(765 S. K. m. 2) (4926 S. K. m. 3, 38) (1412 S. K. m. 251)
Dava: Bireysel ticari kaçakçılık suçundan sanık Divane Karabulut'un 1918 sayılı Yasanın 25/2 ve 33/son maddeleri uyarınca 10.591.660 lira ağır para cezasıyla cezalandırılmasına, tazmini para cezasını ödemede acze düşmesi halinde günlüğü 4.563.000 lira üzerinden 2 gün hapse çevrilmesine, suça konu nakil aracının müsaderesine yer olmadığına ilişkin Gürpınar Asliye Ceza Mahkemesinden verilen 11.4.2000 gün ve 42-129 sayılı hüküm sanık ile katılan vekili tarafından temyiz edilmekle dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesince 5.11.2001 gün ve 16089-17029 sayı ile;
"1- Jandarmanın düzenlediği 3.1.2000 tarihli el koyma tutanağında dava konusu 65 ER 237 plakalı aracın deposunun büyütülmesi suretiyle akaryakıt kapasitesinin artırıldığı belirlenip 11.1.2000 günlü keşifte yeminli olarak dinlenen bilirkişinin beyanında aracın tek deposu olup orijinalinden büyük bulunduğu belirtildiği cihetle, suça konu nakil vasıtasının nakle tahsis edildiğinin kabulü ile müsaderesi yerine yazılı şekilde iadesine karar verilmesi,
2- Sanığın tazmini para cezasını ödemede aczi halinde çevrilip çektirilmesi gereken hapis cezasının hükümden sonra 1.1.2001 tarihinde yürürlüğe giren yeniden değerleme oranına göre beher günlüğü 7.118.280 lira üzerinden hesaplanmasının gerekmesi" isabetsizliğinden bozulmuştur.
( 2 ) Nolu bozma nedenine uyan Yerel Mahkeme ( 1 ) nolu bozma nedenine karşı 16.4.2002 gün ve 33-158 sayı ile; "suça konu aracın kaçak mazot nakline tahsis edilmediği" gerekçesi ile önceki hükümde direnmiştir.
Bu hükmün de katılan vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine dosya Yargıtay C.Başsavcılığının 15.7.2003 günlü "bozma" isteyen tebliğnamesi ile Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın bireysel ticari kaçakçılık suçundan 1918 sayılı Yasanın 25/2 ve 33/son maddeleri uyarınca 10.591.666 lira ağır para cezası ile cezalandırılmasına, suça konu nakil aracının müsaderesine yer olmadığına ilişkin hüküm sanık ve katılan vekili tarafından temyiz edilmekle Özel Dairece suça konu nakil aracının müsaderesine karar verilmesi gerektiği, ayrıca ödemede aciz halinde bir gün hapse karşılık tutulan para cezası miktarının yanlış belirlendiği gerekçesiyle bozulmuş, Yerel Mahkeme bozma nedenlerinden ilkine karşı "nakil aracının suça tahsis edilmediği" gerekçesiyle önceki kararında ısrar etmiş, diğer bozma nedenine uyarak gereğini yerine getirmiştir.
Ancak;
1- Sanığın hükümlendirildiği 1918 sayılı Yasa, hükümden sonra 19.7.2003 tarih ve 25173 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Yasasının 38. maddesi ile yürürlükten kaldırılmıştır. Öte yandan, 4926 sayılı Yasanın 3. maddesinde kaçakçılık sayılan eylemler yeniden tanımlanarak kaçakçılık suçlarının öğeleri yeniden belirlenmiş ve farklı yaptırımlar öngörülmüştür. Bu nedenle, TCY'nın 2. maddesi hükmü de göz önünde tutularak sanığın hukuki durumunun yeniden değerlendirilmesinde zorunluluk bulunmaktadır.
2- Öte yandan, Yerel Mahkemece bozmadan sonra yapılan duruşmanın 16.4.2002 günlü oturumunda sırasıyla sanık ve C.Savcısının bozmaya karşı diyecekleri sorulup, ardından C.Savcısının esas hakkındaki görüşünü bildirmesinden sonra son söz hazır bulunan sanığa verilmeden duruşma bitirilerek direnme hükmü kurulmuştur.
CYUY.nın 251. maddesi uyarınca "....en son söz sanığındır." Maddenin son fıkrasında ise, "sanık namına müdafii tarafından müdafaada bulunulsa dahi müdafaaya ilave edecek bir şeyi olup olmadığı sanığa sorulur." hükmü yer almaktadır. Bu hüküm gereğince katılmış olduğu takdirde duruşma mutlaka son söz sanığa verilerek bitecektir. Ceza Genel Kurulunun yerleşik kararlarında da vurgulandığı üzere, savunma hakkı ile yakından ilgili bulunan bu usul kuralı buyurucu nitelikte olup uyulmaması yasaya mutlak aykırılık oluşturmaktadır. Ceza yargılamasında sanığın en önemli hakkı savunma hakkı olup, bu hak hiç bir şekilde kısıtlanamaz.
İlk defa hüküm kurulurken "son sözün sanığa verilmesi" kuralı, bozmadan sonra başlayan yargılamada da kamu davasının kesintisizlik ve süreklilik ilkesinin doğal sonucu olarak aynen geçerlidir. Bu nedenle, "en son söz" sanığa verilmeyerek CYUY.nın 251. maddesine aykırı usuli işlem yapılması hükmün bozulmasını gerektirmektedir.
Bu itibarla, esası incelenmeyen Yerel Mahkeme direnme hükmünün açıklanan her iki usuli nedenden dolayı bozulmasına karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, diğer yönleri incelenmeyen Yerel Mahkeme di-renme hükmünün BOZULMASINA, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 23.09.2003 günü tebliğnamedeki isteme uygun olarak oybirliği ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy