(765 S. K. m. 59, 80, 230) (647 S. K. m. 4, 6) (3402 S. K. m. 32) (1412 S. K. m. 322)
Dava: Görevi ihmal suçundan sanık Feyyaz Caner'in TCY. nın 230/1, 80, 59, 647 sayılı Yasanın 4. maddeleri uyarınca 551.271.240 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, para cezasının 647 sayılı Yasanın 5. maddesi uyarınca birer aylık aralarla 10 eşit taksitte alınmasına, bu cezasının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Yargıtay 4. Ceza Dairesince 14.11.2002 gün ve 20-39 sayı ile karar verilmiştir.
Bu kararın sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
Karar: Serik Hakimi Sultan Boztaş ile aynı ilçe avukatlarından bazıları ve yine takma bir adla yapılan ihbarlar üzerine, Serik Hakimleri haklarında gerçekleştirilen idari soruşturma sonucunda düzenlenen soruşturma raporuna dayanılarak Adalet Bakanınca 08.10.2001 tarihinde;
Serik eski hakimi sanık Feyyaz Caner'in, çeşitli tarihlerde sonuçlandırılmasına rağmen, gerekçeli kararları ve temyiz dilekçeleri tebliğe verilmeyen (318) adet, Yargıtay onama, bozma kararı ve karar düzeltme dilekçeleri taraflara tebliğ edilmeyen (46) adet, dava dosyasının mahkemede ve Cumhuriyet Başsavcılığında resmi posta pulu bulunmasına ve Kadastro Yasasının 32. maddesinin amir hükmüne rağmen tebliğe çıkarılması işlemlerinin yerine getirilmesi görevini, ayrıca temyiz edilmesine rağmen Yargıtay'a gönderilmeyen (3), bozma ilamı tebliğ edilip karar düzeltme süresi geçtiği halde yeniden esasa kaydedilmeyen (12), Yargıtay'dan eksiklik nedeniyle iade edilip işlemsiz bırakılan (14), kesinleşmesine rağmen Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerine devredilmeyen (42) adet dosyanın işlemlerini kalem personelinin inisiyatifine bırakarak, denetim ve gözetim görevini yerine getirmediği; 27.09.1997-26.01.2001 tarihleri arasında Asliye Ceza ve Kadastro Mahkemelerinde çalışmak üzere müstemiren görevlendirildiği, Kadastro Mahkemesinde derdest 300 civarında dosya bulunduğu, görev yaptığı sürelerde 78 adet dosyayı karara bağladığı, Asliye Ceza Mahkemesindeki işlerine öncelik verip Kadastro Mahkemesindeki görevine kayıtsız kaldığı, çok sayıda dosyanın duruşmasını bizzat icra etmediği, kalemde personel tarafından yazılan tutanakları sonradan imzaladığı, bu durumun karışıklık yarattığı, bu şekilde görevini yerine getirmediğinden hakkında kovuşturma yapılmasına izin verilmiş ve bu izne dayalı olarak da hakkında görevi ihmal suçundan son soruşturmanın açılması kararı verilmiştir.
Sanık Feyyaz Caner Adalet Müfettişine sunduğu yazılı savunmada özetle; Kadastro Mahkemesindeki tebligatların yapılabilmesi için C.Savcılığından pul istendiğini, ancak bunun sağlanmadığını, birçok dosyada taraflar temin edilip bozma gereği yerine getirilmeye çalışıldıysa da miktarların yüksek olması nedeniyle masraf yatırmaktan kaçındıklarını, adreslerinin saptanması istenen çoğu kişinin dosyalarda örneğin Ali oğlu Osman gibi bulunmaya yaramayacak tanımlamalarla geçtiğini, normal tebligat için bile gerek C.Savcılığından gerekse taraflardan kaynak bulunamazken ilanen tebligat yaptırmamak konusunda bir kusurunun bulunmadığını, yıllarca denetim geçirmiş bir mahkemede, üstelik hakimler arasında devir-teslim geleneğinin bulunmadığı da nazara alınırsa 1953 yıllarının dosyalarını taramasının nasıl kendisinden beklenebileceğini, öte yandan keşif günlerinin yetkili olduğu diğer mahkemenin duruşma günleri ile çakıştığını ve gerek Kadastro gerekse Asliye Ceza Mahkemelerinin iş yoğunluğu nedeniyle her iki mahkemenin işlerinde de aksamalar olduğunu, bunların fiili imkansızlıklardan kaynaklandığını, en basit talimat evrakına kadar tüm işleri kendisinin yaptığını, Kadastro Mahkemesinde ise, hakkındaki atama ve yer değiştirme teklifi kabul edilmeyen, duruşmalara çıkmadığından görevi ihmal nedeniyle tutanak tutulan bir mübaşir ile çalışırken işlemlerin kalem personelince yapıldığı şeklinde küçük bir ithamla kurtulmayı bile bir başarı saydığını, adliyeye mesai saatleri öncesinde gelip sonrasında çıktığını ve görevini en iyi şekilde yapmaya çalıştığını belirtmiştir.
Özel Daireye sunduğu dilekçede de benzer şekilde savunma yapmış, ayrıca dosyanın Daireye gelişine kadar olan gelişmesi konusunda kendisine tebligat yapılmadığını ve iddianame tebliğ edilmeden hakkında son soruşturmanın açılmasına karar verilmesinin usule aykırı olduğunu, savunma hakkı kısıtlanarak verilen son soruşturmanın açılması kararının yasaya aykırı olduğunu, bu nedenle öncelikle bu konuda bir karar verilmesini talep ettiğini, esasa ilişkin savunmasına gelince, hakkındaki soruşturmanın tepeden tırnağa sorunlu ama tamamen sorumsuz, ruh sağlığı bozuk bir mübaşirin görüş ve kanaatlerine dayalı olduğunu, Adalet Müfettişinin de soruşturma raporunda gerçeklerden ve tanıkların ifadelerinden farklı kanaat belirttiğini, tanık Fatma Demirkaplan'ın söz konusu dosyalar ile ilgili olarak kendisi ile konuştuğuna ilişkin bir ifadesi bulunmamasına rağmen Adalet Müfettişinin raporunda böyle bir ifade varmış gibi olayları değerlendirdiğini, yapılmadığı iddia edilen temyiz işlemlerinin yazı işleri müdürünün görevleri arasında yer aldığını, daha önce Serik Adliyesinde yürütülen olağan teftiş dönemlerinde tebligat yapılabilmesi için ödenek temini yoluna gidilmesi yazılı öneri olarak belirtilmesine rağmen, iş soruşturma boyutuna gelince suç olarak nitelendirildiğini, 1953 yılından beri tebligatların yapılamamasının tek nedeninin pul yokluğu olmayıp, ödenek yokluğu olduğunu, çünkü taraf sayısına yeter derecede kararların çoğaltılması için fotokopi çekilebilmesi için de ödenek gerektiğini, pul bile temin edilemezken fotokopi için ödeneğin nereden bulunabileceğini, nitekim kendisinden önce aynı mahkemeye bakan Hakim ile kendisi hakkındaki iddialara konu dosya sayılarının hemen hemen aynı olmasının da bunu gösterdiğini, müstemir yetki ile hem Kadastro Mahkemesine hem de Asliye Ceza Mahkemesine baktığını, her iki mahkemenin de iş yoğunluğu bakımından çok ağır olduğunu, kendisi emekli olduktan sonra şu anda aynı mahkemelere üç hakimin baktığını, görev yaptığı dönemde keşif kararı bekleyen grup dosyalardan bir tanesinin duruşmasını yapıp diğerlerinin ise kalemde yapılmasını istediği hususunun doğru olduğunu, şayet aleyhinde bir karar verilecekse bunu saygıyla karşıladığını ve lehindeki hükümlerin uygulanmasını istemek gibi bir acındırıcılık yapmak istemediğini belirtmiş, duruşmada da gerek Adalet Müfettişine gerekse, Özel Daireye sunduğu savunma dilekçesini tekrar ettiğini, savunmalarını yaptığı için son soruşturmanın açılması kararı kendisine tebliğ edilmemiş olmasına karşılık süre istemediğini söylemiştir.
Hakkında verilen beraat kararı temyiz edilmediğinden kesinleşen sanık Sultan Boztaş, Adalet Müfettişine sunduğu yazılı savunmada; sanık Hakim Feyyaz Caner'in cezalandırılmasına konu dava ile ilgili olarak Kadastro Mahkemesi yetkisi kendisine verildikten sonra dosyaların işlemsiz bırakıldığını tespit ederek bu konudaki tutanakları düzenleyip olayı Adalet Bakanlığına duyurduğunu, duruşmada da Adalet Müfettişine verdiği ifadenin doğru olduğunu bildirmiştir.
Hakkındaki davanın kesin hükme bağlanmasının ertelenmesine karar verilen sanık Ali Rıza Bir, Adalet Müfettişine sunduğu yazılı savunmada; Kadastro Hakimi olarak görev yaptığı dönemde dosyalara tek çift ayrımı yapılarak iki hakim tarafından bakıldığını, ancak her iki hakime tek katip düştüğünü ve bir süre sonra ikinci katip verilince işlerin rahatladığını, 1950'li yıllardan kalma işlemsiz bırakılan dosyaların olduğunu kendisinin de tespit ettiğini, ödenek talebinde bulunduysa da bu başvurularının sonuçsuz kaldığını, kollukla yaptığı görüşmeden de tebligatların tamamlanması konusunda sonuç alamadığını, bu dosyaların kendisinden de önce işlemsiz bırakılmış dosyalar olduğunun unutulmaması gerektiğini beyan etmiş, duruşmada ise hakkında 4616 sayılı Yasanın uygulanmasını talep etmiştir.
Tanık Coşkun Uyar Adalet Müfettişi tarafından alınan ifadesinde; 22.11.1999 tarihinden itibaren Kadastro Mahkemesinde mübaşir olarak çalıştığını, bu mahkemeye ait, geçmiş yıllarda karara bağlanarak sonuçlandırılan ve özellikle tebligat işlemleri yerine getirilmeyen dava dosyalarının mahkeme kaleminde bulunan çelik dolaplar içerisinde yıllardır herhangi bir muamele yapılmaksızın muhafaza edildiğini, bu durumdan sanık Hakim Feyyaz Caner ile mahkeme katiplerinin haberdar olduklarını, durumun sanık hakime kalem çalışanları tarafından çok kere iletilmesine rağmen genellikle, bana ne, yapacağım bir şey yok, benim işim bana yetiyor, benden önceki hakimler karara çıkartmış, siz C.Başsavcılığından pul isteyin tebliğe çıkartın dediğini, katip Fatma Demirkaplan'ın gerek sanık Hakim ve gerekse Hakim Sultan Boztaş ve Yazı İşleri Müdürü ile dosyaların akıbetinin ne olacağı konusunda defalarca görüşme yaptığını, yetkilileri haberdar ettiğini ve dosyaların listesini çıkartarak Hakim Sultan Boztaş'a götürdüğünü, daha sonra Hakim Sultan Boztaş'ın, işin ciddiyetinin farkına vararak durumu Adalet Bakanlığına bildirdiğini belirtmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ayrıca sanığın, iki mahkemeye baktığı ve zamanı olmadığı için Yargıtay'dan dönen, eksiklik nedeniyle iade edilen, kesinleşmesi nedeniyle tapuya devredilmesi gereken dosyaların işlemlerinin yapılması konusunda sürekli kaleme ve yazı işleri müdürüne talimat verdiğini, ancak işlerin yoğunluğu nedeniyle kontrol edememiş olabileceğini, sanığın bu şekilde talimat verdiğini bizzat duyduğunu söylemiştir.
Tanık Fatma Demirkaplan Adalet Müfettişi tarafından alınan ifadesinde; 24.11.1999 tarihinden itibaren Kadastro Mahkemesi katibi olarak görev yaptığı sürede sanık Hakim Feyyaz Caner'in, aynı zamanda Asliye Ceza Mahkemesine de bakması nedeniyle Kadastro Mahkemesi ile fazla ilgilenemediğini, 2000 yılında olağan teftiş sırasında müfettişlerin isteği üzerine karara çıkıp elde bekleyen dosyaları tespit ederek onlara götürmek üzere esas defterinden kayıtlardan kontrol yapmaya başladığı sırada katip Abdullah Saygı'nın, elimizde eskiden beri sonuçlanan meni müdahale, veraset, orman kadastrosu ile ilgili dosyalardan çok miktarda var, bunlar Tapu Sicil Müdürlüğüne devredilmiyor, burada bekletmek zorundayız, esas defterine bakarak bu işin içinden çıkamazsın, ben sana elde bekleyen dosyaları vereyim diyerek 15-20 adet dosya verdiğini, bunların listesini yaparak müfettişlere götürdüğünü, daha sonra Abdullah Saygı'nın emekliye ayrıldığını, sonraları tek başına çalışmaya başladığı dönemde gelen vatandaşların sorduğu dosyaları kalemde bulamayıp karara çıktıklarını tespit edince, devredilmiştir düşüncesiyle onları Tapu Sicil Müdürlüğüne gönderdiğinde devredilmediklerini öğrenerek mübaşir Coşkun Uyar'dan yardım istediğini, onun da kalemdeki dolapları açarak buradan anılan dosyaları çıkardığını, incelediğinde sonuçlandırılmalarına rağmen tebligat işlemlerinin yapılmadığını gördüğünü, bu olaylar sıklıkla yaşanmaya başlayınca dolaplarda bekleyen dosyaların tümünü incelediğini ve büyük çoğunluğunun sonuçlandırıldığını, temyiz edilerek Yargıtay'dan onanarak veya bozularak döndüklerini gördüğünü ve mübaşirden sorduğunda, bu dosyaların yıllardır bu şekilde beklediğini, kimsenin ilgilenmediğini, bu dosyalardan tüm hakim, yazı işleri müdürü ve katiplerin haberinin olduğunu söylediğini, bunun üzerine sanık Hakim Feyyaz Caner ile görüşmeye gittiğini, dosyalar hakkında ne işlem yapması gerektiğini sorduğunda cevaben, Yazı İşleri Müdürüne git, Murat bey baksın, şimdiye kadar birçok hakim bakmış, hiç kimse ilgilenmemiş, iki mahkemeye birden bakıyorum, ben nasıl ilgileneyim dediğini, Yazı İşleri Müdürü ile görüştüğünde ise, bırak, şimdiye kadar kimse ilgilenmemiş, sen ne karıştırıyorsun dediğini, bu konuda her ikisi ile birçok kez görüşmesine rağmen bu işlerle ilgilenilmediğini, iki ay uğraşarak bu dosyaların bir listesini yaptığını, bu liste ile sanık hakimin yanına gittiğinde, inceleyip böyle bir durum varsa katibin sorumluluğu olmaz, ben bu listenin altına imza atmam, yazı işleri müdürüne imzalat dediğini, yazı işleri müdürünün ise aklının ermediği şeyi imzalamayacağını söylediğini, bundan sonrasında elinden geldiğince tebligat işlemlerini tamamlamaya çalıştığını ve hakimlerin yetkileri değiştirildiğinde durumu Hakim Sultan Boztaş'a anlattığını, onun da durumu inceleyip Bakanlığa bildirdiğini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Tanık Murat Aras Adalet Müfettişi tarafından 07.06.2001 tarihinde alınan ifadesinde; Serik Hukuk Mahkemeleri Yazı İşleri Müdürü olarak en son sanık Feyyaz Caner ile görev yaptıklarını, en eskisi 1953 yılında sonuçlanmış yüzlerce dosyanın gerekçeli kararları ve temyiz dilekçelerinin tebliğe çıkarılmadan kalemdeki dolaplar içerisinde yıllardır muhafaza edildiğini, yeni göreve başlayan Hakim Sultan Boztaş'ın tespit etmesi neticesinde öğrendiğini, daha öncesinde bu dosyalardan kesinlikle haberi olmadığını, ne görev yapan hakimlerin ne de katiplerin kendisine böyle bir şeyden söz etmediklerini, haberi olsa elinden geldiğince işlemleri tamamlamaya çalışacağını beyan etmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş ve kalem personelinin söz konusu dosyalarla ilgili ne kendisine ne de Hakim Feyyaz Caner'e bir şey söylemediklerini, böyle bir şeyden haberdar olmadıklarını belirtmiştir.
Tanık Ümmühan Akıdan Adalet Müfettişi tarafından alınan ifadesinde; 1991-1999 yılları arasında Kadastro Mahkemesinde katip olarak görev yaptığını, bu süre içerisinde hakimler Ali Rıza Bir, Remzi Nazlıcan ve sanık Feyyaz Caner, ayrıca katip olarak da Abdullah Saygı ile birlikte çalıştığını, 1953 yılından başlamak üzere çeşitli tarihlerde sonuçlandırılarak karara bağlanan, temyiz edilen, Yargıtay'ca onanan veya bozularak gelen birçok dosyanın tebligat işlemlerinin yerine getirilmeksizin kalemdeki dolaplarda muhafaza edildiğini, bu dosyalardan tüm hakimlerin ve diğer katibin de haberlerinin olduğunu, her yıl bu dosyaların tebligat işlemlerinin yapılması için C.Başsavcılığına müzekkere yazılmasına karşın resmi pul temin edilemediği için tebligat işlemlerinin yapılamamakta olduğunu, ancak gelenlere kalemde tebligat yaptıklarını, ayrıca birçok kararın da çoğaltılması gerektiğini ancak, onun için de fotokopi çektirilmesi gerektiğinden ödenek sağlanamadığı için bu işlemlerin de yapılamadığını bu nedenle dosyaların beklediğini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak sanık Hakim Feyyaz Caner'in işlere karşı herhangi bir kayıtsızlığını görmediğini söylemiştir.
Tanık Abdullah Saygı Adalet Müfettişi tarafından alınan ifadesinde; 1985 yılından emekli olduğu 20.3.2000 tarihine kadar sürekli olarak Kadastro Mahkemesinde katiplik yaptığını, bu süre içerisinde bir çok hakim ile çalıştığını, mahkemede en eskisi 1953 yılında sonuçlanmış yüzlerce dosyanın gerekçeli kararları, temyiz dilekçeleri tebliğe çıkartılmadan kalemdeki çelik dolaplar içerisinde muhafaza edilmekte olduğunu ve birlikte çalıştığı tüm hakim, yazı işleri müdürü ve katiplerin bunlardan haberlerinin bulunduğunu, bunların bir gün sorun yaratacağını bildiği için hakimlere ve yazı işleri müdürüne söylediyse de durumun ciddiyetini anlatamadığını, sanık Hakim Feyyaz Caner'in zamanında da ödenek ve pul temini konusunda birkaç kez C.Başsavcılığına müzekkere yazıldığını, hatta bir keresinde 800 milyon lira miktarındaki istek yazısının altına dönemin C.Savcısı tarafından hukuk mahkemesi olduğundan dolayı talebin red edildiğinin yazıldığını, bu dosyalar nedeniyle sağlığını kaybedip emekli olduğunu beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunarak, sanık Hakim Feyyaz Caner'in mahkemeye yeteri kadar önem vererek çalıştığını söylemiştir.
Serik Hakimi Sultan Boztaş tarafından 26.04.2001 tarihinde Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğüne hitaben yazılan yazıda, müstemir yetki ile Kadastro Hakimi olarak görevlendirildiğini, yaklaşık bir aydır yaptığı tespitlere ilişkin tutanakları yazı ekinde sunduğunu, karara çıkıp tebliğ için elde bekleyen 116 adet, temyiz aşamasında olup işlem yapılması için bekleyen 67 adet, Yargıtay'dan bozularak gelip elde bekleyen 49 adet, elde bekleyip muamelesi devam eden ancak hiçbir işlem yapılmayan 13 adet, onama gelip elde bekleyen 6 adet, ve tashihi karar istenip de elde bekletilen 1 adet dosya bulunduğunu, bu dosyaların çoğunluğunun 1953 tarihinden beri hiçbir işlem yapılmaksızın olduğu gibi bırakılmış olduklarını ve sorumluluk doğuracak nitelikte bulunduğunu, 26.01.2001 tarihinde müstemir yetki ile görevlendirildiği bu mahkemede dosyaların içinden çıkılmaz hale dönüştürüldüğünü, kadastro çalışmalarının devam etmekte olup 3 ay içinde 1000 kadar dosyanın gelme olasılığı bulunduğundan işlerin iyice için-den çıkılmaz bir hal alacağını bildirmiş ve yazının ekinde bu konuda kalem personeli ile birlikte düzenlenen tutanakları da göndermiştir.
Adalet Müfettişince 24.05.2001 tarihinde düzenlenen tutanakta; Serik Kadastro Mahkemesine ait 1953-2001 yıllarına ait esas, karar ve temyiz defterlerinin incelenmesi sonucunda toplam (318) dosyanın sonuçlandırılmış olmalarına rağmen gerekçeli kararlarının ve temyiz dilekçelerinin tebliğe verilmediği; (3) adet dosyanın temyiz edilmelerine rağmen Yargıtay'a gönderilmediği; (41) adet dosyada bozma ilamı ve karar düzeltme dilekçelerinin taraflara tebliğ edilmediği; (5) adet dosyada onama kararı ve karar düzeltme dilekçelerinin taraflara tebliğ edilmediği; (12) adet dosyada bozma ilamı tebliğ edilerek karar düzeltme isteme süresi geçtiği halde dosyaların yenden esasa kaydedilmedikleri; (14) adet dosyanın Yargıtay'ın eksiklik nedeniyle iade etmiş olmasına rağmen işlemsiz bırakıldıkları; (42) adet dosyanın kesinleşmiş olmalarına rağmen Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüğüne gönderilmedikleri; (2) adet dosyanın ise karar verilerek sonuçlandırılmalarına rağmen bulunamadıkları, bu suretle toplam (439) dosyanın işlemsiz beklediklerinin tespit edildiği belirtilmiş ve tutanak Yazı İşleri Müdürü ve katipler tarafından da imzalanmıştır.
Bu tutanak dışında her dosya için ayrı ayrı tutanaklar düzenlendiği gibi, ayrıca son işlem tarihlerini gösterir bir tutanağın da düzenlendiği, buna göre söz konusu dosyalarda son işlem tarihlerinin ağırlıklı olarak 1986-1995 yılları arasında gerçekleştiği, sanık Hakim Feyyaz Caner'in müstemir yetkili olarak görev yaptığı dönemde ise, toplam 66 dosyada işlem gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır.
Serik Kadastro Mahkemesince 04.06.2001 günlü yazı ekinde sunulan ve 1997-2001 yılları arasında resmi posta pulu isteklerine ilişkin yazı örneklerinin incelenmesinde; toplam 15 adet müzekkere örneği gönderildiği, bunlardan sanık tarafından imzalanan 7 adedinde ise, 02.02.1998 tarihli müzekkere ile derdest bulunan ve karar verilen bir kısım eski dosyalarda tarafların davayı takipsiz bırakması nedeniyle Kadastro Yasasının 32 ve 36. maddeleri gereğince re'sen işlem yapılabilmesi için kararların fotokopilerinin çıkartılması ve tebliğinde kullanılmak üzere en az 800 milyon lira ödeneğe ihtiyaç duyulduğu, bu ödeneğin temini için gereğinin yapılmasının istendiği; 19.02.1999 tarihli müzekkere ile aynı ödenek isteğinin yapıldığı, ancak müzekkere altına C.Savcısı tarafından 22.02.1999 tarihinde hukuk davası olduğundan reddine ibaresinin yazıldığı; 14.09.1999 tarihli müzekkere ile aynı talebin yinelendiği; 07.04.2000 günlü müzekkere ile elde 700 bin liralık pul bulunduğu belirtilerek 200 milyon liralık ek pul istendiği; 01.05.2000 günlü müzekkere ile bu kez 300 milyon liralık ek pul talebinde bulunulduğu; 01.06.2000 günlü müzekkere ile elde 224 milyon 450 bin liralık pul olduğunun bildirildiği; 30.03.2001 günlü müzekkere ile elde 80 milyon 950 bin liralık pul bulunduğu bildirilerek 200 milyon liralık ek pul talep edildiği anlaşılmaktadır.
Dosyada mevcut kadro cetvelleri ve müstemir yetkilendirme kararlarının incelenmesinde; sanık Hakim Feyyaz Caner'in 07.10.1996 tarihinde Serik Adliyesinde göreve başladığı, 27.10.1997 tarihinde mevcut Sulh Ceza Mahkemesi yetkisine ilaveten Kadastro Mahkemesine de müstemir yetki verildiği, 21.12.1998 tarihinde Sulh Ceza ve Kadastro yetkisi kaldırılarak, müstemiren Asliye Ceza ve Kadastro Mahkemelerinde görevlendirildiği ve en son 26.01.2001 tarihinde Asliye Ceza ve Kadastro Mahkemelerindeki yetkisi kaldırılarak müstemiren Asliye Ceza Mahkemesinde görevlendirildiği anlaşılmaktadır.
Kadastro Mahkemesi iş cetvellerinin incelenmesinde; 1999 yılına 289 iş devredildiği, 55 iş geldiği ve 44 işin çıktığı, 2000 yılına 300 işin devredildiği, 1 iş geldiği, 36 işin çıktığı, 2001 yılına 265 işin devredildiği, 14 iş geldiği, 2 işin çıktığı ve elde 277 dosyanın bulunduğu, bu yıllarda 1 talimat evrakının gelip sonuçlandırıldığı belirtilmiştir.
Asliye Ceza Mahkemesinin iş cetvelinin incelenmesinde ise; 1999 yılına 898 iş devredildiği, 499 iş geldiği, 424 işin çıktığı, 2000 yılına 973 işin devredildiği, 529 iş geldiği, 381 işin çıkarıldığı, 2001 yılına 1121 işin devredildiği, 249 iş geldiği, 363 işin çıkarıldığı ve elde 1007 dosyanın bulunduğu, 1999 yılına 101 talimat evrakı devredilip 962 iş geldiği, 876 işin çıkarıldığı, 2000 yılına 187 işin devredildiği, 871 iş geldiği, 999 işin çıkarıldığı, 2001 yılına 59 işin devredildiği, 312 iş geldiği, 287 işin çıkarıldığı ve elde 84 talimat evrakının bulunduğu bildirilmiştir.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp incelendiğinde;
Sanığın, Serik ilçesinde Kadastro Mahkemesinde Hakim olarak görev yaptığı 27.10.1997-26.01.2001 tarihleri arasında bu mahkemede, 12 adet dosyanın Yargıtay'dan bozularak gelmesinden sonra karar düzeltme isteminde bulunma süresi geçmesine rağmen esasa kaydedilmedikleri, 42 adet dosyanın kesinleşmiş olmalarına rağmen kayıt oluşturulması için Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüğüne gönderilmedikleri, 14 adet dosyanın ise temyiz incelemesi aşamasında Yargıtay'ca eksiklik nedeniyle iade edilmesine rağmen işlemsiz olarak bekletildikleri, savunmanın aksine bu işlemlerin yapılması için herhangi bir ödenek ya da pul gerekmediği anlaşılmaktadır. Sanığın bu işlemlerin yapılmasını sağlamak için mahkeme kalemini denetlemede gerekli özen ve titizliği göstermediği, hatta katiplerinin bu konudaki önerilerini dinlemediği dolaylı savunması, özellikle tanıklar Fatma Demirkaplan ile Coşkun Uyar'ın anlatımları, gerek Hakim Sultan Boztaş gerekse Adalet Müfettişi tarafından düzenlenen inceleme tutanaklarının içerikleri itibariyle sabit olup, sanığın, aynı suç işleme kararı altında zincirleme biçimde görevi ihmal suçunu işlediği, cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmadığı anlaşılmaktadır.
Ancak, ayrıntıları Ceza Genel Kurulunun 04.03.2003 gün ve 1-17 sayılı kararında açıklandığı üzere, suç ve hüküm tarihinden sonra 10.02.2003 tarihli Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile TCY. nın 30. maddesinde sanık lehine yapılan değişiklik nazara alındığında, TCY. nın 2/2. maddesi hükmüne göre, bin liranın küsurunun hesaba katılmaması, buna bağlı olarak da somut olayda temel ağır para cezasının ve 647 sayılı Yasanın 4. maddesindeki miktarların 2000 yılından itibaren bin lira küsurlarının atılması suretiyle yeniden hesaplanıp belirlenmesi zorunlu hale gelmiştir.
Bu itibarla, hükmün açıklanan bu neden gereğince bozulmasına, ancak bu husus yeniden yargılama yapılmasını gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetkiye dayanılarak düzeltilerek onanmasına karar verilmelidir.
Açıklanan nedenlerle, Yargıtay 4. Ceza Dairesinin 14.11.2002 gün ve 20-39 sayılı hükmünün TCY'nın 2/2 ve hükümden sonra yürürlüğe giren 4806 sayılı Yasa ile değişik TCY'nın 30/2. maddesi hükümleri karşısında sanığa fazla para cezası tayin edilmiş olması nedeniyle BOZULMASINA, ancak bu husus yeniden yargılamayı gerektirmediğinden, CYUY'nın 322. maddesinin verdiği yetki uyarınca hüküm fıkrasından cezanın belirlenmesine ilişkin bölüm çıkartılarak;
Sonuç: Sanık Feyyaz Caner'in görevi ihmal suçundan TCY. nın 230/1. maddesi uyarınca 3 ay hapis ve 142.365.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, bu cezasının TCY. nın 80. maddesi uyarınca 1/6 oranında artırılarak 3 ay 15 gün hapis ve 166.092.000 liraya çıkarılmasına, sanığın cezasından TCY. nın 59/2. maddesi uyarınca 1/6 oranında indirim yapılarak 2 ay 27 gün hapis ve 138.410.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezanın TCY. nın 4421 sayılı Yasa ile değişen Ek 2. ve aynı Yasa ile eklenen Ek 6., 4806 sayılı Yasa ile değişik 30/2. ve 647 sayılı Yasanın 4/1. maddeleri uyarınca beher günü 4.745.000 lira para cezasına karşılık gelmek üzere dönüştürülerek sanığın 412.815.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, aynı cins para cezaları TCY'nın 72. maddesi uyarınca toplanarak sanığın sonuçta 551.225.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına karar verilmek suretiyle diğer yönleri isabetli olan hükmün düzeltilerek ONANMASINA, dosyanın bu Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 08.04.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy