(1412 S. K. m. 206, 365)
Dava: 5584 sayılı Yasaya muhalefet suçundan sanık Sinan'nın beraatine ilişkin Erzincan Sulh Ceza Mahkemesinden verilen 21.3.2001 gün ve 80-183 sayılı hükmün şikayetçi PTT Genel Müdürlüğü vekilince temyizi üzerine aynı Mahkemenin 16.4.2001 gün ve 80-183 sayılı kararı ile temyiz istemi reddedilmiş, bu kararın da şikayetçi vekilince temyiz edilmesi üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 7. Ceza Dairesi 31.12.2002 gün ve 10454/20161 sayı ile, temyiz inceleme isteminin reddi ile kararın onanmasına karar vermiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 30.1.2003 gün ve 69579 sayı ile;
"Şikayetçi vekilinin, şikayet dilekçesindeki tebligat adresi "PTT Genel Müdürlüğü-ANKARA ve PTT Başmüdürlüğü-Mersin" olarak gösterildiği halde duruşma günü davetiyesi "Mersin Barosu Avukatlarından" şeklindeki bir adrese çıkarılmış ve davetiye doğal olarak, şikayetçi vekilinin kurum avukatı olması nedeniyle baroya kayıt zorunluluğu bulunmadığından tebliğ edilmeden iade edilmiştir. Böylece; duruşma gününden ve davadan haberi olmayan şikayetçi vekilinin, davaya katılıp müdahil olma, dolayısıyla hükmü temyiz etme hak ve yetkisi kısıtlanmıştır.
Davanın açılma tarihi ( 08.02.2001 ) ile hüküm tarihi ( 21.03.2001 ) arasında geçen süre çok kısa olup, bu sürede; şikayetçi vekilinin, davadan haberinin bulunamayacağı, kendisine haberdar olmasını gerektirir makul bir sürenin tanınmadığı anlaşılmaktadır. CGK.nun 24.06.1997 gün ve 2/188-181 sayılı kararı da aynı mahiyettedir." görüşü ile itiraz yasa yoluna başvurarak Özel Daire kararının kaldırılmasına karar verilmesini talep etmiştir.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle, Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü:
Karar: Sanığın 5584 sayılı Yasaya muhalefet suçundan beraatine karar verilen olayda Özel Daire ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, çıkarılan tebligatın geçerli olmaması nedeniyle duruşma gününden haberdar olmayan şikayetçi vekilinin, kamu davasına katılma hakkının kısıtlanmış bulunup bulunmadığına ilişkindir.
İnceleme konusu olayda; şikayetçi PTT Genel Müdürlüğü vekili olduğunu bildiren Av.Arif Örslü'nün Mersin C.Başsavcılığı aracılığıyla suç yeri olan Erzincan C.Başsavcılığına gönderdiği 2.1.2001 günlü dilekçesi ile, sanığın posta tekelini ihlal ettiğini bildirerek şikayetçi olduğu, önödeme önerisine uymaması nedeniyle sanık hakkında 8.2.2001 günlü iddianame ile kamu davası açılması üzerine Yerel Mahkemece şikayetçi vekiline duruşma gününü bildirir davetiye gönderildiği, ancak çıkarılan davetiyenin "7201 sayılı Yasanın 9/1. maddesi uyarınca açık adres olmadığından iade edildi" şeklinde şerh düşülerek tebliğ edilmeksizin iade edildiği, şikayetçi vekilinin yokluğunda yapılan 21.3.2001 günlü ilk oturumda sanığın sorgusunun gerçekleştirilerek beraatine karar verildiği, hükmün şikayetçi vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine Yerel Mahkemece katılan sıfatı bulunmayan şikayetçi vekilinin temyiz dilekçesinin reddine karar verildiği, bu karara yönelik temyiz inceleme isteğinin de Özel Daire tarafından reddedilerek kararın onandığı, bu kez Yargıtay C.Başsavcılığınca şikayetçi vekilinin duruşma gününden ve davadan haberdar edilmeyerek davaya katılma ve hükmü temyiz etme yetkisinin kısıtlandığı görüşüyle Özel Daire kararına itiraz edildiği anlaşılmaktadır.
CYUY'nın 365 ve devam eden maddeleri uyarınca, son soruşturma aşamasında mahkemeye başvurarak katılan sıfatını almayan şikayetçinin, hükmü temyize yetkisi bulunmadığı tartışmasızdır.
Öte yandan, CYUY'nın 206 ve devam eden maddelerinde, mahkemenin şikayetçiye duruşma gününü tebliğ etmesini zorunlu kılan bir düzenleme de bulunmamaktadır. Mahkeme, şayet gerekli görürse şikayetçiyi duruşmaya davet edebileceği gibi bu ihtiyacın ortadan kalktığını görürse davete ilişkin kararından da vazgeçebilir.
Görüleceği üzere, somut olayda kamu davasının açıldığı 8.2.2001 günü ile hükmün verildiği 21.3.2001 tarihi arasında 41 günlük bir süre geçmiş olup, bu sürenin şikayetçi vekilinin davadan haberdar olmasını ve katılma talebinde bulunmasını sağlamaya yeterli ve makul bir süre olduğu açıktır. Öte yandan, itiraz dilekçesinde emsal olarak gösterilen Ceza Genel Kurulunun 24.6.1997 gün ve 188-181 sayılı kararında, davanın açıldığı tarihten dört gün sonra tensibinin, bundan iki gün sonra da duruşmasının yapılarak hüküm kurulması nedeniyle, şikayetçiye davadan haberdar olmasını sağlayacak makul bir sürenin tanınmaması bozma gerekçesi yapılmış olup, süreler arasında büyük farklılıklar bulunması nedeniyle somut olayla örtüşmemektedir.
Bu itibarla, dava dosyası içerisinde temsil ettiği kurumca verilmiş vekâletnamesi bulunmayan, davanın açıldığı tarih ile hükme bağlandığı tarihler arasındaki süreye göre davadan haberdar olma olanağına da sahip bulunduğu anlaşılan şikayetçinin, davaya katılma hakkının sınırlandığından sözedilemeyeceğinden ve CYUY.sının 365 ve devamı maddelerinde öngörüldüğü şekilde katılan sıfatı ve dolayısıyla hükmü temyize yetkisi bulunmadığından, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C.Başsavcılığına tevdiine, 11.3.2003 günü oybirliği ile karar verildi. (¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy