(1412 S. K. m. 251)
Dava: Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık Fevzi Y.'ın TCY.nın 240. maddesi uyarınca, 1 yıl hapis ve 1.520.000 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, 3 ay süre ile meslekten yoksun bırakılmasına ilişkin, Burdur Ağır Ceza Mahkemesince verilen 8.11.2001 gün ve 211/193 sayılı hüküm, sanık vekili ve katılan tarafından temyiz olunmakla dosyayı inceleyen Yargıtay 4.Ceza Dairesince 3.7.2002 gün ve 9646-12141 sayı ile;
Başkaca nedenler yerinde görülmemiştir.
Ancak;
1- Sanık Fevzi Y.'ın, yasal yöntem ve koşullara uymadan evlenmeye izin kararı verme olarak kabul edilen eylemi nedeniyle, kendisine bir yarar sağladığına veya bundan bir zarar doğduğuna ilişkin kanıt bulunmadığına göre, olayda hafifletici neden bulunduğu kabul edilerek TCY.nın 240/2. madde ve fıkrası ile hükümlülüğüne karar verilmesi gerekirken, aynı maddenin 1. fıkrası ile hükümlülüğüne karar verilmesi,
2- Sanık Fevzi'nin, sabıkasız olması gerekçe gösterilip geçmişteki hali lehine değerlendirilerek temel ceza alt sınırdan belirlendiği halde, yasada öngörülen sanığın kişiliği ve suçun işlenmesindeki özellikler irdelenmeden ve yeterli gerekçe gösterilmeden sanık hakkında verilen özgürlüğü bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesine yer olmadığına karar verilmesi,
3- ............
4- Birlikte suç işlemeyen sanıklar hakkında yargılama giderlerinin, payları oranında alınması yerine dayanışmalı olarak alınmasına karar verilmesi," isabetsizliğinden bozulmasına karar verilmiştir.
4 nolu bozma nedenine uyan Yerel Mahkeme diğer bozma nedenlerine karşı ise 3.10.2002 gün ve 161/171 sayı ile; "Mahkememizin önceki kararının son paragrafında belirtilen gerekçe nazara alınarak ve sanığın kendisine yarar sağladığı tespit edildiği taktirde suç vasfının değişerek başka bir suçun oluşmasının gerektiği, ayrıca hakimlik görevinin sarsılmasının adalet mekanizması açısından toplumda büyük zarar doğurduğu" gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının "bozma" istekli 22.1.2003 gün ve 196626 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Dosyanın İncelenmesinde; Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan, 3.10.2002 tarihli oturumda, önce sanık ve vekilinin, sonra C. Savcısının bozmaya ilişkin görüşleri alınıp en son söz sanığa verilmeden ve başkaca bir işlem yapılmadan yargılamanın sonuçlandırıldığı anlaşılmaktadır.
Ceza Genel Kurulu'nun süreklilik gösteren kararlarında vurgulandığı üzere, CYUY.nın 251. maddesindeki ilke uyarınca ".....en son söz sanığındır." Yine aynı maddenin son fıkrası gereğince, "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur." Bu hükümlerden açıkça anlaşılacağı üzere duruşmanın, hazır bulunduğu takdirde sanığın sözü ile bitirilmesi zorunludur. Sanığın ceza yargılamasındaki en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde kısıtlanamaz. En son söz sanığa verilerek kendisinden önce dinlenenlere karşı diyeceklerini bildirmesi ve savunmasını yapma olanağı sağlanmalıdır. Savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olduğundan, uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır.
Öte yandan, "son soruşturmada en son sözün sanığa verilmesi" kuralı, kamu davasının kesintisizliği ve sürekliliği ilkesinin doğal sonucu olarak bozmadan sonraki yargılama sürecinde de geçerlidir.
Bu itibarla, incelenen dosyada "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY.nın 251. maddesine aykırı davranıldığından, esası incelenmeyen hükmün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle yukarıda açıklanan usuli nedenle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 29.04.2003 günü sonuçta tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy