(647 S. K. m. 1, 4) (1412 S. K. m. 343) (1163 S. K. m. 45, Ek m. 2)
Kooperatifler Yasasına muhalefet suçundan sanıklar Mehmet Ali ve Orhan'ın 1163 sayılı Yasanın 45. maddesi yollaması ile Ek 2/2. ve TCY.nın 59.maddeleri uyarınca 25 gün hapis ve 76.050.000 lira ağır para cezası ile cezalandırılmalarına, hürriyeti bağlayıcı cezalarının paraya çevrilmesine yasal olanak bulunmadığına, cezalarının ertelenmesine ilişkin Eskişehir Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinden verilip temyiz edilmeksizin kesinleşen hüküm Adalet Bakanının yazılı emir yasa yoluna başvurusu üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay Yedinci Ceza Dairesince 1.10.2003 gün ve 10357/7685 sayı ile;
"1163 sayılı Kanuna aykırılık nedeni ile, sanıklar Mehmet Ali ve Orhan'ın anılan Kanunun Ek 2., TCK.nun 59. maddeleri gereğince 25'er gün hapis ve 76.050.000'er lira ağır para cezası ile hükümlülüklerine, 647 sayılı Kanunun 6. maddesi gereğince cezalarının ertelenmesine ilişkin, Eskişehir Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2.4.2002 tarih, 2000/1061-2002/206 sayılı kararı aleyhine Adalet Bakanlığından verilen 30.4.2003 gün ve 20235 sayılı yazılı emre müsteniden dava dosyası Cumhuriyet Başsavcılığının 2.6.2003 gün ve Y.E. 2003/76890 sayılı ihbarnamesi ile daireye verilmekle okundu.
Mezkur ihbarnamede;
1163 sayılı Kanunun Ek-2/5. maddesinde getirilen engelin para cezasına çevirme ile sınırlı olması karşısında, hükmolunan cezaların sürelerine göre, 647 sayılı Kanunun 4/1. maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmesi zorunluluğunun gözetilmemiş olmasında isabet görülmemiş ve CMUK.nun 343. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu yazılı emre atfen ihbar olunmuş bulunmakla gereği görüşülüp düşünüldü:
Cumhuriyet Başsavcılığının yazılı emre dayanan ihbarname münderecatı yerinde görüldüğünden Eskişehir Üçüncü Asliye Ceza Mahkemesinin 2.4.2002 gün ve 2001/1061-2002/206 sayılı kararının CYUY.nın 343. maddesi uyarınca bozulmasına, hapis cezasının çektirilmemesine, hükmün diğer kısımlarının aynen bırakılmasına ve infazın bu şekilde yapılmasına" oyçokluğu ile karar verilmiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise bu karara karşı 11.12.2003 gün ve 76890 sayı ile;
"İtiraz konusu yapılan ve tartışılması gereken sorun, somut olay bağlamında:
a) 1163 sayılı Kooperatifler Yasasının ek 2. maddesi uyarınca, hükümlülere verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasının dışında başka önleme çevrilip çevrilemeyeceği;
b) Kabule göre de, Yüksek Ceza Dairesinin bozmadan sonra uygulanacak tedbiri kararda göstermesi gerekip gerekmediğine ilişkindir.
Somut olaya ilişkin bozma konusu karar, hükümlüler haklarındaki davanın esasını çözen bir karar olup kapsamı yukarıda belirtilmiştir.
1163 sayılı Kooperatifler Yasasının Ek 2. maddesinin 5. fıkrasında şu hükme yer verilmiştir: "Bu maddede öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezalar paraya tahvil edilemez".
"Yazılı Emir ile Bozma" kurumunun çerçevesi CMUY.nın 343. maddesinde çizilmiştir. "Yazılı emir ile Bozma" başlığını taşıyan maddenin hükmü aynen şöyledir:
"Hakim tarafından ve mahkemelerden verilen ve Yargıtay'ca tetkik edilmeksizin katileşen karar ve hükümlerde Kanuna muhalefet edildiğini haber alırsa Adalet Bakanı, o karar ve hükmün bozulması için Yargıtay'a müracaat etmesi için Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebilir. Bu emirde bozulmayı müstehzim kanuni sebepler gösterilir.
Cumhuriyet Başsavcısı tebliğnamesine yalnız bu sebepleri yazar ve dosyayı Yargıtay'a verir.
Yargıtay dermeyan olunan sebepleri varid görürse karar ve hükmü bozar.
Mahkemelerden davanın esasına da şamil olarak verilen hükümlerin bu suretle bozulması alakadar kimseler aleyhine tesir etmez.
Bozulma, bu kimselerin lehine ise aşağıda yazılı gibi muamele olunur:
1- Varid görülen bozma sebepleri mahkum olan kimsenin cezasının tamamıyla kaldırılmasını müstehzim ise, Yargıtay evvelce hükmolunan cezanın çektirilmemesini kararına ayrıca yazar.
2- Varid görülen bozma sebepleri mahkum olan kimsenin cezasının tamamıyla kaldırılmasını müstelzim olmayıp da hafif bir cezanın tatbikini mucip ise, Yargıtay tatbiki iktiza eden cezanın neden ibaret olduğunu da kararında gösterir.
Eğer bozma davanın esasını halletmeyen kararlar hakkında ise, yeniden yapılacak inceleme ve araştırma neticesine göre gereken karar verilir."
Bu maddenin hükmüne göre, yazılı emir ile bozma kurumunun olağanüstü bir yasa yolu olduğu öğretide ve uygulamada kabul edilmektedir. Yargıtay'ca incelenmeden kesinleşen kararlarda yasaya aykırılık saptandığı durumlarda karar aleyhe etki etmemek üzere bozulur.
Eğer bozma kararı hükümlüler lehindeyse bu durumda yapılması gereken işlem iki başlık altında açıkça belirlenmiştir:
a) Bozma nedeni hükümlünün cezasının tümüyle kaldırılmasını gerektiriyorsa, önce verilen cezanın çektirilmemesine karar verilir.
b) Bozmadan sonra hükümlünün cezasının tümüyle kaldırılması gerekmeyip de daha hafif bir cezanın uygulanması gerekiyorsa infazı gereken ceza kararda gösterilir.
Yukarıya alınan Yasa hükümleri karşısında;
1) Öncelikle tartışılması gereken sorun, 1163 sayılı Yasanın Ek 2. maddesi bağlamında verilen hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasının dışında, başka bir önleme (tedbire) çevrilip çevrilemeyeceğine ilişkindir. 1163 sayılı Kooperatifler Yasasının Ek 2. maddesinde, "Bu maddede öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezalar paraya tahvil edilemez" hükmüne yer verilmiştir. Maddenin söylemine bakıldığında ve dar bir şekilde yorumlandığında, hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya dönüştürülmesi yasaklanmıştır. Diğer önlemlere çevrilmesine engel bir durum yoktur sonucuna ulaşılabilir. Ancak, Yasanın genel amacına ve izlediği yönteme göre bu maddeyi yorumlamak gerektiği kanısındayız. Yasa koyucunun, kooperatiflerin dürüst ve güvenilir bir şekilde yönetilmesine özel bir önem verdiği açıktır. Bu nedenle, hürriyeti bağlayıcı cezanın paraya çevrilmesini yasaklamıştır. Dolayısıyla, önlemlerden daha ağır olan para cezasına çevrilmesini İstemediği bir cezanın daha hafif önlemlere dönüştürülmesini İstediğini söylemek oldukça zordur. Bu nedenle yapılan uygulama bakımından kararda bir yanlışlık bulunmadığından yazılı emirle bozma İsteminin reddedilmesi gerektiği kanısına ulaşılmıştır.
2) Kabule göre ise, karşı oy gerekçesinde de açıklandığı gibi, Yüksek Yargıtay Ceza Genel Kurulunun 23.3.1987 gün ve 7/8-147 sayılı kararında vurgulanan ilkeye göre, "yazılı emir yoluyla sanık lehine yapılan bozmada, uygun görülen bozma nedenleri hüküm giyen kişinin cezasının tümüyle kaldırılmasını içermeyip daha hafif bir cezanın uygulanmasını gerektirmekteyse, Yargıtay Özel Dairesinin uygulanması gereken cezanın neden ibaret olduğunu da kararında belirlemesi CMUY.nın 343. maddesinin buyurucu hükmü gereğidir. Sanık hakkında Yerel Mahkeme davanın esasını çözen hüküm kurmuştur. Bu hükmün yazılı emirle bozulması durumunda, yargılamanın tekrarlanmasına olanak bulunmadığı 3.6.1936 gün ve 129/11 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında belirlenmiştir. Yapılan bozma cezanın kaldırılmasını gerektirmemektedir. Bu itibarla Yerel Mahkeme kararını hükümlü lehine bozan Yüksek Dairenin uygulanması gereken tedbirin neden ibaret olduğunu kararında göstermesi gerekmektedir. Bu durumda kararın bozulmasına hükmetmekle yetinilerek cezanın çektirilmemesine karar verilmesi, uygulanacak önlemin neden ibaret olduğunun kararda gösterilmemiş olmasının CMUY.nın 343. maddesinin öngördüğü kurala uygun düşmediği kanısına varılmıştır. Çünkü işin esasına hükmeden kararların yazılı emirle bozulması sonrasında yeniden yargılama yapma olanağı yoktur" görüşüyle itiraz yasa yoluna başvurarak, Özel Daire bozma kararının kaldırılarak yazılı emirle bozma İsteminin reddine karar verilmesini, bu talep uygun görülmediği takdirde kabule göre, bozma kararının kaldırılarak hükümlülere verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde öngörülen tedbirlerden birine çevrilmesine karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
İnceleme konusu olayda;
Sanıkların Yönetim Kurulu Başkanı ve üyesi bulundukları Kooperatifin genel kurulunu Kooperatifler Yasasında olağan genel kurul toplantıları için öngörülen zorunlu süre içinde toplantıya çağırmadıkları gerekçesiyle 1163 sayılı Yasanın 45. maddesi aracılığı ile Ek 2/2. ve TCY'nın 59. maddeleri uyarınca 25'er gün hapis ve 76.050.000'er lira ağır para cezaları ile cezalandırılmalarına, hürriyeti bağlayıcı cezalarının paraya çevrilmesine yasal olanak bulunmadığına, cezalarının ertelenmesine ilişkin Yerel Mahkeme hükmü Yargıtay'ca incelenmeden kesinleşmiştir.
Bu hükme karşı Adalet Bakanı "1163 sayılı Yasanın Ek 2/5. maddesinde getirilen engel para cezasına çevirme ile sınırlı olduğundan, sanıklara verilen hürriyeti bağlayıcı cezanın 647 sayılı Yasanın 4/1. maddesindeki tedbirlerden birine çevrilmesinin zorunlu bulunduğu"nu belirterek yazılı emir yasa yoluna başvurmuş, Özel Daire İstemi yerinde görerek; Yerel Mahkeme hükmünün bozulmasına, hapis cezasının çektirilmemesine, hükmün diğer kısımlarının aynen bırakılmasına ve infazın bu şekilde yapılmasına" karar vermiştir.
Yargıtay C. Başsavcılığı ise bu karara karşı, öncelikle sanıklara verilen cezanın tedbire çevrilmesine olanak bulunmadığı, yasal olanak bulunduğu kabul edilse dahi, bozma nedenine göre Özel Dairenin hapis cezasının çektirilmemesine karar veremeyeceği, hapis cezası yerine uygulanması gereken tedbirin neden ibaret olduğunu kararında göstermesi gerektiği görüşüyle itiraz etmiştir.
Görüleceği üzere Özel Daire çoğunluk görüşü ile Yargıtay C. Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlıklar;
1- Kooperatifler Yasasının Ek 2/2. maddesi uyarınca sanıklara verilen kısa süreli hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde öngörülen tedbirlerden birine çevrilmesine yasal olanak bulunup bulunmadığı,
2- Tedbire çevrilmesi olanağı ve zorunluluğu bulunduğunun kabulü halinde, yazılı emir yasa yoluna başvurulması üzerine Özel Dairece bozulan hükümdeki hapis cezasının çektirilmemesine mi karar verileceği yoksa tedbire mi hükmolunacağı hususuna ilişkindir.
Uyuşmazlık konusu hususları öncelikler sıralamasına göre inceleyecek olursak;
1-16.7.1965 tarih ve 12050 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren Cezaların infazı Hakkındaki 647 sayılı Yasanın 3. maddesinde kısa süreli özgürlüğü bağlayıcı cezalar belirlenmiş, 4. maddesinin 1. fıkrasında, suçlunun kişiliğine, sair hallerine ve suçun işlenmesindeki özelliklere göre kısa süreli hapis ve hafif hapis cezası yerine mahkemece uygulanabilecek para cezaları ve tedbirler gösterilmiş, 22.6.1979 günlü Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren 2248 sayılı Yasanın 10. maddesi ile değişik 2. fıkrasında ise suç tarihinden önce para cezasına veya tedbire çevrilmiş olsa dahi, hürriyeti bağlayıcı cezaya mahkum edilmemiş olanlar hakkında, hükmolunan otuz güne kadar (otuz gün dahil) hürriyeti bağlayıcı cezalarla, suç tarihinde 18 yaşını bitirmemiş olanların mahkum edildikleri kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların para cezasına veya tedbire çevrilmesinin zorunlu bulunduğu kabul edilmiştir.
Görüleceği üzere yasakoyucu, 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 1. fıkrası ile, kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezaların bu şekilde infazı yerine, bunları para cezasına veya aynen iade veya tazmin, altı ayı geçmemek üzere bir eğitim veya ıslah kurumuna devam etme, bir yılı geçmemek kaydıyla belirli bir yere gitmekten, bazı faaliyetleri veya meslek ve sanatı icradan men, her nev'i ehliyet ve ruhsatnamenin bir aydan bir yıla kadar geçici süreyle geri alınması gibi tedbirlere çevirmeye olanak sağlamış, 2. fıkrasındaki düzenleme ile de suç tarihinde 18 yaşını bitirenlerin para cezası veya tedbire çevrilmiş olsa dahi önceden hürriyeti bağlayıcı ceza ile mahkum olmamaları şartıyla, bunlar hakkında hükmolunacak otuz güne kadar (otuz gün dahil) hapis ve hafif hapis cezalarının, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilmesini zorunlu kılmıştır.
Ancak yasa koyucu, 647 sayılı Yasadan sonra yürürlüğe giren kimi yasalarda bu genel kuraldan ayrılmayı yeğlemiştir. Örneğin; Türk Ceza Yasasının 536. maddesinin 4209 sayılı Yasa ile yürürlükten kaldırılan 6. fıkrasında;"...suçlardan dolayı hükmolunacak cezalar ertelenemez ve bunların yerine 647 sayılı Cezaların infazı Hakkındaki Kanunun 4. maddesinde belirtilen ceza ve tedbirler uygulanamaz", yine icra ve iflas Yasasının 8.6.1985 tarih ve 3222 sayılı Yasa ile düzenlenen ve madde numarası 4949 sayılı Yasa ile değiştirilen 352/b maddesinde; "Bu kanun uyarınca hükmolunan cezalar tecil edilemez, hürriyeti bağlayıcı cezalar 647 sayılı Yasanın 4. maddesinde yazılı para cezasına ve tedbirlere çevrilemez, keza 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasasının 13. maddesinde; "Bu Kanun kapsamına giren suçlardan dolayı verilen cezalar, para cezasına veya tedbirlerden birine çevrilemez ve ertelenemez" hükümlerine yer verilmiştir.
Oysa 1163 sayılı Kooperatifler Yasasının Ek 2. maddesinin 3476 sayılı Yasa ile düzenlenen 5. fıkrasında "Bu maddede öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezalar paraya tahvil edilemez" hükmüne yer verilmiştir. Görüleceği üzere bu yasal düzenleme, yukarıda sayılan ve para cezası veya tedbire çevirme zorunluluğu ile cezanın ertelenmesi olanağını tümüyle kaldıran diğer yasal düzenlemelerden daha farklıdır. Sadece para cezasına çevrilmeyi engellemiş olup, tedbire çevirme zorunluluğu yönünden genel kurala İstisna oluşturan bir hüküm içermemektedir. Bunun bir unutkanlık eseri olduğu düşünülemeyeceği gibi, Anayasamızın 38. maddesinde düzenlenen "tedbirlerin kanuniliği" ilkesi ve Ceza Hukukunun evrensel prensiplerinden olan "genişletici yorum yasağı" karşısında, "yasa koyucu hürriyeti bağlayıcı cezanın para cezasına çevrilmesini engellediğine göre, tedbire çevrilmesini engellemeyi öncelikle murat etmektedir" şeklinde genişletici bir yorum yapılması da olanaksızdır.
Kaldı ki, yasa koyucunun Kooperatifler Yasasının Ek 2. maddesinde öngörülen hürriyeti bağlayıcı cezaların tedbire çevrilmesini engellemek İstemesi halinde, diğer yasal düzenlemelerde olduğu gibi İstisnaya ilişkin hükme sadece "ve tedbire" ifadesini eklemesi yeterliydi.
Bu itibarla, suç tarihinde 18 yaşını bitirdikleri ve geçmiş mahkumiyetleri bulunmadığı anlaşılan sanıklar hakkında Kooperatifler Yasasının Ek 2.maddesi uyarınca verilen 25 gün hapis cezasının 647 sayılı Yasanın 4. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, aynı maddenin birinci fıkrasında yazılı tedbirlerden birine çevrilmesi zorunlu bulunduğundan, Yargıtay C. Başsavcılığının birinci nedene yönelik itirazının reddine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi; Yargıtay C. Başsavcılığının birinci nedene yönelik itirazının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek itirazın kabulü yolunda karşı oy kullanmışlardır.
2- CYUY.nın 343. maddesinde, hakim tarafından veya Mahkemelerden verilip Yargıtay'ca incelenmeksizin kesinleşen hüküm ve kararlarda yasaya aykırılık bulunduğunu haber alan Adalet Bakanının, o karar veya hükmün bozulması bakımından Yargıtay'a başvuruda bulunması için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına yazılı emir verebileceği öngörülmüştür. Olağanüstü bir yasa yolu olan ve öğretide "olağanüstü temyiz"de denilen yazılı emir yasa yolu ile gerçekleştirilen başvuru üzerine, Yargıtay, ileri sürülen nedenleri yerinde bulursa karar ve hükmü bozacaktır.
Yasamızdaki düzenlemede bozma sonrası yapılacak işlemler yönünden ikili bir ayrıma gidilmiştir. Şayet bozma davanın esasını halletmeyen mahkeme kararları hakkında ise, Yargıtay hükmü bozduktan sonra dosyayı yeniden inceleme ve araştırma yaparak sonucuna göre bir karar vermek üzere hükmü bozulan mahkemeye gönderecektir.
Davanın esasına şamil olarak verilen hükmün bozulması halinde ise, bozma sebebi cezanın tamamıyla kaldırılmasını gerektiriyorsa, Yargıtay, önceden hükmolunan cezanın çektirilmesini kararına yazacak, bozma nedenine göre daha hafif bir ceza uygulanması gerekiyorsa, bu takdirde de uygulanacak cezayı kararında gösterecektir.
Görüldüğü üzere yasamız, davanın esasını halleden hükümler yönünden başvurulan olağanüstü temyiz (yazılı emir) yasa yolu nedeniyle verilen bozma kararlarını, olağan yasa yolu olan temyiz üzerine verilen bozma kararlarından farklı bir sonuca bağlamış ve olağanüstü temyiz halinde yeniden yargılama yapılmasını engellemiştir.
Nitekim 26.10.1932 gün ve 29/12 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında;"Adalet Bakanının uygulamadaki hatalardan başka esas ve hükme etkili olan hatalardan dolayı da yazılı emir vermeye yetkili olduğu, yazılı emir üzerine bozulan mahkeme hükmünün davanın esasını hallettiği surette yargılamanın tekrarlanmaması, davanın esasını halletmediği surette yargılamanın tekrarlanması gerektiği", yine 3.6.1936 gün ve 129/11 sayılı içtihadı Birleştirme Kararında ise; "mahkumiyet ve beraat kararı ile zamanaşımı, af ve davadan vazgeçme gibi düşme sebeplerine dayanılarak verilen kararların davanın esasını halleden kararlardan olduğu" belirtilerek, "yargılamanın tekrarlanması yasağı"nın sınırları belirlenmiştir.
Öte yandan, 1961 Anayasasında "ceza tedbirleri", 1982 Anayasasında" güvenlik tedbirleri" kavramıyla ifade edilen tedbirler ise, suçludaki tehlike haliyle orantılı olarak hükmedilen ve esas itibariyle sosyal savunma amacına yönelmiş bulunan yaptırımlardır.
İnceleme konusu olayda, sanıkların 25 gün hapis cezasıyla cezalandırılmalarına ilişkin ve temyiz edilmeksizin kesinleşmiş bulunan hüküm, yazılı emir (olağanüstü temyiz) yasa yoluna başvurulması üzerine, hürriyeti bağlayıcı cezanın 647 SY'nın 4/1. maddesinde yazılı tedbirlerden birine çevrilmesi zorunluluğuna uyulmamış olması nedeniyle bozulmuş, ayrıca hapis cezasının çektirilmemesine karar verilmiştir.
Bozulan mahkumiyet hükmü davanın esasını halleder nitelikteki kararlardan olduğundan, Yerel Mahkemece yeniden inceleme ve araştırma yapılmasına ve yeni bir hüküm kurulmasına olanak bulunmamaktadır. Öte yandan, bozma nedeni cezanın tamamıyla kaldırılmasını gerektirmemekte, sanıklara verilen hapis cezasının, cezadan daha hafif bir yaptırım türü olan tedbire çevrilmesini gerektirmektedir. Yargılamanın tekrarlanması yasağı nedeniyle, bu uygulamanın özel Dairece yapılacağında kuşku bulunmamaktadır.
Kişinin hürriyetini, haklarını ve malvarlığını ilgilendiren tedbirlerin, yine kişilerin her türlü hürriyetlerini ve haklarını sınıflandırabilen cezalarla yakın benzerlik ve olağanüstü temyizin (yazılı emir) ihdas nedenleri ile sınırlamaları dikkate alındığında, CYUY.nın 343. maddesinde sözü edilen "hafif bir cezanın tatbikini mucip ise" tanımının güvenlik tedbirlerini de kapsadığında kuşku bulunmamaktadır.
Bu itibarla, sanıkların 1163 sayılı Kooperatifler Yasasının Ek 2/2. maddesi uyarınca 25 gün hapis cezası ile cezalandırılmalarına ilişkin hükmü olağanüstü temyiz (yazılı emir) üzerine, hürriyeti bağlayıcı cezaların güvenlik tedbirine çevrilmesinin zorunlu olduğu gerekçesiyle bozan Özel Dairece hapis cezasının çektirilmemesine karar verilemeyeceği gibi, hapis cezasının çevrileceği tedbire de dairece hükmedilmesi gerektiğinden, Yargıtay C. Başsavcılığının bu ikinci nedene yönelen itirazının kabulü ile Özel Daire kararının kaldırılmasına ve sanıklara uygulanacak tedbirin belirlenmesi yönünden dosyanın Özel Daireye gönderilmesine karar verilmelidir.
Çoğunluk görüşüne katılmayan bir kısım Kurul Üyesi; Özel Daire kararının haklı nedenlere dayandığını ileri sürerek, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının ikinci neden yönünden reddi gerektiği görüşü ile karşı oy kullanmışlardır.
Sonuç : Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C. Başsavcılığı itirazının birinci neden yönünden REDDİNE, ikinci neden yönünden KABULÜNE, Yargıtay Yedinci Ceza Dairesinin 1.10.2003 gün ve 10357-7685 sayılı bozma kararının (KALDIRILMASINA), hürriyeti bağlayıcı ceza yerine hükmedilecek tedbir hususunda bir karar verilmesi için dosyanın Özel Daireye gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 30.12.2003 günü her iki neden yönünden de oyçokluğu ile karar verildi.
Full & Egal Universal Law Academy