dönemin Bakanının yazılı emri bulunduğunu ileri sürmüş ve suçsuz olduğunu savunmuşsa da, aynı Bakanlık görevlilerinin, benzer bir olay nedeniyle cezalandırılmalarına karar verildiğini, bu kararın da Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 05.05.1998 gün ve 122-167 sayılı kararı ile bu konudaki ilkeler açıklanmak suretiyle açıklandığını da bildiği anlaşılmaktadır. Anılan kararda açıklanan ilkeler nazara alındığında sanığın savunmasına itibar etmek olanaksızdır.
Kaldı ki, 657 sayılı Devlet Memurları Yasasının 11. maddesinin 2. ve 3. fıkralarında, "... Devlet Memuru amirinden aldığı emri, Anayasa, kanun, tüzük ve yönetmelik hükümlerine aykırı görürse, yerine getirmez ve bu aykırılığı o emri verene bildirir. Amir emrinde ısrar eder ve bu emrini yazı ile yenilerse, memur bu emri yapmağa mecburdur. Ancak emrin yerine getirilmesinden doğacak sorumluluk emri verene aittir.
Konusu suç teşkil eden emir, hiçbir suretle yerine getirilemez; yerine getiren kimse sorumluluktan kurtulamaz." hükmünü taşımaktadır.
Öte yandan, Anayasanın 2. maddesine göre, Türkiye Cumhuriyeti demokratik, sosyal bir hukuk devletidir. Bu temel ilkenin bir gereği olarak da 125 ve 138. maddelerde idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolunun açık olduğu, Yasama ve Yürütme organları ile idarenin mahkeme kararlarına uyma zorunluluğunun bulunduğu hükme bağlanmıştır. Bu kuralların getirilme amacı, Devletin tüm etkinliklerinde hukukun egemen olması, hukuk kurallarına uygun davranılmasıdır. Hukuk kurallarına uygun davranılıp davranılmadığını belirleyecek ve davranılmamışsa uygun davranmanın ölçütünü ve yolunu gösterecek olan yargı organlarıdır.
Açıklanan somut olayda sanık, bu kurallara uygun davranmamıştır. Yargı kararlarını hiçe sayan bir tutum ile uygulanmaz hale getirecek şekilde konusu suç teşkil eden bir emri yerine getirmiş ve bu keyfi hareketiyle ilgili kişinin hakkını ihlal ederek onun zarara uğramasına neden olmuştur. Sanığın sabit olan bu eylemi görevde keyfi davranmak suçuna uymakta olup, TCY.nın 228. maddesi uyarınca cezalandırılmasına ilişkin Özel Daire kararı isabetlidir.
Ancak, sanık hakkında tayin olunan 5 ay 25 gün hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesi uyarınca suç tarihi itibariyle günlüğü 5.000 liradan paraya çevrildiği, fakat sonuç cezanın 875.000 lira yerine, hesaplama hatası sonucunda sanık aleyhine 875.000.000 lira olarak belirlenmesi yasaya aykırı olup, bu aykırılık yeniden yargılamayı gerektirmediğinden CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayalı olarak hükmün düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 23.01.2003 gün ve 23-4 sayılı hükmünün, 647 sayılı yasanın 4. maddesi ile uygulama yapılırken sanığa fazla para cezası tayin edilmiş olması nedeniyle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CYUY.nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak "sanığın sonuçta 875.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına" karar verilmesi suretiyle diğer yönleri doğru olan hükmün DÜZELTİLEREK ONANMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.3.2003 gününde oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy