(1412 S. K. m. 135, 240, 256, 381, 384, 385) (765 S. K. m. 240)
Dava: Görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan sanık Mustafa Uğurlu'nun TCY.nın 240/1 ve 647 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca 1 yıl hapis, 2.620.000 lira ağır para ve 3 ay süre ile memuriyetten yoksun bırakılması cezaları ile cezalandırılmasına ve cezalarının ertelenmesine ilişkin Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesince verilen 5.7.2000 gün ve 116-781 sayılı hüküm, sanık tarafından temyiz olunmakla, dosyayı inceleyen Yargıtay 4. Ceza Dairesince 28.11.2001 gün ve 14327-15433 sayı ile;
"1- Bilirkişi olan sanığın, 4 sahifelik tercüme evrakını 79 sahife olarak tercüme ederek ücret alması, bu işlemi yaptıran yargıcın takdir yetkisinin dayanak verdiği sarf kararı ile olduğundan ve fazla ücret alınmasında bilirkişinin herhangi bir yetki ve sorumluluğu bulunmadığından, sanığın beraati yerine, yazılı şekilde hükümlülüğüne karar verilmesi,
2- Kabule göre; CYUY.nın 135. maddesine göre susma hakkı bulanan sanığın savunmasının, yadsımaya ( inkara ) yönelik bulunduğu biçimindeki yasal olmayan gerekçe ile TCY.nın 59. maddesinin uygulanmayacağına karar verilmesi" isabetsizliğinden Daire Başkanı ve bir üyenin, "takdir edilen bilirkişi ücretinin sanığa ödenip ödenmediği araştırılarak, ödenmediğinin saptanması halinde TCY.nın 240. maddesinin 2. cümlesinin uygulanması gerekip gerekmediği gerekçesiyle bozulması gerektiği yönündeki karşı oyları ile oyçokluğuyla bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 22.5.2002 gün ve 589-466 sayı ile, sanığa ödeme yapılıp, yapılmadığı araştırılarak, "Bilirkişilere ücret belirlenmesi hakim takdirinde ise de; bilirkişiye yeminle verilen işin tamamen teknik bir konu olması ve tercüme işinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığının hakim tarafından bilinmesinin sözkonusu olamayacağı, aksi durumda işin usule uygun yapılıp yapılmadığının belirlenmesi bakımından yeni bir bilirkişi incelemesi yaptırmasının gerekeceği gibi bir durum ortaya çıkar ki, bunun da kabul edilmesi düşünülemez. Bilirkişi olarak görevlendirilen sanık mahkemeyi ve hakimi aldatmıştır. Bütün bu durumlar değerlendirildiğinde sanığın görevini kötüye kullanma kastı ile hareket ederek atılı suçu işlediğinin kabulü gerekeceği" gerekçesi ile ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de sanık tarafından temyizi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "onama" istekli 21.3.2003 gün ve 90507 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderil-mekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın görevde yetkiyi kötüye kullanmak suçundan TCY.nın 240/1 ve 647 sayılı Yasanın 6. maddeleri uyarınca cezalandırılmasına ilişkin Yerel Mahkeme kararı; sanığın temyizi üzerine Özel Dairece, taktir edilen bilirkişi ücretinin sanığa ödenip ödenmediği araştırılarak, ödenmediğinin tespiti halinde TCY.nın 240. maddesinin 2. cümlesinin uygulanması gerekip gerekmeyeceğinin tartışılması gerektiği karşı oyu ile ve oyçokluğuyla bozulmuştur. Özel Dairece karşı oy doğrultusunda araştırma yapılarak ilk hükümde direnilmiştir.
Uyuşmazlığın esasının görüşülmesine geçilmeden önce Özel Dairece usulüne uygun şekilde oylama yapılmış olup olmadığı, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca "ön sorun" olarak ele alınmıştır.
Özel Daire bozma kararında iki grup oy kullanılmıştır. Bunlardan çoğunluğu oluşturan grup, toplanan kanıtların yeterli olduğu ve unsurları itibariyle oluşmayan suçtan sanığın beraetine karar verilmesi gerektiği görüşüyle hükmün bozulması, ikinci grup ise sanığın eyleminin TCY.sının 240 ıncı maddesinin 1 inci fıkrasına mı yoksa 2 nci fıkrasına mı uyduğunun belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesi gerektiği görüşüyle hükmün bozulması yönündedir.
CYUY.nın 256, 381, 384 ve 385. maddelerinde son kararın verilmesini sağlamaya yönelik "müzakere, rey verme, reylerin dağılması, reylerin toplanması" ile ilgili kurallar yer almaktadır. Hüküm kurulması sırasında ortaya çıkan tâli sorunların öncelikle çözülmesi ve sonraki aşamada son ( nihai ) kararın verilmesi gerekmektedir.
Ceza Genel Kurulunun 4.3.2003 gün ve 4-46/14, 9.5.2000 gün ve 4-96/102 sayılı kararlarında da açıklandığı üzere, soruşturmanın genişletilmesi CYUY.nın 384. maddesinde yazılı sorunlardan olup bu yöndeki oylar, 385. maddeye göre kendisine yakın olan oya ilâve edilebilecek, davayı sonuçlandırıcı oylardan değildir. Bu nedenle soruşturmanın genişletilmesine ilişkin görüş, "ön sorun" olarak CYUY.nın 384. maddesi uyarınca öncelikle oylanmalı, oylama sonucunda bu konudaki oylar azınlıkta kalmış ise, azınlık oyunu oluşturan üyelerin de katılımı ile davanın esası hakkında nihai ( sonuçlandırıcı ) oylama yapılmalıdır.
İncelenen dosyada, Özel Dairenin çoğunluk oyunu oluşturan üç Üyesi, yüklenen suçun oluşmadığı gerekçesi ile hükmün bozulması doğrultusunda oy kullanarak esasa ilişkin görüşlerini açıklamışlardır. Azınlık oyunu oluşturan iki Üye ise, sanık hakkında TCY.sının 240 ıncı maddesinin hangi fıkrasının uygulanması gerektiği yönünde soruşturmanın genişletilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Bu görüş CYUY.nın 384. maddesi uyarınca çözülmesi gereken bir ön sorundur. Azınlık görüşü, soruşturmanın genişletilmesi ve sonucuna göre elde edilen kanıtlar nazara alınarak sanığın hukuki durumunun değerlendirilmesi gerektiğine ilişkindir. Bu aşama sonuçlandıktan sonra esas hakkında oy kullanacağından, azınlık oyları özde davayı sonuçlandırıcı oy niteliğinde bulunmamaktadır.
Bu itibarla, yukarıda açıklanan buyurucu usûl kurallarına aykırı olarak verilen Özel Daire bozma kararı ve bu karara yönelik direnmenin sair yönleri incelenmeksizin kaldırılmasına, verilen kararın niteliği itibariyle bu aşamada uyuşmazlık konusunun görüşülmesine de gerek bulunmadığına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; hukuken yok hükmünde bulunan Yargıtay 4.Ceza Dairesinin 28.11.2001 gün ve 14327-15433 sayılı bozma kararı ile Yerel Mahkeme direnme hükmünün KALDIRILMASINA, işin esası hakkında karar verilmek üzere dosyanın anılan Daireye gönderilmesi için Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine 13.05.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy