(765 S. K. m. 429, 433) (1412 S. K. m. 251)
Dava: Reşit kadını zorla kaçırmak suçundan sanık, Nurettin'in TCY.nın 429/1 ve 61. maddeleri uyarınca 1 yıl ağır hapis cezası ile cezalandırılmasına ve hakkında aynı Yasanın 40. maddesinin uygulanmasına ilişkin Edirne 2. Ağır Ceza Mahkemesince verilen 11.9.2002 gün ve 165/105 sayılı hüküm, O Yer C.Savcısı ve sanık vekilinin temyizi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5.Ceza Dairesince 18.11.2002 gün ve 7960-7712 sayı ile;
"Sanık ve mağdurenin yaşı ve medeni halleri ile olayda bir güna tecavüzde bulunmaması nazara alındığında, savunmanın doğal sonucu olarak evlenme amacından söz etmese dahi sanık hakkında TCK.nun 433. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkemece 18.4.2003 gün ve 14-82 sayı ile; "Sanık yargılamada, kendisini vekil ile temsil ettirmiş, 11.09.2002 tarihli duruşmada, TCK.nun 433. maddesinin uygulanma koşullarının değerlendirilmesi amacıyla, mağdureyi evlenme amacıyla kaçırıp kaçırmadığı sorulmuş, sanık, kaçırırken mağdure ile evlenme düşüncesinin olmadığını, sadece gezmek amacıyla arabaya bindirmeye kalkıştığını beyan etmiştir. Sanık evlenme amacıyla kaçırmanın kendi lehine olduğunu bilebilecek durumda olup, vekili tarafından da evlenme amacıyla kaçırıldığı yönünde bir savunmada bulunulmamıştır.
Sanık ile mağdure arasında olay tarihinden önce ileride evlenmeyi düşündüklerine dair hiçbir delil ve beyan yoktur. Yine aralarında duygusal yakınlık da yoktur. Sanık, mağdureye ileride evlenme düşüncesiyle arkadaşlık teklif etmemiştir. Sanığın, mağdureye arkadaşlık teklif edipte mağdure tarafından red edilmesi gibi bir durum da sözkonusu değildir.
TCK.nun 433. maddesinde "mahza evlenme maksadı ile suçun işlenmesinden bahsedilmektedir. Mahza; "ancak, yalnız, tek, sade, halis, katkısız, tam" anlamlarına gelmektedir. Yargıtay bozma ilamındaki gerekçenin kabulü halinde, sanık mağdureyi evlenme maksadı ile değil de, şehvet hissi ile kaçırmış olsa dahi, aralarında yaş ve medeni hale göre evlenmeye engel bir durumun olmaması halinde teşebbüs aşamasında kalan tüm kaçırma eylemlerinde TCK.nun 433. maddesi uygulanacaktır. TCK.nun 433. maddesi ile yasa koyucu mağdureyi evlenme amacı ile kaçıran ile şehvet hissi ile kaçıran kişinin aynı cezayı görmemesini amaçlamıştır.
Bir insanı zorla gezmeye götürmek hayatın olağan akışına aykırı olup, sanık ve vekili tarafından da mağdurenin evlenme amacı ile kaçırılmadığı açıkça beyan edildiğine göre, sanığın mağdureyi şehvet hissi ile kaçırdığını kabulde zorunluluk bulunmaktadır." gerekçesi ile ilk hükümde direnilmiştir.
Bu hükmün de sanık vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C.Başsavcılığının "bozma" istekli 15.9.2003 gün ve 109058 sayılı tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın reşit kadını zorla kaçırmaya eksik kalkışma suçundan cezalandırılmasına ilişkin karar, sanık vekili ve O Yer C.Savcısının temyizi üzerine, sanık hakkında TCY.nın 433. maddesinin uygulanması gerektiğinin gözetilmemesi isabetsizliğinden bozulmuş,
Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan 18.4.2003 günlü oturumda, bozma ilamı okunarak sırasıyla sanık Nurettin Gönder, katılan vekili, sanık vekili ve C.Savcısından bozmaya karşı diyecekleri sorulduktan sonra, hazır bulunan sanığa diyecekleri sorulmadan ve başkaca işlem yapılmadan duruşmaya son verilerek direnme hükmü kurulmuştur.
CYUY'nın 251. maddesi uyarınca ". en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise, "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince, katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitirilecektir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiçbir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak, bozmadan sonra başlayan yargılamada da aynen geçerlidir. Bu nedenle, "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY'nın 251.maddesine aykırı davranıldığından, diğer yönleri incelenmeyen direnme hükmünün öncelikle bu usuli nedenle bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Tebliğnamedeki istemden değişik gerekçe ile; sair yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün öncelikle yukarıda açıklanan usuli nedenle BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine 14.10.2003 günü sonuçta istem gibi oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy