(765 S. K. m. 195, 202, 493, 504) (1412 S. K. m. 202, 219, 317, 365)
Sanıklar C. K. ve A. Ş.'in, zimmet ve dolandırıcılık suçundan beraatlarına ilişkin Erzurum Ağır Ceza Mahkemesince 31.01.2001 gün ve 15-24 sayı ile verilen kararın katılan İdare vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 5. Ceza Dairesince 12.12.2002 gün ve 1696-8328 sayı ile hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 29.01.2003 gün ve 35212 sayı ile;
"Müşteki M.K. 6.6.1997 tarihli şikayet dilekçesi ile Erzurum C.Başsavcılığına müracaat ederek, 24.4.1997 tarihinde Erzurum Fizik Öğretmenliğinde okuyan oğlu B.K.'e Keçiborlu Posta İşletmesinden taahhütlü olarak içinde kendisine ait bankamatik kartını gönderdiğini, ancak mektubun oğlunun eline geçmediğini, buna rağmen 28.4.1997 tarihinde bankamatik kartı kullanılarak hesabından para çekildiği, 6.5.1997 tarihinde de Ahmet Şahin isimli bir kişinin hesabına para yatırıp yine hesaptan para çektiğini bu nedenle bankamatik kartını haksız olarak ele geçirip hesabından para çekenler hakkında şikayetçi olmuştur.
Müşteki aynı nitelikte bir şikayet dilekçesini de Posta İşletmesi Genel Müdürlüğüne vermiş, bu kurum tarafından yaptırılan müfettiş incelemesi sonunda A. Ş. ve C. K.'in bu suçu işledikleri rapor edilerek Erzurum C.Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştur. Erzurum C.Başsavcılığınca yapılan soruşturma sonunda sanıklar hakkında Emniyeti suiistimal suçundan dolayı Asliye Ceza Mahkemesine dava açılmış, bu mahkeme tarafından suçun TCK.nun 202 ve 504/3. madde kapsamında kaldığından bahisle görevsizlik kararı verilmiştir.
Sanıklar gerek Asliye Ceza Mahkemesinde, gerekse Ağır Ceza Mahkemesinde tevil yollu suçlarını ikrar etmişlerdir. müşteki 15.10.1998 tarihinde Keçiborlu Asliye Ceza Mahkemesinde verdiği ifadede "Sanık C. G.'in ağabeysi N. G.'in yanıma gelerek "senin kartı kullanan şahıslardan biri benim kardeşimdir, diyerek bütün zararımı ödedi" şeklinde beyanda bulunduğu anlaşılmasına, keza Türkiye İş Bankası Erzurum Şubesi servis yetkilisi K. T.'in 26.9.2000 tarihli bilirkişi raporunda müştekiye ait Keçiborlu İş Bankasındaki 3340/79791 nolu hesaptan 29.4.1997 tarihinde PTT Başmüdürlüğü önünden 2.000.000 TL. çekildiği 6.5.1997 tarihinde sanık A. Ş.'e ait 9300/981663 nolu hesaptan müşteki A.K.'e ait 3340/79791 nolu hesaba 350.000 TL. havale yapıldığı, aynı tarihte saat 19.37 de müşteki M.N.K.'e ait bankamatik kartı kullanılarak sanık A. Ş.'in 9300/981663 nolu hesaba 320.000 TL. para havale edildiği, bu hesaptan 19.41 de 500.000 TL. para çekildiği rapor edilmiştir.
Sanıkların ifadeleri müştekinin ifadesi ve belirtilen bu rapor ile PTT. Genel müdürlüğü müfettişinin tespitleri ile sanıklar birlikte hareket ederek, müşteki A.N.K.'e ait bankamatik kredi kartını haksız olarak ele geçirip müştekinin hesabından 2.000.000 TL. ve 500.000 TL. çektikleri ve kendi hesaplarına aktarma yaptıkları anlaşılmıştır.
Bu işlemler müşteki A. K.'ün bankamatik kartı ile yapıldığı sabittir. Sanıkların bu eylemi TCK.nun 493/2. maddesi kapsamına girdiği anlaşılmaktadır" görüşüyle itiraz yoluna başvurarak, Özel Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün bozulmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, sanıkların eylemlerinin sabit olup olmadığı, dolayısıyla cezalandırılmalarının gerekip gerekmediğinin belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Ancak, işin esasının görüşülmesine geçilmeden önce sanıklarca işlendiği ileri sürülen suç nedeniyle, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünün doğrudan doğruya zarar görüp görmediği, dolayısıyla davaya katılma ve hükmü temyiz etmesi olanağının bulunup bulunmadığı hususu, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27/1. maddesi uyarınca "ön sorun" olarak ele alınıp öncelikle incelenmesine karar verilmiştir.
Ceza Genel Kurulunun ve Özel Dairelerin yerleşmiş kararlarında da vurgulandığı üzere, kamu davasına katılan sıfatını alabilmenin en önemli koşulu suçtan doğrudan doğruya zarar görmüş olmaktır. Dolaylı zararlar nedeniyle kamu davasına katılma olanaklı değildir. Bu nedenle suçtan doğrudan doğruya zarar görmeyen bir kimsenin CYUY.nın 365. maddesi uyarınca kamu davasına katılması yönünde karar verilemeyeceği gibi, kamu davasına katılma hakkı bulunmayan yakınanın yasa yollarına başvurma hak ve yetkisi de bulunmamaktadır.
Uyuşmazlık konusu somut olayda mağdur Mehmet Nuri Alagöz'ün, oğluna taahhütlü mektup içerisinde gönderdiği bankamatik kartının yerine ulaşmadığını ve bu kart kullanılarak hesabından para çekildiğini belirterek şikayette bulunması üzerine yapılan hazırlık soruşturması sonucunda 31.10.1997 tarihinde, gerek mağdurun şikayetinden vazgeçmesi gerekse, haklarında soruşturma yürütülen ilgili kuruluşta görevli sanıklar Ahmet Şahin ve Cihat Kündeş'in, yüklenen emniyeti suiistimal suçunu işlediklerine ilişkin kanıt bulunmadığından bahisle takipsizlik kararı verilmiştir. Ancak, Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü vekilinin 11.11.1997 tarihli dilekçe ile takipsizlik kararına itiraz etmesi ve Oltu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanlığının 01.05.1998 günlü karar ile başvuruyu haklı bularak takipsizlik kararını kaldırması nedeniyle Erzurum C.Başsavcılığınca 15.09.1998 tarihli iddianame ile sanıklar hakkında hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçundan dolayı TCY.nın 509/2, 510 ve 522. maddeleri uyarınca cezalandırılmaları istemiyle kamu davası açılmış, Asliye Ceza Mahkemesi 16.12.1999 gün ve 685-610 sayı ile; sanıkların eylemlerinin TCY.nın 202/1 ve 219. maddeleri kapsamında zimmet, ayrıca yine TCY.nın 504/3, 522. maddeleri kapsamında nitelikli dolandırıcılık suçu olarak değerlendirilmesi olasılığından bahisle Ağır Ceza Mahkemesine görevsizlik kararı vermiştir.
Posta İşletmesi Genel Müdürlüğü vekili, 15.10.1998 tarihli dilekçe ile; sanıkların hizmet nedeniyle emniyeti suistimal suçunu işledikleri ve itibarının zedelenmesi ve güven kaybetmek suretiyle idarenin bu suçtan zarar gördüğünden bahisle davaya katılma talebinde bulunmuş, ayrıca 13.05.1999 tarihli dilekçe ile de Posta Yasasının 50/2. maddesi uyarınca mağdura idare tarafından 6 milyon lira tazminat ödendiğinden, bu paranın faiziyle birlikte sanıklardan tahsiline karar verilmesini talep etmiştir. Asliye Ceza Mahkemesince talep yerinde görülerek, idarenin davaya katılan sıfatıyla kabulüne karar verilmiştir.
Görüldüğü gibi yakınan idare, davaya katılma talebinde bulunurken dahi kurumun itibarının zedelenmesi ve güven kaybetmesi şeklindeki dolaylı zararlara dayanmıştır. İşlendiği ileri sürülen suçlardan doğrudan doğruya zarar görenler, mağdur Mehmet Nuri Karagöz ile suça konu bankamatik kartının sahibi olan bankadır. İdarenin, mağdura ödediği tazminat, bankamatik kartının bedeli olmayıp, taahhütlü postanın yerine ulaştırılamaması nedeniyle ödenen posta ücretinin 30 katı tutarındaki yasal tazminattır. Kaldı ki, Posta Yasasının 41. maddesi gereğince mektupların içine para ve değerli kağıtların konularak gönderilmesi olanaksız olup, gönderilmesi halinde idarenin sorumluluğu da bulunmamaktadır. Yakınan Posta İşletmesi Genel Müdürlüğünün ödediği tazminat nedeniyle sorumlu olanlara rücu etmesi olanağı bulunmaktadır. Tazminat ödenmesi, itibar zedelenmesi ve güven kaybı gibi dolaylı zararlara dayanarak kamu davasına katılması, dolayısıyla verilen hüküm hakkında yasa yollarına başvurması da olanaksızdır.
Bu itibarla Yargıtay C.Başsavcılığının itirazının bu değişik gerekçe ile kabulüne, Özel Daire kararı kaldırılarak hükmü temyiz etme hak ve yetkisi bulunmayan yakınan idarenin temyiz isteğinin CYUY.nın 317. maddesi uyarınca reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan Kurul Üyeleri G.Kınık ve İ.Malkoç; "Müdahale sorununu çözmeden önce maddi olayı kısaca belirtmek gerekecektir. Keçiborlu'da bulunan müşteki M. Nuri Karagöz, Erzurum'da okumakta olan oğluna, taahhütlü mektupla bankamatik kartı gönderir. Mektup PTT. tarafından alınmış ve fakat Erzurum PTT.sindeki kayıtlara geçmeden sanık PTT. görevlilerinin eline geçtiği iddia olunmuş ve mektup açılarak içindeki bankamatik kartı ile paralar çekilmiştir. Kurum görevlisi olan iki sanık aleyhine de bu nedenle kamu davaları açılmıştır.
Mektup, müdahil kuruma verilmekle, kurumun sorumluluğu başlamış ve bu sorumluluk süresince verilen zararlardan doğrudan sorumlu bulunması itibariyle de doğrudan zarar gören sıfatını kazanmıştır. Zaten, hukuk mahkemesinde kurum aleyhine müdahil tarafından açılan dava sonunda tazminata karar verilmiştir.
Taahhütlü mektubun açılması, içeriğinin öğrenilmesi ve ortadan kaldırılması (TCY. 195 ve izleyen maddeler) zaten kurumun sorumluluğunda olan durumlardır.
Mektubun içerisine bankamatik kartı konulması, kurum düzenlemelerine göre yasaktır ama, buna rağmen gönderinin kabul edilmesi ve zarara yol açılması halinde kurum en azından müterafik kusurludur. Zira kendi memurları tarafından kabul edilmiş, gereken denetim yapılmamıştır. Özel hukuk hükümlerine göre de kurum sorumlu tutulabilir ve zararı tazmin etmesi kararlaştırılabilir.
Uygulamada, doğrudan zarar görenlerin kamu davasına müdahale edebilecekleri kabul edilmektedir. Olayımızda, bankamatik kartını ister kurumun görevlileri isterse başkaları ele geçirmiş olsun, kurumun sorumluluğu ve zararı doğrudandır.
Açıklanan nedenlerle, kurumun doğrudan zarar görmediğini ve müdahale edemeyeceğini ve kabul edilen müdahalenin temyize hak vermeyeceğini benimseyen çoğunluğun görüşünü paylaşamıyoruz" görüşüyle;
Bir kısım Kurul Üyeleri ise, bu görüşe katılarak karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının değişik gerekçeyle KABULÜNE, 5.Ceza Dairesinin 12.12.2002 gün ve 1696-8328 sayılı kararının KALDIRILMASINA, yakınan idarenin suçtan doğrudan doğruya zarar görmesi söz konusu olmadığından, dolayısıyla verilen hükmü temyize hak ve yetkisi bulunmadığından CYUY.nın 317. maddesi uyarınca temyiz inceleme isteminin REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 25.03.2003 tarihinde oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy