(1412 S. K. m. 325) (765 S. K. m. 414, 415, 416)
Dava: 15 yaşından küçük mağdurenin rızaen ırzına geçmek suçundan sanık Hasan'ın TCY'nın 414/1, 80 ve 59/2. maddeleri uyarınca 4 sene 10 ay 10 gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmasına, TCY'nın 31. maddesi uyarınca 3 yıl süre ile kamu hizmetlerinden yasaklanmasına, bu suça fer'an iştirakten sanıklar Orhan ile Sona'nın TCY'nın 414/1, 65/3, 80 ve 59/2. maddeleri uyarınca 2 sene 5 ay 5'er gün ağır hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin Yalova Ağır Ceza Mahkemesinden verilen 9.6.1998 gün ve 22-47 sayılı hüküm sanık Hasan vekili ile sanıklar Orhan ve Sona tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 5.10.2000 gün ve 1416-4778 sayı ile;
"Mağdure Günnur'un kadın doğum uzmanından alınan 22.12.1995 günlü raporunda, "Kızlık zarında saat 6 hizasında eski yırtık tespit edilmiştir." denilip, Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şube Müdürlüğünün 18.12.1995 günlü raporunda ise "Kızlık zarı halkavi yapıda, başparmak duhulüne müsait, yırtık olmayıp bakire olduğu" belirtilmiş olmakla; Adli Tıp Kurumu ilgili ihtisas kurulundan kızlık zarının bozulup bozulmadığı, ereksiyon halindeki penisin duhulü ile kızlık zarı yırtılmadan da cinsi münasebetin mümkün olup olmayacağı hususunda rapor alındıktan sonra, neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, eksik soruşturmayla, bu suçtan da yazılı şekilde mahkumiyet hükmü kurulması" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel mahkemenin 19.12.2000 gün ve 129-148 sayı ile önceki hükmünde direnmesi üzerine sanık Hasan vekili ile sanıklar Orhan ve Sona tarafından temyiz olunan hüküm Yargıtay Ceza Genel kurulunca 3.4.2001 gün ve 52-54 sayı ile;
" 1- Sanık Hasan vekilinin süresinden sonra gerçekleştirdiği temyiz isteminin CYUY.'nın 317. maddesi uyarınca reddine,
2- Sanıklar Orhan ve Sona'nın ilk hükme yönelik duruşmalı inceleme istekleri değerlendirilmeyip, dosya üzerinden inceleme yapılması suretiyle savunma hakları kısıtlandığından, özel dairece duruşmasız inceleme yapılarak verilen bozma kararı ile bu karara dayanılarak kurulan direnme hükmünün kaldırılmasına, yeniden duruşmalı inceleme yapılmak üzere dosyanın 5. Ceza Dairesine gönderilmesine" karar verilmiştir.
Dosyanın gönderildiği Yargıtay 5. Ceza Dairesi 7.5.2002 gün ve 3339-3275 sayı ile;
Mağdure Günnur'un kadın doğum uzmanından alınan 22.12.1995 günlü raporunda "kızlık zarında saat 6 hizasında eski yırtık tespit edilmiştir." denilip, Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şube Müdürlüğünün 18.12.1995 günlü raporunda ise "kızlık zarı halkavi yapıda başparmak duhulüne müsait, yırtık olmayıp bakire olduğu" belirtilmiş olmakla; vaki mübayenetin giderilmesi ve suç niteliğinin tayini için bir kez de Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan kızlık zarının bozulup bozulmadığı, ereksiyon halindeki penisin duhulü ile kızlık zarı yırtılmadan da cinsi münasebetin mümkün olup olmayacağı hususunda rapor alındıktan sonra neticesine göre bir karar verilmesi gerekirken, anlatımlara dayanılmak suretiyle eksik soruşturmayla yazılı şekilde hüküm kurulması" isabetsizliğinden hükmü bozmuş, ayrıca bozmanın "temyiz isteği reddedilen sanık Hasan'a teşmiline" de karar vermiştir.
Yerel mahkeme ise 4.10.2002 gün ve 137-157 sayı ile;
"Yapılacak araştırmada mağdurenin kızlık zarının sağlam olduğunun belirtilmesi halinde toplanan deliller, sanığın ikrarı ve mağdurenin beyanları karşısında sanığın mağdurenin ırzına geçmediğini kabulü ile sanıkların beraatlerine karar verilmesi mümkün değildir. Zira gerek sanık gerekse mağdure birden çok cinsel ilişkiye girdiklerini, 22 gün boyunca karı koca gibi yaşadıklarını ikrar ve beyan etmişlerdir. Görüldüğü gibi her iki halde de Yargıtay 5. Ceza Dairesinin bozma ilamında belirtilen ve Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Dairesinden aldırılması istenilen raporun davanın sonucuna bir etkisinin olmayacağı ortadadır. Bu nedenle mağdurenin kızlığının bozulup bozulmadığının araştırılmasının da bir önemi bulunmamaktadır." gerekçesiyle her üç sanık yönünden de önceki hükmünde direnmiştir.
Bu hükmün de sanıklar Hasan, Sona ve Orhan vekilleri ile C. Savcısı tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C. Başsavcılığının 10.1.2003 günlü "bozma" isteyen tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, Ceza Yargılamaları Usulü Yasasında, Ceza Genel Kurulunda duruşmalı inceleme yapılacağına ilişkin bir usul hükmü bulunmaması nedeniyle sanıklar Orhan ve Sona vekilinin duruşmalı inceleme talebinin reddine karar verilerek dosya üzerinden yapılan inceleme sonunda, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanık Hasan'ın önceki hükme yönelik temyiz inceleme isteği süresinden sonra yapıldığı gerekçesiyle reddedilmiş, sanıklar Orhan ile Sona'nın istemleri nedeniyle özel dairece yapılan temyiz incelemesi sonucunda hüküm eksik soruşturma nedeniyle bozulmuş ve bozma kararının temyiz istemi reddedilen sanık Hasan'a da teşmiline karar verilmiş olup, ayrıntıları Ceza Genel Kurulumuzun 15.12.1998 gün ve 310/376 sayılı kararında vurgulandığı üzere, bozmanın hükmü temyiz etmeyen sanıklara sirayetinin ancak bozmaya uyulması halinde mümkün olacağı, önceki hükümde direnilmesi durumunda sirayetin söz konusu olamayacağı ve bu sanıklar yönünden yeniden hüküm verilemeyeceği cihetle, direnme kararında sanık Hasan hakkında kurulan hükmün yok sayılması gerektiğinden, sanık Hasan vekilinin temyiz inceleme isteminin reddine karar verilerek temyiz incelemesi sanıklar Orhan ve Sona'nın suçları ile sınırlı olarak yapılmıştır.
Sanıklar Orhan ile Sona'nın 15 yaşından küçük mağdurenin zincirleme biçimde rızaen ırzına geçilmesi eylemine fer'an iştirak suçundan cezalandırılmalarına karar verilen olayda özel daire ile yerel mahkeme arasındaki uyuşmazlık, suç niteliğinin belirlenmesi bakımından soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunup bulunmadığına ilişkindir.
Suç tarihinde 13 yaşının içinde olan mağdure Günnur ile sanık Hasanı yirmi günü aşkın süre ile diğer sanıklar Orhan ve Sona'nın yer temini ve ilişkiye teşvik etmeleri nedeniyle Yalova'daki evlerinde birlikte kalmışlardır. Gerek mağdure, gerekse sanık Hasan ailelerinin evlenmelerine rıza göstermesini sağlamak amacıyla bu süre içinde bir çok kez cinsel ilişkiye girdiklerini belirtmişlerse de, sanık Hasan ve ailesi tarafından evine bırakılan mağdurenin aynı gün Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şube Müdürlüğünden aldırılan 18.12.1995 gün ve 8369 sayılı raporunda, "mağdurenin kızlık zarının halkavi tarzda, fehvasının baş parmak duhulüne müsait olduğu, ekimoz-yırtık bulunmadığı, salim bulunduğu, halen bakire olduğu, anüste fiili livatanın maddi delillerine ve vücudunda haricen cebir-şiddet asarına rastlanmadığı" belirtilmiştir.
Soruşturmanın Yalova Emniyetince de sürdürülmesi nedeniyle Yalova Devlet Hastanesi Nisaiye Polikliniğine sevkedilen mağdure hakkında bu Hastanece verilen 22.12.1995 gün ve 2109 sayılı raporda ise; "kızlık zarının saat 6'ya uyan bölgesinde eski yırtık tespit edildiği" belirtilmiştir.
Irza geçme suçları, mağdurların yaşı nazara alınarak TCY'nın 414 ve 416/1-3 maddelerinde, ırz ve namusa tasaddi suçları ise 415 ve 416/2. maddelerinde düzenlenmiştir.
Öğreti ve yargısal kararlarda ırza geçme; "iki kişi arasındaki bir cima fiili olarak ve aktif failin cinsel organını diğerinin vücuduna normal veya anormal yoldan menisini boşaltacak şekilde kısmen veya tamamen ithal etmesi, sokması" şeklinde,
Irz ve namusa tasaddi ise; "cinsel ilişki derecesine varmayan, mutlaka mağdurla bedeni teması gerektiren ve devamlılık gösteren şehevi hareketler" olarak tanımlanmaktadır.
Irza geçme suçu geçitli ( müterakki ) suçlardan olduğundan, fail ırza tasaddi suçunu oluşturan hareketleri yaptıktan sonra bununla yetinmeyerek daha ileri gidebilmek ve ırza geçme suçunu gerçekleştirebilmektedir. Böylece fail hafif suçtan daha ağır suça geçebilmekte, bu durumda da hafif sonuç ağır sonucu içerisinde erimekte ve fail hakkında tüm fiillerden değil, ağır olan ırza geçme suçundan ceza verilmektedir.
Geçitli suçların bu özelliği gereği; suç niteliğinin tayini ve ırza geçme suçunun oluşumunun kabulü bakımından en önemli maddi kanıt genital organlar üzerinde meydana gelen belirtilerdir. Bunun tespiti de, özel ve tıbbi bir bilgiyi gerektirdiğinden CYUY'nın 66. maddesi uyarınca ancak doktor raporuyla olanaklıdır.
Bazı tür kızlık zarlarının yapısı itibariyle bozulmadığı gözetilerek, cinsel birleşmeye rağmen kızlık zarının duhule elverişli olduğu ve mağdurenin anatomikman bakire olduğunun doktor raporuyla saptanması halinde, anlatımlara dayalı olarak faili ırza geçmekten sorumlu tutmak olanaklıdır. Ancak, kızlık zarının yapısal özellikleri ve ereksiyon halindeki penisin duhulu ile yırtılıp yırtılmayacağı saptanmadan sadece anlatımlara dayalı olarak ırza geçme suçunun oluştuğu kabul edilemez.
İnceleme konusu olayda;
Mağdure Günnur'un Adli Tıp Kurumu Bakırköy Şube Müdürlüğünden aldırılan 18.12.1995 günlü raporda; "kızlık zarının halkavi yapıda ve başparmak duhulüne müsait bulunduğu, yırtık olmayıp, bakire olduğu" ifade edilip, kadın doğum uzmanından alınan 22.12.1995 günlü raporunda ise; "kızlık zarında saat 6 hizasında eski yırtık tespit edildiğinin" belirtilmesi karşısında; öncelikle çelişkinin giderilmesi ve suç niteliğinin belirlenmesi yönünden Adli Tıp Kurumu ilgili İhtisas Kurulundan kızlık zarının bozulup bozulmadığı, ereksiyon halindeki penisin duhulü ile kızlık zarı yırtılmadan da cinsel ilişkinin mümkün olup olamayacağı hususunda rapor alındıktan sonra suç niteliğinin belirlenmesi gereklidir. Bu itibarla, soruşturmanın genişletilmesine gerek bulunmadığına ilişkin yerel mahkeme direnme hükmü isabetsiz olup bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, yerel mahkeme direnme hükmünün BOZULMASINA, bozma kararının CYUY.'nın 325. maddesi uyarınca temyiz istemi reddedilen sanık Hasan'a da teşmiline, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 4.3.2003 günü tebliğnamedeki düşünceye uygun olarak oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy