(765 S. K. m. 65, 79, 429, 499) (5237 S. K. m. 39, 44, 109)
Dava: Kadın kaçırmak ve yağma suçlarından, sanık Osman Çeken'in TCY.nın 79 ve 429/1. maddeleri delaletiyle 499/1-2, 59. maddeleri iki defa uygulanmak suretiyle 32 yıl 16 ay ağır hapis; sanık Suat Sallıoğlu'nun ise TCY.nın 79 ve 429/1. maddeleri delaletiyle 499/1-2, 65/3, 59. maddeleri iki defa uygulanmak suretiyle 16 yıl 8 ay ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin İzmir 2. Ağır Ceza Mahkemesince 01.10.2001 gün ve 100-315 sayı ile verilen kararın sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 02.05.2002 gün ve 2695-3167 sayı ile;
"Sanıkların mağdureler Özay ile Tatavik'i Kuşadası içinde yemek ve eğlenmek üzere anlaşıp arabalarına aldıktan sonra, mağdurelerin rızası hilafına şehir dışına, ormanlık uzak yerlere götürmek suretiyle zorla kadın kaçırmak suçunu işledikleri, götürülen yerde sanık Osman'ın mağdure Özay'ın tehdit ve zorla ırzına geçtiği, diğer sanık Suat'ın ise mağdure Tatavik'i kabul etmemesi nedeniyle ırza geçme suçunu işlemediği, oluş ve kabulden anlaşılmaktadır.
Sanık Osman araba içinde bulunan sanık Suat ile Tatavik'i arabadan uzaklaşıp sevişmeleri için gönderdikten sonra kendisi de araba içinde kendisi ile birlikte bulunan Özay'ın zorla ırzına geçmiştir. Bir süre sonra geri dönen Suat ile mağdure Tatavik'i görünce bıçakla tehdit ederek her iki mağdurenin eşyalarını ve ziynetlerini alıp arabaya koymuş, arabasına alıp bir süre götürdüğü mağdureleri de arabadan indirip uzaklaşmıştır.
Oluşa ve dosya kapsamına göre mağdurelerin eğlenmek ve sevişmek için götürülüp kaçırıldıkları anlaşılmakta, para ve eşyalarının yağmalanması amacıyla olay yerine götürüldüklerine dair bilgi, belge ve hatta iddiaya rastlanmamaktadır. Bu durumda TCK.nun 429/1 ve 497. maddelerle ayrı ayrı hüküm kurulması gerekmekte olup TCK.nun 79. maddenin şartları oluşmamıştır. Yağma eylemlerinin olay yerinde oluşan kastla gerçekleştirildiğini kabul etmek gerekmektedir." gerekçesiyle CYUY.nın 321. maddesi gereğince sanıkların kazanılmış hakları saklı kalmak kaydıyla hükmün bozulmasına karar verilmiştir.
Yerel Mahkeme ise 25.12.2002 gün ve 306-553 sayı ile; "Yargıtay bozması dosya içeriği ile bağdaşmadığı gibi elde edilen maddi deliler ve bulgularla uyuşmadığından mahkememizin önceki hükmünde ısrar edilmesine karar verilmiştir. Nitekim İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının bir örneği dosya içinde mevcut 24.2.2000 tarih 8334-311-280 sayılı iddianamesi ile sanıklar Suat, Osman ve Mehmet'in dosyamızın olayından iki gün önce 28.1.2000 tarihinde Ermenistan uyruklu Karina Khachanvan ile Anahid Bozhayan adlı bayanların aynı usul ve yöntemleri kullanarak sevişmek ve eğlenmek maksadı ile götürdükleri, dosyamızda olduğu gibi sanık Mehmet Bulut'un Selçuk ilçesinde inmesinden sonra "sanık Suat Sallıoğlu ve Osman Çeken'in mağdureleri Zeytinköy Panos mevkiine götürdükleri, sanık Osman'ın araçta bulunan Suat ile mağdure Anahit'i araçtan indirerek bıçak çekip mağdure Karina'yı soyduğu ve cinsel ilişkide bulunduğu, ilişkiden sonra sanık Suat ile Anahit'in arabaya binmesinden sonra sanık Osman Çeken'in cebinden çıkarttığı bıçak ile mağdurelere pasaportunuza bakacağım çıkartın dediği, pasaportumuz yok cevabı üzerine sanık Osman'ın bıçak tehdidiyle üzerinde ne varsa çıkartın diyerek mağdurelerin yüzük, cep telefonu, dolar, altın küpelerini ve saatlerini aldığı ve sanık Osman Çeken'in gasp ettiği, bu eşyaları arabalarının bagajına koyduğu ve daha sonra mağdureleri Kuşadası'na getirerek geri bıraktıkları, mağdurelerin şikayeti üzerine sanıkların yakalandıkları, yakalandıktan sonra bir kısım eşyayı güvenlik güçlerine teslim ettikleri." hususlarına yer verilerek bu sanıklar hakkında İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesine kamu davası açılmış mahkememizce İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/115 esas sayılı dosyası 10.7.2000 ve 31.1.2001 tarihlerinde olmak üzere iki kez incelenmiştir. Sanıklar Osman ile Suat'ın dosyamıza konu olaydan 2 gün önce meydana gelen Karina ve Anahit'e ait eşyalarının tespit tutanakları, 4.2.2000 tarihli olmak üzere dosyamızda mevcuttur. Bu eşyalar dosyamızın mağdurelerini eşyaları ile birlikte 1.2.2000 günü saat 23.30 da sanıklar Osman ve Suat'ın yer göstermesi neticesinde Selçuk ilçesi İsabey Mah. 2040 sk. No:2 sayılı sanık Suat'ın babasına ait evin bitişiğinde bulunan boş hayvan ahırında bulunmuş ve elde edilmiştir. Yer gösterme ve el koyma tutanağı ve olay yeri krokisi, sanıkların ikrar ve savunmaları bu hususu doğrulamaktadır. Bu nedenle 28.1.2000 tarihli önceki olayda sanıklar aynı yöntem ve usulü kullanmışlardır. Sanıklar dosyamızın mağduresi Tatavik'e önceki olayda gasp ettikleri Karina'nın not defterinden bulundukları telefon numarası ile ulaşmışlardır. Ve bu telefonla kendilerini davet etmişler önce gerçek kimliklerini gizlemişler ve hileli yola başvurmuşlardır. Bu itibarla Yüksek Yargıtay bozma ilamında suç vasfının tayinine esas teşkil eden hiçbir bilgi, belge ve iddiaya rastlanmadığı yolundaki gerekçeye katılmak mümkün değildir. Dosya içerisindeki mevcut bilgi ve belgeler iddianame ve incelenen dava dosyası Yargıtayın vardığı sonuca uygun değildir. Şayet sanıklar ilk kez bu şekilde hareket etmiş olsalardı Yargıtay bozmasına ısrar edilmesi mümkün olmazdı. Olayları izah taraflara hukuki tavsif hakime ait bulunduğuna göre mağdurelerin başlarına gelen olayları hukuken tavsif etmelerine de imkan yoktur. Kaldı ki her iki mağdure başlarına gelen olayları hazırlık aşamasından itibaren bütün çıplaklığı ile anlatmışlar, yapılan keşifte de anlatımlarının doğruluğu ortaya çıkmıştır. Mağdureler iradeleri dışında 11 km zorla ıssız ve tenha bir mahalle dağ başına götürmüşlerdir.
Türk Ceza Kanununun 499/1. maddesi "Her kim, para veya eşya veya hukukça hükmü haiz bir senet almak için bir kimseyi hapseder yahut dağa veya tenha bir mahalle kaldırırsa maksadına nail olmamış ise 15 seneden 20 seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır. Maksadına nail olmuş ise cezanın yukarı haddi hükmolunur." hükmünü taşımakta aynı Yasanın 429/1. maddesi de "her kim cebir ve şiddet veya tehdit veya hile ile şehvet hissi veya evlenme maksadı ile reşit olan veya reşit kılınan bir kadını kaçırıp veya bir yerde alıkoyarsa bir seneden üç seneye kadar ağır hapis cezası ile cezalandırılır." hükmüne yer verilmiştir. Türk Ceza Kanununun 79. maddesinde de "İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse, o ahkamdan en şedit cezayı tazammum eden maddeye göre cezalandırılır." hükmünü ihtiva etmektedir. Yüksek Yargıtay bozma ilamında kabul edildiği gibi "yağma eylemlerinin olay yerinde oluşan kasıtla gerçekleştirildiği kabul etmek gerekmektedir" yolundaki görüşe dosya içindeki maddi bulgular iddianame ile açılan kamu davası ve tutanaklar itibariyle müsait bulunmamaktadır. Bu nedenle bu görüşe ve bozma gerekçesine katılmak mümkün değildir. Hem TCK.nun 499. maddesi ve hem de TCK.nun 429. maddesi iki ayrı kaçırmayı düzenlemektedir. Sanıklar bu olaydan iki gün öncede diğer mağdureleri para ve eşyalarını gasp etmek ve zorla ırzlarına geçmek maksadı ile şehvet hissi ile kaçırmışlar ve eylemlerini gerçekleştirmişlerdir. Bu olayın mağdureleri farklı olduğundan dosyaların birleştirilme cihetine gidilmemiş sadece ilgili dosyanın incelenmesi ile yetinilmiştir. İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinin 2000/115 esas sayılı dava dosyasının incelenmesi neticesinde sanıkların kasıt ve niyetleri açıkça ortaya çıkmıştır. Sanıkların kast ve niyetleri reşit mağdureleri şehvet maksadı ile ayrıca para ve eşyalarını gasp etmek amacı ile geceleyin ıssız dağ başına en yakın köye mesafesi 5.5 km. olan ıssız bir mahalle götürmüşlerdir. Dosyamızın olay tarihi 30.01.2000 dir. 28.1.2000 tarihinde de aynı şekilde davranmışlardır. Aynı usul ve yöntemi kullanmışlardır. Bu itibarla sanıklar TCK.nun 79. maddesinde tarif ve tespit edilen şekilde tek bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal etmişlerdir. Bu nedenle ihlal ettikleri ahkamdan en şedit cezayı tazammun eden TCK.nun 499/1. maddesi uyarınca tecziyeleri gerektiğinden dosyadaki bilgi ve belgelere uygun düşmeyen bozma ilamına karşı ısrar edilmesi zorunluluk haline gelmiştir. " gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu kararın da sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 09.04.2003 günlü tebliğnamesiyle Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Olay tarihinde sanıklar Osman Çeken ile Suat Sallıoğlu'nun, yanlarında beraat eden sanık Mehmet Bulut da olduğu halde Selçuk ilçesinden Kuşadası ilçesine gittikleri, burada sanık Osman'ın, bir pansiyonda kalan ve hayat kadını olarak geçimlerini temin eden mağdureler Özay ve yabancı uyruklu Tatavik'i telefonla arayarak kendisini Yaşar adı ile esnaf olarak tanıtması sonucunda yemeğe gitmek üzere buluşmak için anlaştıkları, arabayla buluşma yerine giden sanıklar Suat ve Mehmet'in mağdureleri aldıktan sonra sahil kesiminde beklemekte olan sanık Osman'ı da arabaya aldıkları ve Kuşadası ilçesinden ayrılarak Selçuk ilçesi yönüne giderlerken sanıkların kendilerini polis olarak tanıttıkları, mağdurelerin buna inanmalarını sağlamak için sanık Osman'ın cep telefonu ile birkaç yeri aramak ve diğer sanıklara talimatlar vermek suretiyle onları ikna ettiği, Selçuk ilçesi girişinde benzin almak için durduklarında kredi kartı geçmediğinden bahisle mağdurelerden para alarak bu paranın bir kısmı ile bira aldıkları, sonra Şirince köyü yönüne giderlerken yol dışında uygun bir yerde durduklarında sanık Osman'ın mağdureleri diğer sanıklarla cinsel ilişkide bulunmaya zorladıysa da bunu kabul ettiremeyince mağdurelere bağırıp onları azarladığı, bu yerde yaklaşık on dakika kaldıktan sonra da Selçuk ilçesine dönerek beraat eden sanık Mehmet'i burada bıraktıkları ve bu kez Pamucak sahiline gittikleri, sanık Osman'ın diğer sanık ile yabancı uyruklu mağdureyi arabadan indirerek birlikte yalnız kaldığı mağdure Özay'a cinsel ilişkide bulunmayı teklif ettiğinde kabul etmemesi üzerine ona bağırıp çağırıp küfür ettiği, diğerlerini de arabaya çağırarak köy yollarında 10 km. kadar yol aldıktan sonra Zeytinköy civarında orman yoluna saparak 50 m. kadar içeride ormanlık alanda durduklarında da sanık Suat ve yabancı uyruklu mağdureyi arabadan indirdiği, sonra torpido gözünden çıkardığı bıçakla mağdure Özay'ı tehdit ederek ırzına geçtiği, daha sonra diğerlerini arabaya çağırarak mağdure Özay'ı temizlenmesi için dışarıya gönderdiği, döndüğünde ise mağdurelerin kaçacaklarından bahisle ve yine bıçak zoruyla ceketlerini, ziynet eşyalarını, cep telefonlarını ve kimliklerini çıkarttırarak bunları arabanın bagajına koyduğu, sanık Suat'ın ise sanık Osman'ın bu hareketlerine engel olmak için herhangi bir çaba sarfetmediği gibi onun yanında yer aldığı, daha sonra sanıkların mağdureleri yolda Menderes çayı üzerindeki köprü üzerinde bıraktıkları, sanıklar olay nedeniyle yakalandıklarında sanıklardan Suat'ın yer göstermesi sonucunda mağdurelere ait eşyanın bu sanığın ailesine ait boş ahırda gizlenmiş halde bulunduğu, mağdurelerin aşamalardaki özde tutarlı anlatımları, sanıkların kaçamaklı anlatımları, olay tutanakları ve tüm dosya kapsamı ile sabittir.
Oluş şekli yukarda açıklanan somut olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, kaçırma ve yağma suçlarının ayrı ayrı kastlar ile mi işlendiği, yoksa fikri içtima halinin mi söz konusu olduğunun belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Fikri içtima hali TCY.nın 79. maddesinde düzenlenmiş olup, madde; "İşlediği bir fiil ile kanunun muhtelif ahkamını ihlal eden kimse o ahkamdan en şedit cezayı tazammun eden maddeye göre cezalandırılır." hükmünü taşımaktadır. Bu düzenleme ile her aykırılığın ayrı bir suç teşkil etmesi ve failin suç sayısınca cezalandırılmasına ilişkin temel ilkeden ayrılınmış, tek eylem ile yasanın çeşitli hükümlerine aykırı davranan fail hakkında, bu hükümlerden en ağır ceza öngörenin uygulanması esası kabul edilmiştir.
Yerleşmiş yargısal kararlarda, eylemin tek olması koşulu, hareketin tek olması olarak kabul edilmiştir. Konu öğretide de ele alınmış ve kimi yazarlar da aynı görüşü savunarak, "tek eylem" terimini, iradi karara dayanan tek hareket olarak kabul etmişlerdir. ( Artuk, M.E.Göçen, A.Yenidünya, C., Ceza Hukuku Genel Hükümler, sh.846; Yüce, T.T., Ceza Hukuku Dersleri, sh.379. ) Fikri içtimanın gerçekleşmesi için gerekli olan diğer koşul ise, yasanın farklı hükümlerinin ihlal edilmiş olmasıdır.
Bu açıklamalar ışığında somut olay ele alınıp değerlendirildiğinde;
Olay tarihinde sanıkların, beraat eden sanık Mehmet'i bıraktıktan sonra mağdureleri şehvet hissi ile kaçırdıkları, nitekim sanıklardan Osman'ın mağdure Özay'ın zorla ırzına geçtiği, bu eyleminden dolayı verilen mahkumiyet kararının da Özel Dairece onanarak kesinleştiği sabittir. Bu aşamadan sonra amacına ulaşan failin diğer sanığın iştirakiyle ve ayrı bir kast ile mağdurelere ait taşınır malları bıçak tehdidi ile alması karşısında, kaçırma suçundan ayrı olarak yağma suçu da oluşmuştur. TCY.nın 79. maddesinin uygulanabilmesi için, hareket tek olmakla birlikte neticeler de ayrı ayrı öngörülerek istenmemelidir. Bir başka anlatımla, burada amaç, tek eylem ile istemediği birden çok netice elde eden failin bütün neticelerden cezalandırılmasını engellemektir. Eğer kast birden çok suça yönelmiş ise, eylem tek de olsa TCY.nın 79. maddesi uygulanamaz. Bir an için Yerel Mahkemenin kabul ettiği oluş tarzı benimsense dahi, başlangıçta yağma kastı ile hareket eden sanıklar, hem yağma, sanık Osman'ın zorla ırza geçme suçunu işlemesi karşısında hem de şehvet hissi ile kadın kaçırmak suçları yönünden iradi olarak birden çok neticeyi öngörüp istemişlerdir. Gerek yukarıda açıklanan oluş şekli gerekse, Yerel Mahkemenin kabul ettiği oluş şekli esas alınsa da somut olayda TCY.nın 79. maddesinin uygulanma koşulları bulunmamaktadır. Sanıkların daha önce benzer nitelikte suç işlemiş olmaları ayrı bir yargılama konusu olup, her somut olay kendi koşulları içerisinde değerlendirilmelidir. Sanıkların daha önce benzer suç işlediklerinden bahisle kastlarının tek olduğuna ilişkin belirleme yapılması olanaksız olup, bu gerekçeye dayanan Yerel Mahkeme direnme kararı isabetsizdir.
Bu itibarla sanıkların kadın kaçırma ve yağma suçlarından ayrı ayrı cezalandırılmaları yerine dosya kapsamına uymayan gerekçelerle olayda uygulanma yeri bulunmayan TCY.nın 79 ve 499. maddeleri uyarınca ceza tayin edilmesi isabetsiz olup, hükmün yalnızca sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi karşısında aleyhe temyiz bulunmadığı nazara alınarak sanıkların ceza tür ve miktarı yönünden kazanılmış hakları saklı tutulmak suretiyle hükmün bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yerel Mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, hükmün yalnızca sanıklar vekili tarafından temyiz edilmiş olması karşısında sanıkların cezanın tür ve miktarı yönünden kazanılmış olan haklarının CYUY.nın 326/son maddesi gereğince saklı tutulmasına, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 27.05.2003 günü oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy