(765 S. K. m. 64, 65, 179)
Özgürlüğü sınırlama suçundan sanıklar C. Cihangir, Ç. H. Yerdelen ve M. Altunbaş'ın ayrı ayrı TCY. nın 64/1. maddesi delaleti ile 179/2-3, 59/2. maddeleri uyarınca 3 yıl 4 ay ağır hapis ve fer'i ceza ile cezalandırılmalarına, olayda kullanılan ve sanık Ç. H. Yerdelen'e ait olan 06 GMC 15 plakalı otomobil ile 3 adet tüfeğin zoralımına ilişkin Erzurum Ağır Ceza Mahkemesince 28.12.2001 gün ve 212-319 sayı ile verilen kararın sanıklar vekili tarafından temyiz edilmesi üzerine, dosyayı inceleyen Yargıtay 8. Ceza Dairesince 24.02.2003 gün ve 11460-23 sayı ile;
Oluşa ve dosya içeriğine uygun olan mahkemenin kabulünde bir isabetsizlik görülmediğinden tebliğnamedeki bozma düşüncesine katılınmamış, uygulanan yasa maddesinde öngörüldüğü halde sanıklar hakkında hürriyeti bağlayıcı ceza ile birlikte ağır para cezasına hükmedilmemesi suretiyle eksik ceza tayini karşı temyiz bulunmadığından bozma nedeni sayılmamıştır açıklamasıyla, Daire Üyelerinden K.Özkan'ın, Sanıklar Ç. H. Yerdelen ve C. Cihangir'in inkâra yönelik savunmalarının aksine, polis memuru olan diğer sanık M. Altunbaş'ın eylemine bilinçli olarak katılmak suretiyle atılı suçu işlediklerine ilişkin kuşkudan öte kesin ve inandırıcı kanıt mevcut olmadığından, sanıklar Ç. H. Yerdelen ve C. Cihangir'in beraatları gerekeceği görüşüyle haklarındaki mahkûmiyet hükmünün bozulması oyunda olduğumdan sayın çoğunluğun bu sanıklar hakkındaki hükmün onanması düşüncesine katılmıyorum. görüşüyle kullandığı karşı oy ve oyçokluğuyla hükmün onanmasına karar verilmiştir.
Yargıtay C.Başsavcılığı ise 03.04.2003 gün ve 29550 sayı ile;
Sanık M. Altunbaş'ın sabit görülen hürriyeti tahdit suçundan dolayı cezalandırılmasında bir isabetsizlik bulunmamaktadır. Ancak, diğer sanıklar C. Cihangir ile Ç. H. Yerdelen'in polis memuru olduğunu bildikleri M. Altunbaş'ın eylemine bilinçli olarak, asıl amaç ve niyetini bilerek katıldıklarına, onunla eylem ve irade birliği içinde hareket ettiklerine, aynı amaca matuf olarak TCK. nun 64 ve 65. maddesi anlamında sanık M.'ın yanında yer aldıklarına dair her türlü şüpheden uzak, mahkûmiyete yeterli iddia ve delil bulunmadığı, aşamalardaki savunmaların aksini gösteren delillerin yeterince ortaya koyulmadığı görülmektedir. Eylemin belli bir aşamasından sonra ve sadece sonuç bölümünde tesadüfen olaya dahil oldukları, suç tanımına uyan bir davranış sergilemedikleri anlaşılmakta, ortaya çıkan şüpheden yararlandırılmaları gerekmektedir görüşüyle itiraz yoluna başvurarak sanıklar C. Cihangir ve Ç. H. Yerdelen haklarındaki Özel Daire kararının kaldırılmasına ve hükmün bu sanıklar yönünden bozulmasına karar verilmesi talebinde bulunmuştur.
Dosya Birinci Başkanlığa gönderilmekle Ceza Genel Kurulunca okundu, gereği konuşulup düşünüldü.
CEZA GENEL KURULU KARARI
Sanıklar C. Cihangir ve Ç. H. Yerdelen'in, hakkındaki mahkumiyet hükmü kesinleşen sanık M. Altunbaş ile iştirak halinde mağdur Hamit Deniz'in özgürlüğünü sınırladıkları kabul edilerek cezalandırılmalarına karar verilen somut olayda Özel Daire çoğunluğu ile Yargıtay C.Başsavcılığı arasındaki uyuşmazlık, bu sanıklar yönünden özgürlüğü sınırlama suçunun unsurları itibariyle oluşup oluşmadığının belirlenmesi noktasında toplanmaktadır.
Sanıklara yüklenen özgürlüğü sınırlama cürmü Türk Ceza Yasasının 179. maddesinde düzenlenmiş olup, madde, Bir kimse diğer bir kimseyi gayrimeşru surette kişi hürriyetinden mahrum ederse ... cezalandırılır. hükmünü taşımaktadır. Bu hüküm ile bireylerin hareket özgürlüğünün hukuka aykırı biçimde kaldırılması, kısıtlanması yaptırıma bağlanmıştır. Suçun maddi unsuru, kişinin özgürlüğünden yoksun bırakılmasıyla oluşur. Bu fiil, failin doğrudan doğruya veya dolaylı hareketleriyle ve çeşitli araçlar kullanılarak gerçekleştirilebilir. Sonuç ise, mağdurun hareket etme ya da yer değiştirme özgürlüğünün kaldırılması biçiminde kendini gösterir. Bu suç, serbest hareketli suç olduğundan, maddi anlamda özgürlüğün kaldırılması sonucunu doğurabilecek her türlü hareket ile işlenebilir.
Özgürlüğün sınırlandırıldığı yer başlı başına suçun gerçekleşmesi bakımından önemsizdir; gerçekten failin ya da mağdurun veya başkalarının mülkiyetinde olması; açık ya da kapalı bulunması; üzüntü verici ya da tedavi edici (curativo) veya şeref kırıcı vb. nitelikli bir yer olması arasında herhangi bir fark yoktur. Menkul yer olabilir; gemi, otomobil vb. olabilir. (Erol Cihan, Kişisel Özgürlüğü Sınırlama Cürmü, İÜHFM, 1975, sy. 57)
Suçun manevi unsuru ise, öğretide çoğunlukla benimsenen görüşe göre failin, mağduru kişisel özgürlüğünden yoksun bırakmaya yönelik hareketleri gerçekleştirmeyi istemesini ve bilmesini içeren genel kasttır. Uygulamada suçun genel kasttan ayrı olarak özel kastı gerektirip gerektirmediği hususunda tartışma bulunmasına karşılık, Ceza Yasamız anılan suçta, eylemin gayrimeşru surette işlenmesini öngördüğünden, failin bu şekilde hareket ettiğini bilmesini ve istemesini aramaktadır. Bu nedenle Hakim, suçun manevi unsuruna dahil olan hukuka aykırılık bilinci"ni elbette araştıracaktır.
İncelenen dosya içeriğine göre;
Yakınan Hamit Deniz 14.08.2001 tarihinde kollukta, gece saat 02.00'de alınan ifadesinde; 13.08.2001 günü akşam 21.30 sıralarında çalışmakta olduğu firmaya ait yazıhaneye 71 DA 041 plakalı Mazda marka bir otomobille gelen dört kişinin kendisini otoya çağırdıklarını, bir yere gideceklerini söyleyerek arabaya bindirdiklerini ve gözlerini bezle kapatarak, Ü.'in yerini sorup dövmeye başladıklarını, sonra bir apartmanın bodrum katına götürerek başına tabanca dayayıp ya Ü.'i bulmasını ya da öldüreceklerini söylediklerini, neden aradıklarını sorduğunda Ü.'in elinde tarihi eser olduğunu belirttiklerini, mecbur kaldığı için bu kişileri Ü.'in evine götürdüğünü, evin önünde arabadan indirip Ü.'i bize getir, sen kurtul diyerek kimliklerini gösterip polis ve MİT olduklarını söylediklerini, arabada büyük silahlar olduğunu, çağırmaya çıktığı Ü. kapıyı açınca içeriye düştüğünü ve konuyu anlattığını, bunun üzerine Ü.'in babasının aşağıya indiğini, bir süre sonra da kendilerinin indiğinde bu kişilerin gitmiş olduklarını gördüklerini ve karakola geldiklerini, kendisini kaçıran kişileri görse teşhis edebileceğini beyan etmiştir.
Aynı gün saat 22.30'da alınan ifadesinde ise; olaydan 45 gün kadar önce çalıştığı yere gelen çocukluk arkadaşı Ü. Güler ile birlikte dolaşmaya çıktıklarında, yakında trilyonluk adam olacağını söyleyip arabanın torpido gözünden çıkardığı gazete kağıdına sarılı haldeki gözyaşı şişesi, kandil ve koç başı şeklindeki heykeli göstererek bunların tarihi eser olduklarını belirttiğini, 15 gün süreyle 2-3 gün aralıklarla işyerine geldiğini, ancak bir daha bu konuyu konuşmadıklarını, sonra bir gün dükkan komşusu olan Abdullah adlı kişinin yanına gittiğinde Ömer Hoca adlı kişi de olduğu halde Ü. ile konuştuklarını gördüğünü, konuşmalardan anladığı kadarıyla Ömer Hocanın, tarihi eserler için müşteri bulacağını, aralarında ertesi gün bu eşyaları İstanbul'dan gelen bir kişiye göstermek üzere anlaştıklarını, bir gün sonra Ü.'in, Ömer Hocanın eşyaları gösterdiği kişinin bunların değersiz olduklarını söylediğini anlattığını ve 15 gün sonra yanına uğradığında ise tarihi eserlerin fotoğraflarını bir bayan aracılığıyla İstanbul'a gönderdiğini ve haber beklediğini belirttiğini, 12.08.2001 günü saat 21.00 sıralarında işyerine telefon açan bir kişinin Ü.'i sorduğunu, bilmediğini söylediğinde ise, polis olduğunu, Ü.'in elindeki mallar için ertesi gün gelecek kişilerin Jitem'den olduklarını söylediğini, yarım saat sonra işyerine gelen Serkan adlı kişinin, sen ne yaptın ki polisler seni arıyor dediğini ve işyerinin önündeki Mazda marka araca binmesini söylediğini, araçta sonradan teşhis etmesi nedeniyle tanıdığı M. Altunbaş, M. Ekinci, S. Haki ve kimliğini bilmediği bir kişinin bulunduğunu ve Ü.'i sorduklarını, M. Altunbaş'ın, kendisini araçtan indirerek, Ü.'te mallar varmış, onunla irtibata geç, beraber işbirliği yapalım, o da kazansın biz de kazanalım sen de kazan dediğini, Ü. ile konuşmalarının daha iyi olacağını belirttiğini, bir süre sonra Ü.'in işyerine geldiğini, akabinde araç içerisinde bulunan bu kişilerinde içeriye girdiklerini ve sordukları Ü. adlı kişinin bu arkadaşı olduğunu onlara söylediğini, birlikte işyerinden ayrıldıklarını, bir süre sonra S. Haki'nin gelerek işyerini kapatıp onun kahvehanesine gitmesini söylediğini, gittiğinde hepsinin birlikte konuşmakta olduklarını gördüğünü, Ü.'ten daha değerli şeyler getirmesini istediklerini ve Ü.'in tarifi üzerine yapılan çizime göre bir lahit getirileceğini anladığını, ertesi gün S.'ın saat 10.00 sıralarında işyerine gelerek Ü.'i sorduğunu, o sırada gelmekte olan Ü.'i görüp S.'a gösterdiğini, farkına varan Ü.'in ise kaçmaya başladığını, S.'ın ise kendisine dönüp ne yap yap bu adamı bul, yoksa senin başın ağrır dediğini, Ü.'i cep telefonundan arayıp durumu anlattığında başının çaresine bakmasını, gelemeyeceğini belirttiğini ve S.'ın gittiğini, saat 21.30 sıralarında Mazda marka aracın işyerinin önüne geldiğini ve M. Altunbaş'ın kendisine arabaya binmesini söylediğini, bindiğinde aracı H. Öztürk'ün kullanmakta olduğunu ve S. Haki ve M. Ekinci'nin de araçta olduklarını gördüğünü, arkada M. ile S.'ın arasına oturduğunu, M.'ın birden gözüne yumrukla vurduğunu ve başını eğerek dizlerinin üstüne koymasını istediğini, bir süre sonra arabanın durduğunu ve kendisini bir bodrum katına soktuklarını, burada M.'ın belinden silahını çıkartarak başına dayadığını, seni öldürürüm, seni gebertirim, bizi Ü.' götüreceksin dediğini, sonra tabancanın kabzasıyla başına vurduğunu ve başının kanadığını, sonra bir üst kata çıkartıp yarasını temizlettirdiğini, daha sonra bu kişileri Ü.'in evine götürdüğünü, geldiklerinde alt katta bekleyerek Ü.'i çağırmasını istediklerini, kapıyı çaldığında Ü.'in açtığını, kendisini bu olaydan kurtarmasını istediğini, Ü.'in, alt tarafta beklemekte olan M.'ın farkına vararak kendisini içeriye aldığını, sonra Ü.'in babası Mustafa'nın aşağıya indiğini ve ondan öğrendiği kadarıyla M.'ın, adı geçeni oyalayarak olay yerinden ayrılmış olduğunu, sonra karakola başvurduğunu, kendisini kaçıran ve teşhis ettiği M. Altunbaş, M. Ekinci ve H. Öztürk adlı kişilerden şikayetçi olduğunu belirtmiştir.
23.08.2001 tarihinde Mahkemeye sunduğu dilekçe ile araca kendi isteği ile bindiğini, kendisini kimsenin zorlamadığını ve hürriyetini tahdit etmediğini, şikayetinden vazgeçtiğini bildirmiştir. Duruşmada ise olayı kolluktaki ifadesine uygun olarak anlatmış, ancak götürüldüğü bodrum katında sanık M.'ın kafasına tabanca kabzası ile vurmadığını, tuvalete giderken başını bir yere çarptığında kendisine vurulduğunu zannettiğini, ayrıca kendisini tehdit etmeyip yalnızca küfür ettiğini, sanık M.'ın yanında olan kişileri tanımadığını, görse de tanıyamayacağını, bu kişilerin ellerinde uzun namlulu silahlar bulunduğunu, sanık M.'ın ise arabada ön sağ tarafta oturduğunu, bunun dışında kolluk anlatımının doğru olduğunu söylemiştir.
Sanık Ç. H. Yerdelen kolluk tarafından alınan ifadesinde; M. Altunbaş adlı polis memurunu yaklaşık bir yıldır tanıdığını, bu kişinin mesai saatlerinden arta kalan zamanlarda çalıştırdığı bilgisayar tamirhanesine geldiğini, olay günü saat 21.00 sıralarında işyerine gittiğinde M.'ın, birlikte çalışmakta olduğu C. Cihangir ile sohbet ettiklerini görüp kendi bölümüne geçtiğini, yanına gelen M.'ın aşağıya bir şahsı getirdim, kendisini dövdüm, o şahsı evine bırakıp gelelim dediğini, ilk önce işi bahane edip götürmek istemediyse de fazla ısrar edince kıramadığını, M.'ın genelde arabada bagajda bulundurduğu av tüfeklerini sorduğunu, arabanın arkasında olduğunu öğrenince bir tanesini istediğini, ne yapacağını sorduğunda ise arkada bulunan arabadakilere vereceğini söylediğini, bunun üzerine araba varsa neden kendi aracını istediğini sorduğunda diğer arabada yer olmadığını söyleyerek evine bırakacakları kişiyi çıkartarak kendi arabasına oturttuğunu ve arkadan aldığı bir av tüfeğini diğer araca verdiğini, C.'i de yanına alarak aracın yanına gittiğinde M.'ın aracı kullanmak istediğini söylemesi nedeniyle anahtarları ona verdiğini, araca bindiklerinde Hamit Deniz adlı kişinin başının sürekli eğik olduğunu ve M.'ın, başını kaldırmaması için devamlı olarak uyardığını, diğer araçtakilerin cep telefonundan M.'ı arayarak benzin alacaklarını söylemeleri üzerine bir süre onları beklediklerini, sonra yola devam edip Hamit Deniz'in tarifi ile geldikleri bir apartmanın önünde durduklarını, M. ve Hamit'in birlikte arabadan inip apartmana girdiklerini ve 5 dakika kadar sonra M.'ın tek başına gelip arabaya bindiğini, orada biraz oyalandıktan sonra tekrar dükkana gittiklerini, M.'ın telefon açarak diğer araçtakilere kendisini oradan almalarını söylediğini, araç geldiğinde tüfeği iade ederek işyerinden diğerleri ile birlikte ayrıldığını, C.'e, M.'ın ne yapmaya çalıştığını sorduğunda, bir tarihi eser işiyle ilgilendiğini, pek fazla bilgisinin olmadığını söylediğini beyan etmiştir.
Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda, duruşmada önce tanık olarak, hakkında dava açıldıktan sonra da sanık sıfatıyla alınan ifadelerinde de benzer şekilde anlatımda bulunmuş, ancak emniyette ısrarla dövme olayından söz edilerek ifadesinin o şekilde yazıldığını, kolluktaki ifadesinin sanık M.'ın yakınanı dövdüğüne ilişkin kısmının doğru olmadığını, suçsuz olduğunu söylemiştir.
Sanık C. Cihangir 17.08.2001 tarihinde C.Savcısı tarafından alınan ifadesinde; olay günü işyerinde çalıştığı sırada özel harekatta çalıştığını bildiği M. adlı sanığın yanında polis memuru olduğunu zannettiği bir arkadaşı ile gelip hiçbir şey söylemeden doğrudan işyerinin bodrumuna indiklerini, o esnada kendisinin yazıhane bölümünde çizim işlerine devam etmekte olduğunu, tuvalete gideceklerini düşünerek eliyle tuvaletin yerini gösterdiğini, daha sonra ihtiyaçlarını giderip yanına geldiklerinde M.'a arkadaşının sarhoş olup olmadığını sorduğunu, onun da bir şey olmadığını aralarındaki bir mesele olduğunu söylediğini, bir süre sonra Ç. H. Yerdelen işyerine geldiğinde M.'ın ondan arkadaşını bırakmak için arabasını istediğini, daha sonra arabayla gittiklerini, herhangi bir şekilde yakınanın hürriyetini kısıtlamadığını, yüklenen suçu kabul etmediğini, M. ve arkadaşları ile yakınan arasında ne geçtiğini bilmediğini beyan etmiştir.
Duruşmada; SSK'da memur olarak görev yaptığını, ayrıca eniştesine ait reklam dükkanında teknik eleman alarak çalıştığını, sanıklardan yalnızca polis memuru olduğunu bildiği M. Altunbaş'ı tanıdığını, olay tarihinde bu sanığın dükkanına geldiğini, beraberindeki yakınan Hamit'in ise yazıhane bölümüne girmeyip ön kısımda beklediğini, M.'ın içeriye girer girmez MİT. te tanıdığımız var mı? diye sorduğunu, zaman zaman dükkanına gelip gidenler olduğu için var diye cevap verdiğini, sonra herhangi bir talepte bulunmadan yakınanın kolundan tutup birlikte bodrum kısmına indiklerini, çalıştığı için orada ne kadar kaldıklarını bilemediğini, ancak bir ara dışarı çıktıklarında tuvaleti tarif ettiğini ve dönüp yanına geldiklerinde yakınanın yüzünde ve saçlarında ıslaklık olduğunu gördüğünü, M.'ın kendisine hitaben bu çocuğu evine götüreceğiz dediğini, ortağı olan Ç. H.'ın ava gitmek için dükkanda bulunan av tüfeklerini alıp otomobile bindiklerini, yakınanın ikisinin arasına bindiğini ve otomobili sanık M.'ın kullandığını, yakınanın tarif ettiği yere gittiklerini, yakınan ile M.'ın üst kata çıktıklarını, sonra M.'ın yalnız geldiğini ve kendilerini dükkana bıraktığını beyan etmiştir.
Hakkında dava açıldıktan sonra sanık sıfatıyla alınan ifadesinde ise, olayda tesadüfen bulunduğunu, suçsuz olduğunu söylemiştir.
Aynı suçtan hakkında verilen mahkumiyet kararı onanarak kesinleşen sanık M. Altunbaş kolluk tarafından alınan ifadesinde; polis memuru olarak görev yaptığını, arada sırada gittiği S. Haki'ye ait çay evinde Ü. adlı kişinin elinde tarihi eserler olduğunu, müşteri aradığını öğrendiğini, M. Ekinci adlı arkadaşını çağırıp bu olayın doğru olup olmadığını nasıl öğrenebileceklerini sorduğunu, olayı bildiğini ve doğru olduğunu söylemesi üzerine S. vasıtasıyla yakınan Hamit Deniz'e ulaştıklarını, 12.08.2001 günü M. Ekinci ve S. Haki ile birlikte yakınanın yanına giderek polis olduklarını ve Ü. ile görüşmek istediklerini söylediklerini, yakınanın telefon ederek adı geçeni çağırdığını, bu sırada kendilerinin kahvehaneye gittiklerini ve S.'ın, yakınan ile Ü. adlı kişiyi buraya getirdiğini, elinde define olup olmadığını sorduklarında Ü.'in doğruladığını, numune ve fotoğraf istediklerinde ise elinde fotoğraf olduğunu söyleyip getirebileceği tarihi eserlerin temsili resimlerini çizmeye çalıştığını, fotoğrafları S.'a vereceğini söylemesi üzerine M. Ekinci ile birlikte oradan ayrıldıklarını, ertesi gün M. Ekinci ile birlikte H. Öztürk'ün yanına gidip bir süre birlikte dolaştıktan sonra S.'a rastladıklarını ve arabaya aldıklarını, az ileride de yakınan Hamit'i görünce S.'ın onu da arabaya çağırdığını, bu arada yakınanın başını eğdirip, ölümle tehdit ettiği iddiasının doğru olmadığını, sonra birlikte Rakım-2001 adlı işyerine gittiklerini, burada kendisinin arabadan inip C. Cihangir adlı kişinin yanına gittiğini ve tarihi eser kaçakçılığı yapan kişileri tespit ettiğini, MİT veya Kaçakçılık ve Organize Suçlar Şube Müdürlüğünde tanıdığı olup olmadığını sorduğunu, adı geçenin araştırmak için birkaç yere telefon açtığını, herhangi bir kimseye ulaşamadığını, sonra arabadan yakınan Hamit'i indirerek bu işyerine götürdüğünü, yakınan tuvalete gireceğini söyleyince alt katta olduğunu zannederek yanlışlıkla bodruma indirdiğini, olmadığını görünce tekrar yukarı çıktıklarını, tuvalet kapısı ters tarafa açıldığı için Hamit'in kafasını kapıya vurduğunu, kanadığı için kafasını soğuk suyun altına soktuğunu, bunun dışında vurmasının ve silahla tehdit etmesinin söz konusu olmadığını, zaten silahının yanında olmadığını, yakınan Hamit'in beş dakika sonra yanlarına geldiğini, Ü.'in yerini sorduğunda evde olabileceğini söyleyince Ç. H. Yerdelen'in arabasına adı geçen, C., yakınan ve kendisinin bindiğini, arabayı kendisinin kullandığını, H. Öztürk, S. Haki ve M. Ekinci'nin ise diğer araçla kendilerini takip ettiklerini, onların yolda benzin almak için durduklarını, yakınan Hamit'in tarifi üzerine Ü.'in evine gittiklerini, yakınan ile kendisinin yukarıya çıktıklarını, yakınan kapıyı çaldığı sırada 5-6 basamak aşağıda beklediğini, Ü.'in kapıyı açarak kendilerini içeriye davet ettiğini fakat kendisinin girmediğini, aşağıya inip bir süre beklediğini, bu esnada Ü.'in babası ile karşılaştıklarını ve onun, tanıdıkları bir C.Savcısının geleceğini söylemesi üzerine çekindiğini ve arabaya dönerek birlikte C.'in dükkanına gittiklerini, sonra diğer arkadaşlarının da gelerek kendisini buradan aldıklarını, yakınan Hamit'i darp ve tehdit etmediğini, kesinlikle silah çekmediğini, tarihi eser konusunu da biraz meraktan biraz da bu konuyu emniyet müdürlüğüne bildirmek için araştırdığını beyan etmiş, Sulh Ceza Mahkemesindeki sorgusunda ve duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Haklarındaki beraat kararları temyiz edilmediğinden kesinleşen diğer sanıklar Mehmet M. Ekinci, H. Öztürk ve S. Haki de sanıklar M. Altunbaş ve Mehmet M. Ekinci gibi anlatımda bulunmuşlar ve yakınanın hürriyetini tahdit etmediklerini söylemişlerdir.
Tanık Ü. Güler kolluk ifadesinde saat 22.30 sıralarında evdeyken kapı çalınıp açtığında arkadaşı olan yakınan Hamit Deniz'i ve birkaç basamak aşağıda da tanımadığı sarışın bir kişinin durduğunu gördüğünü, kendisini aşağıya çağırdıklarında gitmediğini, babasının aşağıya indiğini, ardından yakınan ile birlikte kendisinin de aşağıya indiğini ve bazı kişilerin babasına elinizdeki defineyi bize vereceksiniz dediklerini, babasının define olmadığını söylediğinde karanlık olan ara sokağa götürmeye çalıştıklarını ve babasının Savcıyı getireceğini, ışık altında beklemelerini belirtmesi üzerine bu kişilerin sokağın karanlık olmasından da yararlanarak kaçtıklarını beyan etmiştir.
Duruşmada ise olayın gelişim biçimi hakkında görgüye dayalı bir bilgisinin olmadığını, Adıyaman'dan, tarihi eser niteliğinde olmayan göz yaşı şişeleri, kandil gibi bazı eşyalar getirmiş olduğunu, bunları arkadaşı olan yakınana anlattığını, bir gün yakınanın telefonla kendisini çağırdığını, çalıştığı yazıhaneye gittiğinde polis sanıkların kendisiyle konuşmak istediklerini söylediğini, S. Haki'nin kahvehanesinde buluştuklarında M. Altunbaş'ın, adamı olduğunu, tarihi eserleri ona satmasını söylediğini, satmak için almadığını söyleyerek ayrıldığını, bir gün sonra gece saat 22.30 sıralarında yakınanın yanında M. Altunbaş olduğu halde evine geldiğinde yüzünde yara ve bereler olduğunu, M.'ın konuşmak için kendisini aşağıya çağırdığını, o sırada babası Mustafa Cavit Güler'in dışarıya çıktığını, M.'ın ise elinizdeki defineleri bana vereceksiniz dediğini babası ile aşağıya indiklerini, bir süre sonra yakınanla birlikte aşağıya indiklerinde babasının sanık M.'ın kaçtığını söylediğini, ertesi gün evde yapılan aramada söz konusu eşyaların bulunduğunu, tarihi eser kaçakçılığı suçundan hakkında dava açılıp tutuklandığını söylemiştir.
Tanık Mustafa Cavit Güler de kolluk ifadesinde, olaydan 3-4 ay kadar önce oğlu Ü.'i, kendisine çeki düzen vermesi için mensubu olduğu Adıyaman ilindeki menzil tarikatına götürdü-ğünü, sonra oğlunun, komşusu Osman Yağanoğlu ile birlikte 3-4 kez daha Adıyaman iline gittiğini, tarihi eser kaçakçılığı yaptığı ve elinde tarihi eser bulunduğuna dair bir bilgisi olmadığını, olay gecesi kapı çalındığında oğlu Ü.'in açtığını, kulak verdiğinde birisinin gel beni bu şahıslardan kurtar dediğini duyup kapıya çıktığında gelenin yakınan Hamit Deniz olduğunu gördüğünü, daha sonra aşağıya indiğinde M. Altunbaş adlı kişiyi bir alt katta gördüğünü, birlikte aşağıya inerlerken oğlundan ne istediğini sorduğunda, elinizde bir şey varsa getirin, siz de kazanın biz de dediğini, bunun üzerine bir şeyleri olmadığını, polise haber verdiğini, gelince derdini onlara anlatmasını söylediğini, bu sırada karanlıkta göremediği bir kişinin de bu sanığı kollamakta olduğunu ve sanığın ilerideki inşaata tuvaletini yapacağını, beklemesini söyleyerek gittiğini, bu kişinin bir daha dönmediğini, araştırdıklarında çevrede kimsenin olmadığını gördüklerini beyan etmiş, duruşmada da benzer şekilde anlatımda bulunmuştur.
Yakınan Hamit Deniz hakkında 14.08.2001 tarihinde Erzurum Numune Hastanesi ile Yenişehir Sağlık Ocağınca düzenlenen raporlarda, sağ elmacık kemiği üzerinde hafif ödem, sol tempora parietal bölgede 0.5 cm.lik skalpkesi tespit edildiği, 3 gün iş ve gücünden kalacağı bildirilmiştir.
15.08.2001 tarihinde düzenlenen yakalama ve zaptetme tutanağı içeriğine göre sanıklardan Ç. H. Yerdelen'in Erzurum SSK. Hastanesi Elektronik ve Tıbbi Cihazlar Teknisyenliği odasında yakalandığı, hastane otoparkında park halinde olan 06 GNC 15 plakalı otomobilde yapılan aramada bagajda açık vaziyette bir adet Bruno marka yivli tüfek ve 41 adet 7,9 mm. çapında fişeği, iki adet 12 mm. çaplı Huğlu marka otomatik av tüfeği ve bunlara ait 33 adet av fişeği bulunarak el konulduğu anlaşılmaktadır.
15.08.2001 tarihinde yakınan tarafından yapılan yer göstermeye ilişkin tutanakta, yakınan anlatımlarına uygun olarak olay yerlerini göstermiş, sanıklar C. Cihangir ile Ç. H. Yerdelen ile ilgili bölümünde yalnızca sanıklar tarafından çalıştırılan Rakım 2001 adlı dükkana gittiklerinde M. Altunbaş'ın, kendisini doğrudan bodruma götürdüğünü burada tabanca çekerek Ü.'e götürmesi için tehdit ettiğini, kafasına tabanca ile vurduğunu, sonra yukarıya çıktıklarında lavaboya giderek elini yüzünü yıkadığını, sonra dışarı çıkıp arabaya bindiklerini, arabaya bindiğinde kafasının eğik olması nedeniyle silah olabileceğini tahmin ettiği tahta saplı bir cisim gördüğünü belirtilmiştir.
Yukarıdaki açıklamalar ışığında bu bilgi ve belgeler ile somut olay bir arada ele alınıp değerlendirildiğinde;
Sanıklar C. Cihangir ile Ç. H. Yerdelen'in, ortak işlettikleri işyerlerine olay tarihinde polis memuru olan M. Altunbaş tarafından mağdur Hamit Deniz'in getirilerek bodrumda sorgulanması ve bu sırada raporla sabit olduğu üzere darp edilmesi sırasında işyerinde oldukları ve sonrasında da sanık Çetin'e ait otomobille mağdurun, tanıklar Ü. ve Mustafa Cavit'in evine götürülmesinde sanık M.'ın yanında yer aldıkları sabittir. Sanıkların mağdurun otomobille götürülmesi sırasında ön koltuk boş olduğu halde arka tarafta mağdurun her iki yanında oturdukları ve mağdurun olayın sıcağı sıcağına kollukta verdiği ifadeye göre, başının sanıklarca öne eğdirilerek kaldırmasına izin verilmediği gibi sanıkların ellerinde sanıklardan Çetin'e ait olan ve olaydan sonra otomobilinde ele geçen tüfeklerin bulunduğu da anlaşılmaktadır. Olayın bu oluş şekli nazara alındığında, sanıkların bilinçli olarak otomobilin arka koltuğunda mağdurun hareketlerini kısıtlayacak şekilde onun iki yanında oturmaları, ellerinde tüfek bulunması karşısında, olaya bilinçli olarak katılmadıklarından söz etmek olanaksızdır. Sanıkların açıklanan eylemlerinde, TCY'nın 179/2-3 madde ve fıkralarında tanımı yapılan suçun tüm öğeleriyle oluştuğu açıktır.
Bu itibarla, Yerel Mahkemece sanıkların özgürlüğü kısıtlama suçundan cezalandırılmalarında ve bu hükmün Özel Dairece onanmasında bir isabetsizlik bulunmadığından Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının reddine karar verilmelidir.
Sonuç: Açıklanan nedenlerle, Yargıtay C.Başsavcılığı itirazının REDDİNE, dosyanın yerine gönderilmek üzere Yargıtay C. Başsavcılığına tevdiine, 03.06.2003 günü oybirliği ile karar verildi..(¤¤)
Full & Egal Universal Law Academy