(765 S. K. m. 268, 345) (1412 S. K. m. 310) (2908 S. K. m. 85)
Özel evrakta sahtecilik suçundan sanık Rahmi K.'ın TCY. nın 345. maddesi uyarınca 1 yıl hapis cezasıyla cezalandırılmasına ve bu cezasının 647 sayılı Yasanın 6. maddesi uyarınca ertelenmesine ilişkin Ankara 10. Asliye Ceza Mahkemesince 27.02.2002 gün ve 144-254 sayı ile verilen kararın o yer C. Savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 6. Ceza Dairesince 10.10.2002 gün ve 15125-11484 sayı ile;
Yönetim Kurulunca üyelerin yatırmadıkları aidatlarının tahsilinin sağlanması konusunda daha önce de karar alınmış olması, Yönetim Kurulu Kararının yetkili genel kurul tarafından 20.01.2001 tarihli oturumda yasal bulunarak onaylanması karşısında suça konu 5.1.2000 tarihli kararının hukuki sonuç doğurmayacağı anlaşıldığından sanığın beraatı yerine yazılı şekilde mahkumiyetine karar verilmesi isabetsizliğinden bozulmuştur.
Yerel Mahkeme ise 23.01.2003 gün ve 1373-31 sayı ile; Her şeyden önce Yüksek Yargıtay bozma kararı tetkik edildiğinde, yasa dışı bir davranışın daha sonra genel kurul tarafından onanması karşısında sanık tarafından karara ekleme yapılsa dahi, suç oluşmaz biçiminde bir sonuç çıkmaktadır.
Sanığın işlediği suç cürüm niteliğinde bir suç olduğuna göre; Yönetim Kurulu Üyelerinin haberi olmaksızın Yönetim Kurulu Kararına ekleme yapması kabul edildiği takdirde suç oluşmaktadır. Ancak, sonraki oturumda yasa dışı davranışın onaylanması suçu ortadan kaldırmaz. Ancak, yasal bağlamda sahtecilik cürmüne kalkışmadan bahsedilebilir, aksi takdirde yasa dışı bir hareketin sonraki oturumda onaylanmasına izin verilebilir gibi ceza hukuku prensiplerine uygun düşmeyen bir sonuca varılacaktır.
Yüksek Yargıtay bozma kararında belirtilen önceki karar ibaresine konu karar; 29.09.1999 günlü karar olup, dosyada fotokopisi mevcut bu kararın incelenmesi sonucunda; Beş madde halinde bir takım kararların alındığı, ancak bu alınan kararlarda hiçbir şekilde bazı kişilerin yönetimden çıkartılmalarına dair hiçbir husus bulunmadığı açıkça görülecektir. O kararda üyelik ödentilerini ödemeyenlerin ödemeleri gerektiği 3. madde de hüküm altına alınmaktadır. Yani Yüksek Yargıtay'ın gerekçesinin bir bölümünü oluşturan 29.09.1999 tarihli oturumda iddianamedeki suçlamaya ilişkin hiçbir husus hüküm altına alınmamıştır.
Yüksek Yargıtay'ın bozma kararına gerekçe yaptığı 2. husus ise, cürmün oluşmasına engel olmayıp en azından sanıkta suç işleme kastı var ise, cürme kalkışma suçunun oluştuğunun kabulü gerekir düşüncesi mevcuttur.
Sanık son savunması sorulduğu sırada, sinirli bir şekilde ve Hakim tarafından ikaz edilmesine rağmen sizin ön yargılı karar vereceğinizi bildiğim için temyiz dilekçesini hazır getirdim, buyurun kelimelerini sarf ederek TCK'nun 268. maddesi anlamında görevli Hakime görevi sırasında görevi nedeniyle hakaret etmek suçunu işlemiştir.
Ayrıca, temyiz süre tutum dilekçesinde de Bana yine ön yargılı davranıp ceza vermeniz kesinlikle adalete uymadığından, kararınızı Yargıtay Ceza Kurulu incelenmesine sunuyorum kelimelerine yer vererek hakaret kastını pekiştirmiştir.
Hakimler, hiçbir kimsenin etkisi ve korku ve baskısı altında karar vermezler.
Hukuk bir bilim olup, belirli kuralları yazılı şekilde mevcuttur, bu nedenle, Cumhuriyet Başsavcılığına sanık hakkında görevli hakime hakaret suçundan suç duyurusunda bulunulmasına da ayrıca karar verilmiştir. gerekçesiyle ilk hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de o yer C. Savcısı ve sanık tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya, Yargıtay C. Başsavcılığının bozma istekli 03.04.2003 günlü tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanığın özel evrakta sahtecilik suçundan cezalandırılmasına karar verilen olayda Özel Daire ile Yerel Mahkeme arasındaki uyuşmazlık, somut olayda yüklenen suçun öğelerinin oluşup oluşmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Ancak, incelenen dosya içeriğine göre, bozmadan sonra yapılan yargılamada 23.01.2003 günlü son oturumda sanığın, önceki savunmalarımı yineliyorum, davayı yürüten hakim önyargılıdır, bu kararı vereceğini bildiğim için temyiz dilekçemi veriyorum diye beyanda bulunarak, hüküm kurulmadan önce bu beyanı ve temyiz dilekçesi verdiği hususunun tutanağa geçirildiği, dilekçesinde aynen, Yargıtay 6. Ceza Dairesinin bozma kararına uymayarak, bana yine önyargılı davranıp ceza vermeniz kesinlikle adalete uymadığından bugünkü kararınızı Yargıtay Ceza Genel Kurulu incelemesine sunuyorum. ibarelerinin yer aldığı anlaşılmaktadır. Sanık tarafından hüküm kurulmadan önce sunulan bu dilekçenin, süresinde verilmiş temyiz dilekçesi olarak kabul edilip edilemeyeceğinin belirlenmesi hususunun, Yargıtay İç Yönetmeliğinin 27. maddesi uyarınca ön sorun olarak ele alınması kararlaştırılmıştır.
CYUY. nın 310. maddesinin 1. fıkrasında Temyiz talebi hükmün tefhiminden bir hafta içinde hükmü veren mahkemeye bir dilekçe verilmesi veya zabıt katibine yapılacak beyanla olur... hükmü yer almaktadır. Yargıtay'da temyiz incelemesi yapılabilmesi için, bu maddede öngörülen sürede usulünce açılmış bir temyiz davasının var olması gerekir. Anılan madde hükmüne göre, temyiz davasının açılabilmesi için iki koşulun varlığı aranmaktadır. Bunlardan ilki süre, ikincisi ise istek koşuludur. Şayet süre ve istek koşuluna uygun bir temyiz davası yoksa ya da hüküm resen temyiz incelemesine tabi değilse, hükmün Yargıtay'ca incelenmesi olanaklı değildir. Bu kural Yerel Mahkemelerin ısrar kararlarının temyizen Ceza Genel Kurulunca incelenmesi yönünden de geçerlidir.
Yukarıda açıklandığı üzere, sanık, henüz hüküm tefhim edilmeden temyiz isteminde bulunmuştur. Usulüne uygun yerine getirilmiş istek koşulunun gerçekleşmediği açıktır. Bu itibarla sanık Rahmi K.'ın süresinde yapılamayan temyiz isteminin CYUY. nın 317. maddesi gereğince reddine dair oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan iki Kurul Üyesi ise, sanığın direnme kararına yönelik olarak temyiz iradesini açıkladığı dilekçesinin, son oturumda sunulmuş olması karşısında geçerli bir temyiz dilekçesi olarak kabul edilerek incelenmesi gerektiği görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
O yer C. Savcısının temyiz istemiyle sınırlı olarak yapılan incelemede;
Katılanlar, dilekçe ile C. Savcılığına başvurarak, kamu yararına çalışan Birleşmiş Milletler Türk Derneğinin kayıtlı üyesi olduklarını, sanık Rahmi K.'ın ise aynı derneğin başkanı olduğunu, başarısız ve yetersiz olan sanığın yeni yapılacak kongrede kendisine oy vermeyeceğine inandığı üyelere, aidatlarını vermediklerinden bahisle çağrı çıkartmadığını, Dernek Tüzüğünün 5/ç maddesi hükmünü bahane ederek, Dernekler Yasasının 17. maddesinde yer alan hükme de aykırı olarak 05.01.2000 tarihli yönetim kurulu toplantısında, 5 kişilik kurul üyelerinin imzalarını aldıktan sonra, Dernek Genel Sekreteri Mustafa C., sayman Güzin Bulak ve Genel Sekreter Yardımcısı Kayhan Göksu'nun bilgileri dışında, alınan karar metnine
geri kalanların üyeliklerinin silinmesine
ibaresini eklemek suretiyle resmi evrakta sahtekarlık suçunu işlediğini, böylece dernek üyelerinin yaklaşık yarısının kaydını sildiği, bu nedenle üyelik haklarının iadesi ve kongrenin durdurulması talebiyle açtıkları davada Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesinde yapılan yargılamada da aynı durumun tespit edildiğini bildirerek sanığın cezalandırılmasını talep etmişlerdir.
Sanık Rahmi Kumaş, C. Savcılığında suçlamanın tamamen gerçek dışı olduğunu, söz konusu toplantıdan daha önce 29.09.1999 tarihli toplantıda alınan 3 nolu kararın da aynı doğrultuda olduğunu, kararlar incelendiğinde görüleceği üzere,
karar verildi. ibaresiyle bittiğini, sonradan ekleme yapma olanağı bulunmadığını, önceki kararda da tanık Mustafa C. ile katılan Osman Olcay'ın imzasının bulunduğunu, üyelikler konusunda ortaya çıkan anlaşmazlığın yargı kararıyla çözüldüğünü, davacıların üyeliklerinin düşmesine yönelik itirazlarının genel kurulda görüşülüp kendilerine savunma hakkı tanındığını ve yapılan açık oylamada yargılamaya konu yönetim kurulu kararının onaylandığını, bunlara ilişkin belgeleri dilekçe ekinde sunduğunu, yazılı belgeye karşı tanık dinlenmesinin olanaksız olduğunu belirtmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde savunma yaparak tüzüğe göre üye aidatı ödemeyenlerin üyeliklerinin silinmesine karar verildiğini, sahtecilik yapmadığını, zaten yapsa silinti ve kazıntılar olacağını, şikayetin söz konusu karardan bir yıl sonra yapıldığını söylemiştir.
Tanık Mustafa C., C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; Birleşmiş Milletler Türk Derneğinin Genel Sekreteri ve Yönetim Kurulu Üyesi olduğunu, 05.01.2000 günü dernek merkezinde yapılan toplantıda dernek başkanı olan sanığın üyeler hakkında yakışık almayan tarzda beyanlarda bulunduğunu, 1. ve 2. maddelerin görüşülüp kabul edildiğini, 3. madde ile ilgili olarak Mahkemedeki konunun ne olduğunu sorduğunda başkanın açıklayıcı bilgi vermediğini, konuyu üyelerin kişilikleri ile ilgili tartışmaya çevirince 3. madde yazılmadan tutanağın altına imzasını atarak toplantıdan ayrıldığını, 4. ve 5. maddelerin yokluğunda yazılmış olduğunu, geri kalanların üyeliklerinin silinmesi hususunun hiç konuşulmadığını, yazıların sanığa ait olduğunu beyan etmiştir.
Duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuş, neden aralık bırakarak imza attığı hususu sorulduğunda ise, güvendikleri için o şekilde imzaladıklarını, ayrıca konu ile ilgili 29.09.1999 tarihli kararın 3. ve 4. maddelerinin de sonradan yazılıp araya sıkıştırılmış olduğunu, zira böyle bir maddenin görüşülmediğini, genel sekreter olması nedeniyle başkan olan sanığı, toplantılarda gündemin önceden tespit edilmesi konusunda uyardığını, olay günü de ihtilafın bu nedenden çıktığını söylemiştir.
Tanık Kayhan Göksu, C. Savcısı tarafından alınan ifadesinde; söz konusu derneğin yönetim kurulu üyesi olduğunu, 05.01.2000 günü yaptıkları olağan toplantıda 1, 2 ve 3. maddelerin gündem maddeleri olduğunu, 1. maddede yazılı 29 adet belge ile ilgili ayrıntılı açıklama istediğinde başkan olan sanığın toplantıda gerekli bilgiyi vermek istemediğini, aralarında kırgınlık oluşunca toplantı tutanağını imzalamadan ayrıldığını, kendisi ayrıldığı sırada tutanakta imzası bulunan Güzin Bulak dışındakilerin toplantıda bulunduklarını, tutanakta adının altına 03.01.2000 tarihinde istifa etmiştir diye yazılmışsa da, toplantıdan çıktıktan sonra 05.01.2000 günü dernek başkanlığına faks çekerek istifasını bildirdiğini, kendisi toplantıda olduğu sırada 4 ve 5. maddelerin görüşülmemiş olduğunu, kendisi ayrıldıktan sonra görüşülüp görüşülmediğini bilemediğini, mutat olarak başkanın toplantıdan önce görüşülecek konuların kararlarını yazdığını, kendilerinin toplantıyı yapıp sonunda adlarının altını imzaladıklarını beyan etmiştir.
Duruşmada ise, söz konusu toplantıya sonuna kadar katıldığını ve alınan kararların deftere işlendiğini, ancak 5. maddenin sonuna, geri kalanların üyeliklerinin silinmesine dair bir karar alınıp deftere kaydedilmediğini, bu ibarenin yönetim kurulu defteri imzaladıktan sonra sanık tarafından bilahare yazıldığını, gündemin toplantıdan önce belli olmadığını, ancak başkan olan sanığın karar defterine verilecek kararları yazdığını, kendilerinin de görüşüp, sonra altını imzaladıklarını söylemiştir.
Tanık Güzin Bulak ise, 05.01.2000 tarihli toplantıya katılıp ilk iki gündem maddesinin görüşülmesinden sonra işi olduğu için adının altındaki bölümü imzalayarak ayrıldığını, kendisi ayrıldıktan sonra söz konusu ibarenin yazılıp yazılmadığını, sanık tarafından sonradan eklenip eklenmediğini bilemediğini beyan etmiştir.
Gerek katılanlar gerekse sanık tarafından sunulan karar defteri sayfalarının fotokopilerinin incelenmesinde; 05.01.2000 gün ve 33 sayılı kararın 5 nolu bendinde aynen, Tüzüğün 5. m.nin c ve ç bölümlerinin en geç 10 Mart 2000 günü uygulanarak Nisan 2000'de yapılacak genel kurula katılacak üyelerin belirlenmesine, geri kalanların üyeliklerinin silinmesine (Der. Y. M.17) ve yeni üye defteri düzenlenmesine karar verildi. ibaresine yer verildiği, kararın altında sırasıyla Genel Sekreter Yardımcısı Kayhan Göksu, Genel Sekreter Mustafa C., Başkan Rahmi K., Sayman Dr. Güzin Bulak ve Üye Dr. M. Cemil Ö.'ün adlarının yer aldığı, bunlardan tanık Kayhan'ın adının altı dışındakilerin alt kısımlarının imzalanmış olduğu;
Yine 29.09.1999 gün ve 29 sayılı kararın 3 nolu bendinde Genel Kurula katılacak üyelerin geçmiş yıllardan ödenti borcu olmamış olmaları yanında, genel kurulun yapıldığı yılın da üyelik ödentilerini ödemeleri gerektiğine, en geç 10.3.2000'e değin ibaresinin yer aldığı ve bu kararın altının da Mustafa C., Osman Olcay, Rahmi Kumaş, M. Cemil Özgül ve Kayhan Göksu tarafından imzalandığı anlaşılmaktadır.
Dosyada bulunan 20 Ocak 2001 günlü genel kurul tutanağının fotokopisinin incelenmesinde; 41 üyenin katılımıyla gerçekleştirilen kurula ayrıca üyelikleri silinenlerden 9 kişinin (katılanların) de katıldığı ve durumlarının verilen bir önerge ile gündeme alınarak tartışıldığı, üyeliklerin silinmesine ilişkin yönetim kurulu kararının tüzüğe uygun olup olmadığı hususunun ad okunmak suretiyle yapılan açık oylama ile 37 üyeden 24 üyenin oylarıyla uygunluğunun kabul edildiği, yapılan seçim sonucunda sanığın yeniden dernek başkanlığına seçildiği anlaşılmaktadır.
Bütün bu bilgi ve belgeler bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanığın sahtecilik yaptığı iddia edilen kararın alındığı yönetim kurulu toplantısına katılan ve tanık olarak ifadesine başvurulan yönetim kurulu üyelerinden hiç birisinin toplantının sonuna kadar kalmadıkları ve toplantı bitmeden ayrıldıkları açıktır. Ancak, aynı toplantıya katılan ve kararın altında imzası bulunan yönetim kurulu üyesi M. Cemil Özgül hiçbir aşamada dinlenmemiş ve yazılan kararın toplantıda alınıp alınmadığı konusunda bilgisine başvurulmamıştır. Kaldı ki, katılanlar ve sanığın üyesi oldukları derneğe ait tüzük dosya içerisinde bulunmadığından denetim olanağı ortadan kalktığı gibi, tüzüğün ilgili hükümleri Yerel Mahkemece de irdelenip tartışılmamıştır.
Öte yandan 2908 sayılı Dernekler Yasasının 85. maddesinin 1. fıkrası Genel kurul ve diğer dernek organlarında yapılan seçimler ve oylamalar ile oyların sayım dökümüne hile karıştıranlar veya defter veya kayıtları tahrif veya yok edenler veya gizleyenler; fiilleri daha ağır bir cezayı gerektirmediği takdirde altı aydan üç yıla kadar hapis ve otuzbin liradan yüzbin liraya kadar ağır para cezası; derneğe ait defter veya kayıtları tutmayanlar üç aya kadar hapis veya beşbin liradan onbin liraya kadar ağır para cezası ile cezalandırılır. hükmünü taşımaktadır.
Görüldüğü gibi, bu madde ile derneklere ait belgelerde yapılan tahrifatlar ile ilgili özel bir suç tipi düzenlenmiştir. Yerel Mahkemenin kabulüne göre, sanığın sabit olduğu kanaatine vardığı eyleminin, anılan maddede yazılı suç tipine uyup uymadığının tartışılarak hukuki durumunun belirlenmesi gerektiğinin gözetilmemesi yasaya aykırıdır.
Bu itibarla Yerel Mahkemece eksik soruşturma ve tartışma ile karar verilmesi isabetsiz olduğundan direnme hükmünün bozulmasına karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyeleri ise, Yerel Mahkemece yapılan soruşturma yeterli olup, 20.01.2001 günlü dernek genel kurulu kararı karşısında sanığın beraatı yerine, cezalandırılmasına karar verilmesi isabetsiz olduğundan, direnme hükmünün bu nedenle bozulmasına karar verilmesi gerekir. görüşüyle karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle; eksik soruşturma sonucu verilen direnme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın mahalline gönderilmesi için Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 17.06.2003 günü sonuçta tebliğnamedeki isteme uygun olarak oyçokluğu ile karar verildi.(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy